Kategori: Yazar

  • Sevgi Üzerine

    Geçenlerde Erzurum’da meydana gelen bir olay sevgisizlik ve tahammülsüzlüğün son noktasıdır. Saldırıya geçen insanlara şunu hatırlatmayı bir görev biliyorum. Kutsal Kitabımız Kur’anı Kerim’in Bakara suresinde hoşgörünün en güzel örneğini Allah bizlere bildirmektedir. “Dinde zorlama yoktur” Kafirin Suresinin birinci ayetinde Allah “Sizin Dininiz Size, Bizim Dinimiz Bize” derken hiç kimsenin dini inancının diğer kişileri ilgilendirmeyeceğini, birbirimize karışmamamızı , rahatsız etmememiz gerektiğini söylemektedir.

     

    Sevmek fedakarlıktır, karşılıksız yapılan iyiliktir, insanlara yaklaşımdır, doğayı korumaktır, hayvanlara zulmetmemektir, hele, hele insanları hep hoşgörüp, onların Allah’ın yarattığı en mükemmel varlık olduğunu kabul etmektir.

    Çevremize baktığımızda bu sevgi izlerinin kentimizde, ülkemizde yavaş, yavaş yok olduğunu görüyoruz. İnsanlar birbirlerine şiddetle saldırıyorlar. Hemen her gün bir kadının öldürüldüğü haberi  ile irkiliyoruz. Cinayetler, kapkaçlar, insanları yanıltarak dolandırmalar, aldıkları kötü eğitim sonucu caddelerde hiç çekinmeden ve hoşgörü örneği göstermeden başka insanlara hınçla bakıp onların yaşam hakkını yok edercesine yapılan tehditler ve küfürler…

    Güneye baktığımızda yanı başımızdaki ülkelerde devletin kendi insanlarına katliam uyguladığı, kardeşin kardeşi yok ettiği, güçlü ülkelerin işgal ettiği topraklarda yaptıkları zulüm ve cinayetler sevgisizliğin görünümüdür. Bu sevgisizlik ortamında insanların bir arada yaşamaları ve vardıklarını sürdürmeleri gittikçe imkânsızlaşıyor.

    Hoşgörünün ve birbirini sevmenin imkansız olduğu yerlerde husumetle birlikte parçalanma ve yok olma vardır.

    Ülkemizde Güneydoğu Bölgesinde terör örgütünün kendi güvenlik güçlerini yok etmek için gösterdikleri çaba. Her gün birkaç askerin şehit edilmesi; sevgisizliğin zirveye çıktığı en gaddar şekilde yansımasının bulunduğu olaylar bütünüdür.

    Televizyon ekranlarında tartışarak vatandaşı değişik kutuplara gitmeye zorlayan sözde gazeteci ve düşünürlerin birbirlerine gösterdikleri yok edici sevgisizlik, tabanda yerini buluyor ve insanlar hızla sevgisizliğe yöneliyorlar.

    Hiç olmazsa şu kutsal Ramazan Ayında daha hoşgörülü ve daha seviden yana olmamız gerekirken birbirimizi yok etmeye ve sevgisizliğin tohumunu kökleştirmeye hızla devam ediyoruz.

    Geçenlerde Erzurum’da meydana gelen bir olay sevgisizlik ve tahammülsüzlüğün son noktasıdır. Saldırıya geçen insanlara şunu hatırlatmayı bir görev biliyorum. Kutsal Kitabımız  Kur’anı Kerim’in Bakara suresinde hoşgörünün en güzel örneğini Allah bizlere bildirmektedir. “Dinde zorlama yoktur” Kafirin Suresinin birinci ayetinde Allah “Sizin Dininiz Size, Bizim Dinimiz Bize” derken hiç kimsenin dini inancının diğer kişileri ilgilendirmeyeceğini, birbirimize karışmamamızı , rahatsız etmememiz gerektiğini söylemektedir.

