Kategori: Yazar

  • Kürt Meselesine Mikro Çözüm arayışları

    Kürt Meselesine Mikro Çözüm arayışları

    Terör kanlı baltasını yine yoğun bir şekilde rast gele sallamaya başladı. Yine hayatlarının baharında toprağa masum canlar düşüyor, yine mayın çukurlarına oluk oluk kan akıyor.

     

     

    ‘Kan akar, gafil bakar’ duyarsızlığı almış başını gidiyor, toplumun bazı kesimlerinde… Sanki ‘Milletin kanla imtihanı’ yerel bir mesele. Vatan coğrafyasında vur patlasın, çal oynasın vaziyetleri hiç eksilmiyor; ateş düştüğü yeri yakıyor, acılar ‘müşterek sancılara’ inkılâp etmiyor.

     

     

    Etmeyince de ‘ortak milli akıl’ köklü çözüm arayışlarına yelken açmakta mütereddit davranıyor. Sığ sularda kolaycı, geçici çözümlerle debelenip duruyor.

     

     

    Merkez medyada köşe kapmış bulunan PKK kalem mangasının neferleri,“PKK terör örgütü değildir. PKK’lılar da terörist değildir. Onlar Kürt isyancılarıdır, hak arayan gerillalardır” Zehrini, akrep iğnesine dönüştürdükleri kalemlerinden kusup duruyorlar.

     

     

    Kürt halkı adına siyaset yapan sözde milletvekilleri de daha geçen gün öpüp koklaştıkları tam teçhizatlı, silahlı teröristler için ‘bizim gözümüzde onlar terörist değil’ herzesini yemediler mi?

    Bazılarımız da işin kolayını bulmuş, hükmü yapıştırmışız: ’Bütün Kürt’ler PKK’lı. Kurup sehpaları hepsini sallandıracaksın. Tepelerine bomba yağdıracaksın!”

    Büyük devlet olma yolunda silkiniş talimleri yapan Türkiye’nin, acilen çözüm bekleyen en önemli meselesi Kürt Meselesi’dir.

    ‘Kürt Meselesi’ dedin mi duracaksın… Bu kadar uzamış, kemikleşmiş, derinleşmiş ikinci bir mesele hatırlıyor musunuz? Yeryüzünde…

    Eğer bir mesele bu şekilde uzamış, kemikleşmiş ve derinleşmiş ise… Çözüm için de… Uzun, meşakkatli, sabırlı, karmaşık bir süreç gerekir.

    ‘Uzun, meşakkatli, sabırlı, karmaşık’ sürecin hiç kuşkusuz temel ayaklarından birisi ‘resmi kanal’dır.

    Siyasetin kılavuzluk yaptığı, devletin tüm kuruluşlarının içinde olduğu bu kanal, sürekli seferberlik halinde mesai sarf etmek zorunda…

    İcabında yeni paradigmalara direksiyon kırarak…

    İcabında köklü reformlara yönelerek…

    Aynı anda ve aynı duyarlılıkla…

    ‘Mayına basan aracın içinden, tam on dört metre uzağa fırlayan bir arkadaşınız oldu mu sizin?’  diye haykıran acılı, asil vicdanlara kulak kesilerek…

    Kükrese Ortadoğu’yu dize getirecek güçteki koca Türk ordusunun önüne, ‘ideolojik bilinçlendirme’ ile narkozlanıp atılan 16 yaşındaki teröristin acıklı halini mercek altına yatırarak…

    ‘Resmi kanal’ siyasi ve ekonomik hiçbir arayışı ihmal etmeden 24 saat alarm halinde çalışmalarını sürdürmeli…

    Yeter mi? Hayır!

    Biliyoruz ki, etnik sorunlar sosyal psikolojiden sosyolojiye, antropolojiden siyaset bilimine, coğrafyadan uluslararası ilişkilere kadar birçok sosyal bilimler alanının çalışma konusuna girer.

