Kategori: Yazar

  • İbrahim Hakkı Hz’nin ‘Saat-nâme’sine Göre Uğurlu ve Uğursuz Vakitler

    İbrahim Hakkı Hz’nin ‘Saat-nâme’sine Göre Uğurlu ve Uğursuz Vakitler

    Günümüzde ‘Okuma Gurupları’ oluşturularak haftanın belli günlerinde bir yerde toplanıp Mehmet Akif, Nurettin Topçu, Necip Fazıl gibi birçok mütefekkirimizin düşünce ve eserlerinin ele alındığı ya da ‘Mesnevi Dersleri / Okumaları’ yapıldığı gibi eski uzun kış gecelerinde de Erzurum evlerindeki oturma odalarında toplanan kişiler ‘Ahmediye’, ‘Muhammediye’, ‘Kara Davut’ gibi dinî kitapları; ‘Hazreti Ali’nin Cenkleri’, ‘Battal Gazi’ gibi yiğitlik hikâyeleri ya da Mîr Hamza Nigârî Hz. ve İranlı Hâfız-ı Şirâzî gibi birçok şairin Divanlarını okur, mütalâa ederlermiş…
    Hasankale başta olmak üzere Erzurum’da yıllarca okunan, yorumlanan eserlerden birisi de İbrahim Hakkı Hz.’nin ‘Marifet-nâme’ adlı eseridir. Bu eserde var olan bilgileri anlayan, birçok konuyu ders olarak gören; hatta bir zamanlar bu kitap ve içerisindekilere vâkıf nice büyük insanımız mevcuttu. Belki de sonuncusu bizlerin de istifade etmiş olduğu ‘Çat Müftüsü’ diye tanınan Hacı Halis (Emek) Efendi Hoca idi!
    Biz bu yazımızla ilginç bilgi ve sırlarla dolu bir kitap olan Marifet-nâme’ye dikkat çekmek; tasavvuf ve astronomiden az-çok anlayan ilim adamları tarafından bu eserde yer alan konulardan hiç olmazsa bir kısmının açık açık anlatılmasını, günümüz insanının 1700’lü yıllarda yazılmış olan bu şaheserden haberdar edilmesini beklemekteyiz.
    18 Mayıs 1703 tarihinde Erzurum’un Hasankale ilçesinde dünyaya gelen, 22
    Haziran 1780 tarihinde Siirt’in Tillo ilçesinde Hakk’a yürüyen ve oradaki türbesine defnedilen Hak dostlarından âlim, şair, mutasavvıf bir şahsiyet olan İbrahim Hakkı Hz., ansiklopedi mahiyetindeki ‘Marifetnâme’ adlı, pek bilinen eserinin ‘Onuncu Fasıl / Üçüncü Nev’i: Yedi Gezegen ve Te’sirleri / Yedi gezegenin birbirine nisbetle benzerliklerini ve Yeryüzünde bu gezegenlerin hangi gece ve gündüzün hangi saatlerinde ne gibi te’sirleri olduğunu bildirir’ başlıklı bölümünde yer verdiği otuz beyitlik ‘Saat-nâme’ de denilen şiirinde “Bu şiirimde felekler ilminin sırlarını açıkladım ve otuz beyitte uğurlu ve uğursuz vakitleri anlattım.” demiş ve bizlerin ibret almasını istediği bir şiir kaleme almıştır.

