Kategori: Yazar

  • Kobanide İnsan Türkiyede Hayvan Olmak (!)

    15 gündür memleketimizi yakından ilgilendiren ve derinden etkileyen olaylara şahit oluyoruz.

    Ortadoğu ateşinin ortasında kalan Türkiye’nin harici düşmanları yetmezmiş gibi dahili düşmanları da bu ateşin yayılmasından, körüklenmesinden uzak durmuyorlar hatta bundan zevk alıp çıkar sağlıyorlar.

    Kobani’de -Amerikalıların Company adından Kürtçeye aktarılmış telaffuzu- ya da daha eski ve doğru adıyla Ayn-el Arab’da bir insalık dramına şahit olduk-oluyorduk. Işid tarafından kuşatılan Kobani’de masum insanların bir kısmı Işid şiddetine maruz kalırken bir kısmı da memleketimizin sağduyusu sayesinde Türkiye’ye getirildi.

    Edindiğim bilgilere göre Kobani’de 70 bin civarı nüfus varken 170 bin savaş mağduru ülkemize sınır geçişi izniyle giriş yapmış.

    Bu, burada bir dursun.

    Kobani’de insan olmak nasıl zor herhalde bunu yazmanın pek de ehemmiyeti yoktur.

    Bir taraftan üzerinize bombalar yağarken diğer taraftan can, mal ve namus güvenliğinizin kapınıza atılacak bir tekme kadar yakın olması.

    İster Kürt, ister Ermeni, İster Rum, İster Çerkez, İster Türkmen.

    İnsanlık için ne acı bir tablo.

    Bu manzaranın içinde bu savaş mağdurlarına yalnızca Türkiye’nin maddi ve manevi sahip çıkması da bir o kadar üzücü.

    Bu da burada bir dursun.

    Kobani’de hal bu iken ve Türkiye’nin tutumu da aşikar ortada iken Kobaniye yardım edin diye ”yırtınmanın”, ortalığı ateşe vermenin, bayrak yakmanın, heykel devirmenin, banka yağmalamanın adı nedir?

    Bence HAYVANLIK

    Kızmaca, küsmece, darılmaca yok. Çünkü bu tanım bile bu yapılanların karşısında hafif kalır.

    Hemen üstte durdurduğumuz paragrafı buraya alalım. Kobaniden 170 bin sığınmacı Türkiye’ye geçmişse Kobani’de yardım edilecek kim kalmıştır? Ya da şöyle soralım Kobani’yi terk etmeyenler, Işidle savaşanlar şu anda kim?

    Cevabı çok açık; Pkk-Pyd güçleri.

    30 yıldır hain pusularla öğretmenimi, polisimi, askerimi, mühendisimi şehit eden Pkk yani terör örgütü, kumandası kimin elinde olduğu belli olmayan sözde müslüman adına bürünmüş olan -bana göre bir başka terör örgütü – Işid’e karşı.

    Kobani’de masum halk yokken şimdi siz yıllarca ihanet ettiğiniz bu devletten ne şartla, ne adla yardım istemektesiniz? Hadi yardım istiyorsunuz, acziyetiniz aşikar ortada iken neye güvenerek ya da neyi düşünerek memleketin altını üstüne getirmeye çalışıyorsunuz?

    Bugüne kadar size müsamaha gösteren bu devletin asli mekanizmasının sabrının taşmasını hiç mi hesap etmiyorsunuz?

    Altında kalacağınız taşın başınızın kaç katı büyüklüğünde olduğunu hesap edebildiniz mi ?

    Bir taraftan ülkemizde bu gelişmeler yaşanırken dünya kamuoyunun tutumu da çok ilgi çekici değil mi ?

    3 yıldır Esed zulmü altında mahvolan ya da kaçan Suriyeli kardeşlerimize sesini dahi çıkaramayan ABD’nin ve AB’nin Kobani hassasiyeti nereden gelmektedir?

    Son günlerde Diyarbakır’da gezen Alman gazeteci ve ajanlarının Türkiye’de işi ne? İstihbaratımız ne iş görmektedir?

    İstanbulda başta BDP olmak üzere çeşitli gruplarla toplantılar düzenleyen Alman vekillerinin bunlarla işi ne?

    Böyüğümüzün dediği gibi ” Zamanlama Manidar” değil mi?

    Kobanide ölenler canda, Suriyedekiler patlıcan mı?

    Peki ya Mısır? Demokrasi Havarileri neredeler?

