Kategori: İz Bırakanlar

  • Yargıtay ’Yüce Divan’ görevine talip oldu

    Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit, Rixos Otel’de gerçekleşen 2015-2016 adli yıl açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Demokrasi önündeki en büyük tehditlerden biri terördür. Terör ve şiddet her türüyle irkin sükut ettiği yerde başlar. Terörün nihai biçimde sosyal ve siyasal hayatımızdan çekilmesini beklediğimiz bir dönemin ardından son zamanlarda maalesef ülkemiz yeni bir terör dalgasının hedefi olmuştur. Fikri silahla susturmak, toplumun hayatını ve siyaseti şekillendirmek isteyenler yeniden sahne almaktadır. Yaygın şiddet eninde sonunda onu yaratanları kendi anaforunda boğmaktadır. Terörün kanlı ve kirli yöntemleriyle milletimizin ve devletimizin istiklali ve istikbalini kıskaca almaya, biçimlendirmeye, değiştirmeye veya dönüştürmeye yeltenenler geçmişte başarıya ulaşamamıştır, gelecekte de başarıya ulaşamayacaktır. Kaynağı, etiketi, türü ve özel amacı ne olursa olsun, terörle mücadelemiz hukukla ve hukukun sınırları içinde kararlılıkla devam edecektir” diye konuştu.

    “CEMAAT-CEMİYET ÇIKARININ TOPLUM ÇIKARININ YERİNE İKAME EDİLMESİNİN HİÇBİR MAZERETİ, AÇIKLAMASI OLAMAZ”

    “Hukuk devleti yargıda dahil olmak üzere her üç egemenlik erkinin de hesap verebildiği, hukuk içinde herkesten hesap sorabildiği bir düzenin adıdır” ifadesini kullanan Cirit, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Elbette hakim ve cumhuriyet savcılarının tutuklanması, adli ve idari soruşturmalara uğraması görevden el çektirilmesi veya başkaca disiplin tedbirlerine muhatap olması, bir hukuk devleti için iftihar tablosu olamaz. Ancak her türlü cemaat-cemiyet çıkarının toplum çıkarının yerine ikame edilmesinin, hukukun bireysel veya grupsal ihtiraslara feda edilmesinin de hiçbir mazereti, açıklaması olamaz. Bazı üzücü gelişmelerin, bu çerçevede bir sebep olmaktan çok, sonuç olduğunu unutmamak gerekmektedir. Adil bir yargılamayla gerçeklerin aydınlatılması en tabii ve en büyük beklentimizdir. Her devlet gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin de bağımsız ve egemen bir devlet olarak varlığını sürdürmesi için kendisine yönelen tehditlere karşı mücadele etme hakkı vardır. Hiç şüphe yok ki yürütülen mücadelenin hem iç hukuka hem de hukukun genel ilkeleri ile insan haklarına uygun olması gerekir. Son yıllarda gündemin ön sıralarında yer alan davalarda temel kurallara aykırı şekilde yapılan adli işlemler, Türk kamuoyunu ciddi şekilde meşgul etmiş ve uluslararası alanda da bunun yansımaları olmuştur. Hukuka aykırı işlemlerin hedefi olan gazetecilerin, siyasetçilerin, hakim ve cumhuriyet savcılarının, bürokratların ve kritik noktalardaki silahlı kuvvetler mensupları ile emniyet görevlilerinin toplum ve devlet hayatı açısından taşıdıkları önem dikkate alındığında söz konusu ihlallerin adalet sisteminin rutin işleyişinden kaynaklanan münferit hatalardan ayrı bir şekilde değerlendirilmesi gerekir. Tespitlerimiz, bazı uluslararası kuruluşların saygıdeğer yetkililerinin görüşleri ile örtüşmeyebilir. Ancak hakim ve cumhuriyet savcılarına ilişkin açıklama yapma hakkını kendinde görenlerin, bir hukukçuya yakışır şekilde olayları kuşkuyla süzmesi, önyargısız olması, delillere odaklanması ve tarafsız davranması gerekir. Sahte belge, dijital delil üretilmesi, gizli tanıklık, yasa dışı dinleme ve teknik katip gibi koruma tedbirleri son yıllarda Türk kamuoyunun hukukçuların neredeyse birinci gündem maddesi olmuş, çok sayıda ve iç hukukun en temel kuralları çiğnenerek yapılan adli işlemlerin başta ifade özgürlüğü ile adli yargılanma hakkı olmak üzere telem insan haklarını ihlal ettiği Türk mahkemelerinin yanında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da belirlenmiştir. Söz konusu uluslar arası kuruluşların bu özel durumlar ve zorluklar ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ilgili kararlarındaki tespitlere biraz daha odaklanmaları ve soruna bütünsel bir bakış açısıyla yaklaşmaları halinde değerlendirmelerinin değişebileceğini düşünüyorum.”

