Kategori: Yazar

  • Oy Verdiğime Pişmanım

    Milletvekili genel seçimleri bir sorun yaşanmadan yapılmış, ülke idaresi

    Üçüncü kez iktidar partisi her iki kişiden birinin oyunu alarak neticelenmiş. Yüzde ellisi mutlu, yüzde ellisi umutlu insanlar topluluğuna dönüştüğünü gördüm. Tarihinde ilk defa mehter takımının görkemli gösterisiyle açılış töreni düzenlenmiş, yine ilk olarak Diyanet işleri başkanı tarafından kuranı kerim okunarak üzerine yemin yapılmasıyla sona ermiştir.

    Antalya oto garına bir dostumu uğurlamak için gittiğimde farklı bir kalabalıkla

    Karşılaştım. Tatile çıkanlar, tatil için gelenler, asker uğurlayanlar, gurbetten gelenler, gurbete çıkanlar sevinenler üzülenler hepsi bir arada. Otobüsün kalkış saatini beklerken dikkatimi çeken insanların fiziki ve ruhsal davranışlarıydı.

    Etrafımdaki kalabalık insanların mutlulukları insanca yaşamanın sevinci yüzlerinden okunuyordu. Okullar tatil olmuş öğrenciler karnelerini almış, anne baba mutlu memur yıllık izne ayrılmış, esnaf bir dostuna ricada bulunarak iş yerini emanet etmiş, özel sektör çalışanlarına bir kıyak yaparak bir maaş ikramiye ödeyerek, çalışanları moral depolasın üretim daha fazla olsun diye tatile çıkmalarını tavsiye etmiş.

    Emekli maaşları yeniden düzenlenerek yılda bir maaş kış masrafları,  ramazanda orucunu rahat tutsun, kurban bayramında kurbanını rahat kessin diye bir maaş ikramiye, ayrıca yılda bir hafta beş yıldızlı bir tatil köyünde deniz sefası için ücretsiz tatil imkânını sunulmuş

    Doğu ve Güneydoğu huzura kavuşmuş, yapılan yatırımlarla aç ve açıkta hiçbir insan kalmamış. Ana dilde eğitim ve öğretim sorunsuz bir yıl geçirmiş. Alevi vatandaşların sorunları giderilmiş cem evleri ibadet hane sayılmış.

    Enflasyon % o,5, kişi başı milli gelir otuz bin dolar, asgari ücret bin beş yüz dolar, memur ve işçi maaşları en az dört bin dolar, olarak belirlenmiş. Köylü vatandaşların kredileri sıfır faize indirilmiş, kullandığı mazot beş yüz lira

    Olarak belirlenerek desteklenmiş. Öğrenci kredileri geri ödemesiz beş yüz liraya yükseltilmiş, yüksek öğretim sınavları kaldırılmış ve tamamen ücretsiz hale getirilmiş. Milletvekili dokunuz mallıkları kalkmış, makam araçları lojmanlar gibi kaldırılmış maaşları on beş bin dolar olarak sınırlı tutulmuş. Elektrik, su, telefon zorunlu giderler olarak ücretsiz hale getirilmiş, TOKİ nin yapmış olduğu konutlar evsiz vatandaşlara kar gütmeden otuz yıl vadeyle teslim edilmiş ve hayır duaları alınmış.

    Kadına şiddet sorgulanmayarak çok eşliliğin gündeme gelmesi fikirler üretilmesi ve benimsenmesi bakımından basında yer alması sağlanmak istenmiş. En az üç çocuk yapılması, yeni evli çiftlere öğütlenmiş. İdam yasalarımızda tekrar yerini almış apo idam edilerek şehit ailelerinin gönlü ferahlatılmış. Zina yeniden suç sayılarak ceza kanununda yerini almış, toplum vicdanı rahatlatılmış.

    Ergenekon davası sonuçlanmış, kahraman komutanlarımız devletini milletini koruması suç sayılarak ömür boyu hapse mahkûm edilmiş. Türk ordusu tasfiye edilerek, profesyonelleştirilmiş. Türküm demek suç sayılmış,  anayasaya iki dil iki bayrak Türkiyeli vatandaş cümleleri yazılmış. TSK, YHK, ANAYASA MAHKEMESİ, YARGITAY, ŞAYIŞTAY YÖK, ÖSYM gibi benzer kuruluşlar hizaya sokularak, iki dudak arası demokrasiye geçiş sağlanmış Padişahım sen çok yaşa cümlesi meclis duvarına asılmış. .