    Peki, şimdi size şöyle bir soru sorsam: ”Otuz senedir bu ağır mesele ile boğuşan siyaset, ordu, polis, istihbarat dışında… Bu mesele hakkında ciddi çalışmalar yapan ve ciddi projeler sunan… Mikro faaliyetler yürüten kuruluşlarımız var mıdır, ne gibi çalışmalar yapmışlardır?”

    Sizi bilmem ama ben bu soruya olumlu bir cevap veremiyorum.

    Çünkü Türkiye’de, şu ana kadar Kürt meselesi ile ilgili olarak üretilen politikalar,  konunun sadece ekonomik ve siyasal boyutuylailgilenmiştir.

    Kürt Meselesini sadece ekonomik olumsuzlukların beslediği zehabına kapılmışızdır. Fukaralık, işsizlik azaltılırsa mesele çözülür sanmışızdır.

    Yahut bu devasa ve karmaşık mesele sadece güvenlik boyutuna indirgenmiştir.

    Meselenin çözümü için ‘mikro proje odaklı’ çalışmalara şu ana kadar pek itibar ve iltifat edilmemiştir.

    Üniversite, olayın büyük ölçüde dışındadır.

    YÖK kayıtlarını incelemek lazım, otuz yıl içinde meselenin sosyolojik, sosyal psikolojik yönlerini derinlemesine ele alan kaç yüksek lisans tezi, kaç doktora çalışması var?

    Kaç bilimsel makalede bu hayati konular ele alınmış?

    Elimde istatistikî bilgi yok, ama rahatlıkla iddia edebilirim ki, ABD Üniversiteleri ve araştırma merkezlerinde 11 Eylül ile ilgili olarak gerçekleştirilen yayınların sayısı, bizim Kürt Meselesi ile ilgili çalışmalardan katbekat fazladır.

    Kaldı ki, onlar için 11 Eylül, geniş bir etnik tabanı olmayan bir güvenlik sorunudur, bizim için Kürt Meselesi egemenlik ve beka meselesidir. Ülkenin bütünlüğü meselesidir.

    Memleket, kan gölüne dönmüşken…

    Yüzlerce Mehmet, bir hilal uğruna toprağa düşmeye devam ederken…

    Henüz melaike kanatlarını soyunmamış genç yavrularımız hunharca katledilirken…

    ‘Mayına basan aracın içinden, tam on dört metre uzağa fırlayan bir arkadaşınız oldu mu sizin?’  diye soran vatan evladının haykırışı her gece uykumuzu bölerken…

    Kafamızda şu sorular cevelan edip duruyor…

    Otuz yıldır, okulunu zar zor açan öğretmen…

    Ezan okunurken acaba bana da bir kurşun isabet eder mi? Endişesi taşıyan imam.

    Hizmet sürem ne zaman bitecek diye, askerin gün sayması gibi şafak sayan Kaymakam…

    Acaba gün gelecek…

    Birlik, beraberlik, kardeşlik misyoneri gibi çalışabilecek mi?

    Bundan daha da önemlisi…

    Bölgenin sivil toplum kuruluşları…

    Orada bir şekilde bulunan dernekler, cemiyetler, cemaatler…

    Hatırlı kanaat önderleri…

    Kürt Sorununun çözümü için şöyle kuvveli şekilde, candan, yürekken devreye girebilecekler mi?

    Yüz yıllar boyunca bizi ‘birlik, dirlik, varlık’ formülünün müşterek elemanı yapan ‘yapıştırıcı, yapıcı, kaynaştırıcı’ dini, manevi, ahlaki unsurlar, tekrar devreye girebilecek mi?

    Bir yandan ‘resmi unsurlar’ lazım geleni yaparken, diğer yandan ’sivil inisiyatif’ asıl belirleyici misyonunu yerine getirebilecek mi?

    Şu tablo bir Türkiye gerçeği…

    Siyasetçilerimiz,

    Seçim çalışması için gittikleri Kürt köylerinde, 5- 15 yaş grubu çocukların kendilerine PKK bayrağı salladıklarına, terör örgütünün zafer işaretini yaptıklarına çok tanık olmuşlardır.

    Zafer işareti için sallanan parmakların bir sonraki durağı, keleş tetiği, bomba timi, mayın düzeneği değil midir?