    İsterseniz sözü uzatmadan İbrahim Hakkı Hz.’nin yazdıklarını okumaya başlayalım:
    “Ey aziz! Ehl-i ibret ve hayret demişlerdir ki, bu âlem, ne kadar garîb ve acîb yaratılmıştır. Bu gökler ne garîb san’at ve hikmet; bu cihanı tanzim, ne nihayetsiz kudret ve azamettir. San’at ve hikmet sahibi olan Allahü Teâlâ bütün noksanlıklardan münezzehtir. Bu gökleri ve yıldızları, bu hey’et ve tertib üzere yaratan Bâri Teâlâ’ya nice yüz bin kere hamd ve senâlar olsun ki, bizlere lûtf ve inayet edip âlemi aydınlatan Güneşi diğer gezegenlerin ortasında yaratarak Yeryüzüne itidâl üzere hayat bahş etmiştir.
    Eğer Şems-i münir (parlak Güneş) bu te’sir ile Ay feleğinde olsaydı sıcaklığın şiddetinden Yeryüzü yanardı! Eğer burçlar feleği kadar uzakta olsaydı şiddetli soğuktan tabiatlar bozulurdu. O hâlde yedi gezegen arasında cihanın sultanı Güneş’tir. Diğer gezegenler onun asker ve yardımcıları olmuştur. Kamer vezir, Utarid kâtib, Zühre sâzende, Merih başkumandan, Müşteri kadı, Zühal hazinedar emsâli gelmiştir.
    Samanyolu (Kehkeşan) diye bilinen şeyin aslı, burçlar feleğinde açıklandığı gibi altıncı kadirden [gözle görülen yıldızların en sönükleri] olan küçük sabit yıldızlar topluluğudur. Birbirlerine çok yakın oldukları için birbirlerini tams [mahv] edip beyaz bulut gibi görünmektedir. Gecenin ilk saatlerinde
    Samanyolu’nun bir başı güneyde, bir başı kuzeydedir. Gece yarısı güneyde olan başı batıya, kuzeyde olanı doğuya varır. Gecenin sonunda da batıya gelen başı kuzeye, doğudaki de güneye gider. Bize nisbetle değirmen gibi devr etmesinin çeşitli izahtan olmuşsa da bilginlerin akılları hayrette kalmıştır. Mülkünde olanlarının hakikatlerini en iyi Allahü Teâlâ bilir.
    Yedi gezegenin Yeryüzünde ufukları bakımından saat be saat nöbetle olan te’sirlerini bildiren manzûmeyi burada yazmak uygun görülmüştür:

    Hûda’ya şükr kim halk etti bunca nücûm ü eflâk
    Salât ol dostuna olsun ki şanında demiş ‘Levlâk’

    (Allah’a şükürler olsun ki bunca yıldızları ve felekleri yarattı. Sevgilisi Hz. Muhammed’e de salât olsun ki onun hakkında Allah, ‘Sen olmasaydın, sen olmasaydın ya Muhammed, felekleri yaratmazdım’ buyurmuştur.)

    Ve bâde Hakkı der ilm-i felek sırrını ayân ettim
    Otuz beyt içre nahs u sa’d-ı saâtı beyân ettim

    (Şimdi, Hakkı der ki: Bu şiirimde felekler ilminin (gökbiliminin) sırlarını açıkladım ve otuz beyitte uğurlu ve uğursuz olan vakitleri anlattım.)

    İki âlemde bir bildim müessir zât-ı Mevlâyı Velî rabt eylemiş esbâba ednâyı hem âlâyı

    (Yüce Mevlâ’nın zâtının her iki dünyada yegâne hâkim olduğunu bildim. O, aşağıda olanları da yukarıda olanları da belli sebeplere bağlamıştır.)

    Eğer bilmek dilersen olduğun saât ne saâtdir Ne kevkeb hükm eder ol dem nühuset ya saadetdir

    (Eğer içinde bulunduğun vaktin nasıl bir vakit olduğunu ve o vakitte hangi yıldızın o vakte hükmettiğini; o vaktin uğurlu mu, uğursuz olduğunu bilmek istiyorsan…)

    Yedi gece yedi gün, gün batıb doğduğu ân içre
    Yedi seyyâreden bul kangı hâkimdir zaman içre

    (Yedi gece yedi gündüz, Güneş’in doğup battığı vakitleri gözetle ve o vakte yedi gezegenden hangisi hâkimdir, onu bul.)