    Cumhurbaşkanlığı seçiminde halkı kucaklayan Selahattin Demirtaş’ın isyan bildirilerine imza atmasını kim istedi?

    Bayrak yakmayı, heykelleri yıkmayı kınayan Selahattin Demirtaş banka yağmalamayı mı meşru görüyor? Sen bayrağımı yakanı, heykelimi kıranı kınasan ne kınamasan ne ?

    Dün dediği bugünü tutmayan sözde özgürlükçü, hümanist olan siz ve saz arkadaşlarınızın miadının çoktan dolduğunun ve Kandil-İmralı- Avrupa üçgeninde uzaktan kumanda ile sıkıştığınızın millet farkında değil mi sanıyorsunuz?

    Şimdilik diyeceklerimiz burada kalıyor.

    Bir sonraki yazımda belki de bu  ” Salon provakatörlerini ” ele alırız.

    Ve bunlara uyan aklı evellere demem de odur ki ; Sizi bunlar bir güzel kullanırken kendi çoluk çocukları bale derslerinde, piyano kurslarında, Avrupalarda günlerini gün etmekte.

    Sizin elinize molotof veren bu zevatın çocuklarının elinde desteler var. Onlar pusulalarını çoktan ceplerine koymuşlar ama sizin bu denizde böyle giderse kaybolacağınızdan haberiniz yok.

    Selam ve dua ile.

  • İstanbul’da ayran aşı çorbası içmek

    Biz muhabirlerin

    Fotoğraf makinesiz, habersiz yaşamı olmadığı gibi

    365 gün içerisinde tatili de olmaz.

    Ben de kısa süreli dinlenmek adına

     İstanbul’da yaşayan oğlum Reha’nın yanında tatili geçirdim

    Ankara’da Erzurum Günleri’ne katıldıktan sonra, dinlenmeye çekildik.

    Ankara’da Erzurum havasını teneffüs ettik

    Erzurum’a büyük önem veren Çevre ve Şehircilik Bakanımız Hemşerimiz İdris Güllüce

    Erzurum ‘un büyük değeri İçişleri Bakanımız Sayın Efkan Ala’nın

    Stantları gezdikten sonra, hemşerileri ile hasret gidermesi

    Erzurumluların bir araya gelerek

    Ankara’da “Erzurum Günleri’nde kenetlenmesi görülmeye değerdi.

    Büyük emek sarf eden Federasyon Başkanımız

    Feridun Ünal’ın ekibi ile birlikte gurbetteki dadaşlara

    ‘Erzurum’u bire bir yakından bütünleştirmesi’ adına

    Başarılı organizasyona başarılı imza atması damga vurdu.

    Milletvekillerimiz Adnan Yılmaz ve Cengiz Yavilioğlu’nun

    Sıcak ilgilerini unutmak mümkün değil

    Erzurum’un başarılı bürokratı

    UTEK Genel Başkanı Dr. Ömer Özdoğan’ı makamında ziyaret ettim.

    İstanbul’da Erzurum Kültür ve Dayanışma Vakfı Başkanı değerli ağabeyim

    Mehmet Sabri Seven’i ziyaret ettim

    Vâkfa girer girmez

    Erzurum’un fotoğraflarını görünce mutluluğumu iki kat artırdı

    Vakfın dış ve iç cephesini tamamen restore edilmiş olarak görmek

    Erzurumlu olarak beni de bir hayli mutlu etti

    Erzurum’un büyük değeri, Hulusi Seven, amcamızın oğlu

    24 saat Erzurum’u yaşayan

    Vakfı Başkanı Mehmet Sabri Seven

    İstanbul’da öğrenim gören Erzurumlu öğrencilerimize

    Sıcak ‘merhem’ olan

    Öğrencilerin bursları için telefonunu elinden bırakmayan

    Erzurumluluk ruhu ile aşina olan, Erzurum ismi ile heyecanlanan

    ”Ben İstanbul’da değilem gardaş, Ben Erzurum’u İstanbul’da  yaşiram” diyen

    Mehmet Sabri Seven’in

    Vakıf binasında ikram ettiği

     ‘Ayranaşı Çorbası’nı içmek

    Ayrı bir hazdı,

    İstanbul’a Kadıköy’e ayağını basan

    Dadaşların çorbadan içmesini tavsiye ederim.