    Peygamber Efendimizin en büyük düşmanlarından birisi olan Ebu Süfyan en son ana kadar Müslüman olmadı. Ve Peygambere düşmanca hareketlere devam etti. Müslümanların Mekke’yi fethetmeleri sırasında gelerek yalvardı ve Peygamberimizden af diledi. Onun çevresindekiler Ebu Süfyan’ın yaptığı kötülüklerden ötürü öldürülmesi gerektiğini söylediler. Ama Hazreti Muhammed Af dileyen bu insanı öldürmedi, affetti, bunun yanında da oğlu Muaviyeyi yanından hiç ayırmayarak Vahiy katibi yaptı.

    İşte bu hoşgörü ve bağışlama örneğini kendimize örnek almak zorunda değil miyiz?

    Sigara içen hanımefendi oruç tutanlara saygısızlık göstermiş olabilir. Ama biz inanmış insanlar olarak ona saldırmak yerine daha hoşgörülü ve dinimizin emrettiği şekilde yanaşarak anlatımlarımızla davranışın yanlışlığını söyleyebilirdik.

    Bu sevgisizliğin altında bilgisizlik ve onun geliştirdiği hoşgörüsüzlük ile birleşen saldırganlık vardır, kabul edilemez.

    Sevgi ortamına, hoşgörüyü insanlarımızı daha çok sevmeyi ve onları ikna etmeyi her fırsatta söylememize rağmen bunu bir türlü hayata geçiremiyoruz. Bunun nedeni de bence kutsal dinimizin en büyük kaynağı olan Allah’ın sözlerini ihtiva eden Kuranı bilmemek ve anlamamaktır.

    Fırsat elimizde iken lütfen herkes Allahın emirlerini öğrenmek için Kuran’ın Türkçe Meallerini her akşam iftardan sonra veya gündüzleri boş kaldığımız zamanlarda okuyun. O zaman sevgi tohumlarının ne kadar güzel gelişeceğini, cahillikle bilgisizliğin yok olacağını, hoşgörünün yerleşeceğini birlikte göreceğiz.

    Şunu da belirtmeliyiz ki toplumumuz; okumayan ve araştırmayan bir yapıya sahiptir. Hiç olmazsa bu kutsal ayda okuma alışkanlığımızı Allah’ın Emrini bize ulaştıran Kuranı okuyarak giderelim.

    İnanıyorum ve biliyorum ki, önce çevremizde, sonra ülkemizde daha sonrada dünyada sevgi ve hoşgörünün en güzel örnekleri ortaya çıkacaktır.

    Allah’ın vermediği yetkiyi kimsenin kullanmaya hakkı yoktur. Her işlenen suçun ve kusurun cezasını Allah takdir edecektir.

  • Kentin Hafızları

    Bazen Tebrizkapı’da bir kahve önünde veya bir esnaf dükkânında bazen Yenişehir’de, bazen Gürcükapı’da karşıma çıkardı. Yani tüm kenti gezer ve insanları ile sarmaş dolaş olurdu. Onların derdi onun derdiydi. Sevinçlerini birlikte paylaşmasını bilirdi.

     

    Kentlerin geçmişlerini hatırlatan mekânlar, yerler ve yaşayan kişiler vardır. Bunlar o kentin hafızasıdır, geçmişi günümüze taşıyan değerleridir.

    Bu hafta içinde Erzurum’da yaşayan ve tüm Erzurum’un tanıdığı bir kişiyi kaybettik. Lakabı “Kansas’tı” Selahattin Kızılcalı ağabeyimiz kendine özgü yaşam tarzı olan mert, delikanlı. Özü sözü doğru, hayatta hiç eğilmemiş gerçek bir dadaştı.

    Onu tanımayan yoktur. Kendine tarz yaşamında ve çizdiği örnek kişilikte saygı duymayan, sevmeyenden azdı. Her şeyden önce insandı, yaşamınca bu kenti ve insanlarını sevdi. Allah Rahmet etsin

    Bu kent yaşayan bir hafızasını ve değerini de kaybetmiş oldu. Biraraya geldiğimizde yaşamının elverdiği oranda Erzurum’un geçmişini en ayrıntılı ve güzel şekli ile kendine özgü anlatımı içerisinde anlatırdı. Bilmediklerimizi öğrenir, yaşamımızın elverdiği kişileri ve olayları da onun anlatımı ile gülümseyerek ve hüzünle dinlerdik.