    Bana ayrılan sütuna sığmayacak bu açılımları, gerçekleştiren yüzde elli ile iktidar olan partinin görüntüsünü çizerek,  benimle birlikte diğer yüzde elli nin niye oy vermediği pişmanlığının, üzerimizde bıraktığı psikolojik yan etkilerinin dışa vuruluş şeklidir vesselam. Ülkü İle Kalınız.

  • Türk Sineması’nın Doğuşu

    Ayastefanos’taki (Yeşilköy)  Rus Abidesi’nin yapılmasına neden olan, halk arasında 93 Harbi olarak bilinen (1877-1878) Osmanlı – Rus Savaşı  9 ay sürer. Edirne Mütarekesi ile sona erer.

    Türkiye tarihinin en büyük yenilgilerinden biri olur, ve arkasından gelecek felaketler olarak nitelendirilen, 1912 -1913 Balkan Savaşları, 1912-1914 Birinci Dünya Savaşı ile devam eder.

    Ruslar, Türklere karşı kazandıkları bu zaferlerini ölümsüzleştirmek için AYASTEFANOS’ta (Yeşilköy)bir anıt dikerler. Uzun yıllar, Türklere yenilginin acısını hissettiren ve ilk Türk filminin çekilmesine neden olan anıt, 1914 yılında yıkılır.

    Rus mimarisinin özelliklerini taşıyan abide üç katlıdır. Kesme taşlardan yapılmıştır. Abidenin alt katında savaşta ölen subayların kemiklerinden oluşan bir bölüm vardır. İkinci katında rahip odaları vardır. Üst katta ise bir kubbe ve konik bir çatı bulunmaktadır. Dünyanın dördüncü büyüklükteki çanı ve eşyalar, anıt yıkılmadan alınıp askeri müzeye konmuştur, asıl değerli eşyalar, rahipler tarafından kaçırılmıştır.

    Bir savaşın sonucunda yapılan Abide, bir başka savaşın başlangıcında yıkılarak, sinema tarihimizde  bir sembol haline gelecektir.

    Abidenin yıkılışı günlerce sürmüştür. Rahmi zade Bahattin bey adlı ünlü fotoğrafçı abidenin yıkım fotoğraflarını çekmiş, kartpostallarını yapmıştır. Ayrıca yıkım aşamasındaki bir fotoğrafı da Enis Oza çekmiştir.

    Abidenin yıkımını gerçekleştiren emekli yarbay Y.Bahri Doğanay’ın anılarında yıkılışın çekimlerinin yapıldığından bahseder.

    Fuat Uzkınay’ın çektiği film maalesef bulunamamaktadır. Siyaset ve sanat tarihimizde önemli bir kayıptır.

    Fuat Uzkınay’ın Merkez Ordu Sinema Dairesi adına çektiği bu film, Bir süre depolarda saklanır. Gösterimleri de yapılır. Daha sonra Yıldız Saray’ındaki, Merkez Ordu Sinema Dairesi, Ankara’ya taşınır. Araştırmalarda film kendi kutusundan çıkmaz.

    Ayastefanos’taki Rus abidesinin yıkılışı filminden önce Türkiye’de beş film çekilmiştir. Bazılarının kimin tarafından çekildiği bilinmiyor, bazıları da yabancılar tarafından çekilmiştir.

    FUAT UZKINAY KİMDİR?

     İlk Türk Sinemacılarından biridir. 1888 İstanbul-Üsküdar’da doğmuştur. İstanbul Erkek Lisesinden mezun olduktan sonra, İstanbul Darül Fünun’da Fizik, Kimya okumuştur.

    İstanbul Sultanisi’nde memurluk yapmıştır.

    Sinemaya ilgisi; öncelikle sinemanın keşfi ile ilgilenmekle başlar. Öğrencilere film gösterimleri yapar. Sirkeci’deki Ali Efendi Sineması ile ilk sinema işletmeciliğine başlar, daha sonra da Üsküdar’da üç sinemayı birden işletir. Ayastefanos’taki Rus Abidesinin yıkılışını çektikten sonra, Enver paşa tarafından kurulan Merkez Ordu Sinema Dairesinde Sigmund Weinberg’in yardımcılığına getirilir. Weinberg, MOSD’den ayrıldıktan sonra da MOSD’nin başına getirilmiştir. Weinberg ile bu kurum adına “Enver Paşa’nın Atları”nı, daha sonra da askeri konulu bir dizi film çekmiştir.

