Kategori: Yazar

  • Bir Yazara Cevap

    03.02.2012 günlü Cumhuriyet Gazetesinde “CHP’nin sorunu…” Başlıklı yazınızı utanarak okudum ve size gazetenize böylesine yanlı ve yandaşlık kokan bir yazıyı yakıştıramadım.

     

    Kaba milliyetçiliği Cumhuriyet Halk Partisinde kimlerin yurtseverlik olarak görüp, millete yutturdukları ortadadır.

    Demokrat olduğunu söyleyen bir partide başarısız olan kişileri koltuğundan indirmek bir suç değil demokratik bir haktır.

    Meclis içinde ve dışında gideceği partiler var diyerek tüzük kurultayına partiyi çağıranlara yol gösteriyorsunuz.

    Bu insanlar partinin temelidir. Hepsi yurtseverdir, sosyal demokrattır, Atatürkçüdür ve solcudur. Günlük politikaya göre hiçbirisi yelken açmayacağı için onlara sizin gibi insanların gideceği partiyi göstermeye hakkı yoktur.

    Kastettiğiniz o insanlar 12 Mart – 12 Eylül faşizminde bile partiyi terk etmediler. En yakınlarında arkadaşları birlikte uğradıkları saldırılarda öldüler. Çoğu hapishanelerde yıllarca çile geçti. İşkence gördüler. Sürgün ve kıyımlara uğradılar. Sorgulardan geçtiler ama düşüncelerinden hiç ödün vermediler.

    Bugün demokratik haklarını kullanarak tamamen diktaya dayalı bir tüzüğü değiştirmek için her zaman olduğu gibi inançla mücadelelerini sürdürüyorlar.

    CHP. Eğer sosyal demokrat bir parti ise bu tüzükle yönetilemez.

    Sayın Hikmet Çetinkaya, siz tüzük kurultayına çağrı yapanlara ağız dolusu hakaretler yağdıracağınıza partide yönetim koltuğunda oturanların ilk kurultayda demokratik bir tüzük yapacakları sözünü niye tutmadıklarını onlara sormalısınız.

    Şu anda CHP’yi çok sesli yapanlar Atatürk çizgisinden ve Sosyal Demokrasinden uzaklaştıranlar, kaba milliyetçi ve ırkçıdırlar. AKP’nin devrimlere karşı saldırılarına suskun kalanlarla bu parti daha ilerileri götürülemez.

    Sizin düşüncelerinizin bu kadar katı şekilde ortaya çıkmasına şaşırdım, ve elli yıllık bir Cumhuriyet Gazetesi okuru olarak hüsrana uğradım. Hesabı şu anda ki yöneticilerden soracağınıza, partide demokrasi bayrağını dalgalandırmaya çalışılanlara saldırmanızın anlamını bir türlü çözemedim ve gezentinize yakıştıramadım, siz bu düşüncelerin uymadığını düşünüyorum.

    Hele şu korkunç düşüncenizi okuyunca kendimi paniğe kaptırdım.

    “Bir lider yumruğunu masaya vurur, üç beş kendini bilmezi hizaya getirirdi, ondan” cümlesini okuyunca eyvah dedim. Kendisini demokrat sanan sol çizgide gören bir yazar yumruğu masaya vurur deyimini sosyal demokrat partinin genel başkanından isteyebiliyorsa o zaman bizim başkalarından demokrasi ve hukuk çizgisinde uygulama beklemeye hakkımız yoktur. Diye düşündüm.

    Çünkü yumruğu masaya vurmak deyimi bir emrin tartışılmadan yerine getirilmesini isteme deyimidir. Yani yumruğu ses çıkarının aykırı düşünen beynine indir, onun düşünmesini engelle anlamındadır. Siz nasıl böyle bir düşünceyi savunup, yazınıza alırsınız, aklım almadı, şaşkınlık ve umutsuzluk içindeyim.