    Kansas ismini o zamanki çok yaygın bir çizgi romandan almıştı.  Çocukluk yıllarım onun ilk gençlik yılları idi. Temiz giyimli, onurlu, beyefendi bir Dadaştı. Tercih ettiği elbiseler bakımından çizgi roman kahramanı Kansas’ın kıyafetine benzer giysiler giydiği ve hareketleri ile de onu hatırlattığı için Erzurumlular ona Kansas derdi. İsmini bilen lakabından daha azdır.  Kansas denildi mi? Herkes tanır. Hele o sportif hareketleri, gezişi, konuşması tam bir halk kahramanı görünümündeydi.

    Temiz, saf hiç kimseye kötülük düşünmeyen kalp kırmamaya çalışan,  doğruları söyleyen bir Dadaştı.

    Ondan Eski Erzurum Mahallelerini, mahallelerin ve kentin ileri gelenleri ünlü kabadayıların örnek yaşamlarını dinledik. Bir hayvan severdi rahmetlinin kuşları tam eğitimli idi. Yakın komşu sayıldığımdan kuşların uçma vakti, benim evimin üstünden ve civarından takla atarak gösteri yaparak uçuşan kuşları görünce Kansas Ağabeyinin kuşları gene onun denetiminde gösteri yapıyor derdim.

    Konuşmalarımızda kuşlarını yakalayacağımı ve bir daha vermeyeceğimi şaka olarak kendisine söylediğimde o bu lafıma pek kulak asmaz, kuşlarının özelliklerini renkleri ile birlikte anlatır, yeteneklerini sayardı. Onların tümünü özellikle yaratılışları ile tanır, bize tanıtmaktan da zevk alırdı.

    Bazen Tebrizkapı’da bir kahve önünde veya bir esnaf dükkânında bazen Yenişehir’de, bazen Gürcükapı’da karşıma çıkardı. Yani tüm kenti gezer ve insanları ile sarmaş dolaş olurdu. Onların derdi onun derdiydi. Sevinçlerini birlikte paylaşmasını bilirdi.

    Böylesi insanlar kentin değerleri ve bir anlamda bilgeleridir. Onların kaybı sembollerin yok olması ve hafızanın silinmesidir. Sayıları çok azaldı. Anlattıklarını dinleyip, kent tarihi ile ilgili çalışmaları yapacak akademisyen ve gazeteciler Kansas Ağabeyimiz gibi ömrünü bu kentte tüketmiş yaşayan ve sayıları birkaçın üstüne çıkmayan bu insanları mutlaka değerlendirmelidir.

    Ölümle birlikte kaybedilen kentin geçmişi ve onurlu yaşamıdır. Onurlu yaşadı, onurlu öldü. Üzgünüz Allah günahlarını affetsin.

    Bu kent onu hiç unutmayacak. Kansas ismi hep yaşamını ve tarzını insanlarımıza hatırlatacaktır. Dostluğun, mertliğin, dürüstlüğün bir göstergesi olarak hafızamızda yaşamaya devam edecektir.

  • Meryl Streep…

    Meryl Streep, 18 Şubat 2012 akşamı, 62. Berlin Film Festivalinde düzenlenen törende Onur ödülü aldı.

     

    62. Berlin Film Festivali 09 – 19 Şubat 2012 tarihleri arasında yapıldı.

    Avrupa’nın en önemli film festivallerinden biri olan 62. Berlin Film Festivaline bu yıl, 67 ülke, 395 film katıldı.

    Ana yarışmasında, 18 yapım Altın Ayı ödülü için yarıştı.

    Festival, Diane Kruger’in Mari Antuanet rolünde kamera karşısında geçtiği “Kraliçe’nin Vedası” adlı filmle açıldı. Filmin yönetmeni Benoit Jacquot ile oyuncuları da galaya katıldı.

