Kategori: Yazar

  • BEYAZŞEHİR; Bu dergiyi mutlaka isteyin…

    BEYAZŞEHİR; Bu dergiyi mutlaka isteyin…

    BEYAZŞEHİR, Erzurum’un çok kıymetli bir kültür eseri, mütevazı sahibi Palandöken Belediyesi’nin çıkarttığı Tarih-Kültür-Edebiyat dergisinin adı…

    Geçmişte ya da günümüzde, yerel yönetimlerin ya da çeşitli STK’ların kurumlarının harcamalarıyla çıkarttıkları veya neşrettikleri kültürel ya da tanıtım eserlerinin içeriklerine şöyle bir göz atacak olursak, seke seke her sayfada başkan görsellerine, atasözü gibi başkan sözlerine bol bol rastlarsınız.

    Tanıtımdır, hizmetlerin anlatımıdır; Tabiidir, olabilir, ancak kültürel yayınlarda da bunu sıkça yaparsanız, bu doğru değil, bunu bugün ben söylemesem yarın yadırganacaksınız, rakip siyasilere de malzeme olursunuz. Her ne kadar günümüz kitle iletişim ortamına internet hâkim olsa bile, bu yeni efendiye biat eden geleneksel kitle iletişim araçlarından biri olan dergiciliği bunun dışında tutmak lazım; Çünkü, gazetecilikte klasik bir sözdür; Bir doktorun hatasını toprak örter, bir gazetecinin hatası sayfalarda yıllarca kalır.

    Bu girizgâhı şu sebeple yaptım; Allah uzun ömür versin! Eski belediye başkanlarından Necati Güllülü’nün bir ara çıkarttığı bir dergide kullanılan fotoğraf sayısı haber olarak gazetelerde yer almıştı. Şimdikilerle kıyaslanması mümkün bile değil…

    Bu anlatı bir yana, Palandöken Belediyesi’nin binbir emekle hazırlattığı Beyazşehir Dergisi, 1 Şubat 2017 Çarşamba günü okuyucularıyla buluşacak.

    3 aylık dönemsel yayımlanan ve bu baskı 20’inci sayısı neşredilecek dergide bugüne kadar Başkan Orhan Bulutlar’dan kişisel tek sayfa  siyasi, politik tanıtım olmadı, görülmedi.

    Palandöken Belediye sınırları dahilinde kalmadı, tarihi, edebiyat, sanat ve kültürel anlamda objektif olarak Erzurum’un geneli hep baz alındı.

    Hele hele bu sayı Erzurum kültürü adına öylesine dolu geliyor ki, aşağıda sıralayacağım ilkleri bu dergide göreceksiniz.

    Dergiyi sabırsızlıkla beklemenizi ve yurtiçi, yurtdışı veya dünyanın neresinde olursanız olun dergideki adresten iletişimle talep etmeniz halinde derginin sizlere ücretsiz ulaştırılacağı da hatırlatmak isterim.

    Beyazşehir Palandöken Dergisi’nin Erzurum’a ciddi anlamda kültürel değer katkısından dolayı

    Başkan Orhan Bulutlar’ı,

    Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Tahir Çolak’ı,

    Özellikle derginin hazırlanmasında ciddi katkıları olan önceki genel yayın yönetenleri ile birlikte son sayıda çok önemli bir fark ortaya koyan kültür aşığı, yürüyen Erzurum arşivi ve sevdalısı, alçak gönüllü güzel insan Naci Elmalı

    Ve tasarımcı, kadirşinas dostum Mehmet Seçer’i, fotoğraflarıyla önemli destek veren Cem BAKIRCI Ahmet AKBUĞA, Furkan NEHRİSüleyman EYGÖREN’i cani gönülden kutluyor, Erzurum adına alkışlıyorum.

    Bendenizin de son sayılarda birkaç fotoğrafı var. Umarım beğenirsiniz.

    İŞTE 20. SAYININ ÖZETİ

    Bu dergi beklenmez mi?