    Kılıçdaroğlu’nu halk seviyormuş, ama yumruğunu masaya vurmadığı için eleştiriyormuş, bu temelsiz bir düşüncedir, sadece şu andaki korku imparatorluğunu yaratan CHP yönetimine ait bir düşüncedir. Bir de yapay anketlerle kamuoyunu etkilemeye çalışan yalancıların görüşüdür.

    Siz İstanbul’da masanızın başından böyle görebilirsiniz. Ama şunu söylemeliyim, ben Erzurum’da halkım, halkın içinde politika yapıyorum, eğer halk genel başkanı çok sevse idi, % 50’leri iktidar partisine verip, % 26’larda CHP’yi bırakmazdı.

    Partide tüzük isteyenler, yeniçeri ocağı değildir. Onlar gerçek sosyal demokratik, Atatürkçü v solcudurlar.

    Eğer yeniçerileri arıyorsanız, kaba milliyetçileri soruşturuyorsanız. Şu anda CHP yapısına bakarak bu şahısların orada bulabilirsiniz.

    Bu partide ön seçim mi yapıldı ki, bu şahıslar ön seçimi kazansın. Bu ne kadar büyük bir bilgisizliktir.

    2011 seçimlerinde hemen, hemen Türkiye’nin bütün illerinde liste başlarına kaba milliyetçiler merkez sağın hoşgörüsüz kodamanları, din istismarcıları oturtulmadı mı? Şimdi onlar her kafadan ses çıkararak parti içinde Bremen Mızıkacılarını oynamıyorlar mı ?

    Lütfen biraz kendinize gelin ve aklınızı başınıza toplayın. İşinize bakın bilmediğiniz kulvarlarda koşmaya çalışmayın.

    Siz hiç 12 Eylül öncesi sokaklarda komaya sokuluncaya kadar dövüldünüz mü? Sorgulardan geçtiniz mi ? Sürgünlere gönderildiniz mi? Görevinize son verilip, işkenceden geçtiniz mi? Veya savunduğunuz şu andaki CHP’li yöneticileri 12 Mart – 12 Eylül baskıcı dönemlerde neredeydiler, hangi görevdeydiler, hangi partilerde kendilerine makam aramaktaydılar. Hiç araştırdınız mı ? lütfen insaflı olun ve parti için demokrasi bayrağını yükselten ilerici , devrimci, Atatürkçü Sosyal Demokrat bu insanlara iftira atıp ve haksızlık yapmayınız.

    Şu anda parti içinde önemli görevlerde bulunan Sezgin Tanrıkulu , Gürsel Tekin, Sinan Aygün, Bülent Kuşuoğlu, Emine Tarhan Erdem , Turhan Tayan, soyadı Aygün olan ismini hatırlamadığım Tunceli milletvekili Binnaz Toprak, Sena Kaleli ve buna benzer birçok ismin sosyal demokrat, solcu , ulusalcı olduğunu söyleyebilir misiniz?

    Yazınızda imzacıları meclis içinde ve dışında gideceği partilere kovuyorsunuz. Ama bu adamlar başka partilerden geldiler. Hala o partinin kimliğini CHP. İçinde taşıyor ve görüşlerini seslendiriyorlar. Partilerine dönmek içinde bağlı oldukları mercilerden işaret bekliyorlar. Gerçek partilileri başka partilere kovma cüretini gösterirken bu isimlere ve onların partilerine bir diyeceğiniz yok mu ?

    Bunları partinin üst yönetimlerine kimler taşıdı. Düşünebilirimsiniz. Siz mutlaka CHP ve Genel Başkandan bir şeyler mi? bekliyorsunuz. Şimdi bu nedenle ona ve yandaşlarına bütün yanlış uygulamalarına rağmen destek veriyorsunuz. Eğer parti içi zaaf ve yanlışları değerlendirecek olursanız, daha doğrusu objektif bir değerlendirme yapabilecek düzeyde iseniz, muhalifleri değil, bu günkü CHP’yi köklerinden koparan genel başkan ve çevresinden hesap sormalısınız. Ama nerde…?