    Evet öyledir…

    Öyle olmamasının bir yolu o çocukların ‘kardeşlik’ ruhunun hâkim kılacak manevi iklime çekilmesi değil midir?

    Bunun için elbette evvela güvenlik, sıfıra yakın terör ortamı…

    Sonra…

    Asıl önemli olan tabii ki sonrası…

    İşte bu noktada siyasetin inşa edici, yeniden yapılandırıcı, tanzim edici, kararlı sihirli gücünün devreye girmesi gerekiyor.

    Ak Partinin, CHP’nin, MHP’nin…

    Ev ev, köy köy, varoş varoş, şehir şehir ciddi çalışmalar yapması gerekiyor.

    Oy alamıyorsa, neden alamadığını, nasıl alacağını bilmesi gerekiyor.

    Oyu azalıyorsa, neden azaldığının teşhisini koyması gerekiyor.

    Terör bitse bile, Türk ile Kürt’ün kıyamete kadar sürecek beraberliklerinin temelini ‘gönüllü beraberlik irade ve kararlılığı’teşkil edecektir. Arık, zoraki nikâh devri geride kalmıştır, çünkü…

    O nedenle, yeni bir ruh ve anlayışı gerektiren ‘birlik, beraberlik, müşterek varlık’ projesinin, siyaset ve sivil toplumca sabır ve sebatla inşası gerekiyor…

    Bu kadim meselenin çözümünde makro ve mikro arayışlar birbirine paralel şekilde yürütülmeli, önce güvenlik sağlanmalı, sonra da ‘ebedi huzur ve güvenlik!’

    Bir sohbet ortamında,  Erzurum Milletvekili Sayın Cengiz Yavilioğlu’nun bu konudaki gayretlerine muttali oldum.

    Ak Parti, köy, ilçe, varoş ölçeğinde geniş kapsamlı bir çalışma başlatmış. Sivil inisiyatifi önceleyen, temel alan, çözümün merkezine koyan bir yöntem benimsenmiş. Dini kanaat önderleri, dernekler, cemaatlerle temas kurulmuş, ortak çalışmalar başlatılmış.

    ‘Uzun, meşakkatli, sabırlı’ bir çalışmanın gerekliliğini vurguladık ya… İşte öyle bir çalışmanın ehil kişilerce, ciddiyetle yürütüldüğü anlaşılıyor.

    Entelektüel derinliği, ciddiyeti ve güvenilirliği ile dikkat çekip, takdir toplayan Cengiz Bey’in, bu çalışmaların içinde oluşu bize başarı yolunda itimat telkin ediyor, umut veriyor.

  • Suskunlaşmak

    Suskunlaşmak

    Türkiye kan gölüne döndü. Bütün illerimize sıçrayan terör tırmanıyor. İnsanlar huzursuz ve ümitsiz. Gözyaşı ve kan ülke geleceğini karalık hale sokuyor. Sanki iç savaş hali var.

     

    Böyle bir ortamda ülkeyi yönetenlerin durumu değerlendirmeleri gerekmez mi? Başka bir ülkede bu kadar kan dökülüp, ocaklar sönmüş olsa idi, ben inanıyorum ki, ülkeyi yönetenlerin başarısızlığı; onların koltuklarında oturmalarını engellerdi.

     

    Halk çoktan sokaklara dökülüp, oy verdiği insanlardan bu karanlık gidişe çare bulmasını isterdi. Ama bizde her alanda olduğu gibi her şeyin sahibi olduğunu sanan, ama hiçbir şeye sahip olamamış halkımız; suskun, susturulmuş. Bu kanın uzaması ve gittikçe artmasının birinci nedeni bence sürdürülen politikaların yanlışlığıdır.

     

    Çevremize bakalım, İsrail’le bütün iplerimizi  koparmak  üzereyken Amerika’nın yönlendirmesi ile İran’a karşı İsrail’i koruyacak füze kalkanları Anadolu’nun göbeğine yerleştirildi, sınır komşumuz, İran mücadele ettiği terör örgütüne göz yummaya başladı, sınırından teröristleri ülkemize silahlandırarak gönderdiği gibi Türkiye’yi  her açıklamasında tehdit etmeye başladı.