    Beyazşehir Palandöken Dergisi‘nin 20. sayısı 50 yıl önce yaşanan bir facia ile başlıyor. Dumlu Yeşildere‘de nöbetten gelen bir askerin sobayı benzinle yakmaya çalışması sonucu çıkan yangında 65 askerimiz şehit olmuş, çok sayıda askerimiz yaralanmış, konu TBMM‘de ele alınmıştı. Dumlu faciasının 50. yılı nedeniyle ETÜ Tarih Bölümü Başkanı Prof.Dr. Murat Küçükuğurlu tarafından kaleme alınan yazıda, o geceye ait birçok bilgiyi bulacaksınız. Yazıda kullanılan görseller arasında o gece nöbetçi olan askerin fotoğrafı, şehit olan askerlerden dördü, hastanede tedavi altına alınan yaralıların gazetelerde yer alan görseli, kurtarma çalışmalarından bir kare ve o günkü gazeteler yer alıyor.

    -Öğrencilerin ‘Naim Baba’ diye sevip saydığı, eşimin de öğretmeni ve babası olan rahmetli  “Naim Alkan”ı da yine bu sayıda okuyacaksınız. ‘Naim Baba‘nın verdiği eserler ile kendi el yazısıyla tuttuğu notlar da yazının ekleri arasında yer almış.

    Erzurum‘da şoförlüğün pîri, kentimize arabayı ve otobüsü ilk getirenlerden Orhan Noyan ile o günler üzerine bir söyleşi… Naci Elmalı‘nın yaptığı söyleşide okuyucular Araplar Düzü‘nün gerçekte ne anlama geldiğini, bugün anayol olan bu bölgede bir şehitlik bulunduğunu, orduya üç uçak bağışlayan Nafiz Kotan‘ın nasıl öldüğünü ve nereye gömüldüğünü öğrenecekler. Ayrıca Araplar Düzü‘nde bulunan ve bugün kaybolan değerlerimiz arasında yer alan şehitlikteki abidenin Av. Tuncer Aktaş tarafından ilkokul üçüncü sınıfta iken defterine yapılmış krokisi de bu söyleşi içinde yer alıyor. Söyleşide o günkü Erzurum’a ait fotoğraflar ve o dönem yapılan Hac yolculuklarına ait hatıralar var.

    Kemalettin Kâmi Kamu, Ali Nihad Tarlan, Osman Kemali Efendi, Hacı Halis Efendi, İlhami Çiçek, Zühtü Başar ve Emetü’l Cebbar Hatun‘un anlatıldığı bu sayıda okuyucular, Alvarlı Efe‘nin aslında Kındığılı olduğunu öğrenecekler. Alvar İmamı Muhammed Lütfü Efe‘nin hayatta iken çektirdiği tek gerçek fotoğrafından çizilmiş bir portrenin yer aldığı dergide, İbrahim Hakkı Hazretleri ile Efe Hazretlerinin aslında aynı soydan geldiğine dikkat çekiliyor. Efe Hazretleri‘nin babası Hüseyin Efendi‘nin Ermeniler tarafından şehit edilirken başında bulunan kanlı takkesine de yer verilen yazıda Erzurum Destanı şiirinin Beyrut‘ta yazıldığını anlatan küçük bir bölüm de bulunuyor.

    Karaz Meydan Muharebesi, önceki hafta vefat eden rahmetli hocamız Orhan Okay’ın Erzurum‘u, Ziya Paşa’nın incileri, MTTB’nin efsane başkanlarından Rasim Cinisli röportajı, bir zaman meydanların tozunu atan ciritçilerin fotoğraflarıyla süslenmiş güzel bir cirit yazısı ile birlikte kentimizin güldüren yüzlerinden Recep Re‘nin ‘Temmuz‘ dergisi de Beyazşehir Palandöken‘in sayfalarında yerini aldı.