    2011 genel seçimlerinde Erzurum’daki olayı anlatarak konuyu kapatmak istiyorum. Eğer birazcık demokrasi anlaşışınız var ise bu yazdıklarına yer verir veya bana yazdıklarımın yanlış olduğunu kanıtlayacak bir cevap verirsiniz.

    Dönelim Erzurum’a 2011 seçimlerinde birinci listeden aday gösterilen kişi hiçbir zaman sosyal demokrat olmadı. Atatürkçü olmadı, CHP’li hiç olmadı. Hep bu düşünceyi taşıyanlara karşı çıktı , ama Gürsel Tekin’in işareti ile liste 1’e geçirildi, 2-sıra 3-4-5 ve 6. sıralarda bu zihniyeti Erzurum’daki temsilcileri ile doldurdu. Yani solcu ve sosyal demokratlar tasfiye edildi. Sonuç ne oldu, biliyor musunuz Sayın Yazar. Sadece her zamanki gibi hüsran. Erzurum’da 35-40 bin civarlarına yaklaşan ve referandumda da alınan oy oranı ile ortaya çıkan potansiyel birden yok edildi. Oylar 18 bine düştü. Bu acı sonucun sorumlusu acaba bu gün daha demokratik bir tüzük ve her ilde ön seçim isteyen inançlı parti üyeleri mi? Yoksa bu günkü yöneticiler mi? Bu korkunç listenin sorumluları sayın Kılıçdaroğlu ile Gürsel Tekin’dir. İşte muhalefetin direnç noktası bu tür haksızlıkları yapanlara ve uygulayanlara karşıdır.

    Aklınızı başınıza toplayın ve gerçek emekten yana olan bu insanlara saygısızlık edip, hakaret ve küfürler savurmayın.

    Kötü söz sahibinindir. Bunu da hiç mi hiç unutmayın.

  • Erol Karacaoğlu

    Onu 1978 yılında yönetici olarak görev yaptığım Erzurum Milli Eğitim Müdürlüğü kadrosunda iken tanıdım. Milli Eğitim Müdür Yardımcısı idim. Kandilli Bucağında bir kreş açılış törenine davetli idik. O zamanki zor koşullarla ilçeye birkaç arkadaş Milli Eğitimin tek aracı olan jeeple ulaştık.

     

