Kategori: Yazar

  • Dadaş Film

    Türkiye’nin, Türk Sinemasının, Dadaş Film’in, Erzurum’un bayrağı Cannes’da dalgalanacak.

    45 yıl sonra, Dadaş Filmin ilk filmi, 1966 yılı yapımı film “Hudutların Kanunu”nu Cannes film festivalinde görmek, benim için onur ve gurur kaynağı, bende dostlarla paylaşmak istedim.
    Birkaç ay önce Dünya Sinema Vakfı (World Cinema Foundation) Direktörü Kent Jones tarafından restorasyon teklifi geldiğinde, çok mutlu oldum. Ve yoğun bir dönem başladı. Kopya 45 yıllık bir kopyaydı, yapılabilecek mi diye çok kaygılandım. Her şey yolunda gitti.
    11- 22 Mayıs/2011 tarihinde Fransa’nın Cannes şehrinde gerçekleşecek olan Cannes Film Festivalinde resepsiyonu olacak, dünyanın meşhur yönetmenleri arasında gösterimi yapılacak.
    Öncelikle; Dünya Sinema Vakfının başkanı Martin Scorsese, direktörü, Kent Jones, vakıf üyeleri Fatih Akın, Souleymane Cisse, Guillermo del Toro, Stephen Frears, Alejandro Gonzalez, Inarritu, Abbas Kiarotami, Depa Mheta, Ermanno Olmi, Raoul Peck, Christi Puiu, Walter Salles, Abderrahmane, Sissako, Elia Suleiman, Bertrand Tavernier, Wim Wenders, Wong Kar – Wai, Tian Zhuangzhuang, Danışmanlar Gilles Jacob, Thierry Fremaux Vakıf Yöneticiler; Emma Tillinger, Gian Luca Farinelli, Benoit Merkt, Koordinatör;Cecilia Cenciarelli, Operasyon Müdürü; Douglas Liable ekibine filmi değerlendirip seçtikleri ve ilk kez dünya sinema seyircisiyle buluşturacakları için teşekkür ederim.
    Buradan Öncelikle babam Cahit Gürpınar’a böyle bir miras bıraktığı için minnettarlığımı belirmek isterim.
    Tabii ki, daha sonra bu filme hayat veren başta Yönetmen Lütfi Akad’a, bu öykünün yazarı Yılmaz Güney’e, emeği geçen bütün oyuncu ve film ekibine teşekkür eder, ellerine, yüreklerine sağlık demek isterim.
    Son olarak, bana bu çalışma süresinde yardımcı olan yapımcı Ali Akdeniz’e teşekkür ederim.
    Dadaş Film’in yapımcısı olduğu HUDUTLARIN KANUNU; 1966 yılında siyah beyaz olarak çekildi. Yönetmen Lütfi Akad, Senaryo Lütfi Akad, Yılmaz Güney, Görüntü Yönetmeni Ali Uğur, Oyuncular Yılmaz Güney, Pervin Par, Erol Taş, Tuncel Kurtiz, Osman Alyanak, Kadir Savun, Aydemir Akbaş, Tuncer Necmioğlu, İhsan Bayraktar, Necati Er, Danyal Topatan .
    Hudutların Kanunu, yapım aşamasında sansürle tanıştı. Yıllar içinde Berlin ve Venedik festivallerine davet edilmesine rağmen izin verilmedi. Bu arada 1967 yılında 4. Antalya Film Festivalinde; En İyi İkinci Film, En İyi Erkek Oyuncu , As Dergisi Sinema Yazarları 1965 -1969 En İyi Film, 7. Sanat Dergisi 1914 – 1972 yılları arasında En İyi 4. Film ödüllerini aldı.
    Eleştirmenler tarafından, Lütfi Akad’ın Türk Sinemasına yeni bir soluk getirdiği ve önemli bir “Toplumsal Gerçekçilik” olarak bakıldı.
    Halit Refiğ, Ulusal Sinema Kavgası kitabında; Akad’ın Hudutların Kanunu’nda ulusal Türk Sinemasının kuruluşunda biçim ve anlatım özellikleri bakımından sağlam adımlar attığını söyler. “Hudutların Kanunu” süslemelerden, lüzumsuz kamera oyunlarından, mizansen münasebetsizlıkten uzak ,yalın, gerçekçi, çarpıcı ,dinamik bir tablo ve görüntü olarak Türk Sinemasının ulaştığı zirvelerden biri diye değerlendirir.
    Bu çalışma, bir toplumun sanat ve kültürle ulaşamayacağı zirvenin olmadığını gösterir.
    Sanat dolu günler dilerim.
  • Merhaba

    Tarih boyunca birçok medeniyetlere kucaklaşmış Türkler doğal olarak kültür sanat edebiyat alanlarında müthiş bir bir donanım ve birikime sahiptir. Belki de kendi ismiyle müziği olan dünyada tek milletir.