    İstanbul’un hangi semtinde olursanız olun

    Erzurumlu’nun yediği üç kap yemeğe ise

    Sadece 5 TL ’lik ücret vererek

    Erzurum’un leziz damak tadına varabilirsiniz

    İkinci kez Vakıf ziyaretimde

    Erzurumlu değerli ressam ağabeyim

    Fehim hocamızın

    ‘çakıl taşı ‘ ve ‘kum’dan yaptığı

    Atatürk portesi görülmeye değerdi

    Fehim hocam iki ay içinde alın teri dökerek yaptığı

    Atatürk portresini, Vakıf Başkanı Seven’e hediye etmesi

    Ayrı bir mutluluk tablosuydu

    İstanbul’da yakın ilgisini esirgemeyen

    Vakıf Başkanı Mehmet Sabri Seven’e, değerli dostlarıma

    Sıcak ilgileri için teşekkür ediyorum.

  • IŞİD ve Çözüm Süreci

    2003’de ABD’nin Irak’ı işgal etmesiyle, Irak topraklarında yaşanan kaos, şimdi de kimsenin beklemediği ve anlayamadığı yeni bir aktörle, yani IŞİD’le başka bir boyuta taşındı. IŞİD’in Irak ve Suriye’de etkinleşmesiyle Ortadoğu’daki şiddet arttı. Sınır komşuluğunun yanısıra, geçmişten gelen tarihsel, ekonomik ve siyasal ilişkilerinden dolayı Türkiye bu bölgede yaşananlara hiçbir zaman kayıtsız kalmamıştır.

    IŞİD, diğer ülkelerin farklı planlar kurduğu Irak ve Suriye’de tüm dengeleri altüst etmiştir. Çünkü IŞİD örgütünün yapısı, finansman kaynağı, kısa sürede nasıl bu kadar güçlendiği belirsizliğini korurken, tek bilinen gerçek IŞİD örgütünün Irak’ın geleceğini yönlendirmek istemesi ve bunun için enerji noktalarına odaklandığıdır.

    Bu nedenle, IŞİD’in ilk günden itibaren Irak topraklarındaki enerji kaynaklarını ele geçirme hedefi, çok farklı senaryoların yazılmasına neden olmaktadır. Ayrıca Filistin ve Suriye gibi Ortadoğu’da yaşanan vahşete karşı üç maymunu oynayan gelişmiş ülkelerin son dönemde IŞİD konusunda aldıkları kararlar, bu ülkelerin asıl odak noktalarının enerji olduğu apaçık ortadadır.

    TÜRKİYE VE IKBY’NİN BİRLİKTELİĞİ

    Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ve Türkiye, son yıllarda başta ekonomi olmak üzere birçok alanda önemli işbirliklerine imza attılar. İki tarafın da ekonomik ve siyasal menfaatlerinin yanı sıra, sahip oldukları ortak geçmiş ve kültürel yakınlık, bu işbirliğini güçlendirmiştir. IKBY ile kurulan ekonomik, siyasal ve sosyal ortaklığın olumlu etkileri enerji alanına da yansımıştır.

    Bu yüzden, Kürt petrolünün 22 Mayıs’ta Türkiye aracılığıyla uluslararası piyasalara sevkiyatının başlamasının hemen ardından Irak Bölgesi’nde çok farklı bir denklem oluştu. IŞİD bu tarihten yalnızca 20 gün sonra Musul’u ele geçirdi. İlerleyişini Irak Bölgesi’nin petrol açısından zengin olmayan Batı tarafında sürdürdüğünden, IŞİD enerji denkleminde başlangıçta ciddiye alınmadı. Diğer taraftan, Irak’ın kuzeyinde yaşanan çatışmalar güneye yayılmadığı sürece petrol üretiminin risk altına girmesi kısa vadede beklenmiyordu, ancak IŞİD’in Irak petrolleri üzerinde söz sahibi olma isteği tüm dengeleri değiştirmiş bulunuyor.

    Bugün geldiğimiz noktada, IŞİD’in IKBY’nin yönetimi altında olan ve Kürt vatandaşların yaşadığı bölgelere yaptıkları saldırılar, IKBY-IŞİD savaşını başlatmış görünüyor. Savaşın gerekçesi ise enerji kaynaklarını ele geçirmek ve dolayısıyla bölgenin hakimi olmaktır. Çünkü tüm aktörlerin farkında olduğu gerçek şudur:

    Irak topraklarındaki enerjinin sahibi, kurumsal, ülke veya kişi özelliklerinden bağımsız her aktör, aynı zamanda küresel bir siyasi güce kavuşacaktır.

