Kategori: Yazar

  • Ya İstiklal Ya Cumhuriyet !

    Ya İstiklal Ya Cumhuriyet !

    İnsanoğlu yaşam koşullarından ötürü yüz yıllardır şartlar ve arzular ikilemi arasında kalmıştır. Her ikisini elde etmek hemen hemen imkansız olduğundan dolayı, bir yerlerde karşımıza çıkan yol ayrımı bir tokat gibi yüzümüze çarpmış ve bizleri bir tercih yapmaya itmiştir.

     

    Önce ki haftaya kadar şehri Erzurum’a Cumhuriyet Caddesi istikameti üzerinden, Taş Mağazalardan Üniversite’ye kadar,  yolculuk sağlanabileceği bir tramvay yapılması kanısındaydım. Bu bağlamda Cumhuriyet caddesinin trafiğe kapatılması ve yapılacak ciddi bir bakım ile hem güzel bir görüntü hem de halkımıza rahatça gezeceği güzel bir ortam yaratılabileceği düşüncesinde idim. Şehrimize güzellik katacak bu proje, Erzurum’a büyük bir farklılık kazandırabilirdi.

     

     

     

    Hep söyleriz ya hani ! ‘’ Her musibette bir hayır vardır ‘’ diye… İnanın, gerçekten öyle. Hatırlarsınız ! Geçen hafta Cumhuriyet caddesi sular için de kaldı. Şehrin en önemli noktasında böyle sorunlar olunca şok kaçınılmaz olur. Lakin ; Bir de diğer taraftan bakmak gerekir işe…Cadde kapanınca diğer yollar felç oldu.Trafik İstanbul trafiğinden farksız bir hal aldı.Ve sonuç olarak bu musibet benim ve benim gibi düşünenlerin önerisini geri çekmek zorunda bıraktı. Tramvay bir kenarda dursun, alternatif bir yol yapılamayacaksa, Cumhuriyet caddesinin trafiğe kapanmasının dahi aklımızdan bile geçemeyeceğini göstermiş oldu bizlere.

     

     

    Başta da söyledim ya ! Ya Şartlar ya Arzular…Maalesef biz Erzurum olarak geçmiş yıllarda ki yanlış yönetimler sayesinde bu tür ikilemler ile sık sık karşılaşmak zorunda kalıyoruz. Hatta durumlar o kadar berbat ki, tercih edeceğimiz şık bile kalmıyor bazen, şartların olumsuzluğundan dolayı.

     

     

     

    Elbette gönül ister ki alternatif bir yol yapılsın. Ve Cumhuriyet caddesi trafiğe kapatılarak, caddenin tam göbeğinden bir tramvay geçsin. Başkan Sekmen’in İstanbul’da bulunduğu süre içerisin de sürekli yolunun kesiştiği İstiklal caddesi gibi. Ne diyelim ? Şartlar ! Ya İstiklal ya Cumhuriyet…

  • fesupanallah

    fesupanallah

    Arkası gelmez dertlerimin bıktım illallah. Biri biterken öbürü başlar vermesin Allah fesuphanallah.

     

    Sahip olduklarınızın değeri, bodrum katta tek kişilik sırtını toprağa verecek kadardır!

     

     

    Kelamlar felç olmuş, gönül kötürüm. Güneşin kardeşi ay, bu ne hal böyle? Sana gökte ışık yakışır,  bu gölgeli bakışın niye! Sırlarımız uykuda, sancılarımız göbek altı? Soluklarımız şehzade korkuları yaşamakta! Eskiyi örnek gösterirseniz, siz kötüsünüz demektir.