    Bu köşede, Kültür Sanat Edebiyat alanında sizlerle olacağım. Öncelikle yayın hayatına yeni başlayan Erzurumflaş’ın şehrimize  hayırlı olmasını diliyorum. Sevgili ağabeyim Sayıl Narmanlıoğlu’na teşekkür ederken, okuyucularımı muhabbetle selamlıyorum.

     

    Biliyorsunuz; toplumların hayatından kaynaklanan duygu, düşünce ve zevklerini işleyerek dile getiren, ait oldukları toplun kültürünü yansıtan sözlü ve sözsüz ifadelerdir ezgiler. Türk  müziğinin kökeninde de türkü bulunur ve ‘ Türk e özgü’ anlamındadır.

     

    Türk halk müziğinin kökeni, Şamanlara kadar uzanır. Bu yüzdendir ki, şiirlerimiz Şaman motifleri taşır ve törensel bir yapıları vardır.

     

    Halk müziğimiz, önceleri arşivleme ve kayıt olmadığından insan aktarmalı dediğimiz, dilden dile yayılarak günümüze ulaşmıştır. Bu zamanlarda halk şiirleri  daha yaygın olarak söylenmiştir. Bu şiirlerin ezgi ile söylenmesi beraberinde türkülerin oluşumunu sağlamıştır. Tarih boyunca  medeniyetleri kucaklaşmış Türkler, doğal olarak kültür sanat edebiyat alanlarında müthiş bir bir donanım ve birikime sahiptir. Belki de Türkler, kendi  ismiyle müziği olan dünyada tek milletir.

     

    Ben bunun akademik yönünü tabiî ki açmayacağım.Onu tamamen hocalarımıza bırakmak hatta onların yazılarından alıntı alındığında isimlerini yazmakta ahlaki bir görev sayacağım.

     

    Önümüzdeki haftalarda  yörelerimizin kaynak kişileri ve ezgilerimizi irdeleyeceğiz.

    Mutlu kalın

  • Başlarken

    Mahalli basında fırsat buldukça yazdığım yazıların çıkması beni mutlandırdı. Ülke ve kent sorunlarını o yazılarda dile getirdim. Yöneticiler dikkatlerini çeken konularda beni arayarak sorunlar konusunda tartıştılar. Bu da yaşadığım il bakımından yararlı oldu.

     

    Erzurum Gazetelerinde köşe yazılarımın çıkmasından yıllar önce daha öğretmen okulunda öğrenci iken duvar gazetesinde yazmaya başladım.

    Öğretmen okullarının geleneksel yapısı içerisinde öğrencilerin uğraşı alanları yeteneklerine göre yönlendirilmişti. Bazı arkadaşlarımız spor alanında çalışmalar sürdürür, yeteneklerine göre güreş, basketbol, atletizm gibi dallarda yeteneklerini sergileme fırsatı bulurdu.

    Bu arkadaşlarımızı sınıflar arası veya okullar arası yarışmalarda tribünlerden alkışlayarak başarılarına destek verirdik.

    Edebiyatta yeteneği olan öğrenciler kendi çaplarında gazetecilik alanında çalışmalar yaparlardı. Okulun duvar gazetesinde her hafta onların yazılarını, şiirlerini, resimlerini okuyarak arkadaşlarımızın başarısına ve yeteneklerine tanık olurduk.

    Bu arkadaşlarımızın yılda bir çıkarılan okul öğrenci derneğinin yayını olan, okul bülteni gazetesinde yazılarını teksir makinesinde basılarak yayınlanınca görür, Türkiye genelinde bütün öğretmen okullarına dağıtılan bu bültenler sayesinde onların gelecekteki başarılarının oranını tartışırdık.

    Böylece Öğretmen okulu öğrencileri yeteneklerini müzik, resim, edebiyat, spor dallarında geliştirerek ortaya koyma imkanına sahipti.

    Ben edebiyata meraklı bir öğrenciydim. Daha o yallarda dünya klasiklerinin bir çoğunu büyük bir hazla okur, onları taklit ederek roman yazmaya çalışırdım. Sonra usta yazarların romanları ile mukayese eder, çok kötü taklit yazılar olduğunun farkına varır, hepsini imha ederdim.