    Bu sebeple, ileriyi görebilen, doğru analizlerle hareket edebilen ve stratejilerini buna göre belirleyen bir Türkiye’nin enerji masasında temsil ettiği gücü artırması gerekmektedir. En başından beri Irak’ın toprak bütünlüğü yanında yer alan Türkiye’nin, Irak’ın yeniden inşa sürecinde aktif rol oynayan bir tavır takınması olası tüm ihtimalleri tersine çevirebilir.

    ÇÖZÜM SÜRECİ DAHA DA ÖNEMLİ HALE GELDİ

    Çözüm Süreci’nin ilk adımları atıldığından bu yana, Türkiye birçok kez bu hedeften vazgeçmesi ve sürecin bitirilmesi için test edildi. Çünkü Çözüm Süreci’yle yalnızca Türkiye’nin uzun yıllar uğraşmak zorunda kaldığı çekişme ortadan kaldırılmayacak, aynı zamanda Türkiye bu alana harcadığı enerjisini, zamanını ve yatırımını asıl gerekli olan alanlara yönlendirecektir.

    Türkiye’nin Çözüm Süreci’nde en büyük destekçisi ve ortağı da bugün enerji savaşının yaşandığı bölgede hâkim olan IKBY’dir. Türkiye-IKBY arasındaki ortaklığın Çözüm Süreci’yle güçlenmesi ve işbirliğinin giderek bir ekonomik ve siyasal entegrasyona dönüşmesi, doğal olarak birçok ülkede rahatsızlığa yol açıyor. Türkiye’nin büyük risk alarak sürdürdüğü Çözüm Süreci değişik olaylarla sabote edilmeye çalışılıyor. Bunun için de IŞİD bir anlamda gölge oyuncu olarak sahaya sürülüyor.

    IŞİD’in Musul’daki rehine operasyonu, rehinelerin Türkiye’nin çok önemli bir istihbarat stratejisi uygulamasıyla kurtarılması bazıları için istenilen sonucu vermedi. Şimdi ise, IŞİD’in Kürtlerle karşı karşıya gelmesinin sonucu olarak, Kürtler Türkiye sınırına dayanmış bulunmaktadır. Sınır kapılarının açılması yalnızca insani ve siyasi bir duruş değildir, aynı zamanda hedef seçilen Çözüm Süreci’nin sahiplenilmesi, enerjiye, ekonomik ve siyasi entegrasyona giden yolun açılması anlamına gelmektedir.

    Türkiye’nin IŞİD-IKBY-Irak üçgeninde alacağı pozisyonu yorumlayanların, bu gerçeği gözardı etmeden hareket etmeleri de Türkiye lehine olacaktır. Aksi halde yapılan yorumlar, yalnızca muhalefet etme ve iktidar hırsı amacına hizmet edecek ve tabii ki Türkiye’nin uluslararası arenadaki prestijine zarar verecektir. Anlık değişmelerle şekillenen enerji denklemi içinde kalmak isteyen Türkiye, bu duruma göre tavır almalıdır.

     

  • Konya’nın TORKU’su Erzurum’un ancak Türküsü var

    Son iki yıldır dikkat ediyor musunuz bilmiyorum ama piyasada fırtına gibi esen yeni bir marka var ; Torku .

    Torku, şeker kooperatifine bağlı çiftçilerin oluşturduğu bir marka.

    Anlamını Türkçenin büyük sözlüğü Divan-ü Lügati’t Türk’ten almış ; ipeksi, ipek gibi sağlam anlamına geliyor.

    Doğrudan Konya’ya , Anadoluya bağlı. Sermayesi memleketin içinden yani. Ne kazansa direkt ilk olarak Konya’ya katıyor.

    Şeker ve şekerleme- çikolata ürünleri ile çıkış yakalayan firma şimdi neredeyse a’dan z’ye gıda sektörünün içinde.

    Erzurum’da yeni yeni yayılsa da Erzincan’ı geçince marketlerde vs. her taraf bir anda Torku’ya dönüşüyor.

    Torku sucuk,torku kavurma,torku pastırma,torku süt,torku yağ, torku peynir,torku kek,torku bisküvi .

    Torku da Torku yani.

    Bu, burada bir dursun.

    Bir zamanlar (!) hayvancılığın başkenti olarak geçen Erzurum’da şimdi ne var hiç araştırdık mı?

    Erzurum ovasında ve köylerinde tarım ne halde ? Hatta tarım yaşıyor mu, biliyor muyuz?