    Belde de bayram havası vardı. Bir binanın üst katı kreşe tahsis
    edilmiş, Kandilli’nin her tarafı Türk Bayrakları ve Atatürk Posterleri
    ile donatılmıştı.
    Kurdele kesiminden sonra kreşe girdiğimizde o zamanki koşullarda
    muhteşem bir olayla karşılaştık. Yapılan kreşte sağlıklı bir bina
    haline dönüştürülen bu eğitim yuvasında Erzurum’da dahi olmayan
    koşullar oluşturulmuştu. Çocuklar için oyun odaları, oyuncaklar, temiz
    yataklar ve eğitimlerinin bir parçası olan her türlü imkana sahip
    resim atölyeleri, oyun alanları hazırlanmıştı.
    Bu başarıyı sağlayan kişi kısa bir süre önce kaybettiğimiz büyük
    belediyeci ve inanç insanı Erol Karacaoğlu’dur.
    Daha sonra Erol Karacaoğlu’nu izlemeye devam ettim. Onunla birçok
    yerde kaderimiz birleşti. Yağ ve petrol sıkıntısının hat safhaya
    ulaştığı kuyrukların uzadığı bir dönemde o küçücük beldesine büyük
    çabalarla bulup, buluşturup, kamyonlar dolusu yağ ve bulunmayan
    yiyecek maddelerini ilgili makamlardan alarak getirip, halka dağıtma
    başarısını sürdürüyordu. Erzurum’daki belediyeler içerisinde bir tekti
    ve belki bu başarısını Türkiye’de de başaran belediye başkanları
    arasında sayılmasını sağlıyordu.
    Getirttiği yağ ve diğer maddeleri sadece Kandilli’de değil,
    Erzurum’da da ihtiyacı olan insanlara dağıtarak onların ihtiyaçlarını
    gideriyordu.
    Kandilli gibi küçük bir beldede sosyal konutlar yapmak, varlıksız,
    yoksul insanlara uzun vadeli taksitlerle dağıtma başarısını göstererek
    belki de ülkede ilk sosyal konut politikasını başarı ile uyguluyordu.
    Daha sonra bağlı olduğu partideki yöneticilerle arası açıldı. Birçok
    nedenlerle halkı olmasına rağmen, kendisini anlatıp, onlardan iktidar
    oldukları sürelerde gerekli desteği alamadı. Çoğu kez yalnız kaldı,
    ama başarılı çalışmalarına hiç ara vermedi.
    O emekli bir askerdi. İlk belediyecilik hizmetini İzmit
    Belediyesinde verdikten sonra Erzurum Belediyesinde belirli bir süre
    çalıştı, daha sonra Gebze Belediyesine geçti, oradan da 1977
    seçimlerinde Kandilli’de belediye başkan adayı olarak seçimi kazanıp,
    doğup büyüdüğü bölgeye başkan olarak hizmet etti.
    Yaptığı başkanlık dönemine ilişkin hakkında birçok şikayetler oldu,
    yargılandı. Ama o hepsine direndi ve sonunda başarılı çıktı.
    Yargılandığı davalarda birlikte olduklarımız vardı. Kendisine sürülmek
    istenen çamurlardan aklandı ve suçlamalarla ilgili ceza almadı.
    Sonunda CHP’deki bitmeyen kavga onu küstürdü, belirli dönemlerde
    başka partilere geçti ise de hizmet aşkından hiç ayrılmadı.
    En son 2009 yerel seçimlerinde kendisinin başarılarını bildiğim için
    onu CHP’den Erzurum Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak genel
    merkeze önerdim, ama il yönetimi, seçilecek hizmet adamını değil,
    kafalarındaki insana destek verdiklerinden Erol Karacaoğlu aday
    yapılmadı. Bunun zararını da inanıyorum ki, başta partisi olmak üzere
    Erzurum gördü. Seçimlerde aday olup, kazansa idi mutlaka önce Erzurum
    sonra partisi kazanacaktı. Çünkü o benim izlediğim kadarı ile üstün
    yetenekleri olan bir belediyeci idi.
    Yaşamı boyunca ilkelerinden, düşüncelerinden ve azminden hiçbir şey
    kaybetmedi. Ölümü önemli bir kayıptır. Onu bir inanç, amaç ve mücadele
    adamı olarak saygıyla anıyor, ruhu şad olsun, Allah Rahmet Eylesin diyorum

     

  • Separation

    Yönetmen ve senarist Asghar Farhadi, Oyuncular; Peyman Moaadi, Leila Hatami, Sareh Bayat, Shahab Hosseini, Sarina Farhadi

     

    Filmin Konusu: İran’lı eğitimli bir çift olan Simin ve kocası Nader, kızı Termeh’le birlikte  öncelikle, İran’ı terk etmek istiyorlar. Büyük çabalarla aldıkları vizenin süresi dolmak üzeredir ama Nader, Alzheimer olan babasını bırakmak istemiyor. Bu arada kızları Termeh’de babasıyla aynı fikirdedir. Kızının daha iyi şartlarda yetişmesi için yurt dışına göç etmek isteyen Simin’de boşanma davası açar ama kaybeder. Ve kendi anne ve babasının evine taşınır. Nader ise Alzheimer hastası babası ve küçük kızına bakmak için hamile olduğunu bilmediği bir kadını (Razieh)tutar.

     

    Bu arada iş sorunları yaşayan kocasından gizli bakıcılık için gelen Razieh, küçük kızıyla birlikte çalışmaya başlar. Herkesten hamileliğini saklar. Böylece, bir çok sorun arka arkaya gelir.