     

    Filistin’e büyük destek verdik, bu ülkenin yönetimi Güney Kıbrıs Rum Devleti ile uzun vadeli ve kapsamlı antlaşmalar yaptı.

     

    Libya’da muhaliflere her türlü yardımı sağladık, para gönderdik, Kıbrıs çıkarmasında dünyada bir tek kişi olarak desteğini gördüğümüz Kaddafi yıkıldı, bu ülkede batılılarla kucaklaştı,. Türkiye’yi bir nevi kenara itti.

     

    Irak  sorununda  Barzani’yi muhatap aldı, bu lider PKK’ye verdiği büyük desteği azaltacağına Suriye’den boşalan Kamışlı Bölgesine terör örgütünün bayrağını astı. Bununla da kalmadı, Irak Hükümeti Kerkük’e giden Dışişleri Bakanını tutuklayacağını bütün dünyaya ilan etti, ülkeye izinsiz girdiğini söylediği bakanı ülke sınırlarından derhal dışarı çıkardı. Irak Başbakanı Türk Devletini düşmanları arasına kattı ve bize nota verdi.

     

    Suriye’ye gelince, bu ülkede bir iç savaş yaşanıyor. Hükümetimiz ürettiği politikalarla muhaliflere destek verince, Esad PKK ile anlaşarak ülkemizde bütün kentlere terörü yayıp ve taşıdı. Binlerce vatan evladı günahsız yere toprağın altına girdi. Her gün şehit veriyoruz. Halk suskun ve susturulmuş, kimseden çık yok. Televizyonlarda devamlı anons yapılıyor, sakin olalım, oyunlara gelmeyelim, provokasyonlardan   kaçınalım.

    İktidarın bu olumsuz politikalarının yanında muhalefet ne yapıyor, bir de ona bakalım. CHP’li bir milletvekili kaçırılıyor, dağdan  serbest bırakıldıktan sonra bütün kamuoyu önünde teröristlerin duygularından ve kardeşliğinden bahsedebiliyor, parti içinde tepki gösterenler ise bazı gazete yazarları tarafından ulusalcı faşistler olarak ilan ediliyor. Yani ulusalcı olmak, ülke bütünlüğünü savunmak, teröre karşı çıkmak bu partide de artık suç olmuştur.

     

    Diğer muhalefet partileri ise istikrarsız bir görünümde.

     

    En istikrarlı parti BDP. Çünkü terör örgütü ile ilişkisinin zirvede olduğunu, onlarla buluşarak bütün dünyaya ilan ediyor, onların özgürlük savaşçısı olduğunu  söyleyerek teröristlerle aynı paralellerde olduğunu artık gizlemiyor.

     

    Suç işleyeme devam eden ve suçluları övüp teşvik eden bu insanlar kendilerini yüzde yüz haklı duruma sokma cüretini saklamıyorlar.

     

    Peki, açılım denen olayda şöyle birçok şey yapılmadı mı? Örneğin, Habur’da teröristlerin ayağına bağımsız yargı taşınarak onlar suçsuz ilan edilmedi mi?

     

    Oslo’da MİT görevlileri ile PKK’lılar buluşup, pazarlık yapmadılar mı? Bu konuda varılan anlaşma uzun süre hükümet tarafından gizlense de ortaya çıkmadı mı?

     

    Ana dilde eğitim, Kürtçe televizyon, radyo ve okullarda dil serbestliği gelmedi mi, o zaman yapılan açılımların PKK örgütünü etkilemediği ortadadır. Çünkü onların istedikleri artık açıkça sözcüleri tarafından dile getiriliyor, bağımsız bir devlet. Demek ki bu amaca varıncaya kadar mücadelelerini  sürdürecekler.