     

    -Yalnızca bir noktaya odaklanmadan tam bir şehir dergisi havasında hazırlanan 20. sayıda Erzurum‘un velilerinin yanı sıra yiğitleri ve delileri de anlatılıyor. Bu sayıda Astronot Hikmet‘in ağasına getirdiği zabıtalarla gülecek, Hafız Deli Nihat‘ın yaşamın şuuruna dair cevabıyla şaşıracaksınız. Galatasaray‘ın taçsız kralı Metin Oktay‘ın Erzurum karmasına karşı futbol oynadığını biliyor muydunuz? Erzurumspor’un Fenerbahçe’yi 3-0 yendiğini hatırlıyor musunuz? Matbuat bölümünde Erzurumspor ile ilgili bir kaç kare görecek, eskileri yâd edeceksiniz.

    -Bir İngiliz doktorun Erzurum‘un stratejik önemi üzerine raporunu, Müftü Salih Efendi‘nin İranlılar tarafından kışkırtılan halk tarafından nasıl şehit edildiğini, Erzurumlu avcıların dağlardaki hayatını ve Erzurum’daki av kültürünü yine bu sayıda okuyacaksınız.

    Saim Sakaoğlu röportajı, Nesip Yağmurdereli, Pasin’in Yolları, Mehmet Alptekin‘in Erzurum hatıraları ile dolu dolu 208 sayfadan oluşan Beyazşehir Palandöken dergisinin 20. sayısı, 1939’da Ulus Gazetesi‘nde yayımlanmış mükemmel bir hikaye ve eski belediye başkanlarından Orhan Şerifsoy‘un gazeteci Kadir Sabuncuoğlu‘na gönderdiği mektupla sona eriyor.

  • TERÖR ÖRGÜTLERİNİN MAŞASI OLMAK

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, geçtiğimiz günlerde Siirt’te yaptığı bir konuşmada, sıradan görülebilir ama çok önemli bir ifade kullandı; “Bu büyük mücadelenin tarafı bu terör örgütleri değildir. Bu terör örgütleri maşadır, hem de ucuz maşalardır. Bu terör örgütlerinin hepsinin arkasında emperyal bir akıl, bu Anadolu coğrafyasının zenginliğini ortadan kaldırmaya çalışan bir anlayış söz konusu…

    Sayın Soylu’nun bu söyleminden de hareketle, elinizdeki akıllı telefon ya da bilgisayarınızın arama boşluğuna “terör örgütleri” yazdığınızda yüzlerce terör örgütü göreceksiniz. Türk tarihindeki terör örgütleri haşhaşilerle başlıyor, kılsız tüysüz cavlakilerden günümüz PKK’sına kadar geliyor.

    Hemen hepsinde adeta beyinler uyuşturulmuş, din kullanılmış ve pek çoğunun içinde ve arkasında ermeniler var.

    Ülkemiz yıllardır terör belası ile mücadele ediyor. Ve, yenileri yenileri ekleniyor…

    Artık duymak istemediğimiz lanet isimleri bile karıştırır olduk…

    Ne tür bir bela ile karşı karşıya olduğumuz bile doğru dürüst analiz edilemezken,  hala IŞİD mi, DAEŞ mi, DEAŞ mı, DAİŞ mi, ISIS mı, ISIL mı belli değil.

    Her birinin kullanım tanımlaması ülkelere göre farklı.

    Farklı da, bizde neden netlik kazanmıyor, buna bir yerlerin cevap vermesi gerekiyor…

    Önüne terör örgütü ibaresini bile koymayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin her türlü nimetlerinden faydalanan bazı basın yayın organları yıllarca bu ülkede ısrarla PKK’ya PEKEKE  demedi mi?

    Şimdi gazeteleri kapanıyor tutuklamalar oluyor diye ciyaklıyorlar…

    Ya da güncel konu, DAEŞ’e hala ısrarla IŞİD diyen yazılı, sözlü yayın organları ve köşe yazarları neyin peşinde?