    Ki her gün haftadan her gece bir seyyârenindir kim O şeb ol rûzun evvel saâtinde hem odur hâkim

    (Çünkü haftanın her bir gecesi ayrı bir yıldızın te’sirindedir ve o yıldız o gece ile takip eden gündüzün ilk saatlerindeki vakte hâkimdir.)

    Hemân hıfz et yedi lâfzını yedi gün bil yedi kevkeb
    Edes Biyr’i Çihah Deld’i Hesi vü Reh Zühâl’dir hep

    (Hemen şu yedi ismi ezberle ve yedi günle yedi yıldızı aklında tut: Edes, Biyr, Çihah, Deld, Hes, Reh ve bunların aslı olan
    Zühâl.)

    Evâil harf içinde hevvez olmuş hafta eyyâmı Hurûf-ı sâniye şeb sâlise gün hâkimi nâmı

    (Bu isimlerden ilki ilk geceye; ikincisi ikinci geceye; üçüncüsü de üçüncü geceye hâkimdir.)

    9.Şeb-i Pazar Utarid, ertesi şeb Müşteri talîb 
       Şeb-i Se-şenbeye Zühre, Zühâl Çarşanba şeş galîb 

    (Pazar gecesine Utarid (Merkür), ertesi geceye Müşteri (Jüpiter) galiptir. Salı gecesine Zühre (Venüs), Çarşamba’ya da Zühâl (Satürn) galiptir.

    Hamis akşamı şems ü Cum’a akşamında meh şâmil Şeb-i sebt oldu Merih ol hurûf-u sâniye kâmil

    (Beşinci olan Perşembe gecesine Güneş, Cuma akşamına da Ay galiptir. Cumartesi gecesine Merih galip olup tastamam ikinci harf ‘Biyr’ buna rastlar.)
    Pazar Şems, ertesi Meh, Salı Merih, erba’aya Tîr Hamise Müşteri, Cum’aya Zühre, sebte Keyvân-ı mîr

    (Pazar gündüzüne Güneş, ertesi gündüze Ay hâkim olup, Salı gündüzüne Merih hâkimdir. Çarşamba’ya ise Tîr galiptir. Beşinci (Perşembe)’ye Müşteri (Jüpiter), Cuma’ya Zühre (Venüs) ve nihayet
    Cumartesi’ye de Keyvan (Zühal, Satürn) hâkimdir.)

    12.Yedi lâfz içre şeb hem rûz evâil saâtinden al
    Yukarıdan yedi seyyâreyi tertib ile say gel

    (Yukardaki yedi isimlere göre geceleri ve gündüzün ilk saatlerini alıp, yukardan aşağıya sırayla yedi gezegeni sayarak gel.)

    Zühâl’den Müşteri Merih vü Şems ü Zühre’ye hoş yet
    Utarid’le Kamer’den geç bu tertib üzre hem devr et

    (Zühâl’den Müşteri, Merih, Şems ve Zühre’ye geçerek Utarit’le
    Kamer’le gezegenleri devretmiş ol.)

    Birer saât hükm ederek olur seyyâreler kâim
    Gecedir on iki saât gündüz hem on iki dâim

    (Bu gezegenler birer saat hüküm sürüp geçerler. Geceyi de 12, gündüzü de 12 saat olarak hesapla.)

    Gece gündüz yigirmi dört olur saat ki sânîdir
    Değildir müstevi bunda murad ancak zamanîdir

    (Gece ile gündüzün saatlerinin toplamı 24 saat olup bu saatler her vakit birbirlerine eşit yürümezler.)

    Zamân-ı saâtin miktarı artar eksilir bile Adetle muhtelif olmaz şeb ü rûz tûl u kasr ile

    (Saatlerdeki vakitlerin süresi artabilir de, eksilebilir de! Bu yüzden gece ile gündüzün saatleri sayı ile değil uzunluk kısalıkla belirtilir.)

    Nihân kavsini hem leylin on ikiye taksim kıl
    Bu saâtin her biri dâim ona nısf-ı südüsdür bil

    (Gece ve gündüzün sürelerini on ikiye böl. Bu saatin her biri normal saate göre altıda bire varan değişiklik gösterebilir.)

