Kategori: Yazar

  • Değerlendirme

    12 Haziran 2011’de Türkiye Sandık başına gitti. Yapılan sert ve çoğu yerde seviyesizleşen lider tartışmalarından sonra Türk Halkı tercihi yaptı.

                            Türkiye geneli seçim sonuçlarına göre yaklaşık AKP % 50, CHP, % 26, MHP % 23, ve BDP’nin desteklediği bağımsızlar % 6 oranında oy aldılar.

                            Bu seçimde oylarını artıran üç parti var. AKP, CHP, ve BDP ama seçimin başarılı olan partileri ise AKP ve BDP’dir.

                            Çünkü AKP lideri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın koyduğu çizgiyi AKP aşmıştır. Başbakan % 45 civarlarında oy alacaklarını söylüyordu. Tahminini 5 puan aşarak % 50 civarında oy oranına ulaşmıştır.

                            BDP ise kendi sözcülerinin ağzından 30 civarında milletvekili çıkaracağını söylerken bu sayı 35’e ulaşmıştır. Yani her iki partide tahminlerinin üzerinde oy almışlardır.

                            CHP ile MHP’ye gelince :

                            CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu oybirliği ile seçildiği 22 Mayıs 2010 kurultayında iktidarı hedefliyordu. Referandumda hayırların daha fazla çıkacağını söyledi. 2011 genel seçimlerinin hemen arifesinde CHP’nin % 40’tan daha düşük oy alması halinde kendilerinin başarısız olduğunu kabul edeceklerini söylemiştir. CHP. değil % 40’ı % 30’u dahi tutturamadı. Böylece genel Başkanın öngörüsü tutmamış oldu.

                            Bu halde CHP. Genel Başkanın ağzından söylenmiş olsa dahi bu seçimde başarılı olamamıştır.

                            MHP’ye gelince 2007 ve 2009’a oranla oyları düşmüştür. Milletvekili sayısı da azalmıştır. Ama MHP’ye kurulan tuzaklara rağmen elde ettiği sonuç küçümsenmemelidir. Her şeye karşın MHP’de bu seçimin galipleri arasında sayılamaz.

                           CHP’nin ürettiği politikalar, söylemler ve sağ taraftan transfer ettiği milletvekili adayları ile yaptıkları listeler halktan onay görmemiştir.

                            Bu duruma göre CHP. Genel Başkanın önünde iki seçenek bulunmaktadır.

                            Birincisi bundan önce 1999’deki başarısızlıkla o zamanki Genel Başkan Sayın Deniz Baykal’ın göstermiş olduğu tavrı göstererek ve kamuoyu önünde verdiği sözü de tutarak zaman kaybetmeden görevlerini bırakarak CHP’nin önünü açmalıdır.

                            İkinci yol ise partinin önünün tıkandığını görerek derhal söz verdiği gibi çarşaf liste ile kurultayı toplayarak CHP’nin başarısızlığını tartışıp, bir çıkış yolu aramalıdır.

                            Eğer bunları yapmaz, dün akşamki kabul edilemeyecek toplumda şok etkisi yapan şaşırtıcı açıklamalarının doğrultusunda hareket etmeye kalkarsa tabanın tepkisini çekeceği gibi inandırıcılığını da kaybedip, CHP’nin önünü tıkayacaktır.

                            MHP’ye gelince :

                            Oylarını ve milletvekili sayısını azaltan MHP’nin de derhal durumunu götsen geçirip, parti yönetiminden tabanın seslendirdiği ve onayladığı isimlere yer vererek en kısa zamanda bu partinin de yenilenmek amacı ile kurultaya gitme zorunluluğu vardır.

                             Yoksa tıpkı CHP gibi tıkanmış görünen partinin bundan sonraki seçimlerde başarısı daha da düşecektir.

                            Erzurum sonuçlarına gelince :

                            Erzurum’da Ak Parti 2007 sonuçlarını tekrar etmiştir. Erzurum Halkı demek ki bu partinin hizmetlerinden memnundur. Başbakana ve listelere güven duymaktadır.

                            AKP. Erzurum’dan güç alarak çıkmış, Türkiye ortalamasına göre oldukça yüksek olan oy oranı ile moral bulmuştur.