    Weinberg’le birlikte ilk konulu uzun metraj film çalışmalarına “ Leblebici Horhor”, “Himmet Ağa’nın İzdivacı”  gibi filmlerle başlar.

    Daha sonraları “Mürebbiye”, “Binnaz”, “Bican Efendi Mektep Hocası”, “Nur Baba” gibi filmleri çeker.

    En önemli belgesel filmi “Zafer Yollarında”dır.

    1956 yılında hayatını kaybetmiştir.

  • Ülkem için ciddi endişelerim

    Ülkede terörü yönetenlerin, teröre destek vermek suçuyla hapse mahkûm olanların medya ve Türkiye için karanlık, gizli emelli örgüt veya şahısların Hasip Kaplan’ın milletvekili olmasını “demokrasi” adına savunup desteklemektedirler.

    Bir ülke aklını kaybetmemişse, ülkeyi yönetenlerin, yorumlayanların henüz hür iradeleri ve akılları kalmışsa; yapılmaya çalışılan, zorla TBMM’ye sokulmaya çalışılan terörden hüküm giymiş insanların, fikirleri ve terör örgütü için burada da mücadele vereceklerini en azından tahmin edebiliyorlardır.
    Kaldı ki; terör örgütü ile sokak gösterileri yapan, isyan ve tehditten çekinmeyen, provokasyon yapan milletvekilleri, bugün hâlâ polisle cadde ve sokaklarda çatışmakta, olaylar çıkarmaktadırlar.
    Bölücü Kürtlerin ülkeyi açıkça tehdit etmeleri, Türk’üm diyen insanların onurlarını yaralamaktadır.
    Açılım ve Kürtlere vaat edilen gizli – aşikâr özgürlük hakları, Türkiye’nin üniter yapısından, “tek dil”, “tek bayrak” ve “vatanın bölünmezlik” konuları gibi Türkiye’yi parçalanmaya götürecek tehlikeli açılımlar için pazarlık yapmak, bu ülke âşıkları ve Atatürk’le bağımsızlık fikirleri örtüşenleri, Türk’üm diyenleri, Türkleri yok saymak ve kendi vatanlarında yok etmek anlamına gelecektir.
    Türkler kendi kanlarıyla, canlarıyla kazanıp, kurdukları, kurtardıkları, canlarından aziz bildikleri vatanlarında özlük haklarıyla, vatandaşlık haklarıyla, özgürlüklerinin teminatı olan Ayyıldızlı Bayrağı’yla ikinci sınıf, itilen, tartışılan, kendi kararını kendisinin veremediği bir duruma düşürülmeyi kabul etmesi anlamına gelen tavizlerle hakarete uğramaktadır.
    Siyasi ağızlar, medyanın büyük kesimi, entel-dantel takımı, sözde demokrasiyi içine sindirmiş yalakalar da sürekli Türk’ü yok sayma hatasının maliyetini bilseler bile tekrar tekrar söylemlerinde, yazılarında dillendirmektedirler.
    AKP ve CHP yöneticileri seçim sürecinde ve sonrasında ağızlarına “Türk” kelimesini almaktan kaçınmışlardır ve “Türk” konusunda düşüncelerini, bakışlarını ve yapacaklarını bu şekilde içeri ve dışarıya ifade etmişlerdir.
    Bir grup Türk’e karşı olanlar; “Türkçülük” yapanları “şövenist”, Kürtçülük başta olmak üzere başka bir milletin milliyetçiliğini yapmaları ise; “demokratlık” olarak görülmektedir!
    Türklerin kabul edemeyecekleri boyutlara ulaşan anti-Türkçülük siyasallaşmış cemaatlerce de desteklenince; Türk olduğu halde kalabalıkların rüzgârına kapılarak, Kürtçülüğe de alıştırılmış zihni oyunlar ve medyanın sürekli pompalaması ile de Türklerin bir kısmı da artık umursamaz hale getirilmiştir.
    Gençliğin günümüzdeki yabancı hayranlığı, yerli- yabancı sanatkârlar için beslediği sempati, kültürel emperyalizmin etkisi ile de milliyetçilik düşüncelerini arka plana itmiştir.
    Genç erkekler-bayanlar ise memleketin ciddi sorunları karşısında daha fazla duyarsızlaşmaktadırlar.
    Bu memleketin ayrışması, bölünmesi halinde “özgürüm” diyebilecek vurdumduymaz kalmayacağı gibi, başımıza gelmesi muhtemel esaret zinciri ise ahrete kadar duyarsız ve olayları okumasını ve mücadele etmesini bilmeyen insanların boyunlarında birer lanet haltası gibi asılı kalacaktır.
  • Yeni Anayasamız Nasıl Olacak

