Kategori: Yazar

  • Tükendi nakti ömrüm!

    Tükendi nakti ömrüm!

    Dünün kudretlisi bu günün en zayıfı; dünün en zayıfı bu gününün en güçlüsü!Hedef şaşırtılarak güçler birleştiriliyor!

     

    Bir zamanlar cennetten arsa satan emlakçılar, şimdi ampul ve umut satmaktalar. Avrupalı olabilmek için benliğimizi kaybettik. Asyalı olduğumuzu aşağılık bir küpe gibi kulağımızda taşıttırıyorlar!

    Zümrüdüanka kuşu gibi enselenemeyen Türklüğümü dikili bir taş gibi yurdumun göbek noktasına ne zaman zımbalayacağım? Siyasi ameleler, bölücülüğü boyunlarında boyunduruk gibi taşımaktalar.

    Aklın değil, cesaretin arkasına takılanların serüvenlerini izlemekten kına gelenlere; ölüye kurşun sıkmak değil mi? Hâkimiyeti elinde bulunduranların zindanlarında, gâh içerde gâh dışarda olan bizler!

     

    Göbek ata ata değişim ve dönüşüm gerçekleşiyor? İslam’ı sermaye edinen tüccarların felaketlerini topluma anlatamıyoruz! Enjeksiyonla yapılan uyuşturucularla uyuşturulan kalabalıklar balık istifi gibi?

    Etekleri kendiliğinden zilli, saçları kuaför çırağı sarısı ağaç köklerimi kemiren domuz sürüleri, sanmayın gerçeksiniz? Elden ele dolaşan bir figürün maketlerisiniz. Tohumlarını attık, notalarını yazdık bir senfoni halinde icrasını mı görmektesiniz? Fikirsiz namuslular mı? Namussuz fikirliler mi? Yoksa beşikten mezara namuslu vatan sevdalılarımı, tercih senindir!

     

    Sırtını dayadığın demokrasi duvarına sığınacaksın, sonra tırnaklarınla tırmalayacaksın. İleri demokrasi ve yeni Türkiye diyerek gizli emellerini anayasayı çiğneyerek dillendirme cesareti göstererek, PKK ile masa üstünde kavga, masa altında kart zampara sevişmesini sergileyerek gerçekleri gözden kaçıracak hilelere başvuracaksınız bunun adına da eşit şartlarda yarış diyeceksiniz öylemi? Bükülmez sandığımız bileklerimiz, hile ve desiselerle karılmak üzere! Fitne sofraları, cami sofalarında beş vakit kurulmuş aralarında şeyh ve siyasi faişelerin bulunduğunu gören cemaat şaşkın?

     

    Beşikten mezarıma tek sevdam vatan diyenler; 10 Ağustos’ta yapılacak olan Cumhurbaşkanı seçimleri, yeni Türkiye ve yeni Osmanlı hayallerini gerçekleştirmek isteyenlerle, Atatürk Cumhuriyeti koruyup kollayanlar ve vatanın bölünmesini istemeyen son bağımsız Türk devletini sevenler arasında geçecektir. Kanayan vicdanları görmek ve oylarımızı buna göre kullanmak vicdani sorumluluğumuzdur!

    Oyumun rengini açıklayarak;  Vatanıma sevgi tohumlarını yeniden ekmek ekmeği adil bölüşmek için, Atatürk cumhuriyetin yaşaması, tek vatan tek millet tek dil, bölünmez bir Türkiye için Ekmeleddin İhsanoğlu diyorum. Yoksa Tükendi nakdi ömrüm, dilde sermayem bir AH kaldı uzun havasını gözyaşlarımız eşliğinde hep beraber söyleriz!

     

    Yüce Türk Milletinin, İslam âleminin ve okuma zahmetinde bulunan okuyucularımın mübarek Ramazan Bayramlarını en kalbi duygularımla kutlarım. Ülküyle Esen Kalınız.