                            İkinci parti olan MHP Erzurum’dan oy oranını önemli derecede düşürmüş gözüküyor. Bu sonuçta Erzurum listelerinin büyük payı vardır. MHP’nin ikinci sıra adayı Kamil Aydın liste 1 olarak halkın önüne çıkarılsa idi, benim edindiğim izlenime göre MHP. Erzurum’da daha başarılı bir sonuç alabilecekti. Listelerde yapılan yanlışları bu başarısızlıktan etkili olduğunu sanıyorum.

                            Ve senelerce politika yaptığım gençliğimi uğruna harcadığım partim CHP’ye gelince :

                            Sonuçlara göre CHP. beklenin çok altına bir oy alarak başarısız olmuştur.

                            2010 sonlarından ve 2011’in ilk aylarında CHP’nin Erzurum’da oy oranı % 10’lara ulaşmıştı. Şehir merkezinde 15 binin üzerinde oy alma ihtimali vardı, ve yaptığımız çalışmalar bu sonucu veriyordu.

                            Genel başkanın Erzurum’a yaptığı referandum mitingi ve daha sonra 20 Ocak 2011 gezisinde yükseliş trendi kendisini gösteriyordu. Özellikle meslek kuruluşlarını ziyaretimiz ve Tebrizkapı, Taşmagazalar, Mahallebaşı esnafını ziyaretlerimizde CHP’ye gösterilen ilgi yıllardır görülmeyen bir hareketliliğin görünümü idi.

                            Her gittiğimiz yerde sayın Genel Başkana CHP’nin başarılı olması için vatandaşlar bazı telkinlerde bulundular.

    1-     CHP’ye dışarıdan aday getirmeyin.

    2-     Halkın tanıdığı ve sevdiği devamlı Erzurumlularla birlikte olan , onun

     dertlerini takip eden, bir aday gösterin. Hiç çekinmeden Tuncer Aktaş ismi dile getirildi. Sayın Genel Başkan ve yöneticiler büyük bir yanılgıya düşerek bu ismi benim telkin ettiğimi zannettiler. Kişiliğimi bilen hemşerilerim şunu bilirler ki, yaşamım boyunca bu tür ufak ve seviyesiz işlerle uğraşmadım. Bu tavır kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Vatandaş beni bir yerlerde görmek istediği için ismimi telaffuz etmişlerdir.

    Erzurum’da AKP’ye oy verenler Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan’a

     oy vermektedirler. CHP ile MHP’ye oy verenler ise listelere bakarak adaylara göre tavırlarını ortaya koyup, oylarını kullanmaktadırlar. 2011 seçimleri bunun bir göstergesidir.

    Sayın Genel Başkan ile Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin

     Erzurum’daki ilginin kendilerine duyulduğunu zannederek parti ile bu zamana kadar hiçbir ilgisi olmayan isimleri listeye aldı ve Erzurum’a ters düşen bir liste ile halkın önüne çıkmayı tercih ettiler.

    Hep dillendirdikleri parti içi demokrasi ve örgütlerin sesine kulak verme

     bir kenara itildi. Bunun sonucunda da Bolu ve Sakarya’da yıllar sonra yakalanan milletvekili çıkarma şansı yok oldu.

                                                                                                                        

    Bunu her gezdiğim yerde hemşerilerimin yanıma gelerek dile getirdiler.

     Onaylamadıklarını söylediler. Bu vesile ile Erzurumlu hemşerilerimin bana gösterdikleri bu yakın ve sıcak ilgiye de teşekkürü bir borç biliyorum. Erzurumlular hiçbir parti farkı gözetmeden bana duydukları sempatiyi ve yakınlığı hiç eksik etmediler. Onlara minnet ve şükran borçluyum.

    Erzurum’dan genel merkezin her genel seçimde yaptığı yanlışlıklar

     tekrarlanarak bu kez dışardan değil ama parti ile hiçbir ilgisi olmayan aday ile yola çıkıldı, taban ve Erzurum bu uygulamaya evet demedi.