     

    Peki; bütün Ortadoğu projesinin  amacı da Ortadoğu’yu şekillendirmek ve yeni sınırlar çizmek değil miydi . Ortadoğu’da sınırlar çizildi, bir tek İran ile Türkiye’de operasyon tamamlanmadı. Türkiye’deki operasyon tamamlandıktan sonra Türkiye , İran , Suriye, Irak gibi ülkelerden koparılan her  parça Büyük Kürdistan (!) olarak kurulacak, ama yönetimi süper güçlere bağlı olacak. Yani bu kukla devletler Ortadoğu’ya ve petrollere egemenliklerini sürdüreceklerdir. Bu projenin desteklenmesine senelerdir, Türkiye ses çıkardı mı? Önlem aldı mı, yoksa tem tersine destek mi verdi. Bütün bu gerçekler ortada iken artık ülkemizde ulusalcılık , kardeşlik, Atatürkçülük söylemlerini dile getirenler, suçlu ve faşist  konumuna sokulmuştur.

     

    Doğunun , batının , güneyin kuzeyin kardeşliği  yok edilmiştir. Yöneticilerimiz ve Ana muhalefet partisi bütün çağrılarında hükümetle aynı şeyleri söyleyip, ırkçılığı pompalamıyor mu?

     

    Bütün bu gerçekler karşısında kendisinden gizlenen ülkenin sorunlarından habersiz Türkiye Cumhuriyeti Halkı sessiz , susturulmuş ve suskundur.

     

    Bu gün sürdürülen bu anlamsız savaşta ülkemiz kırkbinin üzerinde canını vermiştir, hala vermeye devam etmektedir. Toprağa düşen bu insanların bir çözüm uğruna öldüklerini söyleyebilir miyiz.

     

    Kurtuluş Savaşında , Batı Emperyalizmine  karşı direnen Anadolu halkı onbin civarında şehit vermiş ve bağımsız Türk Devletini kurmuştu. Ama bugün ölü sayısı bu kadar fazla olan ülkemizde halen anlamsız savaş hızla sürmektedir.

     

    Bu anlamsız savaşın sorumlusu olarak gördüğüm iktidar ve muhalefet liderleri derhâl işi çözemediklerini kabul edip, görevlerini bırakmalıdırlar. Başka bir özürleri kalmamıştır. Çünkü hala çözüm yerine uzlaşma yerine, kavgayı sürdürerek ülke gençlerini yok etmeye devam etmektedirler.

     

    Birde halkı susmaya davet  ederek kan üstüne egemenliklerini sürdürmektedirler. Bence tam tersi büyük halk kitleleri kimseyi hedef almadan terör örgütünün iç yüzünü ve ülkemizde oynanan oyunları açıklayarak büyük  kentlerde, yerleşim birimlerinde mitingler yaparak halka gerçekleri çekinmeden haykırabilmelidirler.

     

    Bunun  sonucu hapisler olabilir, baskılar olabilir, ama sonuç mutlaka ülke yararına olacaktır. Susmanın, susturulmuş olmanın artık hiçbir anlamı yoktur. Bu halk gerçekleri bilip, ona göre adım atmak zorundadır.

     

    Ülke ve insanlarımız hızla felakete doğru sürüklenmektedir. Bunu herkes artık bilmeli ve ona göre davranmalıdır.

     

    İş işten geçtikten sonra bağırmanın bir anlamı da kalmayacaktır.

  • Sözün Bittiği Yer

    Sözün Bittiği Yer

    Sevgisi çok kuralı yok, arabesk müziği gibiyiz. Rüzgârın şiddetini hesap etmeyen, yağmura göre şemsiye açmayan, ahmakıslatan yağmurda sırıl sık lamız!

     

    1980 öncesi MHP nin siyasi mabedinde sahip olduğu akustik düzenin, bu gün mevcut olamayışının nedenlerinden en önemlisi ses mühendislerinin ses şifrelerini anlayamamaktan, orijinal sese dönüşün önünü açan çalışmalardan uzak kalmalarındandır..! Bunun neticesinde, milletimin umut sofrasında ki nafakaları birer birer eksilip yok olmakta ve siyasi iktidarın sağ ayağına koltuk değneği olarak yanlışlarına ortak olmalarının adına da temiz siyaset denmektedir.?

