Hani deriz ya; “La bırak oğlum, şeytan meytan doldurur…”
Lakin boş tabancayı dolduran şeytan, cüzdana gelince “tık” yok…
Niye?
Çünkü işi gücü puştluk…
Hoş bir anekdottur
Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş.
Keyfi yerinde olan şeytan sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa
bağlı, ineğini sağmakta olan genç bir hanımı bir süre uzaktan izlemiş.
Şeytan, kadını epey izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı
buzağının ipini biraz gevşetmiş.
Buzağı bu az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına
izlemeye daha fazla dayanamamış debelenmiş ve boynundaki ip
çözülmüş. Koşarak annesini emmeye gitmiş tabii süt kovasını da
devirmiş.
Sağdığı süt ziyan olunca sinirlenen genç kadın eline geçirdiği odunu
buzağıya vurunca yavru yere yığılmış.
Yavrusuna saldırılan inek kayıtsız kalır mı? Bir tekmede kadını yere
serip öldürmüş.
Bu sırada uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineğin gelinini
öldürdüğünü görüp ineği tüfekle vurmuş.
Silah sesini duyan koca, karısını yerde cansız yatar babasını da elinde
tüfekle görünce silahını çekip babasını öldürmüş.
Ve bir süre sonra gerçeği öğrenen genç adam, bu kadar acıya
dayanamayıp intihar eder.
Bütün bu olayları bir kenardan izleyen şeytan; “Şimdi bu felaketi bana
yüklerler, hâlbuki ben buzağının ipini gevşetmekten başka ne yaptım
ki?” der, işin içinden sıyrılır.
Bu hikâyeden alınacak çok ders var aslında…
Şeytan puştluğunu her daim oynayacaktır. Önemli olan sabırla, öfkeye
kapılmadan hareket etmek, hak ve hukukun geç de olsa yerini
bulacağı, ilahi adaletin er geç tecelli edeceğine inancı
kaybetmemektir.