     

     

     

    Karanlığın sırtına saplanan bıçağın gölgesini parıltısız mı sandınız? Zamansız ölüşlerin mezarlarını kazanlar şimdi kendi mezar taşlarını sırtlarında taşımaktalar. Zamansız öldürdükleriniz, yüreklerinde sım sıkı taşıdıkları sıkılı yumrukları çamış derili vücutlarınızı dövmeye yeminli! Gölgelerin sergilediği oyunun son perdesi, aralanarak kapandı. Gömdük sandıklarınız, bak dimdik ayakta karşınızda. Ruh görmüş gibi şaşkınsınız!

     

     

     

    Siyasilerin inandırıcılığı, yalanla örtüştüğünde kabul görür; tıpkı Usta, Gandi ve Bilge diye adlandırılanlarda olduğu gibi!

    Solcular Burjuva Kemal, sağcılar Deccal diye hakaret ederse, PKK da bayrağımıza saygı duymayarak gönderden indirmeye cesaret eder! Gözünüzü çıkarmadan, ellerinizi kırmadan, yılandillerinizi koparmadan, çürümüş bedenlerinizi kireç kuyusuna atmadan rahat bir nefes alamayacaktır asil milletim. Ah bu vurdumduymazlık ve sefillik, hala ne gezersin delicesine! Sırnaşık bir şarkıda bile olsa, silinsin bu sözcükler. Mavi ve duru suların akışı uyandırsın uykudaki sevdalıları! Ananın göğsünde dolu olan ak sütü kana kana için sen; çaresiz sancıların duaları tükendi mi sandınız? Göklerden denizlere, dağlardan ovalara uzanan kollarım var benim. Sinesinde yer edindiğin ülkü adlı nazlı gelini; at terkisine küheylanın. Vur Turan adlı kırbacı duysun sesini, Asya’nın yetim bakışlı gavim gardaşların? Nerdesin gavim gardaş diye sızlanırken!

     

     

     

    Yaralı sol yanının merhemi, sağ yanın! Sür geçmeyen yaralarına. Kırılsın sükût zincirleri, mıknatıs seni tutar ama ondan güçlüsün. Demir ve çelik olan sensin! Dalga kıranlardan aşan dalgalar ıslatsa bile seni, yağmurdan kaçarken doluya tutulma derim! Genel müdür ve Bilge adam, oynadığınız bu orta oyunda perdeye yansıyan siluet ben miyim, sen misin yoksa Hizmetkâr Hünkârım mı? Bedenleriniz dosdoğru dursa da safta, kıblede anlaşamıyoruz ki, safta yerimizi alalım? Yardımda öz değil analık, diğerlerine babalık etmektesiniz! Âlemin keyfi yerinde yine maşallah. Bize de bir gün kader güler,güler inşallah. Böyle gelmiş böyle gidecek korkarım Vallah. Yok mu çaresi dostlar fesuphanallah.

     

     

     

    Kimsin, nesin, neye inanırsınız diyenlere; alfabenin dört harfi özetliyor beni “TÜRK”

    Ülküyle, Esen Kalınız.

     

  • Herkes Dışarda Bir Tek O İÇERİDE !.

    Herkes Dışarda Bir Tek O İÇERİDE !.

    Yıllardır gündemimizde önemini koruyan Balyoz davasının içerdeki tüm sanıkları tahliye oldu.

    Malumunuz üzere dava üstüne konuşulmayan, söylenmeyen tek kelime kalmadı. Herkes kendi penceresinden olaya baktı ama hiç kimse net bir sonuca ulaşamadı.

    Önce efsaneleştirilen sonra itibarsızlaştırılan sonra da gayri resmileştirilen ve tekrar yeraltına indirilen bu davanın esas gizli müsebbibleri de amacına ulaştı.

     

     

     

    Tahliyelerden sonra yapılan konuşmalar farklıydı.

    Engin Alan hükümet dahil herkesi suçlarken , Dursun Çiçek Başbakan’a komplo kuran paralelcilerin aynı numaraları kendisine de yapıldığını ifade etti.