     

     

     

    İktidarın tek alternatifi MHP de, milletiyle sürekli uzlaşma, kendini daha iyi tanıtma yollarının neden tıkandığına, koltuk ve iç çekişmelerini çözmedikçe çare bulamayacağı aşikârdır.  MHP genel başkanına yol göstermek ve yol arkadaşı olmakta, genel başkanlığa aday olmak sarsılmaz iradenin gücü ve demokrasimizin güçlenmesiyle eş değer değil midir?!

     

     

     

    Esnaf, emekli, asgari ücretli, çiftçi ve memur kısacası halk fakirleşirken, bir yılda 8 bin kişi yeni milyonerler kulübüne eklenmenin gururunu; halkın sırtına basarak yükselen AKP yaşamaktadır. Siyasetin mihrabına tapanlar, tapınaklarınızdan dışarıya başınızı uzattığınızda, görmek istemediklerinizle karşılaştığınızda, vicdanınızın fokurdamayan sesi sizleri rahatsız etmeyeceğini birileri artık görmeli ve anlamalı artık!

     

     

    2002 yılında kökü kazınan PKK’nın, son on yılda kurtarılmış bölgeler seviyesine geldiğini, hükümetin açılım zırvalarının kılavuzu Leyla Zana BDP ekseninde siyaset yürütmesine göz yumulmakta hatta izin verilmektedir.! Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde başka başkentler oluşturulması zırvalığına da sessiz kalınmaktadır.!

     

     

    Irak ve Suriye örneği etnik kimliğe dayalı bir federasyon yapılanmasına doğru gidildiğini göremeyecek kadar ihanetin içerisinde olanlar; açılım zırvalığı ve ileri demokrasi tuzağı içerisinde, karınlarından konuşanlardır. PKK’nın taktik değişerek cephesel saldırıları karşısında sadece demeç vermekte, Kandil’e Türk Bayrağı asılsın nidalarına da kulağını tıkamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti bölücü terör örgütü PKK konusunda sözün bittiği yerdedir.

     

     

    Türk ve İslam âleminin mübarek ramazan bayramlarını kutlar, hayırlara vesile olması dileklerimle, baki selamlarımla ülkü ile kalınız.

  • Ramazan Sona Ererken

    Ramazan Sona Ererken

    Çok sıcak günlere rastlayan Ramazan Ayını bitirdik. Bu kutsal ayda ülkemiz çok büyük sorunlar yaşadı.

     

    Suriye ile, İran ile, terör belası ile zirveye ulaşan sorunlar yumağı ile uğraştı. Bu sorunlar ile ilgili hiçbir olumlu gelişmenin olduğunu da sanmıyorum.

     

    Ülke kaosa doğru hızla giderken, liderler kavgacı üsluplarını  hiç yumuşatmadılar. Onların bu üslubu tabana da yansıdı. Kadın cinayetleri, töre cinayetleri gösterilerde  ve protestolarda polisin kullandığı orantısız güç ülkemizde olduğunu savunduğumuz demokrasiye hiç yakışmayan görüntüler içindeydi.

     

    Ülke toz duman içerisinde; karamsarlığın ve ümitsizliğin karanlığında boğuşurken, yaşadığımız kentimizde de çok olumlu şeylerin olduğunu söyleyemeyiz.

     

    Hoşgörünün ve barışın egemen olması gereken kutsal Ramazan Ayı, çevremizdeki ateş çemberinin ülkeyi etkilemesi yanında Erzurum’u da çepeçevre sarmaladı ve yön verdi.

    İftardan sonra belediyelerin daha çok Ramazan’a yönelik müzik gösterileri halkın birazcık olsun deşarj olmasına neden oldu, ama su sorunu, genelde asayişsizlik ile birlikte çevre sorunları, trafik karmaşası kentin düzenini etkiledi.

     

    Halk Eğitim Merkezinin söküldüğü alana kentsel yaşama hiç yakışmayacak şeyler konuldu. İftar çadırının yanında birkaç derme çatma tezgah ve bezler üzerine çizilmiş maketler konuldu. Kış mevsimine hızla gelinmesine rağmen, büyük iddialarla yıkılann tarihi mekân ve yok edilen yeşil alanların yerine yapılacak hiçbir şeyin izini göremedik.