    Şimdi Erzurum’da yapılması gereken şeyler nelerdir ?  Bunu düşünmek

     lazım. Erzurum Halkı ile birebir görüşüp, kimden yana iseler o insanları CHP’ye tekrar geri döndürmek zorunluluğu vardır. Çünkü CHP. Tabanı kırgın ve yorgundur. Genel Merkezin yıllardır süren yanlışları Erzurum’u yok olma noktasına getirmiştir.

    İl yönetimi ve adaylar başarılı olamamışlardır. Aldıkları oy bağımsız

     adaydan da aşağılarda kalmış CHP. Örgütlerini moral olarak çökertmiştir.

    Erzurum’daki bu hezimetin sorumlusu listeleri yapan genel merkez

     yöneticileridir.

                            Sayın Talip Tayfunoğlu’nun Erzurum’la ilgili yorumlarına gelince, tabandan ve Erzurum Halkından ne kadar habersiz tahminlere yer verdiği ve kendisinin de bu konularda birazcık gerçeklere kulak asmasını tavsiye ediyor, ona Erzurum’dan selam iletiyorum.

                            Birde Erzurum’da internet Gazeteciliği yapan bazı arkadaşlarımızın halktan ve CHP’den ne kadar kopuk oldukları yaptıkları tahminlerle ve yazdıkları yazılarla ortaya çıkmıştır. Onlarda sanırım derslerini almışlardır.

    Demokrasimiz için her şeyin hayırlı olmasını ve hepimizin Türk Halkının

     tercihine saygı duymamız gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

  • Kınalar Elde Kaldı

    Yüreğimde ateş har’ı şu gurbet. Yakın olup uzak olmaktansa varsın adı gurbet olsun, uzak olup yakınlaşmanın. Düşüncelerimi ifade ederken, kelimelerle saklambaç oynamam dost bildiklerimizin koynundan haç çıkarmalarıdır. Yalanın gerçekle takas edildiği, sol yanağımızın okşanıp, sağ yanağımızdan tokat yediğimiz günleri unutmayacağım ve unutturmayacağım. Taş bitti yapı paydos diyenler, Türk milletinin milli refleksini yok etmek isteyenler, her doğan güneşin yaydığı pozitif enerjiyle her gece ay ışığının süzülerek üzerimize düşen gölgesi altında ruhlarımızı bir kere daha temizlenerek karşınızdayız. Hedef tahtasını yine on iki den vurduk çünkü gez, göz, arpacığı izleyen gözler ve tetiği çeken el ve yürekler vallahi billahi ülkü dolu sevda yüklü.
               Özlüyorsa özlenen, özlemek güzeldir.
               Bekliyorsa beklenen, beklemek güzeldir.
               Seviyorsa sevilen işte o her şeye bedeldir.
                İthal ampule verdiğimiz enerjinin bizi çarpmasından, bal damlayan dillerinden zehir akmasından, sivilleşirken savrulup alabora olmaktan yana kaygılıyız.. Omuzlarımızda ayak izlerini taşıdığımız karanlık fikirli zevatların örtülü demokrasi geçiş yollarının raylarını söküp atacak, Türkçe dik durarak eğilip bükülmeden Türkçe düşünerek yeni anayasa hazırlanmasında en büyük güvencemiz Türk milletinin sigortası MHP nin mecliste olmasıdır. Hür fikirleri mahkum etmek için, zindan gardiyanlarını görevlendirenler, bu gün iki kişiden birinin oyunu alarak üçüncü defa iktidar olmuşlardır. Bahçemde barınan kuşlar benim bülbülüm gibi ötmese atacağım taşlar kafasını yaracaktır bu böyle biline.
               Toplumsal barışı, huzuru, ekonomide refahı herkesime eşit paylaşımı, bağımsızlığımızı korumada atacağı her adım da yanında olacağımızı, cumhuriyet rejimimizi yıkmak, terör örgütüne ve yandaşlarına verilecek her türlü tavizin dün olduğu gibi bugünde karşısına dikileceğimizin bir taahhüdüdür bu samimi duruşumuz. Bu seçim sonuçları milletimize hayırlar getirmesi, havada uçuşan bol vaatlerin gerçekleştirilmesi en büyük arzumuzun ifadesidir. Dışı pırıl pırıl Türk, içi alev alev İslam ateşiyle yanan, içi dışına, dışı içine mahkum ülke sevdalıları, Nizam-ı âlemi mefkure edinmiş ülkücüler, seçim sonuçlarını iyi okumak ve ayrık otları temizlemek için kolların sıvanacağı gündür bugün. Ömrü sevmekle geçenler, içimizdeki İskoç eteklileri podyuma, kalas ve tomrukları hızar atölyesine göndermek için daha neyi bekliyorsunuz. Dadaş gönlümden çağıldayan bir dörtlükle, Ülkü İle Kalınız
                 Bir gün uğrarsan mezarıma sakın ağlama duanda istemem
                 Senden bir arzum var, İnan son olacaktır
                 Bana bir şarkı söyle,
                 İsmi ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır.
  • Bir Kadın Yarattım