     

     

    Davanın avukatlarından Celal Ülgen ise bireysel başvuru hakkı sayesinde tahliye kararlarının çıktığını ve bunun için başta karşı çıksa da Akp’ye bu yönden borçlu olduklarını bildiren teşekkür konuşması yaptı.

    Suçsuzlar suçlandı, asıl suçlular serbest bırakıldı veya bulunamadı, geriye kalanlarda mağdur oldular. Döndü,dolandı , işler bu raddeye geldi.

     

     

     

    Akp paralelcilerden şikayetçi, sanıklar paralelcilerden şikayetçi, bir kısımda hükümetten şikayetçi.

    Konuya kısaca bir göz attıktan sonra demem odur ki ;

    Kck’lılarından , Ergenekon- Balyoz’culara,

    Hortumculardan, İhalecilere,

    Mafyalardan, Tecavüzcülere kadar geniş bir yelpazenin suçluları affedilmişken içerde hala bir yatmaktadır.

     

     

     

    SALİH MİRZABEYOĞLU.

    ‘’ Ben af istemiyorum çünkü suçlu değilim ‘’ diyen bu adam hala 28 Şubatçıların asıl darbecilerin türlü oyunlarıyla hapishanelere kapatıldı.

    Ve herkes serbest kalabilirken Mirzabeyoğlu’ndan ses yoktur.

    Ara ara yazıyorum ve serbest kalana kadar da yazacağım.

    Ortada büyük bir haksızlık var.

    Sayın Başbakan’ın artık bu konuya direkt müdahil olması gerekmektedir.

    Salih Mirzabeyoğlu en azından hak ettiği özgürlüğünü geri almalıdır.

    Maddi – manevi itibarı zaten bizim gönlümüzdedir!

    Selam ve dua ile.

     

  • Emi arkaya gamçii

    Emi arkaya gamçii

    Bizim kuşak iyi bilir çocukluğumuzda Erzurum da otomobil çok azdı… Faytonlar vardı …Semt aralarında faytonla ulaşım yapılırdı. Tıkır tıkır sesler eşliğinde klakson olarak kullanılan lastik kornası vardı.Bir atın çektiği faytonlar renkli ponponlarla süslenirdi.

     

    Oturma mahallini uzun püsküller gizlerdi.Gece iki fener yanardı sürücünün sağında solunda…Aşağı düşmek korkusuyla binmekten hep çekinirdim, kışın taş mağazalar yokuşunu zor çıkardı ayakları kayan atlar…. Çocuklar koşardı fayton arkasından. Gayeleri dere mahallesinden Erzincan çarşısına faytonun arkasına asılarak gitmek.İki çocuk yerleşirdi üçüncü binemezdi.

     

     

     

    Belki de o an çıktı bu kelime biz birbirimizi çekemirihhh. Fayton arkasında asılı yol alan ve kendilerince bir yere ulaşan bu çocukları gören, olduğu yerde kalan diğer çocuk avazı çıktığı kadar bağırırdı. ‘’ emiiii arhaya gamçiiii…’’ Huzurla bir yere ulaşmaya çalışan çocukların ensesinde kamçı şaklardı..

     

     

     

    İtiraf ediyorum ben de yedim o kamçıyı ama acımadı kii acımadı kiiii diye bağırmıştım. Halbuki yüreğimde hissetmiştim, çocukluktaki acılar şimdi yüzümüzde minik tebessüm. Peki şu anda yediğimiz kamçıların acısı bizi ne hallere sokuyor yüreğimiz nasıl kanıyor  ? Bir yıl içinde yirmi beş kez Erzurum a geldim. Köşe bucak çocukluğumu aradım laf söz itham enkazı altında… Bulamadım !

     

     

     

    Her dönüşümde kamçı şakladı suratımda emiii arhaya gamçı diyen kişiler bir bir arttı ! Gelin sizde, elinizi uzatın beraber gidelim dedim. Yine bağırdılar  emiii arhaya gamçii… Sanayi neden yok, yatırımcılar niye gelmiyor, gurbetteki dadaşlar neden tatilini akdeniz de geçiriyor ? Dışarıdaki dernekler neden Erzurum da program gerçekleştiremiyor, köylerimize neden gidilemiyor ? Gayet bariz !