    “YÜCE DİVAN GÖREVİNİN YARGITAY’A VERİLMESİ GEREKLİDİR”

    Yüksek mahkemeler arasındaki eşitlik ile ilgili Cirit, “Bireysel başvuru ile temel insan hak ve özgürlüklerinin olay bazında belirlenmesi, ihlal edilen hakkın onarılması ve gerekli önlemlerin alınması için Anayasa Mahkemesine verilen yetki, yüksek mahkeme başta olmak üzere mahkeme kararlarına yönelik bir denetim mekanizması değildir. Zaman zaman ilk derece mahkemeleri yerine geçerek yerindelik denetimi dahi yapması mahkemenin kararlarını tartışılır hale getirmiştir. Yüksek mahkemeler birbirleriyle aynı seviyededir. Bu denkliğin bozulması hukuki güvenliği bir tarafa, bilakis yaratılan karmaşa dolayısıyla hukuka duyulan güven ve inancı zedeler. Yargı birliği sistemini kabul eden ülkelerde tek bir yüksek mahkeme, bizim ülkemizde ise birden fazla yüksek mahkeme vardır. Yüksek mahkemeler arasında üstünlük sıralaması yoktur. Böyle bir üstünlük sıralamasının esin kaynağı olacak anayasal bir dayanak da bulunmamaktadır. Sosyal, ekonomik ve statü bakımından eşitler arasında eşitsizlik doğuran 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanunla getirilen bazı hükümler meslek mensupları ve yargı çalışanları arasında büyük rahatsızlık doğurmuştur. Ceza hukuku, diğer hukuk dalları gibi kendine özgü kavramı ve müesseseleri olan bir alandır. Yargıtay’ın yıllardan beri baktığı davalardan edindiği deneyim, zengin içtihat birikimi, üyelerin yetişme biçimleri dikkate alındığında Yüce Divan görevinin Yargıtay’a verilmesi uygun olacaktır. Uzmanlık ilkesinin gereği olarak, yargılanacak kişilerin hukuki güvenliklerinin sağlanması zorunludur. Diğer yandan da suçların cezasız kalmaması için gerekli toplumsal savunma mekanizmasının işletilmesi ve aynı suçu işleyenler arasında ayrım yapılmaması bakımından da Yüce Divan görevinin Yargıtay’a verilmesi gereklidir” ifadelerini kullandı.

    Yargıtay’ın tüm kararlarına erişimin sağlanması için yoğun bir çaba gösterildiğini bildiren Cirit, “Şuana kadar 485 binden fazla karar, kişisel veriler temizlenerek resmi web sitemizde yayımlanmıştır. Yıl sonuna kadar tüm Yargıtay kararlarının kişisel verileri temizlendikten sonra kamuoyu erişimine açılacağını müjdelemek isterim” dedi.

    “YAKLAŞIK 7 MİLYON CEZA İHTİLAFI ÜLKEMİZ AÇISINDAN OLDUKÇA DÜŞÜNDÜRÜCÜ, VAHİM VE ÖNEMLİDİR”

    Cirit şunları kaydetti:

    “Son yıllarda Yargıtay giderek artan ağır iş yükü ile karşı karşıya kalmıştır. Bunun en önemli nedenlerinden birinin ’yargının’ geleceğinin iyi planlanamaması olduğunu düşünüyorum. Şuan başta fiziki yetersizlikler olmak üzere pek çok sorunun temelinde, planlama ve vizyon konusundaki eksikliklerin bulunduğun söylemek herhalde yanlış olmayacaktır. Yaklaşık 7 milyon ceza ihtilafı ülkemiz açısından oldukça düşündürücü, vahim ve önemlidir. Hukuk mahkemelerinde de bir o kadar dava olduğu düşünüldüğünde ve idari ile anayasa yargısındaki diğer davalarda bu sayıya eklendiğinde toplumun her üç kişisinden birisi davada taraftır. Bu husus sadece yargıyı da ilgilendirmemekte olup, toplum bilimcileri, eğitimcileri de ilgilendirmektedir. Topluma yararlı bireyler yetiştirme konusunda varılan olumsuz sonucu da göstermektedir. Adli yargıdaki görevli hakim ve cumhuriyet savcı sayısının yaklaşık 13 bin olduğu düşünüldüğünde ihtilafları çözme konusunda hakim ve cumhuriyet savcısı sayısının ne kadar yetersiz olduğu anlaşılmaktadır.”

  • “namaz Facebook’tan hayırlıdır”

    Mısır’ın kuzeyindeki El Buheyra vilayetinin Kafr El Davar bölgesindeki Seyit Gazi Camii’nin müezzini Mahmut El Moghazi, sabah namazını okurken sözlerini değiştirerek “Namaz uykudan hayırlıdır” yerine “Namaz Facebook’tan Daha Hayırlıdır” dedi. Seyit Gazi Camii cemaati müezzin hakkında şikayetçi olunca müezzin görevden alındı. Mısır’ın Din İşlerinden Sorumlu Bakanlığı da müezzin hakkında yasal işlem başlattı. Cami cemaatinden biri pazar günü bir televizyon kanalında canlı yayına katılarak Moghazi’yi kafir olmakla suçladı ve onun yüzünden cemaatin camiye gitmeyi bıraktıklarını söyledi.

    Müezzin ise bu suçlamaya karşılık olarak kendi hakkında suçlamalarda bulunan şahsın Seyit Gazi Camii’ne devamlı gelen biri olmadığını söyleyerek, şahsın yasaklı Müslüman Kardeşler grubunun sempatizanı olduğunu iddia etti. Daha önce hiç Facebook kullanmadığını ifade eden müezzin, katıldığı televizyon programında görevden alınmasını protesto etmek için açlık grevine gireceğini söyledi ve Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’ye seslenerek kendisini aklamasını istedi.

  • tanıklardan kan donduran ifadeler

    Mağdur işçiler, gaz maskelerinin çalışmadığını, küf geldiğini, maskeden ağızlarının yandığını, ocağa denetime gelen müfettişlerin geleceği bilgisini önceden aldıklarını ve denetim yapılacakları yerlerde düzenleme yapıldığını anlattı.

    Manisa’nın Soma İlçesi’nde 301 madencinin yaşamını yitirdiği faciayla ilgili görülen davada yaralı kurtulan mağdur işçilerin tanık olarak ifadeleri alındı. Mahkeme heyetinin 28 Ağustos Cuma günü vereceği ara karar öncesinde davet edilen 13 işçiden 11’inin dinleneceği davada, ilk olarak Bilal Altıntaş ile Ceyhan Bağdatlı dinlendi.

    “GAZ MASKELERİMİZDEN KÜF GELDİ”

    Maden ocağında hazırlık biriminde yedek işçi olarak görev alan ve 4,5 yıldır madende çalışan Bilal Altıntaş’ın anlattıkları ise adeta kan dondurdu. Olayın meydana geldiği sırada elektriklerin kesildiğini, kendilerinin hiçbir şeyden haberleri olmadığını ve yoğun dumandan dolayı gaz maskelerini taktıklarını ancak maskelerden 40 dakika sonra küf gelmeye başladığını söyledi. Amirlerin talimatıyla yaşam odasına sığınan ve ancak temiz havanın pis havaya çevrilmesiyle bayıldığını belirten Altıntaş, “Olay öncesinde çalışıyorduk, baca sürüyorduk. Kasa attıktan sonra yeryüzüne çıkmak istedik ama yol duman içindeydi, 145 kişiydik. Elektrikler kesildi o anda ama ne olduğunu bilmiyorduk. Pis hava gelince bayıldık. Uyandığımda kurtarma ekipleri gelmişlerdi. Üzerimde iki kişi yatıyordu, birisi çırpınıyor diğeri hiç kıpırdamıyordu. Muhtemelen kıpırdamayan ölmüştü. Maskem 40 dakika ya çalıştı ya çalışmadı. Maskelerin çoğu küflü çıktı. Ağzıma küf geliyordu. Yaklaşık yarım saat soğuk hava verdi sonra kesildi. 4,5 yıl aynı maskeyi kullandım ve sadece bir sefer maskelerimiz kontrole alındı ” dedi.