    62. Berlin Film Festivali’nde “Altın Ayı” ödülünü, yönetmenliğini Paolo ve Vittorio Taviani kardeşlerin yaptığı “Cesare Deve Morire” (Sezar Ölmeli) adlı film kazandı. Böylece İtalyan Sineması 8. kez “Altın Ayı” ödülünü aldı.

    En İyi Kadın Oyuncu dalında “Gümüş Ayı” ödülü Kongolu oyuncu Rachel Mwanza’ya verildi. “Rebelle” (Militan) adlı filmindeki rolüyle ödüle layık görüldü.

     

    “Beyaz Geyiğin Ülkesi” adlı Çin filmindeki çalışmasından dolayı Alman kameraman Lutz Reitemeier “Gümüş Ayı” ödülünü aldı.

     

    En İyi Erkek Oyuncu dalında “Gümüş Ayı” ödülü Nikolaj Arcel’in “Kraliçe ve Doktoru” adlı filmindeki Danimarka Kralı 7. Christian rolüyle Danimarkalı oyuncu Boe Folsgaard’a verildi.

    En İyi Film dalında “Gümüş Ayı” ödülünü “Sadece Rüzgar” adlı Macar filmi aldı. Filmin yönetmeni Bence Fliegauf ise Jüri Büyük ödülünü aldı.

    “Lal Gece” filmiyle GENERATION bölümünde en iyi film seçildi, Yönetmen Reis Çelik “Kristal Ayı” ödülüne layık görüldü.

    Yönetmen Emin Alper, “Tepenin Ardı” filmi ile özel mansiyon ödülü aldı.

    Yönetmen Umut Dağ’ın filmi “Kuma”, festivalin Panorama bölümünde açılış filmi oldu.

    Meral Uslu’nun yönettiği “Snackbar”, Engin Kundağ’ın “Ararat, Tamer Yiğit’in “Karaman” adlı filmi gösterildi.

  • Devekuşu Kabera

    Haldun Taner’in öncülüğünde, Ahmet Gülhan, Zeki Alaysa ve Metin Akpınar’ın birlikte 1967 yılında kurdukları Devekuşu Kabare, 1978 yılında Haldun Taner ve Ahmet Gülhan’ın ayrılmasıyla Metin Akpınar ve Zeki Alasya’nın yürüttüğü bir tiyatro topluluğuydu.

     

    1965 yılında birlikte çalışmaya başlayan Zeki Alaysa ve Metin Akpınar, Devekuşu Kabare Tiyatrosunda ve sinemada yıllarca birlikteliklerini devam ettirdiler.

    Devekuşu Kabare Tiyatro Topluluğu 1992 yılında dağıldı.

    Oyunları; Keşanlı Ali Destanı, Deliler, Vatan Kurtaran Şaban, Beyoğlu Beyoğlu, Geceler, Reklamlar, Yasaklar, Dün Bugün, Yar Bana Bir Eğlence gibi..

    23 Nisan’da, “Dün, Bugün, Yarın” oyunuyla sahneye çıkacak olan Zeki Alasya, Metin Akpınar, çok heyecanlı olduklarını belirtiyorlar.

  • Şah-Mat

    Karanlıklar koyulaşmaya başlayınca, naz tuza benzer, çoğu zarar azı karardır. Göz cahilde budak deliği Âlimde ufuktur.

     

    Ahırda bekleyen yeleli atların yanında, dizgin tanımayan bir küheylanın sırtında duramayan seyisten inciler.! Dindar bir nesil yetiştireceğiz!!