    Film, sinema kuralları açısından son derece başarılı bir film olmuş. Senaryosu, kurgusu, oyunculukları açısından çok etkileyici bir film.

    Yönetmen Asghar Farhadi 1972 tarihinde İran’ın İsfahan kentinde doğar. Tiyatro, Oyunculuk sanatı üzerine lisans eğitimi, Sahne Yönetmenliği üzerine Master, Tehran Üniversitesinde ve Tarbiat Modarres Üniversitesinde yapar.

     

    Bir çok ödül alan Farhadinin filmografisi; Dancing in the Dust (2003), The Beautiful City (2004), Fireworks Wednesday (2006), About Elly (2009), Separation (2011)

    En son aldığı ödül ise; 2011 Berlin Film Festivalinde Altın Ayı ödülünün yanında Erkek ve Kadın Oyuncu ödüllerini de aldı.

  • Şeytan Üçgeni

    Dalkavukluğu hüner, işbirlikçiliği birlik orkestrası yapanlar, müzeye gelmiş gibi seyrettiler muhteşem gökyüzü kuşağını. Koçboynuzlu papyon kravatlı salon gösteri adamlarının şaşkın bakışları; Bedenlerini vatanlaştıran gönül şelale’lerinin dağına kar, sevdana bahar, yoluna kurban olan yüreklerin, tekbir sesleriyle uğurladığı, Kürşat’ların omuz vererek dayandıkları emperyalizm’in kale surlarını çatlatarak, kurduğun devlet ilelebet yaşayacak. Yüreği üşüyen bozkurt yürekleri öksüz bıraktın. Toros kaplanı Kıbrıs Mücahidi mekânın cennet olsun

    Cumhuriyetimizle hesaplaşmaya ant içenler, bu kin yumağı düşmanlık korkutuyor beni. ! Bu sergilenen kin yumağı gittikçe kontrolsüz bir şekilde etrafımızı sarmakta olan şeytan üçgenine döndü.! Bu kin yumağının, anahtarı intikam, kilidi öfke, kapısı zindan, perdesi gölge, tiyatrosu demokrasi, seyircisi ceylanlar kadar uysal ve ürkek. Aktörleri dağ görünümlü sıska cüce palyaço.! Uzanamadığı dallara uzanmak isteyen, filkulağına küpe, aslan yelesine tarak olmaya hevesli sincap.!!

    Peki; Koçboynuzlu papyon kravatlı salon şovmenleri ne yapmaktalar? Herkesin Ermenilileştiği bu ülkede, çarşaf kırışıklığı alın çizgili naylon siyasi dinozorlar, ekmek arası demokrasi pazarlığı yapılırken “ aç karın yüksek nalın, salın t…… salın “ edasında. Damları makyaj tazelerken, kendileri ikinci viski kadehini yudumlamakla meşgul; Salon ışıklarının eşliğinde, dudaklarından düşürmedikleri ileri demokrasi düşünceleri ve kaypak sahte gülücüklerini, patlayan flaşlara yansıtma gayretindeler.

    Karanlıkların libasına bürünenler, bağdaş kurmuş gönüllere. Protez dişlerimin isyanı, birbirine vurmaktan damaklarım sızladı. Ölümün provası uykuda rüya gören şeytanın tarikatı müritleri ölülere bile ok atıyorken, Türklük sorgulanırken, yoksul sahiplenirken, ülke kaosa sürüklenirken, yalan cennetinin arsaları dağıtılırken, sadece söylemlerle medya karşısına çıkan konu mankenleri, okşamasını bilen yılanların buselerine kanan her beden çakallara yem, sazlıkta sivrisineklere bayram olmadı mı?