    Kültür ve edebiyat kolunda görev yapar, sınıf ve okul gazetesinde makale ve öykülerimi yayınlardım. İlk heves ve çalışmalarım bu yıllarda başladı. Daha sonraki yıllarda eğitim Enstitüsü  Türkçe bölümü öğrencisi olarak bu bölümün çıkardığı dergide ve ulusal yayın yapan bazı edebiyat dergilerinde küçük çaplıda olsa yazılarım yayınlanınca büyük bir sevinç ve gurur duyarak gençliğin heyecanı ile kendimi büyük mutluluk içerisinde hissederdim.

    Bazen o günlere geri döndüğümde politikanın benim yaşamımda bir çok olumsuzluğu beraberinde getirdiğini kabul ediyorum. Politika ile birlikte yazamadım. Okuma alışkanlığımı kısmen azalttım.  Enerjimin büyük bir kısmını politikaya aktardım. Sonuçta önemli bir alışkanlığımı da kaybettim.

    Mahalli basında fırsat buldukça yazdığım yazıların çıkması beni umutlandırdı. Ülke ve kent sorunlarını o yazılarda dile getirdim. Yöneticiler dikkatlerini çeken konularda beni arayarak sorunlar konusunda tartıştılar. Bu da yaşadığım il bakımından yararlı oldu.

    Şimdi yeniden gazeteci arkadaşlarımın çıkardığı gazetede yazmak bana eski günlerin güç ve hazzını verdi. Her hafta bu köşede okuyucularımla başta Erzurum ve çevresi daha sonra ülke sorunlarını tartışarak onları gündeme getirerek insanımın ufkunu açacağım için mutluyum.

    Bana bu daveti yapan arkadaşlarıma teşekkür ediyor, tüm okuyuculara merhaba diyorum.

  • Altın Fayton Ödülü Ceylan’ın

    Cannes Film Festivali kapsamında yapılan yarışma, yönetmen Nuri Bilge Ceylan’a, “2012 Carossee d’or’’ (Altın Fayton) sinema ödülünü verdi.

     

    Uluslar arası Sinema Sektöründe önemli bir yer almaya başlayan Yönetmen Nuri Bilge Ceylan, bu kez Fransız Yönetmenler Birliğinin verdiği “Altın Fayton” ödülüne layık görüldü,

     

    “Altın Fayton” ödülü, 2002 yılından bu yana Cannes Film Festivali bünyesinde veriliyor.

     

    Bu ödülü, daha önce Jafar Panahi, Nanni Moretti, Jim Jarmusch ve Clint Eastwood aldı.

     

    200 Fransız Yönetmen’in seçtiği  Nuri Bilge Ceylan’a ödülü görkemli bir törenle verildi. Yönetmenlerin zor insanlar olduğunu, zor beğendiklerini, o yüzden de bu ödülün onun için çok kıymetli olduğunu belirtti ve kendisineoy verenlere teşekkür etti.

     

    Nuri Bilge Ceylan “Yaşamı anlamak için sinema yaptığını’’söyledi ve kendi sinemasıyla ilgili önemli mesajlar verdi.

     

    Törende, Ceylan’ın, dünya sinemasına katkısı, sinemayı anlama ve aktarma biçimi konusundaki farklı tarzı ve performansı dolayısıyla bu yılki ödüle layık görüldüğü belirtildi.

     

    Ödül töreninden önce Ceylan’ın “Mayıs Sıkıntısı’’ filmi gösterildi.

     

    Nuri Bilge Ceylan, Uzak filmiyle Cannes’da kendinden ilk kez söz ettirmişti. Yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın 2002yılında çektiği bol ödüllü filmi. 2003 yılında Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül’ü kazanmıştı.

     

    Mayıs Sıkıntısı filmiyle Nuri Bilge Ceylan uluslar Buenos Aires Uluslararası Film Festivali, 2001 Nuri Bilge Ceylan – En İyi Yönetmen

     

    Ayrıca İskenderiye Film Festivali 2000″Jüri Özel Ödülü” “Mehmet Emin Ceylan” – En İyi Erkek Oyuncu “Nuri Bilge Ceylan – En İyi Kurgu” almıştı.

     

    Yönetmen Nuri Bilge Ceylan, 2011 yılında “Bir Zamanlar Anadolu’da’’ filmiyle Cannes Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü,  2008 yılında da “Üç Maymun’’ filmiyle yine Cannes’da, “En İyi Yönetmen’’ ödülünü kazandı.