    Şeb u rûz tûl u kasr ile kıyas et saâti böyle
    Tûlü’ u hem gurûbdan geçeni bul hesab eyle

    (Gece ve gündüz saatlerini böylece uzalma ve kısalmaya göre hesapla.
    Doğuş ve batış vakitlerini de öğrenip saati ona göre bul.)

    Geçen saâti bul zîlden ya rub öğren ya usturlab
    Gayemde yapma saâti bu saâtten zamânı yap

    (Gölgesine bakarak geceden veya gündüzden geçen saatleri hesapla.
    Ya da bir usturlabdan günün kaçta kaçının geri kaldığı

    hesapla. Bu hesaplamayı da bulutlu vakitte yapma. Vakitleri böylece bul.)

    Zamân-ı saâti bir bir yedi seyyâreye ver-gil
    Ne kevkeb olduğun vakte gelirse hâkim anı bil

    (Bundan sonra saatlerdeki vakitlerin her birisini bir yedi gezegene ver. İçinde bulunduğun saate hangi yıldız rastlarsa bil ki onun hükmü geçer.)

    Zühâl’dir nahs-ı ekber saâti hem ağır olurmuş Mekânı çarh-ı sabîdir bina yap başlama hiç iş

    (Bunlardan Zühâl, nahs-ı ekber (büyük uğursuzluk vakti)dir. Onun mekânı göğün dördüncü katı olup hükmünün geçtiği vakit ağır olurmuş. Bu vakitte bina yap, sakın yeni bir işe başlama.)

    Mübârek Müşteri’dir Sa’d-ı ekber saâtin hoş bil Nakl-i bey’ u şira tezvic edip her şuğle ol mâil

    (Müşteri, sa’d-i ekber (büyük kutlu vakit)dir ve ona denk gelen vakit kutlu bir vakittir. Bu vakitlerde alış-veriş yapmak, bir yerden bir yere nakletmek, evlenmek uygun davranışlardır. Hattâ her şeye bu saatte başlanabilir.)

    Cihân Merih’e mahkûm olduğu saât hiç iş etme
    Çün oldur nahs-i asgar pes kan aldır kimseye gitme

    (Dünyanın Merih’in etkisinde olduğu vakitte hiç iş yapma! Çünkü o nahs-i asgar
    (küçük uğursuzluk vakti)dir. Bu vakitte kan aldır. Kimseyi de ziyarete gitme!)

    Mübarek Şems hükmünde taleb kıl cümle yârânı Mekânı çarh-ı râbidir ziyaret eyle sultânı

    (Mübarek Güneş’in hâkim olduğu vakitlerde dostlarınla birlik ol. Bunun mekânı göğün dördüncü katıdır. Bu vakitte yetkilileri ziyaret etmek uygun olur.)

    Çü Zühre Sa’d-ı asgardır o saât içtima eyle
    Müferrih sohbet et hoş söz güzel savt istimâ’ eyle

    (Zühre sa’d-ı asgar (küçük kutlu vakit)dir. Zührenin hâkim olduğu vakitte eş-dost arasında ol. Ferahlatıcı sohbetler eyle, sözün güzel ve tatlı olanlarını dinle.)

    Utarid mümtezicdir ol zamân yaz nüsha hem mektub Kitab oku okut nakş et hesab etmek olur mergub

    (Utarid, mümtezic (uygunluk ve bağdaşmak vakti)dir. O vakitte yazı ve mektup yaz. Kitap okumak, okutmak; resim yapmak ve hesap yapmak da bu vakitte rağbet edilen şeylerdir.)

    Kamer sa’d oldu bu gökte o saâtte sefer hoştur Ticaret şirket ü irsal-i mektub u haber hoştur

    (Kamer, birinci gökteki sa’d (kutlu vakit)dir. Onun hâkim olduğu vakitte yola çıkmak; ticaret yapmak, ortaklık kurmak, mektup ve haber ulaştırmak hoş davranışlardır.)