    Bu naçiz bünyemde taşıdığım aklımı bir laboratuar ortamında test etseniz, aklım önde hırsım ardından gelir. Yaşaması için suladığımız çiçekler zamanı gelince birer damla akıtsalar susamış gönüller okyanusta kulaç atar. Geceleri değil, gündüzleri düş görenler kancık pusulara yenik düşerler.

    Egemenlik kayıtsız şartsız vurdumduymazlığındır. Sakalsız velinin tek tip bıyıklı toplum mühendisleri ve yarenleri nasılda kargaşa çıkarttılar efendilerine sataşma var diye.

    Kimlerin derviş kimlerin sarhoş olduğunu da “eşeğin yavrusuna sıpa, terbiyesine sopa denir “ misali ıslatarak, komuta kademesine ve basına suçlu yaratma projelerini uyguladılar.

    Türkiye’de AVM lerin açılmasıyla yok edilen küçük esnaf sistemiyle bu günde yeni anayasa modeliyle Türklük yok edilmek isteniyor ve buna alkış tutuluyor, açılım saçılım zırvalarıyla sahibi olduğumuz evimizde kiracı konumuna getirilerek kontrat imzalatmak üzereler.

    Yeni anayasa hazırlanırken, şeytan nabızlarımıza sızarsa, aklımız şaşkın ve karışık olursa, bedenimiz güçsüz, kalem tutan eller kelepçeli olursa, gönüllerimiz iç dünyamıza kapalı olursa, bu pirinçten pilav olmaz, olsa da su kaldırmaz. Duygulu insanlara hayat veren kaynak sevgidir. Toplumda yaşayan insanlara hayat verende iyi bir anayasadır.

    Demokrasinin aymaz çocukları, yine dokunulamaz olacaklarsa değişen bir şey olmayacak ve demokrasi kısrağına AB kırbacıyla deh denilecek. Özgürlük çığlıkları atanlara tavizler verilip iki dilli iki bayraklı bir metin yazılacak olursa, Aşkı Memnu dizisinde ki Behlül ateşli dudaklarıyla bizi öpecek ve kullandığınız aracın balatalarını da sıyıracaksınız.

    Çakal Carlos görüntüsü çizen cani İmralı dan delikanlılık taslayarak emirler yağdırarak,tehditler savurarak isteklerine boyun eğilecek görüntüleri sergilenecek olursa,Anayasa dan Türklük silinip Türkiye vatandaşı cümleleri yer alacaksa, demokrat tramvayının abone yolcuları isyan eder, Türk milletinin refleksi Ülkücü gençlik ve MHP  mecliste siyasal ağırlığıyla , geçit vermeyeceğinin altını kalın çizgilerle çiziyorum.

    Sonuç. TBMM tanımayanlar, tek ayak üstünde yemin edecek olan BDP li kürt milletvekilleri PKK ile el  ele biji  apo naralarıyla büyük Kürdistan devletinin ilanını Atatürk’ün meclisinde ilan edecek olmalarıdır. Hani dağa çıkmaları önlersek, ovada siyaset yapmaları sağlanırsa terör sona eren diyenler, bu gün meclise dağı taşıdılar. Açılım dediğiniz şey meğerse Türk devletini yok etme projesiymiş. Bunu bizler biliyor ve anlatmaya çalışıyorduk,sizler hala farkına varamadınız mı?!

    Peki, ordunun fiili değil anayasal başkomutanı olan cumhurbaşkanı, anayasa değişikliği için öne sürülen fikirler ve söylemler hakkında ne mi yapıyor! Başından beri ilgi ile izlediği dizinin finalini, köşkte zevcesiyle birlikte çizgili pijamasıyla çekirdek çıtlatarak seyretmekle meşguller. Ben ise olunanlara ve olacak olanlara yetmez ama milyon kere HAYIR diyiyorum. Ya sizler.?  Ne yaparsan yap yengeç yengeçtir, doğru yürümez. Ülkü İle Kalınız.