    Fabrikalaşma oranında ülke nerelere koşarken biz neden kaçıyoruz, düşündük mü?

    Bu sorular uzar gider işin esasında.

    Bugün Erzurum’da ‘’ EBK’’da yani Kombina’da meşhur sucuğumuz  üretilmiyor, kavurma yok, pastırma nasıl yapılır bilen yok.

    Eti bulabilmek de zor.

    Organize Sanayimizin adı var, tadı yok.

    Belli başlı üç beş firma , onlarda kendini çeviriyorlar.

    Madalyon iki tarafıyla böyleyken , halimiz ortada iken bizim uğraşımız ne peki ?

    ‘’Tesbih, kadayıf dolması, cağ kebabı’’ üçgeninde sıkışıp kalmış memleketimde, yeni arayışlara hiç mi hiç yer yok. Övündüğümüz muhteşem üçlünün yanında Torku’ya nazire ancak çok güzel türkülerimiz var.

    Siyasilerimiz ve bürokrasimiz şehir için niye farklı arayışlar peşindedir ?

    Evet, elbette şehrimizin Avm’lere, geniş caddelere, yeşil alanlara, dizilere, filmlere ihtiyacı vardır ama öncelik bu mudur düşünmek lazım.

    Erzurum günden güne kan kaybeden, göç veren bir şehir durumunda.Hatta adeta bir zıplama tahtası. Ya işini gücünü yoluna koyan, ya da ortada kalan bu tahtayı sonuna kadar var gücüyle kullanıyor.

    Bizler ise bu duruma malesef ki seyirciyiz.

    Erzurum’dan bir Torkunun çıkmamasına hiçbir sebep yok.

    Büyüklerimiz istişareyi düşünürse bir gün onlara diyeceğim odur ki;

    Gelin ön ayak olun da Erzurum’dan bir et markası çıkaralım.Sucuk,salam,kavurma,pastırma Erzurumdan yayılsın.

    Yine Erzurum’un peynircilerini birleştirip bir marka oluşturalım.

    Hadi bunlar uzun ve yorucu işler.

    Erzurum’un geri dönüşüm ürünleri niye Erzurum’da işlenmesin ?

    Elin Konyalısı, Malatyalısı buradan ta memleketine karton,şişe, kağıt götürürken biz bu işe niye gözlerimizi kapatalım.

    Gelin çok büyük yatırımlara da gerek olmadan üstüne üstlük Belediye eliyle bu işe girişilsin.

    Yine çok büyük yatırımlara gerek duyulmadan Erzurum’da pek ala ambalaj sanayi merkezi ortaya çıkabilir.

    Erzurumlu ambalaj için yedi memleket öteye gideceğine bizzat Erzurumda bu işi pek ala yaptırabilir.

    Yapılabilecek iş çok, yeter ki kararlı ve inançlı olabilelim.

    Torku gibi bir rüyayı gerçekleştirenlerden eksiğimiz yok, fazlamız var.

    Biraz cesaret, biraz beceri ve en önemlisi de başta milletvekillerimizin ve bakanlarımızın sıkı kulisi ve desteği.

    Günü kurtarmak yerine , geleceğe yatırım yapmak eninde sonunda yatırımcıyı da zirveye taşıyacaktır.

    Selam ve dua ile.

     

     

  • Erzurum, Eskişehir gibi olabilir mi?

    Sıkça soruyorlar?

    – Türkiye’nin Sibiryası olan Erzurum’da kışın kahrını çekenlere ne ödül var?
    Ben de tüm içtenliğimle yanıtlıyorum:
    – Yetmez mi? Toprağın, doğanın uyanmasına tanıklık etmek ve serin bir yaz mevsimi.
    Herkes sıcaktan kavrulurken biz yaz mevsimini sanki de terlemeden geçirdik.
    Sonbahar’la birlikte Erzurum’a 10 gün kadar veda ettik.
    Uçakla Ankara’ya, orada yol arkadaşım Süreyya Çarbaş ile buluştuk ve hızlı trenle ‘görülmesi gerekli 10 şehir’ arasında gösterilen Eskişehir’e geçtik.
    “Niye Eskişehir?” diyenlere açıklayalım:
    Şimdi 77 yaşında olan Yılmaz Büyükerşen’in muhalif bir belediye başkanı olarak bir kenti nasıl değiştirdiğini görmek için.