    Palandökene çarpıp yankılanan söz  emi arhaya gamçiii…

  • Başkan Farkı mı Başkan Farklı mı?

    Başkan Farkı mı Başkan Farklı mı?

    Mehmet Sekmen’in seçilmesinin üzerinden ortalama dört ay geçti.

     

    Hayırlı olsun ziyaretlerinin , tebrik kabullerinin de ancak sonlarına gelindi. İş bu olunca adet üzerine ben de ilk defa yazımdan Sayın Sekmen’i canı gönülden – milli iradenin teveccühüne binaen- tebrik edip yine aynı şekilde yapacağı ya da yapmayacağı her şey için  ‘canı gönülden ‘ eleştiri hakkımı da bu satırlarda kullanacağım.

     

     

     

    Daha önceki yazılarımda Erzurum’un güncel meseleleri üzerine kaleme aldıklarımın muhatapları tarafından dikkate alınması , cevap verilmesi , açıklama yapılması şahsım ve gazetem adına sevindiriciydi.

     

     

    4 aydır dikkatle Sekmen’i takip ediyorum.

    Henüz net bir şeyler ortaya konulmuş değil fakat tahminimce Sekmen o kadar iyi bir siyasetçi ki hiçbir şey yapamasa da çevresine  algı yönetimini kurmayı çok iyi biliyor.

     

     

     

    Yazılı,görsel ve sosyal medya ile arası iyi, fotojenik bir yüz.

    Her günü sahada geçen Sekmen  bir taraftan her gün saha çalışmaları yaparken diğer taraftan da Erzurum’da temeli atılmış ya da devam eden kamu ve özel yatırımları hakkında oldukça radikal kararlar alıp yaptırımlar uyguluyor.

    Malumunuz üzerine son aylarda şehrimizin gündemine oturan ve herkesi yakından ilgilendiren bir KARADAYI İNŞAAT – NEW CİTY PROJESİ mevzusu var.

     

     

     

    Başkan Küçükler döneminde yapımına törenle izin verilen hatta Karadayı İnşaat’tan çok Belediye’nin projesi olarak gösterilen bu 450 konutun yapımı ruhsata uygun olmayan faaliyetler var gerekçesiyle durdurulmuştur.

     

     

    Koltuğa oturur oturmaz kucağında adeta canlı bomba bırakılan Sayın Sekmen , Erzurum’da hiç alışık olmadığımız şekilde – hele de bir zengin müteahhit’in- inşaatını durdurdu.

    İnşaatlar hakkında söylenen  ne yok ki .  Kaçak kat çıkılmış, imara uygun değil , yol güvenliğini sarstı , belediyeye borçla yapıldı ve sonunda da malesef ki Karadayı battı.

     

     

     

    Günlerdir konunun muhatabı her iki tarafta tv ve gazetelerde ropörtajlar, programlar yaptırıyor.

    Ne Ahmet Metin Karadayı gibi bir müteahhit’in sonunu bile bile böyle bir işe girişebileceğine inanıyorum ne de Mehmet Sekmen gibi usta bir belediyecinin böyle bir işe kalkışacağına inanıyorum. Anlattıklarına bakılırsa her iki tarafta gayet haklı.

    Lakin benim için esas mühim olan konu şu ki Karadayı haksızsa o ev sahiplerine ne olacaktır? Ve yine Karadayı’da bu işin altından nasıl kalkacaktır?

     

     

     

    Ne Sayın Sekmen ne de Sayın Karadayı benim eşim,dostum vs. değil.

    Her ikisinden de maddi- manevi bir beklentim yok.