  • Eyüboğlu Kardeşler

    Bu yıl, doğumunun yüzüncü yılı olan ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu, Milletvekili Mehmet Rahmi Eyüboğlu’nun oğludur. Belgeselci, yazar, çevirmen Sabahattin Eyüboğlu ve ilk kadın mimarlardan Mualla Eyüboğlu’nun kardeşi, ressam Eren Eyüboğlu’nun da eşidir.

    Bedri Rahmi Eyüboğlu, Türkiye’de Güzel Sanatlar Akademisi ve Paris’te resim eğitimini tamamlar. Halk el sanatlarıyla, batı’nın tekniklerini birleştirerek eserler verir. Şiirlerinde de masallardan, türkülerden yararlanır. İnsan, doğa, yaşam konularını işler.

    Bu yıl, başta Amerika olmak üzere birçok ülkede sergileri düzenleniyor.

    Ağabey Sabahattin Eyüboğlu ise lise eğitimini Trabzon’da tamamlar, ve Fransa’ya üniversite eğitimine gider. Dijon, Lyon, Sorbonne üniversitelerinde birkaç yıl okur ve İngiltere’ye geçer, İngiliz Edebiyatı üzerine çalışmalar yapar.

    Türkiye’de birçok üniversitede Türk-Fransız Edebiyatı ve sanat tarihi dersleri verir.

    27 Mayıs hareketinden sonra üniversiteden uzaklaştırılır. 12 Mart döneminde gizli örgüt kurduğu iddiasıyla tutuklanır, yargılama sonunda aklandıktan kısa bir süre sonra ölür.

    Eyüboğlu Eski Anadolu uygarlığı konusunda 11 tane de belgesel film yapar. İlk filmi olan Hitit Güneşi 1956’da Berlin Film festivalinde ikinci olur. Anadolu ormanları (1956), Siyah kalem(1957), Karanlıkta renkler (1957), Nemrut Dağı tanrıları (1957), Hitit güneşi (1957), Göreme (1959),
    Surnâme (1959) bunlardan bazılarıdır.

    Ayrıca Sabahattin Eyüboğlu 1966’da Sinematek’in kurucuları arasında yer alır. Türk Sinematek Derneği, 1965 ile 1980 yılları arasında varlığını sürdürür. Özellikle, dünyada ilk kurulan Fransız Sinematek’ini örnek alır. O dönem, sinematek derneği faaliyetleri toplum tarafından ilgiyle izlenir.

    Sanatçı, Fransız, İngiliz, Rus, Yunan ve Latin edebiyatından birçok klasik yapıtına çevirmenlik yapar. Bunlardan bazıları; Curtius’dan, Fransa üzerine deneme (1953),  Eflatun’dan, Devlet (1959),
    Şiir çevirileri (1976), vb. Julius Caesar (1966) – (THE TRAGEDY OF JULIUS CAESAR-William Shakespeare)  Hamlet (1965) – (THE TRAGEDY OF HAMLET, PRINCE OF DENMARK-William Shakespeare)  Troilos ile Kressida (1956) – (TROILUS AND CRESSIDA-William Shakespeare)
    Atinalı Timon (1965) – (THE LIFE OF TIMON OF ATHENS-William Shakespeare)
    Macbeth (1962) – (THE TRAGEDY OF MACBETH-William Shakespeare)
    Antonius ve Kleopatra (1967) – (THE TRAGEDY OF ANTONY AND CLEOPATRA-William Shakespeare)

    Yazıları ve denemelerinden bazıları ise; 1933’ten -1939 sonuna dek uzanan İstanbul dönemi yazıları, 1940 – 1947 Ankara dönemi yazıları, 1947 – 1952 Paris mektupları, 1957 – 1973 dönemi yazı ve çevirileri. Avrupa Resminde Gerçeklik Duygusu (1952), Fatih Albümüne Bakış (1952), Mavi ve Kara (1961),
    Yunus Emre’ye Selam (1966), Yunus Emre (1971), Sanat Üzerine Denemeler (1974),
    Pir Sultan Abdal(1977), Köy Enstitüleri Üzerine (1979),