    Yedi seyyâre ahkâmı bu tertib üzre kanundur
    Gel ey Hakkı bil o Hakk’ı ki cümle hüküm anındır

    (Yedi gezegenin hâkimiyetleri anlattığımız gibi kesindir. Ey Hakkı! Allah’ı tanı ki, her şey O’nun hükmündedir.)

    Kamu nahsı kamu sa’dı kamu şerri kamu hayrı
    Hep edib eyleyen Hakk’dır bir anı bil unut gayri

    (Tüm uğurlu ve uğursuz olan şeyleri, iyilik ve kötülükleri takdir edip hükmü veren yalnızca Allah’tır! Bunu bil, gerisini unut.)

    Ko üç mevlûdu dört ümmü yedi âbâ-ı nüh tâki Kamusu hâlik ü fâni Hüve’l-Hayyü Hüve’l-Baki.

    (Üç doğurulmuş olarak bilinen bitkiler, cansızlar ve hayvanlar; dört ana unsur olarak bilinen toprak, hava, ateş, su; yedi gezegen ve dokuz feleği bir kenara bırak. Bunların hepsi geçici ve yok olucudur. Diri olan, Bâkî olan ancak O’dur!)”

  • Şehir ve Ekonomi

    Şehir ve Ekonomi



    Bilindiği gibi şehirlerin ortaya çıkışına dair teorilerin odak noktasında üretim ve ticaret vardır. Daha fazla üretim yapılmasının, üretilenlerin satılmasının ve karşılığında başka ürünler tedarik edilmesinin şehirleri ortaya çıkaran amillerden olduğu kabul edilmektedir. Tek başına şehrin kuruluşunu tam olarak açıklamasa bile, bu durumun şehirlerin büyümesi ve bugünkü cesametine ulaşması üzerinde etkin rol oynadığı açıktır.

    Üretim ve ticaretin çokça teşvik edildiği, övüldüğü ve alın terinin kutsandığı bizim medeniyetimizde ise şehirler ticaret yolları üzerinde kurulmuş ve gelişmişlerdir. Bir başka tanımlama ile şehirler ticaret ağının içinde durak noktaları gibi serpiştirilmiştir. Son senelerde şehirlerin ulusal ve uluslararası ölçekte birbirleriyle yarış içinde oldukları görülmektedir.

    Bu yarışta öne çıkan en belirgin öğe de ekonomik büyüklük olmaktadır. Dünyada oluşmuş olan ekonomik büyüklükten daha fazla pay elde etmek için sürdürülen bu yarışlar şehir ile ekonomi arasındaki doğrudan ilişkinin bir başka göstergesi konumundadır.

    Diğer yandan insanların yerleşmek için şehirleri tercih etme nedenlerinin başında gelir seviyesini yükseltmek olduğu bilinmektedir. Şehri yönetenler ise bu talebe kayıtsız kalamamakta, şehirlerinin ekonomik olarak gelişmesi, iş ve istihdam sağlayan bir yer olması için çalışmalar yapmaktadırlar.

    Günümüz şehircilik uygulamalarında ekonomik büyüklükler şehirler için hem cazibe imkânı hem de sorun kaynağı olabilmektedir. Şehrin ürettiği ekonomi ve bunun karşılığı olan para şehre daha fazla nüfus çekmekte ve bu durum bazı sorunların yaşanmasına sebep olabilmektedir. Diğer yandan ortaya çıkan ekonomik büyüklüğün adil dağıtılamaması durumunda ise sosyal dengede bazı rahatsızlıklar oluşabilmekte ve toplumsal yapının sürdürülebilirliği zorlaşmaktadır.

    Bu iki olumsuz durumun önüne geçmek için oluşan ekonomik büyüklüğün mekânsal olarak merkezden en uca, toplumsal olarak da bireyler arasında dengeli bir dağıtımının sağlanması gerekmektedir. Bu bağlamda, şehir ekonomisini üretim ve tüketim olarak ele almaktan daha çok, bireyin yaşam kalitesini yükseltme hedefine yönelik yeni ekonomik değer sunumu olarak anlamak gerekir.