    George Bernard Shaw,  1856 yılında, Dublin İrlanda’da yaşayan yoksul bir aile çocuğu olarak dünyaya gelir. 16 yaşından sonra Londra’da eğitimini sürdürür.1950 yılında hayatını kaybeden sanatçı, hayatını denemeler, komediler, eleştiriler edebiyat ve siyaset yazıları ile geçirir.

    Türkçe’ye de çevrilen önemli yapıtlarından bazıları; Silahlar ve Kahraman, Kandida, Hiç Belli Olmaz, Caesar’la Kleopatra; İnsan, Üstün İnsan ve Bir Kadın Yarattım gibi..

    Bernard Shaw’un, daha sonra özgün adıyla da Türkçe’ye çevrilen “Bir Kadın Yarattım” adlı komedisi 1938’de sinemaya uyarlanır ve bu filmle senaryo dalında Oscar kazanır. Oyun 1964’te My Fair Lady adıyla müzikal olarak yeniden filme çekilir. Türkiye’de de  “Benim Tatlı Meleğim” adıyla gösterilir.

    Savaş karşıtı görüşleri yüzünden eleştirilere hedef olur. Barış konusunda çalışmalar yapar. Toplum içinde de destek görür. Shaw’un insanları düşünmeye yönelten oyunları dikkat çeker. Başyapıtlarından biri olan Jan Dark ilk kez 1924’te sahnelenir.  Oyunun kazandığı başarı üzerine, 1925’te Nobel Edebiyat Ödülü Shaw’a verilir, ama o bu ödülü geri çevirir.

    Bernard Shaw’un sanat ve sanatçılar için söylediği bazı sözler;

    Sanat var olmasaydı, gerçeğin kabalığı katlanılmaz kılardı dünyayı…

    Yüzümüzü görmek için cam aynaya, ruhumuzu görmek için sanat yapıtına bakarız.

    Sanatı baskı altında tutma girişimleri başarılı olamaz hiçbir zaman:Ne kadar bastırabilirsiniz oksijeni?

    Hiçbir romanın yayınlanamayacak kadar kötü olamayacağını biliyoruz… Ama yayınlanamayacak kadar iyi de olabilir bir roman.

    Sanatçının kuralı Cromwell’inki gibi olmalı:insanlara istedikleri değil, onlara yararlı olanı vermeli…Bu kuralın içtenlikle ve iyi ilişkilerle uygulanması,uzun dönemde tiyatro kadar başka alanlarda da başarılı olmanın sırrıdır.

    Para peşinde koşmakla, sanat peşinde olmak birlikte yürütülemez.

    Sanatta da, siyasette de, gönül borcu diye bir şey yoktur.

    Beğenmediğimiz bir şeyi alkışlamak, yalan söylemenin birçok çeşidinden biridir.

    Benim dostlarım iyi uygulayıcılar, düşmanlarım ise müziğin değerini düşürenlerdir.

    Herkesi hoşnut edebilen bir oyunda köklü bir yanlışlık vardır.

    Çok tutulan bir oyunun ne denli kötü olduğunu tümüyle anlayabilmek için, en azından iki kez görmek gerekir.

    Şaşılacak şey şu sinema, biliyor musunuz? İçine girebilir ama dışına çıkamazsınız.

    Fotoğrafçı, bir tekinin olgunluğa erişebilmesi için, bir milyon yumurta üreten morina balığı gibidir.