    Erzurum Halkı halinden memnun olacak ki hiçbir kimsenin tepkiselde olsa bir yaklaşımı yok. Demokratik kitle örgütleri bu tarihi mekanların yok edilmesine ses dahi çıkarmıyorlar.

     

    Birkaç yıldır, tarihi mekanların yok edilmesi, yeşil alanların katli sürüp gitmekte.

     

    Yakutiye’nin çam ağaçları artık yok. 70. Yıl Parkının ağaçları büyük oranda yok edildi. Lalapaşa Caminin bahçesinde bulunan tahta oymacılığının  yüz yıllık kalıntısı olan şadırvanın yerine hiçbir anlamı olmayan, mimari değeri de bulunmayan bir taş mekan konuldu.

     

    Cumhuriyet Caddesi geceleyin müzik şovları yüzünden hareket edilemeyecek, trafiğin tıkandığı tek cadde olma özelliğini gene korudu. Bu caddede iyileşmeye yönelik hiçbir adım atılmadı. Otopark sorunu hala sürüyor. Caddenin her iki tarafı araçlarla dolu. Bunun üstüne birde geceleyin yapılan müzik şovunun aşırı kalabalığı yüklendi.

     

    Diyeceksiniz ki, bu kentte hep olumsuzluklar mı var. Olumlu hiçbir şey yapılmıyor mu, olumlu bir şeyden bahsedeceğim ama onunda noksanlıkları mevcut. Eski hükümet binası restore edildi, sağlamlaştırıldı. Kentin merkezinde güzel görünümlü bir tarihi mekan olarak yükseliyor. Ama binanın içine dikkatle bakıldığında o binaya özelliğini veren yüksek tavanlar yok edilmiş, yerlerine daha alçak tavanlar yapılmak amacıyla asma tavanlar konulmuş, yani bina yüksek tavan özelliğini kaybetmiş. Hâlbuki o tavan yapısı binanın yaz sıcaklarında serin, kışın şiddetli soğuklarında daha ferah bir bina olarak hizmet sunmasını sağlıyordu.

     

     

    İşte dıştan güzel görünümün altındaki olumsuz yapılaşma örneği de bu

    Kent diğer komşu şehirlerine mukayese edilemeyecek bir pislik içinde, caddelerde çöplerden geçilmiyor, örneğin Menderes  Caddesinde asfaltlanan ara sokaklara baktığınızda, aylardır inşaat molozlarının kaldırımlarda bekletildiği , çöplerin haftalarca alınmadığı bir ortam içinde yaşamaya mahkum edilmişiz.

     

    Ramazanla birlikte ses kirliği kenti kapladı. Her tarafta bomba patlamasını hatırlatan gürültülü barut patlama sesleri ile insanlar rahatsız ediliyor. Bu patlamalara ve gürültüye alınan hiçbir önleme ramazan boyunca rastlamadık.

     

    Bu kente senelerde yaşamını sürdüren bir insan olarak bunları söylemeye ve dile getirmeyi kendimde hak buluyorum. Yetkililer inşallah bu eleştirilere kulak asma duyarlılığının gösterirler.

  • Pazarcılar birbirine girdi

    Pazarcılar birbirine girdi

    Erzurum’da bugün akşam Galatasaray ve Fenerbahçe arasında oynanacak süper kupa finali öncesi Cumhuriyet Caddesi üzerinde bayrak ve forma satan esnaf arasında çıkan kavga güçlükle önlendi.
    Süper kupa finali öncesi Erzurum’da Cumhuriyet Caddesi üzerinde takımlara ait bayrak ve formaların satıldığı seyyar tezgahlar kuruldu. Tezgah tartışması yüzünden iki esnaf arasında çıkan tartışma kavgaya dönüştü. Polisin biber gazıyla müdahale ettiği esnafın tekme tokat kavgası güçlükle önlenebildi.