    Sosyal medya hesabımdan defalarca uyarmıştım; “Arkadaş bu terör örgütünün İslam ile yakın uzak ilgisi yok. Bu canilerin göstermelik eylemlerini paylaşmayın! Alet olmayın! Bunların amacı bu zaten. Kafa kesmeler, çok katlı binalardan atmalar, tank altında ezmeler… Bunların pek çoğu düzmece, gerçekleri ise insanlık dışı…”

    Bütün bu paylaşımlar dünyaya hükmeden bazı ajanslarca kasıtlı olarak haberleştiriliyor, sosyal medyayı bilinçsiz kullananlar ise bu tuzağa düşüp yapılan korku algısına farkında olmadan destek oluyorlar. Yani maşanın maşası oluyorlar. Diğerlerinin zaten misyonu belli…

    Fırat Kalkanı Operasyonu’nda köşeye sıkışan itler, aynı oyunu oynuyorlar. Sonra da bunu “diri diri yaktılar” gibi alçakça servis ediyorlar. Bizimkiler de saf saf bu oyuna geliyorlar, altına da “Felan devlet başkanı bu gibi durumlarda bizzat operasyona katılmıştı..” gibi saçma sapan kahramanlık görsellerini ekleyip paylaşıyorlar.

    E hadi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı giydirelim, bir savaş uçağı ile bölgeye gönderip bir iki bomba attıralım… Öyle mi?

    Yapmayın Allah aşkına… Yapanları da uygun bir dille akli selim bir şekilde uyaralım.

    En yakın dersimiz 15 Temmuz

    İnandığımız, güvendiğimiz, topumuzu, tüfeğimizi, uçağımızı, canımızı, namusumuzu emanet ettiğimiz zavallı kandırılmışların helikopterlerle tepemize yağdırdığı kurşunlara hepimiz tek vücut siper olmadık mı… Tanklara, toplara göğsümüzü germedik mi…

    Yüce Türk Milletinin bu asil duruşuna bir kez daha tanık olan küffar farklı hileleri ile hamle yapıyor şimdi…

    Bu ülke bizim…

    Tekrar tekrar altını çiziyorum; Her zamankinden daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var.

    Bu gemi su alırsa, güverte kurtarmaz…

    Siyasi kavgalarımızı içimizde yapalım.

    Çoluk çocuğumuza sahip çıkalım. Birilerinin emellerine yem etmeyelim.

    2017’de bu zor günleri hep birlikte atlatacağımız ümidiyle

    Şehitlerimize rahmet, gazilerimize ve tüm hastalarımıza şifa, ülkemize huzur, bolluk ve bereket diliyorum.

  • ANKARA’DA ERZURUM’U TANIMAK…

    Ankara’da Erzurum’u tanımak ya da tanıtmak…

    Başkentte çeşitli kültürel etkinliklerle illerin tanıtımını yapmak uzunca bir süredir artık bir gelenek. Gerçi bazı iller vaz geçmiş, bizimkiler ise bu sene dördüncüsünü düzenledi.

    Erzurum Dernekler Federasyonu’nun (ERDEF) organize ettiği bu seneki “Erzurum Günleri” ne, “alavere dalavere kürt memmed nöbete” görevlendirilmesi ile ihale kalan sevgili Yaşar Çelik’in bizleri tek tek arayıp nazik daveti üzerine geçtiğimiz hafta ortası gazeteci arkadaşlarla Ankara’nın yolunu tuttuk.

    Ankara’da Erzurum Günleri”…

    İlk kez katıldığım bu etkinlikte, naçizane kısa bir analizle günlüğümden aktarmaya çalışacağım.

    Programa katılan,

    (Üç kuruş uçak biletine tenezzül edip, kerhen orada görünüp sonra başka illere kaybolan ya da program süresince arazi olanlar hariç)

    mesleğin hakkını veren gazeteci arkadaşlarımın birkaç gündür yayın organlarında ve sosyal medya hesaplarında dile getirdikleri gözlem, yorum ve eleştirilerindeki haklılıklarının altına ben de imza atarım.