    İktidarlarınız döneminde, 742 kilise, 69 şapel, 63 havra, 24 sinagog koruma altına alındı. Sayıları binlerce ve her gün artan kilİse evlere müsaade edildi. Zina suç olmaktan çıkarıldı. 1.5 milyon Irak’lı Müslüman, Amerikan askerleri tarafından katledildi. Binlerce genç kızların, aile efradının gözleri önünde ırzlarına geçildiği dönem TV ekranlarından, Amerikan askerlerinin evlerine sağ salim dönmeleri için dua ettiniz mi, etmediniz mi?
    Yalan sloganlarla, fikirsiz sahte omurgalarla, ABD ve AB ye bağlılık yemini ettiniz mi, etmediniz mi.?, İslam coğrafyasında kan akıtan haçlı ordularına gemilerle mühimmad ve yiyecek taşındı mı taşınmadı mı? Dostum dediğiniz Yunan başbakanını alkışlatan, İtalyan başbakanını oğlunuza nikâh şahitliği yaptıran, yoksa siz değilmiydiniz.?
    Dindar gençliğiniz, eğer 1980 öncesi Akıncı gençlik gibi, zoru gördüklerinde Hicret sünnettir diyerek kaçanlardan olursa vah halinize.! Yakala görelim o zaman davulun sesini. Yaş odun yanarken çıkardığı dumanı çekecekmi bu baca.?
    Ellerine ipek eldiven geçirip, pençeleriyle kutsal kavramların gölgesine takılarak, dindar gençlik yetiştireceğiz açıklaması yapan, değiştin geliştinse insanı insandan ayıran duvarları mı yıktın! Alt yapıyı değişmede son noktaya gelindi ise, üst yapıyı yapılandırmak elbette kolaydır.!
    Niyetiniz dindar gençlik yetiştirmek değil, ılımlı İslam cumhuriyetini ilan için zemin yoklaması yapmanızdır. Ortadoğu’da İslam devletleri birer birer yıkılırken, ABD neden Türkiye’de bir İslami yönetime müsaade ediyor? Darbecilerle hesaplaşma adı altında, cumhuriyetimizin bütün değerleri birer birer yok edilmek isteniyor. Bu niyet okuma değil, görünen bir gerçektir. Siyasetin karanlık sokaklarında saklambaç oynamakta olduğuz apaçık ortadır.
    Günümüzde kalem tutan eller, bıçak tutan ellerden daha tehlikeli sayılarak mahpus damlarında çile çektirilmektedir. Genelkurmay Başkanı’nın çete başı ilan edildiği, komutanların çete üyesi sayıldığı bir ülkede, MİT Müşteşarı’nın PKK yandaşı ve yardakçısı olarak savcılığa çağrılmasını nasıl izah edebilirsiniz.?
    Devlet kurumlarının lime, lime edilişini hayretle izlemekteyiz. Bu çatışmalar vatandaşın devlete olan güveninin zedelemektedir. MİT’in ifadeye çağrılmasında gösterdiğiniz hassasiyeti; Genelkurmay eski başkanını ifadeye çağrılıp tutuklanmasında neden göstermediniz?
    Atamızın, silah arkadaşlarının ve dedelerimizin ağır bedel ödeyerek kurdukları cumhuriyetimizi kuruluş felsefesinden uzaklaştırarak, ideolojisiz bir anayasa yapılmasını isteyenlerin amaçlarının, iki dilli iki milletli bir anayasadır. Bunun sonucu, Türk’ün mührünü taşıyan Kızılırmak’ın doğusu ve batısı Anadolu topraklarından koparılmasıdır.
    Kartal, uçmadan kanat çırpar. Vatan, sadece gönlümüze çizilmiş bir harita değil, yaşam biçimimizdir. Dönüşü olmayan bu sevda kervanının her birimiz kervancı başıyız.! Bülbül bile geri dönmüş aşkı hatırlayınca! Sizler daha neyi ve kimi bekliyorsunuz? Demokratik tepkimizi koymakta geç kalınıyor! Yoksa hepimiz cumhuriyete el sallayarak; Hoş geldin, Şeyh’lik, Hoş geldin Beylikler, pankartlarıyla karşılanacağız uykudan uyanınca..!!
    İfade ve düşünce özgürlüğümü kullanarak, fikir ve düşüncelerimi sizlerle paylaştım. Baki selamlarımla, Ülkü İle Kalınız.