    Bu vesileyle şehir ve ekonomisi için yapılan tüm hizmetlerin bugünü ve yarınına dair karar vericilere yol gösterici nitelikte olacağına olan inancımla ülkemize ve şehrimize huzur, bereket ve bol kazanç getirmesini temenni ediyorum.

                                                                                                     



     

     

      M. İkbal YAZICI

    Tema Mağazalar Zinciri Yön. Kur. Üyesi

  • GLOBAL GİRİŞİMCİLİK VE İNSAN

    GLOBAL GİRİŞİMCİLİK VE İNSAN

    Değerli girişimciler,

    Türk milletinin dünyada girişimcilik ruhu en güçlü toplumlardan biri olduğuna inanıyorum; bunu yaşadım, yaşıyorum. Ülkemizin içinde ve yurt dışında sayısız defa elinde bir çantayla yola çıkıp, 5-10 yıl içinde çok ciddi cirolara ve varlıklara sahip işletmeler kurmuş, ticaret ağları oluşturmuş insanlarımıza rastladık. Her biri başarı hikâyesi olan bu örnekler istisna değil oldukça yaygındır. İnsanlarımızın ruhunda zaten var olan bu girişimcilik mayasını doğru yöntemler ve yönlendirmelerle çok daha büyük başarılara dönüştürmemiz gerekiyor.

    Tabii biz aynı zamanda maalesef her işimizi el yordamıyla yapma, her şeyi sıfırdan inşa etme alışkanlığı olan da bir milletiz. Hâlbuki dünyada ve ülkemizde her konuda olduğu gibi, girişimcilik hususunda da çok ciddi bir birikim var ilk olarak bu birikimi değerlendirmeyi öğrenmek mecburiyetindeyiz.

    Ekonominin temel taşı insandır. Ekonomide bize fakültede ders verirken şöyle anlatırlardı: İnsan, emek, sermaye, yatırım. Tamam da, bu anlattıklarınızın hepsi birbiriyle çelişkili. Çünkü bunların hepsinin temelinde ne yatıyor? İnsan yatıyor. İnsan varsa emek var, insan varsa sermaye var, insan varsa yatırım var, insan yoksa bunların hiç biri yok. Yani diğerleri insanın türevi; insanın türevi olduğuna göre yatırımı nereye yapmamız lazım? Öncelikle insana yapmamız lazım. Ve buradan sizlere vermek istediğim temel mesaj anahtar kelime insandan çekinmeyelim. Ve bütün bu girişimciliğin ruhunda da ne var? İnsan var. Öyleyse girişimci insanlara ihtiyacımız var ve bu girişimci insanları de el ele verip yetiştirmek durumundayız.

    Değerli arkadaşlar;

    Dünyada hem siyasetin, hem de ticaretin odak noktaları değişiyor. Geçmişte küresel politikalar, küresel şirketler, küresel üretim ön plandaydı. Ancak dünyanın tek bir merkezden ve tek bir yaklaşımla yönetilemeyecek kadar büyük olduğu yavaş yavaş anlaşılmaya başlandı. Bugün artık giderek belirginleşen bir şekilde bölgesel ve yerel odaklı yaklaşımlarla hareket ediliyor.