     

     

     

  • Şimdi de sinekli şehir olduk

    Şimdi de sinekli şehir olduk

    Bir bu eksikmiş gibi, şehrimizde bu sene hiç olmayan bir şeye şahit oluyoru(Z)m.

    Etrafımız acayip bir şekilde sivri sinek kaynıyor. Nereden geliyor, nasıl bir anda bu kadar çoğaldı gerçekten de hayret  verici.

    Ramazan ayında sıkça bu konuyu yazmam dile getirildi fakat Ramazan münasebeti ile pekte kalem oynatamamıştım.

    Piknik alanları sivri sinek kaynarken şehir merkezinin de üniversitenin de eksiği yok.

    En son Havaalanı yolunda uğradığım Aksakal Dinlenme Tesisleri’nde konuyu ilettiğim tesis sahipleri de en çok bu konudan muzdarip durumda.

    Üstelik her gün fazlasıyla ilaçlama ekipleri piknik alanını ve piknik alanının dışını ha bire ilaçlıyor. Manevi ve maddi külfeti oldukça da büyük.

    Şehir merkezinde ise durum hiç farklı değil.

    Gez mahallesinde oturuyorsun aynı, Erzincankapı’ya uğruyorsun aynı.

    İnsanlar bu yaz sıcağında camlarını açmaya korkar olmuşlar.

    Üniversite ise piknik alanlarından da kötü.

    Ağaçlıklar olsun , kortlar olsun , fakülteler olsun sivri sinek yuvası.

    Ve malesef yetkililerin de herhangi bir önlemi ile karşılaşamadım.

    Belediye Başkanımız Sayın Sekmen’in bu işe bir el atması lazım artık. Kişilerin bireysel çabalarına belediye olarak destek çıkılmalı , gece şehir baştan başa – ağaçlar ilk olmak üzere- ilaçlanmalıdır.

    Şehir merkezinde her ne kadar göze batacak derecede sivri sinek oluşumuna sebebiyet veren çöp olmasa da sanırım şehrin etrafında – ovada ya da daha yakın bölgelerde – bir bataklık olmalı. Yetkililerimiz etrafta bir çalışma kesinlikle yapmalılar.

    Çöp konusunda da yine Belediye ekiplerimiz ara sokaklara biraz daha ehemmiyet göstermelidir. Cadde üzerinde çöpler saniye aksatılmadan alınırken Çaykara’nın ara sokaklarındaki çöpler belli saate kadar bekletilmektedir.  İşçilerin elinden gelen bir durum olmasa da Belediye ek işçi ve seferle en azından bu yaz bu sorunu çözmelidir.

    Varı yoğu bütün yazı sadece bir AĞUSTOS olan memleketime bari bu çok görülmemeli.Kahvehanelerde,evlerinde,iş yerlerinde, piknik alanlarında en azından bir ay milletimiz rahat ettirilmeli.

    Kandilde simit, bayramda lokum dağıtarak seçmenine – şık ortalar açan Sayın Sekmen bu işi halledip en azından resmi maçlarda ilk golünü kaydetmelidir.-

                    Hepimiz şimdi Belediyeden bir açıklama ve çalışma beklemekteyiz.

                    Selam ve dua ile .

    Meraklısına Not : Ramazan’da malesef ki şirazesini kaybetmiş şehrimizde olmayacak şeylerle karşılaşıp , şehir dışından gelen birçok misafirimize de bayağı bir reklam olduk.

    Lokantalarımızın fırsatçı fiyatlarının yanında  cadde üzeri öylesine bir lokantanın sofrasında bir şeyle karşılaştık ki ; yemekten cam parçası çıktı. Misafirimizin dişi dolgusu parçalandı, dili kesildi.

    Ve malesef zabıta hiçbir şey yapmadı.

    Olurmuş çünkü böyle şeyler.

     

  • Bayram gelmiş neyime!

    Bayram gelmiş neyime!