    Erzurum’un tanınmaya Erzurum’u tanıtmaya ihtiyaç mı var?” klasik söylemine katılmamakla birlikte, bir şehrin başka illerde, metropollerde, hele hele başkentte ya da yurtdışında tanıtımı güncel şekliyle her zaman gereklidir, bir o kadar da hassas ve önemlidir.

    Öncelikle, bu işi “Erzurum”un adını kullanarak organize eden federasyonu tanımak isterdim. Nasıl bir kuruluş, ne iş yapar, kime kimlere ne faydası vardır, bu etkinliği neden yapıyor? Bilmek isterdim.

    Tabii, buradan değil… İsterdim ki, bizi programa dahil eden bu federasyonun temsilcileri, program öncesi  Erzurum’dan götürdükleri onlarca gazeteciyi, illa ki bir mekanları vardır, oraya götürselerdi, kendilerinin neler yaptığını anlatsalardı, organizasyon hakkında bilgi verselerdi  daha olumlu olurdu.

    Ama ne yazık ki, götürdükleri gazetecileri, bir iş adamının yemeğinde bazı siyasilere bir güzel haşlattı, meydan okuttular, sonra da “Biz şu kadar gazeteci getiriyoruz ama nelere katlanıyoruz? Neyse ki Otel Selvi’nin sahibi hemşehrimiz Selami Ergün mertçe kapılarını açtı…” gibi işgüzarlığa muhatap kaldık.

    Konu, bu söylemi yapan çok sevdiğim kadirşinas meslektaşım değil, mevzuyu  bu noktaya getiren organizenin saçmalığı. Yoksa, o kardeşimiz, çocuğunun hastalığına rağmen nerdeyse 7/24 bizimle ilgilendi, koşuşturdu ve sonucu da üzüntülerimle birlikte hiç iyi olmadı.

    HORASAN’DA HALI DOKUNUYOR

    İlimizin meşhur bir sözüdür; “Horasan’da halı dokunuyor, eni nedir, boyu nedir?

    İHA’dan sevgili Ahmet Akbuğa, Erzurum’daki kar yağışını bir güzel fotoğraflamış ve paylaşmıştı sosyal medya hesabından… Ben de, güneşin daha da keskinleştirdiği AKM’nin tepesine mavi-beyaz yazılı “Erzurum Günleri” estantanesini “Burası da Angara”   diye karşı gönderme yaptım.

    Evet, Ankara’nın gece dondurucu soğuğuna rağmen, gündüz bahardan kalma güneşli bir havada uzunca L şeklinde birleşen devasa çadırında “Erzurum Günleri” için son hazırlıklar yapılıyordu.

    Çadırdan ilk girişte tosun gibi dönerler vurulmuş, cağlar kesiliyordu. Ama ne tanıdık bir firma veya marka ne de cağlardaki iri ve pişmemiş tike etler bizimdi…

    Bir cağ 10 TL…

    5-10-15… çadırın girişteki büyük bir kısmı öylece cağ kebapçı desem yeridir.

    İki tane Gel-Gör vardı… Sordum, ikisi de birbirini tanımıyordu. Ama ben birini tanıyordum…

    İkinci çadırda tanıdık bir sima.  İşadamı hemşehrimiz Cemil Özdemir… Ürettiği balları getirmiş, her zamanki güler yüzüyle misafirlerine yöresel ürünlerden ikram etmeye çalıyordu.

    Yine çadırın bu bölümünde, tayalarca yükseltilmiş göğertilmiş peynir (20-25 TL), sarı ve beyazın farklı tonlarında sözüm ona Erzurum yağı (25-30 TL).. Birkaç firma Erzurum’dan tanıdık, diğerleri Ankara’daki pazarcı esnafı…

    Ege’nin Hatay’ın bolca zeytinyağları ve ürünleri arasında bizim Yusufeli’nin meşhur salamura iki kasa zeytini cılız kalmıştı.