    Eleştirinin, intihara göre bir üstünlüğü vardır. İntiharda kendine, eleştiride başkalarına kıyarsın.

    Tüm sanatçılar, yapmaktan neredeyse utanç duydukları çok kolay şeyler için coşkulu övgüler alırken, üstün yapıtları için yüreklendirici tek söz bile duymamanın ne demek olduğunu çok iyi bilirler.

  • İzansız Kalemler

    Bu topraklar üzerinde yaşayanların duygu, düşünce, yaşam biçimleri gönüllerden silinip atılmak istenmesiyle, yerini ideolojik ayrılmalara ve siyasi  kavgalara bırakmış milletleşme ve milliyetçilik marjinal gurup olarak lanse edilerek tehdit altına alınmıştır. Böylece örtülü bir ideolojik sistem kuluçka döneminden yumurtlama dönemine geçirilmiştir. Demokrasi denen seksi fahişeyle fingirdeşenler, demokrasi yollarına sahte raylar döşeyerek taşıdıkları yolcuları da açılımlarla ümitlendirerek ülkeyi bölmeye yönelik söylem ve eylemlerle tehlikeye attıklarının farkındalar mı acaba!

    Eğitim yapımız toplumun inanç yapısıyla çatışma noktasına getirilmiş, dindar- laik kadrolaşmaların oluşmasına sebebiyet vermiştir. Milletleşmeye en büyük balyoz bu noktada vurulmuştur. Kültürümüzde yozlaşma süreci başlamış, toplum yapımız  dört  nal  batı norm ve değerlerinin istilasına bırakılmıştır. Eğitimimiz dershanelere, üniversite giriş sınavımız şifrecilere, YÖK yönetim zaafı olan temiz insanlar diye adlandırdıklarına emanet edilmiş.

    İktisaden kalkınmamız için, rüşvet, iltimas, çalıp çırpmalar önlenememiş      cumhuriyet tarihimizin en büyük yolsuzlukları yapılan özelleştirmelerle halkın kazanımları yabancılara peşkeş çekilerek hayırsız evlat mirası talan eder görüntüsü sergilenmiştir. Toplumda tasarruf kültürü yıkılmış, yerine “ al kullan at, eskiyi getir yeniyi götür “ türü israf ekonomisi kültürü alışkanlıkları enjekte edilmiştir. İnsanımızın düşünce yeteneği sadaka kültürüne endekslenerek tembelleştirilerek kendilerine biat etmeleri sağlanarak oy makinesi haline dönüştürülmüştür. Böylece iktidarın koltuğunda taşınanlar servet sahibi yapılarak dolar milyarderlerinin sayısı artmış, halk yoksullaştırılarak iktidarın gönüllü ırgatı haline getirilmesinde büyük başarı sağlanmıştır. Emekli memur ve işçi emeklisinin ülke kalkınmasından aldığı payı keserek, söz verdiğiniz halde intibak yasasını çıkarmayarak yoksullaştırdınız. Uyduruk enflasyon farkı olarak yüzde 2 ve 4 lük artışlarla sefalete sürüklediniz.

    Sağlıkta hastaneleri otoban, eczaneleri çıkış gişesi haline getirdiniz. İşçi, memur emekli ve sosyal güvencesi olanların anayasal kazanılmış hakları ellerinde alınarak birer müşteri haline getirildi. Daha önce sosyal güvencesi olanlar hastane, sağlık ocağı ve eczanelere ücret ödemezken, şimdi özel hastaneler ortalama 15 TL, devlet ve üniversite hastanelerine 8 TL ek ücret alınmakta eczanelere ek ilaç farkı adı altında ücret ödenmektedir. Hastanelerde sıra bekleme yerini randevu sistemine terk etmesiyle yine kalabalıklar oluşmakta hasta ek ücret ödemesine rağmen kuyruklarda beklemektedir. Belirttiğim fiyat endeksleriyle halk farkına varılmadan, sorumsuzca dağıtılan yeşil kartlar vasıtasıyla devlet soyulmakta adına da sağlıkta reform yapıldı denilerek milletimiz uyutulmaktadır.  Daha önce kalp krizi geçiren hastalardan yerli ve yabancı stent farkı alınmazken şimdi Avrupa patentli stenlerden 5 bin TL ek ücret istenmekte ve pazarlıklar yapılmakta. Paran yoksa yaşama denilerek kaderine terk edilen vatandaştan bu gerçekler alicengiz oyunlarıyla saklanmıştır.