    TRAMVAY GELMİŞ, TRAFİK DERDİ BİTMİŞ
    Eskişehir’e son 1999′da gitmiştim, o yıl da Büyükerşen belediye başkanı seçilmişti.
    O gün yüzüne bakılmayacak bir kent olan Eskişehir’i şimdi tanıyamadım.
    Kentte hem park halinde hem de yollarda otomobil, taksi, minibüs trafiği ‘yok’ denecek kadar az.
    “Nasıl olur?” diye hayretle sorduk, yanıtını da peşin aldık:
    -Yaklaşık 40 kilometreye ulaşan hat üzerinde sefer yapan tramvayla ulaşım sorunu çözüldü.

    TEMİZ KENT
    Kenti, Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Yılmaz Karaca ve DHA Eskişehir Büro Şefi Eyüp Kelebek ile birlikte gezdik.
    Pis kokular yayan Porsuk Çayı gitmiş, yerine balıkların yüzdüğü, etrafına hayat veren bir başka bir nehir gelmiş.
    Gondol gezileriyle turizme katkıda bulunan ve kent merkezini ortadan bölen Porsuk’un çevresine eğlence mekanları, kafeler, restoranlar sıralanmış.
    Biraz ötedeki ‘Odunpazarı Evleri’ adeta göz kamaştırıyor.
    Tarihsel ve kültürel önemi göz önüne alınarak belediye tarafından restore edilen Odunpazarı evleri dünya çapında üne kavuşmuş.
    Türkmen izleri taşıyan bu evlerin arasında 500 yıllık Kurşunlu Külliyesi, Odunpazarı’na ayrı bir güzellik katıyor.
    Burada Lületaşı’ndan ürünler yapan bir usta ile tanıştık ve çayları yudumlarken beyaz lületaşının nasıl işlendiğini gözlemledik.

    400 DÖNÜMLÜK PARK OLUR MU?
    Meslektaşımız Yılmaz Karaca, “Sizi Türkiye’nin en büyük parkına götürüyorum” dediğinde bayağı meraklandık.
    Evet Sazova Bilim Kültür ve Sanat Parkı, tam tamına 400 bin metrekare.
    “Atatürk Üniversitesi yerleşkesi kadar” desem her halde abartmış olmam.
    İçerisinde restoran, kahve evleri, masal köşkü, uzay evi, sualtı dünyası, amfi tiyatro, bilim deney merkezi, korsan gemi, gezi ve oyun alanları barındıran bu parkı gezmek için yarım gün yetmiyor.
    Zamanınız kısıtlı ise Sazova parkı ücretsiz küçük trenden yararlanarak gezebilirsiniz.

    24 SAAT YETMEDİ
    Eskişehir’in ikinci büyük Kentparkı, otogar yakınında.
    En önemlisi Kentpark’ta Türkiye’nin ilk ‘yapay’ plajı var.
    Porsuk çayının geçtiği parkta oyun gurupları, yürüyüş parkurları, restoran ve kafeler yer alıyor.
    Eskişehir Balmumu Heykel, Lületaşı müzelerine görmeye sıra gelmedi.
    ‘Şehr-i Aşk Adası’na ise yanımızda eş ya da sevgilimiz olmadığı için giremedik.
    Bir köprüyle ulaşımı sağlanan Porsuk Çayı üzerindeki yapay adaya gitmeyi, müzeleri gezmeye sonraya bırakarak Eskişehir’e veda ettik.

    ERZURUM HEDEFE KOŞUYOR MU?
    Eskişehir’e çağ atlatan, bir Avrupa kenti yapan Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in 15 yılda yaptıklarından bazı önemlileri bunlar.
    Peki bu dönemde ‘Erzurum ne yaptı?’
    Tam 10 yılını Ahmet Küçekler ile geçirdi.
    Bu süreçte Erzurum’da neler değişti?
    Geçtiğimiz 17 Eylül günü Şahsuvaroğlu’na ait ‘Ssangyong’ tanıtımında Vali Ahmet Altıparmak ile Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen’in hedeflerini ‘can kulağıyla dinledim.’
    Vali Altıparmak ve Başkan Sekmen hep ‘bardağın dolu tarafından bakıyor.’
    Aynı açıdan bakarsak ‘Bir gün Erzurum, Eskişehir gibi olabilir’ deriz.
    Bardağın boş tarafını görürsek ‘Erzurum’dan bir halt olmaz’ demek mi gerekir?
    Ya da Erzurum ‘önemli bir kavşakta’, şimdilik yorum yapmak için erken mi?