    Ne  Karadayı’ya dün türlü planlarından dolayı manşetlerinde sövenler gibi bugün methiyeler dizeceğim.

    Ne de dün ‘’ Oley oley Mehmet Sekmen ‘’ naraları atanlar gibi bugün eleştiriler düzeceğim.

    Üstüne üstlük açık ve net diyebilirim ki Karadayı’nın etraftaki yarattığı intibadan ve söylentilerden dolayı da gayet rahatsızım.

    O zengin, biz değil belki de.

    Zamanın da yardım istedik de susup kaldı. Yerine kendine hakaret edenlere açıldı. Olabilir.

    Şunu biliyorum ki yine de ;

    Karadayı’nın iflas etmesi halinde şehrimiz adına hiçbir yararı olmayacaktır.

    Rakipleri ya da sevmeyenleri bayram edebilir ki o da bizi ilgilendirmez.

    Orada ev sahipleri  Karadayı’nın gözleri içine bakarken , maaşlarını almak için çırpınan inşaat işçileri Karadayı’nın yollarını gözlerken Karadayı’nın  batması sadece nefsimize hoş gelir !

    Ki şehir efsanesi ettiğiniz Karadayı’nın özel yaşamındaki iyileri de söylemek borçtur.

    En son küçük bir kardeşimizin protez ayakları olmasına yardım etmişti.

    Ve yine az-ya da çok muhtaçlarımızdan da yardım görmeyen yok.

     

     

     

     

    Diğer tarafa dönecek olursak – haksızlık olmasın –  Sayın Sekmen’de ne vatandaşın hakkını yedirmelidir ne de birilerini mağdur etmelidir.

     

     

     

                    İsteseydi belki bunların hiçbiri olmadan ve biz hiçbir şey bilmeden bu olayların üstünü pek ala kapatabilirdi.

     

     

                    İnşaat devam eder, konuya muhatap eksiklikler veya fazlalıklar giderilir, inşaat devam ederdi.

                    Sayın Sekmen tartışmasız ki öncelikle tecrübeli bir siyasetçi – dikkat edin iyi diye bir yargıda bulunmuyorum- bu işin altından kalkabilecek zekaya sahip .

     

     

     

                    Kaldı ki şansızlığıdır , bu işi onaylayan kendinden önceki AKP Belediyesi ve AHMET KÜÇÜKLERDİR.

                    Bu işleri çığrından çıkaran sizin ekolünüzden biriyse – ki öyle – gelin siz de hiç olmazsa toplumun sesine kulak verin ve ne aileleri ne de Erzurum’a katkıda bulunan en azından henüz kaçıp gitmemiş ve iyi ya da kötü parasını hala Erzurum’da harcayan bu zengine de sahip çıkın.

     

     

     

     

    Sorumuzun cevabı açıkça ortada , hem Başkan farkı hem de Başkan farklı.

    10 yıl boyunca şehre tek bir direkt katkısı olmayan bir Başkan’a karşılık geldiği ilk günden bu yana değişik bir görüntü çizen aktif bir Başkan.

     

     

    10 yıl boyunca bırakın inşaatlar vs. hakkında karar almayı caddelere rast gele atılan iki dubayı kaldırtamayan bir başkana karşılık , inşaatları durdurtacak kadar kararlı bir Başkan.

     

     

    10 yılda tek bir adam akıllı sosyal aktivite oluşturamayan bir Başkanlığa karşılık , sempozyumlara festivallere yer vermeye başlayan bir Başkanlık.

     

     

    10 yılda iki otobüse sözünü geçiremeyip , 2 otobüs seferi koyamayan bir Başkan’a karşılık hafif raylı tren projesi başlatan bir Başkan.

     

     

    Umarız ki Sayın Sekmen ilk günden ortaya attığımız eleştirilerimizi haksız çıkarır ve bu şehre bir şeyler katar. Bu şehrin vakit kaybetmeye daha da tahammülü yok.