    Meyhanelerde ver bir kadeh diye sakisine seslenen dert küpü olmuş ta bir türlü küpleri boşaltamamış bir sarhoşun hikayesi gibiydi benim ki…

     

    İçki demişken, zil zurna sarhoş olduktan sonra karşısına boş içki şişesini alıp bütün dertlerini ona anlatıp dertlerinin sona erdiğini düşünen bir sarhoş kadarda olamıyoruz bazen…

     

    Dertleri hep içimizde hapsedip sadece zamana bırakıyoruz…

    Oysa dertler kaldıkça içeride pas yapıp sonrasında onarılmaz sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor…

     

    Dertsiz insan var mıdır diye sormayın hiç…

     

    Emin olunuz ki dertsiz insan bulamayacağınız gibi sorununu da çözmekte gayret etmeyin…

     

    Zira dertleriyle hemhal olan bir insan zaten çözümünü de bilirde çözmeye cesaret edemez…

     

    Veyahut sorunsuz çözülemez bir matematik problemi gibidir onun dertleri…

    Yazıyı kaleme aldığım an itibariyle bir aylık evlilik süresini doldurmuş olmanın gururu ve sevincini mi yaşayayım,

     

    Yoksa annesiz babasız geçen bir yılın bende bıraktığı yaraları mı hatırlayayım…

    Kim ne derse desin ne anlatırsa anlatsın insanın hayatında en önemli yapı taşlarıdır ebeveynleri…

    Anne babadan bahsediyorum…

     

    Onlarsız geçirdiğiniz her gün her ay her yıl büyük kayıpların yoksun kalmalardır…

    Hele bayramlarda onların yokluğu onlarsız yaşadığınız mutluluklar, kederler…

     

    Bazen ağlamak için bir omuz ararsınız…

    Erkekler ağlamaz sözlerine  inat…

     

    Bazen de sizi üzen kardeşinizi şikayet etmek istersiniz…

    Babaaaaaa…..

    Anneeeee…..

     

    En büyük yetimliktir annesiz babasız kalmak…

    Yıllar yılı babanın yokluğuna alıştık ta…

    Hiç beklenmedik bir anda kaybettiğim annemin yokluğu bayramları da anlamsız kılıyor…

    Bir ay boyunca huşu içinde geçirdiğimiz ramazan ayının bayramına eriştiğinizde elini öpeceğiniz birini bulamamanın yokluğu gözlerindeki mutlak tebessümü ararsınız…

     

    Ünlü yorumcu Bülent Serttaş’ın sözlerini hatırlıyorum bir an…

    Bayram gelmiş neyime,

    Anam babam garibem,

    Kan damlar yüreğime anam anam garibem

    Bu bayramda, bayram gelmiş neyime diyecek o kadar çok insan var ki…

     

    Dünyanın birçok yerinde savaşın ve sefaletin içinde olan insanlar..

    Peki ülkemizde?

    Şehit ve gazi evleri.. Dullar, yetimler.. Yoksulluğun sınırını çoktaaaaan aşan garibanlar, işsizler, özürlüler, yaşlılar..

     

    Çok fazla sıralayabileceğimiz binlerce insan var bayramı buruk yaşayan..

     

    Ülke nüfusunun neredeyse yarısını oluşturan açlık sınırı ve yoksulluk sınırının altında yaşan sayısı belirsiz çokça insan..

     

     

     

     

     

  • Alın o kuleleri! (ENKAZ MİLYONERLERİNE )

    Alın o kuleleri! (ENKAZ MİLYONERLERİNE )

    Geçen hafta ‘’ Ya İstiklal Ya Cumhuriyet ‘’ başlıklı yazımda Cumhuriyet caddesinin trafiğe kapanması ve küçük tramvayların yapılması ile Cumhuriyet caddesinden bir İstiklal caddesi yaratılabileceğini vurgulamıştım.Bu cadde önce ki gün itibari ile trafiğe kapatıldı.Trafiğe kapatılmasıyla bile oluşan atmosferin ne denli etkileyici olduğunu görmüş olduk.