    Garnavaz’ın pekmezi, İspir’in dutu fasulyesi, yine Hınıs’ın fasulyesi  satışa sunulmamıştı ama belediyeler kaymakamlar kendi resmi stantlarında bu ürünlerden tattırdılar misafirlerine…

    Çadırların bitiminde pişmemiş tike etleri hazmedemeyenler ya Kızılcahamam sodası ile yatıştırdılar midelerini. Bu cağlara gözleme bakıp yemeyenler, yine çıkışta  başka yörelerin gözlemesi ile takviye yapıp, farklı kahve türlerinden yudumlayarak, bir semaver çayı özlemiyle yola devam ettiler.

    Burada açık alana kurulu EJDER2003’ün standında görüp göreceğimiz o kadar iki kare hatıra fotoğrafı, alel acele oluşturulmuş sıradan bir Erzurum evi gezisi ile kapalı, soğuk, bakımsız ve ucube mekâna geçildi.

    Güvenlik kontrolünden sonra sağdaki suni deri başlık, eldiven gibi merdiven altı imal Kafkas ürünlerini görünce  Gürcükapı’da uzun yıllar satılan tiftik başlık, bere, atkı, eldiven alkımıza düşmedi değil.

    Bu kısımdan sonra mülki idarenin,  kaymakamlıklar ve belediyelerin müştereken, bazı kamu kurumlarının stantları yer almıştı.

    BEAH her tanıtım fuarında olduğu gibi burada da yerini almış, kamu hastanelerinin bölgedeki başarılı sağlık çalışmalarını prospektlerle sunmaya çalışıyordu.

    Aziziye Belediyesi standında el sanatları ehram ürünleri ön plandaydı. Zehra Hanım, buradan aldığı  şık giysiyi bir güzel sergiledi gün boyunca, TBMM’deki konuşmasına kadar…

    Palandöken Belediyesi’nin bindallı ve hat çalışmaları göz doldurdu.

    Yakutiye Belediyesi free takıldığı için yoktu.

    Hınıs’ın börek, çörek, peynir ve dolmaları Sağlık Bakanı Recep Akdağ, elleriyle sararak ikram etti kendisini takip eden gazetecilere.

    Pasinler Belediyesi çuvallarla getirdiği kartolları oracıkta haşlayıp ikram ediyordu mirafirlerine…

    Narman Kaymakamlığı bir halk ozanını oturtmuş standına Sümmani’den ezgiler söyletiyordu.

    Oltu, Olur, İspir, Pazaryolu belediye ve kaymakamlıkları yöresel tüm ürünlerini sergilemiş tattırıyordu ama profesyonel bir satış sunum hak getire…

    Geldik Horasan’a…

    Meclis’te de karşılaştığım on parmağında on marifet misali kaymakam, belediye başkanı ile çok hoş bir uyum içerisinde ilçesi için elinden geleni yapıyordu.

    El sanatları özellikle ipek halı çalışmaları ve bu alanlarda geliştirdiği onlarca proje…

    Evet, “Horasan’da halı dokunuyordu..”  amaa…

    Sözün özü;

    Atatürk Üniversitesi’nin reyonunda bulunduğum bir sırada kısa boylu, kumral bukle saçlı, köse suratlı, 60 yaşlarında bir hanım geldi. Sevgili meslektaşım basın sorumlusu Cüneyt Korkut’a “Bu nasıl Atatürk Üniversitesi? Neden burada bir Atatürk büstü yok?” şeklinde çıkışarak gitti. Şaştım kaldım…

    Az sonra öğrendim ki, teyze az ileride Atatürk büstü satıyormuş…

    Eveet sevgili dostlar…

    Ankara’daki Erzurum Günleri böyle geçti…

    Ankaralı angaralığını yaptı bize de dedikodusu kaldı.