    Son sözüm yönetim zafiyeti bulunan ama iyi adam Sayın büyükşehir belediye başkanı Ahmet Küçüklere, kavşakları lale ile donatma hizmetleriyle övünen akil insana Yolları asfaltlayarak yürürken ayağının takılmamasını ve içecek temiz bir bardak suyu ikram etmenizi istirham ediyorum. Ülkü İle Kalınız.

  • Türk Sinemasında ilk

    Beni her zaman ilkler, başlangıçlar çok etkiler. Yıllardır, Türk Sinemasındaki arşiv çalışmam için yaptığım araştırmalarımın arasında kaydettiğim Türk Sinemasındaki ilkleri sizlerle paylaşmak isterim.

    Türkiye de ilk sinema yayınları; Sinema Gazetesi 1915

    İlk Film Eleştirmeni Fikret Adil 1930 – Vakit Gazetesi / hafta sonu eki

    İlk sinema salonu; PATHE 1908 Sigmund Weinberg – Tepebaşı sergi sarayının bulunduğu yerde Şehir Tiyatrosu içinde Pathe salonu. Sonra salonun adı Pera ta Cine Oriental, Cine Palance, Cine Palace

    Sinemada ilk Türkler Cevat Boyer ve Murat Bey Şehzade başında “Milli Sinema”yı savaş yıllarında açar. Sonra Şakir ve Kemal Seden Ali efendi ve Fuat Uzkınay tarafından Sirkeci’de “Ali Efendi” sineması açılır.

    14 Kasım 1914 Türk Sinemasının doğuşu olarak kabul edilir. Osmanlı’nın 93 Harbinde Ruslara karşı yenilgisinin acı bir hatırası olan Ayestefanos’daki Rus abidesinin yıkılışını belgeleyen filmi Fuat Uzkınay çeker.

    İlk konulu film 1916 “Himmet Ağanın İzdivacı” 1916

    İlk sansür; Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın eseri Ahmet Fehim uyarlamış “Mürebbiye”

    İşgalci Fransız General Franceht tarafından yasaklanır. Bu filmde Fransız Anjelik’i canlandıran Madam Kalitea, İlk Vamp Kadın olur.

    İlk Özgün Film “İstanbul’da Bir Facia – i Aşk – Muhsin Ertuğrul

    Sinemada ilk Müslüman Türk Kadınları, Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir sonra Semiha Berksoy, İsmet Sırrı Sanlı

    Sinemada ilk jön, Suavi Tedü

    Cumhuriyet tarihinin ilk güzellik kraliçesi Feriha Tevfik.

    Türk Sinemasının ilk kadın yıldızı Cahide Sonku, ilk filmi “Söz Bir Allah Bir”

    İlk Sesli Türk Filmi – 1931 “İstanbul Sokaklarında”

    İlk Vamp Kadın Oyuncu Neriman Köksal.

    Türk Sinemasında ilk renkli film “Halıcı Kız” 35 mm

    Türk Sinemasında ilk renkli film “Salgın” 16mm

    İlk özgün film müziği – 1934 “Bataklı Damın Kızı Aysel”

    İlk köy konulu film – 1934   “Bataklı Damın Kızı Aysel”

    İlk Kurtuluş Savaşını anlatan Türk Filmi – 1923 “Ateşten Gömlek”

    İlk uluslar arası ödüller;

    “leblebici Horhor” 2. Venedik Film Festivalinde Onur Madalyası alır.

    “Hitit Günesi” 1956 Sabahattin Eyüboğlu ve Mazhar Şevket İpşiroğlu’nun birlikte yönettiği film. Berlin’de Gümüş Ayı Ödülü alır.

    İlk uluslar arası uzun metrajlı film ödülü “Susuz Yaz” 1964 Berlin Film Festivalinde Altın Ayı ödülü alır.

    Saygılarımla,