    Girişimcilik adına yapılacak tüm çalışmaların dünyamız için, ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum…

                                                                                                 İkbal YAZICI

    Tema Mağazalar Zinciri Yön. Kur. Üyesi

  • “19 Mayıs Özelinde Gençlik”

    “19 Mayıs Özelinde Gençlik”

    Sevgili Gençler,
    Bugün 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı eminim tüm yurtta coşkuyla ve sevinçle kutlanıyor. Ben de istedim ki bugüne has 19 Mayıs özelinde gençlik üzerine yazımı kaleme alayım ve bu vesileyle şehrimiz özelinde tüm gençliğe küçük bir sesleniş yapalım bu vesileyle.
    Kıymetli Genç Kardeşlerim,
    Tarih, hem bir ibret vesikasıdır, hem de bir kuvvettir, güçtür. Milletler tarihlerinden aldıkları güçle yaşarlar, gelecek tasavvurlarını buna göre şekillendirirler. Biz neydik sorusunun cevabı, aynı zamanda biz neyiz ve ne olabiliriz sorusunun da cevabına ışık tutar, bunu bu şekilde değerlendirmeye mecburuz. Çünkü insan tarihinde sadece geçmişini, yani ne olduğunu değil, aynı zamanda istikbalini de, geleceğini de arar. Dolayısıyla, bir milletin kendi gücünün, benliğinin farkına varması, yani özgürleşmesi ancak tarihinin farkına varmasıyla mümkündür. Unutmayın, nereden geldiklerini bilmeyenler nereye gideceklerini de bilemezler. Kendi tarihine yabancılaşanlar rüzgârın önündeki bir yaprak misali savrulmaktan kurtulamazlar. Hangi tarihi zemine ayak bastığını fark etmeyenler, haddi reddi miras edenler kendi geleceklerini de, ülkenin geleceğini tehlikeye atarlar.
    Gençler, şunu unutmayın: Dilimizden kopartıldık. Bin yıllık bir birikimi kenara attık. Biz şu anda bin yıllık tarihimizi bilmiyoruz, okuyamıyoruz, onunla ilişkiyi, ilgiyi, irtibatı kuramıyoruz. İşte şimdi biliyorsunuz devletimizin birçok kurumu ve STK’lar yeni adımlar atarak Osmanlıcanın öğrenilmesi konusunu gündeme alıp ağırlık vermeye başladılar. Bununla derdimiz, yeniden tarihimizi keşfedelim, tarihimizi öğrenelim ve bununla geleceğimizin temellerini çok daha farklı, çok daha güçlü bir şekilde inşa edelim, ihya edelim. Bu çalışmalar ben inanıyorum ki gençliğimizin farkındalığını artırmada ciddi sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Hayırlar getirmesi dileğiyle…
    Ben bu duygularla sözlerime son verirken, gençliğimize umut, huzur ve barış dolu bir gelecek temenni ediyorum. Samsun’a çıkışının 100. Yılında, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını tebrik ediyor, tüm genç kardeşlerimin bayramını kutluyor, hepinize sevgi ve muhabbetlerimi sunuyorum.

    Muhammed İkbal YAZICI
    Erzurum Büyükşehir Belediyesi
    Gençlik Meclisi Genel Sekreteri

  • Geçmişten Günümüze Kahvaltı Kültürümüz

    Geçmişten Günümüze Kahvaltı Kültürümüz

    Genellikle başarılı insanlar gün doğmadan uyanıp günün ilk ışıklarında tüm aile bireyleri ile beraber sofra etrafında toplanıp muhabbet eşliğinde bereketli, mutlu kahvaltılarını yaparlar.

    Önemli olan yemek değil o sofrada tüm aile bireyleri ile beraber muhabbet ve birliktelik sağlamaktır.
    Günümüz ile geçmişimizi kıyasladığımızda Aparatif ve sağlıksız yiyecekler kuyruğuna girmişiz. Tereyağımızın yerine çeşitli yağlar, çiçek balımızın yerini farklı ballar, tam buğday ekmeğimizi yerini simit poğaçalar ve sağlıksız beyaz ekmekler yerini almıştır. En önemlisi sofradaki birlik beraberlikden doğan muhabbet ortadan kalkmıştır.
    Günümüz ile geçmişimizi kıyasladığımızda muhabbetlerimiz ortadan kalkmış sağlıksız yiyecekler ile çeşitli hastalıklar meydana gelmiştir.
    Sözlerime son verirken; kahvaltının mutluluğu birlikte yapıldığındandır.