    Ama, 3 kuruş gelir adına koca bir şehrin adı kullanılarak yapılan Erzurum Günleri kesinlikle böyle olmamalıydı. Çok amatör buldum.

    Amaç bu şehrin sosyo kültürel anlamda tanıtımı, o yörede ve civardaki Erzurumlular’ın kaynaşması, ekonomik anlamda yöresel ürünlerin teşhiri ve devamında markalaşma çalışmaları ise bu işin omurgasını sadece kamu kurum ve kuruluşları değil, STK’lar, odalar oluşturmalı, ilin Kültür Müdürlüğü birimleri adam akıllı proje üretmeli ve organizenin ehil ellerde olması gerekiyor.

  • CANCAĞIZIM, DÜN DÜNDE KALDI DA…

    Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin yeniliğe dair hoş dizeleridir;

    Her gün bir yerden göçmek ne iyi.

    Her gün bir yere konmak ne güzel.

    Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.

    Dünle beraber gitti, cancağızım,

    Ne kadar söz varsa düne ait.

    Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

    Babalarımızın, dedelerimizin, nenelerimizin “Bizim zamanımızda…” ile başlayan

    sözleri, uyarıları dinleyenin yaşına, duruma göre bazen can sıkıcı, almak

    isteyene de kulak küpesi olurdu…

    Ekseriyeti şimdi yok, mekânları cennet olsun!

    Hayatta olanlara Allah uzun, sağlıklı ömür versin!

    Zaten eskisi gibi pek karışmıyorlar da…

    Biz yeni yetmeler baskın mı çıktık?

    Bizden sonraki kuşak şimdi hiç tınmıyor.

    Nerede o eski ramazanlar?

    Nerede o eski bayramlar?

    Eskiden bayramdı, şimdi sadece tatil… Bayramlar çocuklar içindi de biz mi

    büyüdük?

    Nerede o eski komşuluklar?

    Günümüz apartman kültürü aileleri dairelerine kilitledi, televizyon ve internet

    de aile bireylerini o dört duvar arasında büsbütün yalnızlaştırdı.

    Nerede o eski filmler, şarkılar, türküler, bestekârlar, sanatçılar?

    Nerede o eski aşklar?

    Bir eli cebinde bir elinde cigara, Tahtacılardan aşağı gelirken gara gara düşünen,

    inceden ince yağan ander yağmura rağmen kendisine bir bakış atana yanıp

    kavrulan, yaslandığı ceryan direği ile paslanan Erzurumlu gencin hikayesi

    şimdikilere masal…

    Günümüzde gâvurun sanal icadı bu duyguları da hepten yalan mı etti ne?…

    İronik söylem bir yana ya siyasi arenada;

    Nerede o eski politikacılar?

    O dönemler ozanlar pek yadırgardı arzuların cigara üstüne yazılmasını…

    Şimdikiler sağlıklı, yenice yerine cep taşıyorlar akıllıca… Arayan bir parmak

    hamlesi ile on-off, kırmızı-yeşil sürgüyle kabul veya reddediliyor, duruma göre

    öteleniyor…

    Az daha sabırla, suya sabuna şimdilik fazla dokunmayayım da…

    Misal; soğan, sarımsağın göz yaşartıcı eski keskin kokusu nerede?

    Domates, hıyar, kabak ot lezzetinde…

    Patlıcan, yeşilin her tonundaki biber maşallah fabrika üretimi gibi düzgün,

    pürüzsüz ve istediğin büyüklükte…

    Gösteriş, PR (piar), sunum…

    Kartolu, lahanayı kurtardık, süne ile çok iyi mücadele ettik, hububatta da pozitif

    yol aldık ama bazıları yine sisteme ayak uydurmuş.

    Haysiyetsiz, insafsız, ahlaksızların işlettiği bir imalathanede geçtiğimiz hafta

    deşifre olan ibretlik bir olayla yazımızı tamamlayalım.