    “HABERLEŞME CİHAZLARI ANA YOLLARDA BULUNUYOR”

    Maden ocağında iş güvenliği eğitimleri almadıklarını sadece kağıt üzerinde 3 gün eğitim verildiğini belirten Altıntaş, pratik eğitim verilmediğini ve böyle bir olayda ne yapacaklarının kendilerine anlatılmadığını iddia etti.

    Mahkeme Başkanı Aytaç Ballı’nın “Haberleşme konusunda sıkıntı yaşadınız mı, nasıl haberleşiyordunuz” sorusu üzerine Altıntaş, “Haberleşme yok, bir cihaz var onunla 10 sefer işaret verdiğinizde alarm veriyor ancak o cihaz anayolda bulunuyor. Bizim bulunduğumuz yerde telefonda yoktu, telefonlarda anayollarda ve yaklaşık 60 metre uzağımızdaydı” dedi.

    “MADENDE ISINMADAN DOLAYI SICAK SUYUN ALTINDA BANYO BİLE YAPTIK”

    Maden ocağında facia öncesinde bir göçme yaşandığını paylaşan Altıntaş, ocakta sıcaklık artışının ve ısınmaların olduğunu dile getirdi. Kazadan önce açılan kılçık bacada yoğun bir ısı artışı olduğunu aktaran Altıntaş, “İşçiler bu konuda çok şikayetçiydi. Çalışanlar aşırı ısınmadan dolayı oturup dinleniyorlardı. O bölgedeki kömürün yanmasından dolayı ısınma oluşuyordu. Oralara küllü su verilmesi gerekiyordu, ancak yapılmadı herhalde. Isıtılan alanı soğutma sırasında sıcak suyun altında banyo bile yaptık” şeklinde konuştu.

    “DİNAMİT ATIMLARINDAN SONRA ÖLÇÜM YAPILMAZDI”

    Mahkeme Başkanı’nın amirlerine konuyla ilgili bilgi verip vermediklerini sorması üzerine Altıntaş, “Amirlere söylemenize gerek yok, onlar zaten sürekli o alanlarda geziyor. Söylesen ‘Biz her şeyin farkındayız, sen işine bak’ diyorlardı” diye konuştu.
    Dinamit atımlarından sonra ölçüm yapılmadan üretime geçildiğini söyleyen Altıntaş, ocakta da yangın söndürme cihazları olmadığını sadece gaz ölçüm cihazlarının olduğunu iddia etti.

    “MÜFETTİŞLER GELMEDEN ÖNCE HABERİMİZ OLUR, DÜZENLEME YAPARDIK”

    Maden ocağını denetleyen müfettişlerin geleceklerinden her zaman bilgileri olduğunu ve ocakta onlar gelmeden düzenlemeler yaptıklarını belirten Altıntaş, şöyle devam etti: “Müfettişler gelmeden 7-10 gün öncesinde haberimiz olurdu. Nereye gireceklerse o alanda düzenleme yapıyorduk. Çalıştığımız yer bir keresinde bantla kapattık müfettişler gelecek diye. Bazı bölgelere sensör koyardık. Olan bir şeyi daha güzel göstermeye çalışıyorduk. Müfettişin habersiz geldiği olmadı. Müfettişler güvenli ve yavaş ilerlememizi söyledi biz ise hızlı ilerlerdik. Devletin bize söylediği ‘1 metre ilerlemeyken biz günde 5 metre ilerliyorduk. Müfettiş geldiği zaman ilerlemeyi durduruyorduk, gerekirse yaptığımız alanları kapatıyorduk.”

    “TAŞERON SİSTEMİ İLE ÇALIŞIYORDUK”

    Altıntaş üretim baskısı yönündeki iddialara yönelik de ısrar olduğunu, üretim baskısı yapıldığını, ürün karşılığında prim verileceğini ancak primlerin hiçbir zaman yatmadığını söyledi. Mahkeme Başkanının taşeron sistemi ile ilgili sorusu üzerine Bilal Altıntaş, “İlk işe girdiğimde bir taşeron firma üzerinden girdim. Şirkete başvurdum, şirket zaten seni gereken taşeronlara aktarıyor” diye konuştu.