    Dağına kar, sevdana bahar, yoluna kurban olan yürekler sonbahar bulutlarına döndü, bir toplanıp bir dağılan.! Bir sabun köpüğümü yüreğimizdeki sevdamız. Dayanılmaz bir işve ile dudaklarınızda garip bir türküyle, uykuya dalan ruhlara ninni söylemekte olduğunuzun farkında mısınız? Müzeye gelmiş gibi etrafı seyretmekle geçiyor ömrünüz…


                 Hayatın tadını çıkaranlar, bir aşk randevusuna koşar gibi hızla bağrına sarıl, bu nazlı ülkü adlı gelinin; Mahzun dalgalanmadı, dalgalanmasında. Sözüm şaka kuşuna değil, bozkurt yürekleridir. Baki selamlarımla, Ülkü İle Kalınız.

  • Demokrasi Palyaçoları

    Gece ve gündüz gibi ikiyüzlü yaşıyoruz. Renkten renge girenler vefa bir semtin adımı sizce, bukalemunu şaşırtacak marifetler sergiliyorsunuz. Demokrasi kargaşa çıkarmak toplum huzurunu bozmak rejimi değildir. Aklı akılla yıkama; kilisenin aklı idam ettiği akıl değildir. Demokrasilerde tek adam olma faşizme doğru gidişin göstergesidir. Papazların okunmuş suyuyla abdest alanlar, fütursuzca açılmakta olan kiliselerin burçlarında birer çan olurlar. Zemzem suyuyla abdest alanlar, Hz. Ömer gibi adaletli, ben eğilirsem ne yaparsınız sorusuna, kılıcımızla düzeltiriz cevabında gizlidir. Kalplerinin üzerinde taşıdıkları dolar dolu cüzdanların dolup taştığı ve sığındıkları bir sihirli kelime değildir demokrasi. Yüreğinde cesareti olmayanlar, bileğinin gücüne inanmayanlardır.                                                                     

    Müslümanlıktan anlayanlar mı, Müslüman ismi taşıyanlar mı? Yargıdan korkanlarımı, yargının korktuklarımı hangisi asıl hangisi fotokopi. Kimler yatağına uzandığında vicdan muhasebesi yapabiliyor, kimler gölgelerinden korkarak yürüyor. Kimler hem maddi hem de maneviyat yamyamlarıdır. Hâkimiyet sensin diyenler, kimler hâkim olanlar, kimler yalanı bayraklaştırıp sana taşıtanlar. Kim bu flamaların sopaları! İleri demokrasi bayrağını taşımaya mecbur edilen zavallı halk.                                                                     

    Elinden alınan hak için ne hünerler sergiliyorlar. İadesiz satış yapan bu demokrasi pazarlamacıları, iadesiz satış sözleşmesini maskeleyerek imzalatmak üzereler. Son model demokrasi yelkenlisi, gaflet rüzgârıyla şişirilerek AB, ABD ve Pensilvanya vaizinin çizdiği rotayı takip etmesi, kaptanın okyanus sularında çılgın gezintisinin asıl sorumlusu kaptan değil, yelkenliyle okyanusa açılan tayfaları olarak sizsiniz. Türkün ruhi yapısını çökertmek için uğraşanların, gazi meclise girmeyip çil çil liraları ceplerine indiren çift sıfır değer taşıyanların olmasına hiç şaşırıp kalmayınız.                                                                   

                        Sus deli gönül sus, sorulamayan, cevapları düşünülemeyen suallerle, inanç ve fikir dünyam isyanları oynamakta. Bırak yağmuru yağsın, şemsiye olma hayallerime. Gönül suyuyla ıslanmayan dudak mı olur. Gülü kızartanda, sarhoş laleye boyun eğdirende gönül değil mi.  Azizler üzüm toplarsa şeytan da şarap yapar. Siyaseti biraz gölgeleyerek düşünce dünyasında Akdeniz sahillerinde biraz sörf yaparak, nüfuz tacirlerinin ve demokrasi palyaçolarının portrelerini çizmeye çalıştım. Ruh ahvalimizi görmek için büyük değil, küçücük bir aynaya bakarsak sırlı camda ne görürüz acaba. Ülkü İle Kalınız