    Yer İstanbul… Çalışanlar, üç kuruşa eli mahkûm yurt dışından gelmiş kaçak

    işçiler…

    Çöplerden, lokantalardan, otellerin, AVM’lerin yiyecek atıklarının arasından,

    fırınlardan toplanan küflü, bayat pislik içerisindeki ekmekler icat edilen bir

    makinede un haline getiriliyor, sonra bu undan çeşitli pastalar yapılıyor,

    rengarenk gıda maddeleriyle de süslenip püslenip piyasaya sürülüyor.

    Afiyet olsun!

    PR…

    Bir araştırmaya göre günümüzde artık antibiyotikler bile artık bu virüslerle baş

    edemiyor.

    Yeni bir antibiyotik için en az 10 yıl gerekiyor…

    Artık sabunlar, deterjanlar bile eskisi gibi köpürmüyor ise;

    Her mahalleye bir kırk çeşme hamamı yapsan ne ki?

  • BU KAFAYLA ŞAMPİYON OLSAK NEE, OLMASAK NE!

    Sevgili Vedat’ın bu haftaki yazısının özünde belirttiği gibi “Bu kafayla şampiyon

    olsak ne olmasak ne!”

    Amed Sportif Faaliyetler maçının ardından da özellikli ben dikkat çekmiştim;

    Kendini bilmez birkaç sözde taraftar ya da kelimenin tam anlamıyla

    “provokatör çığırtkanlar” yüzünden takımın morali altüst oldu ve 3 puanı

    Diyarbakır’a hediye ettik.

    Eğer o maçı vermeseydik, şu anda 28 puanla lider koltuğunda biz oturacaktık.

    Aynı vurdumduymazlık maalesef devam ediyor. Hakem hatası ya da rakip

    takımın sert oyunu sonucu oyuncular arasında meydana gelen saha içi olağan

    küçük tartışmalara birkaç kışkırtıcı kendini bilmez ağzı bozuk şahsın “sahaya

    ineriz…” le başlayan son derece çirkin, edepsizce söylemlerine katılarak tempo

    tutanlar, ne yazık ki hala ağızlarından çıkanların farkında değiller.

    Bu ne Dadaşlığa yakışır, ne Erzurumspor taraftarlığını temsil eder ne de sonuç

    aldırır.

    Karşılaşmalar ekseri TV ekranlarından yansıdığı gibi, tribünlerde çocuklar, çok

    az da olsa bayanlar, bizi temsil eden, canla başla mücadele eden futbolcuların

    eşleri, yakınları olabiliyor.

    Bu serserilerin biraz empati yapmalarını umuyorum.

    Ayrıca, buradan yine yönetime çağrıda bulunmak istiyorum; Akli selim

    amigolara ihtiyaç var. Lütfen bu konuda gerekli çalışmayı yapın!

    Güvenlik birimlerinin de bu kendini bilmezleri belirlemesi ve gerekli tedbirleri

    alması hiç de zor değil.

    Yazıktır, günahtır… Burada Erzurum’un adı söz konusu.

    Şampiyonluğa oynayan bir takım böyle desteklenmez.

    Ayrıca, ben eminim ki, bu tip serseriler yüzünden stadyum dolmuyor. Kaç

    haftadır cılız taraftarla takım kendi sahasında mücadele ediyor.

    Cidden merak ediyorum; son maçta 3-1 galip durumda iken, maçın son

    dakikalarında gol kaçırdı diye Mehmet Albayrak’a küfür ederek, oyuncunun da

    haklı tahammülsüzlüğü sonucu sarı kart yemesine sebep olan geri zekalı tespit

    edilerek bir işlem yapıldı mı?

    Bu işlemi aslında aklı başında taraftarın yapması lazım.

    Sözün özü; Şampiyonluk sadece puan cetvelinin üstünde yer alıp bir üst lige

    çıkmak değil, asıl şampiyonluk nefsi terbiyeyle ahlaki olmaktır.