    İnsanların uzun zaman sonra yaş ve cinsiyet ayrımı yapılmaksızın aileleri ile ilk defa bu kadar rahat gezdiklerini gördük belki de… Lakin ; Bu görüntünün şimdilik geçici olduğu söyleniyor. Bizlerin temennisi ise verilen bu kararın devamlılığından yana.Tabi şu da unutulmamalı ! Bu kararın kalıcı olabilmesi, birkaç alternatif  yolu da yanında getirmeli.Çünkü insan nüfusundan fazla olan araç sayımız trafikte problem ile karşılaşabilir.Bunları da düşünmek gerekir.

    Yani atılacak her adımın matematiği çok ama çok iyi yapılmalıdır. Bunlar yapıldıktan sonra güzel bir tramvayın o caddeye yakışmaması için hiçbir sebep olmadığını düşünüyorum.

    Gerçi yapıldıktan sonra oluşacak olası bir arıza da bizim halkımızın, maalesef  bekliyormuşçasına yapacağı yorumları da duyar gibiyim…

    ‘’ Ola gardaş am bu şehre, am bu soğuğa hiç bu da yapıla ! Tebi bozulur ‘’

     

    &&&&&&&&&&&&&&&&&   

                                     

    Hiç düşündünüz mü ? Metropol kentlerimizde gerçek anlamda başarıyı yakalayan İş adamı, Bürokrat, Politikacı hemşehrilerimiz, neden Erzurum’a dönmeyi düşünmez ? Bu şehrin Milletvekilliği, Belediye Başkanlığı bile tabiri caizse onlar için hamallıktır !

    Bu bağlamda baktığımız da yirmi yıllık siyasetçi Mehmet Sekmen’in Erzurum’a gelişi beni ilk günden beri oldukça şaşırtmıştır.

    Yıllardır YÖNETİLEMEME problemi yaşayan Erzurum şuan normal düzeyin çok altın da olduğu gibi, bu zamana kadar yönetenler yüzünden, enkazdan farkının olmadığını söyleyebiliriz. Birde bu enkaz altından kaçırılanları konuşacak olursak…!!!

    Belediyenin yeni ekibi geçmişin hatalarını düzeltmeye çalışırken, üstüne gelen kule enkazı hepimizi derinden yaraladı. Gerçek Erzurumluların burun kıvırarak baktığı Erzurum’da, sözde Erzurumlular Fatih Çintimar, Bekir Korkmaz, Ahmet Küçükler ve daha niceleri Erzurumluyum diyerek Erzurum’un anasını ağlattılar !

    Bunun üzerine bazı bilginlerimiz sağolsunlar toprak eğimi, zemin etüdü,müteahhit vs gibi incelemelere girişti. Ancak unutulan bir nokta var ! Böyle büyük bir projede müteahhitler yahut şirket çalışanları yukarının haberi olmadan tuğla oynatamazlar.Varsayalım ki oynattılar. Bu ismi geçen vatandaşlar o zamandan bu zamana kadar nasıl eksikleri düzeltme gereği duymazlar ? Kısacası ben diyorum ki bırakın şirketi, toprağı, zemini… Proje de ki temel çürük temel ! Temel çürük olmasaydı, maliyet bunun yarısı bile tutmaz, o fiyata bir bu kadar daha pist yapılırdı !

    Şimdi sizden istirhamım bu şehre dönmek istemeyen adamların yerine iki dakika kendinizi koyun.Ve yaşanan bu olayları birkez daha gözden geçirin. İnanın Erzurum’u yönetenler bu şehri öyle bir hale getirdi ki size bu koltuk sunulsa Erzurum gibi bir enkazın altına sizde girmek istemezsiniz bu saatten sonra.

    Mehmet Sekmen’nin gelişine şaşırma sebebim de bundandır. Elini taşın altına canı gönülden soktu İSE ! Tebrik etmek lazım. Çünkü bu hafta daha iyi anladık ki ! Bu şehrin koltuğu ! Bu saatten sonra yükten başka bir şey değildir !

    Şimdi düşünüyorum… Başbakan, Mehmet Sekmen’i Erzurum’a yollayarak acaba iyilik mi yaptı ?  Yanıtı çok net ! Kule olayından sonra Sekmen’in Başbakana olan sitemlerini duyar gibiyim. Haksızda sayılmaz…

     

                              &&&&&&&&&&&&&&&&

     

    Erzurum’a ve Erzurumluya yaşanan bu üzücü faciadan ötürü geçmiş olsun diler bir daha böyle facialar ile değil ! Facia’ya sebep olacak  böyle şahsiyetlerle karşılaşmamasını dilerim !

     

  • Yıldızlarda kayar durmaz yerinde!

    Yıldızlarda kayar durmaz yerinde!

    Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olur denilse de – ki öyle oldu – dün şehir olarak büyük bir travma yaşadık.  Hatta öldürmeyen ama süründüren bir kriz.

    Şehrimizin marka yüzü olan , ucubeler arasındaki şaheserimiz , hatta simgemiz atlama kulelerinin pisti heyelan’a (!) (!) kapıldı.

    Fotoğrafı görenler bunun bir foto-şaka olduğunu sandı ama gerçek öyle değildi.

    Yapıldığı günden itibaren ittirile ittirile oyunlarda çalışması sağlanan kuleler, oyunlardan sonra atıl halde bırakıldı. Otelin bedavası ve keyfi dışında da doğru dürüst yüzüne bakan olmadı.

    Asansörleri bozuk,

    Kuleleri çatlak, kırık, dökük,

    Kabloları fare kemiren,

    Gölü su tutmaz ,

    Pisti  bozuk.

    Ayda bir yerel haberlerimizden eksik olmayan kulelelerimiz malesef ki işgüzarlık-ihmal ve özensizlik sonucu dün tüm dünyaya haber olmayı başarmıştır.

    Pollyanacılık oynayan şehrimiz için bu da – İyisi kötüsü olmayan reklamdan – başka birşey değildir herhalde.

    Dünden bugüne söylentilerin hepsi gerçek çıktı. Ruslar’ın 3 yıl ömür biçtiği kuleler üç yılını dolduramadı. Oysa ki adamlar kule ve piste acil revizyon şart demişlerdi.

    Yetmemişti, gelin biz yapalım ve burada ortak sporcu yetiştirelim üstüne de kira ödeyelim dediyse de bizim Böyyüklerimizi bir türlü ikna edemediler.

    Şimdi  herkes eteğindeki taşları döküyor.

    Hatta bazılarımız çoktan dökmüş olduğu o taşları yetkililerin önüne atıyor.

    Buyrun  görüntü ortada.

    Kür-şad Bilgin adlı bir vatandaş facebook’tan bildiriyor : ‘’ Buranın betonunu ben döktüm. Bu özellikteki betonu taşıyacak zemin yok burada diye defalarca desem de kimseye dinletemedim.’’

    İşte size konunun özeti, bu işi oraya buraya çekmenin gereği yok.

    Milyonlarca lira harcanan bu yapı, göz göre göre daha baştan ölüme terk edilmiş idi.

    Kuleleri bile ne zaman ziyaret etsem yanımda yöremde kim varsa kulelerin sıkıntılarından sürekli dert yanıyordum.

    İnşallah bu bize son,acı ve güzel bir ders olur.

    Ve elbette  bu devlet yıkılanı onarmayı bırakın yenisini,daha iyisini, daha büyüğünü yapmasını elbette ki bilir.

    Bilir de, yıkılan kimin parası olacak ?

    Yapılan kimden çıkacak?

    Selam ve dua ile.