    SANIK AVUKATLARINDAN TANIKLARA UYARI

    Bilal Altıntaş’ın yaşadıklarını anlattığı sırada İşletme Müdürü Akın Çelik’in Avukatı Yusuf Koçyiğit, müdahale ederek, tanıkları yanlış beyanın suç olduğuna dair uyarmak istedi. Ailelerin ve müşteki avukatların tepkisiyle Mahkeme Başkanı da duruma el koyarak, “Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre gerekli uyarıyı ben zaten yaptım. Sizin tekrar etmenize gerek yok. Lütfen oturun” dedi.
    Bilal Altıntaş’ın anlattıklarının ardından sanıklardan Soma Kömür İşletmeleri Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan, İşletme Müdürü Akın Çelik de tanığa hakim aracılığıyla soru sordu. İş güvenliği eğitimleri verilmediği yönündeki iddiaların gerçek olmadığını belirten işletme yöneticileri, atılan imzaların 6 ayda bir atılan hatırlatma eğitimleri kapsamında atıldıklarını ifade etti.

    “MASKEM AĞZIMDA ALEV TOPU OLDU”

    Faciadan 5 gün önce işe başlayan daha önce askere gitmeden de 2,5 yıl ayı madende çalışan Ceyhan Bağdatlı ise madende askerden geldiği zamana göre sıcaklığın değiştiğini ısının fazlalaştığına dikkat çekti. Olay anında taban temizlediklerini ve işlerini bitince yeryüzüne çıkmak için hareket ettiğini anlatan Bağdatlı, yukarı doğru çıkarken arkasında yoğun siyah bir duman geldiğini, halsizleştiğini, ayaklarının uyuşmaya başladığını belirtti. Dumandan dolayı taktığı gaz maskesinin ağzını yakmaya başladığını söyleyen Bağdatlı, “Maskem ağzımda alev topu ısındı, tişörtüm terden ıslaktı onu emerek yukarı çıkmaya çalıştım. Maskeyi kullanamayınca attım” dedi.
    Mahkeme Başkanı Aytaç Ballı’nın tehlikeli durumlarda ne yöne gidecekleri ve sığınacakları konusunda bilgi sahibi olup olmadığını sorusu üzerine şöyle yanıt verdi:
    “Tehlikeli durumlara karşı eğitim verildi ancak ocakta riske karşı bir eğitim yoktu. Tam yerleri bilmesem de bir revir vardı orayı biliyorum, başka yer öğretilmedi.”

    “GAZ MASKELERİ BİR KERE KONTROL EDİLDİ”

    Bağdatlı, askerden önce çalıştığı dönemde 2,5 yıl boyunca aynı gaz maskesini kullandığını ve maskesinin bir kere kontrole götürüldüğünü belirtti.

    Müfettişlerin geleceğinden daha önce haberleri olduğunu söyleyen Bağdatlı, “Müfettiş geleceği zaman orta yerlerdeki malzemeleri kaldırıyorduk. Çamur alanlara talaş döküyorduk” dedi. Ceyhan Bağdatlı da taşeron sistemi ile işe girdiğini izin kullanacağı zaman bile hem taşerondan hem de vardiya amirinden izin aldığını aktardı.

    Olaydan sonra bir yıl boyunca kolunu kullanamadığını belirten Bilal Altıntaş ile halsizlik sıkıntıları yaşayan Ceyhan Bağdatlı sanıklardan şikayetçi olmadığını belirtti. Mahkeme diğer tanıkların dinlenmesi ile devam ediyor.

  • Terör örgütüne büyük bozgun

    TSK’nın 22 Temmuz 2015 tarihinden itibaren düzenlediği hava harekatları sonucu bölücü örgütte moralleri alt üst ettiği ve çok sayıda örgüt mensubunun kaçtığı güvenlik birimleri tarafından tespit edildi.

    Güvenlik birimlerinden alınan bilgiye göre, Tunceli bölgesinde bulunan ve çok ciddi bir çalışma sonucunda teyitli olarak tespit edilen terör örgütü mensuplarına ait 22 noktaya, 22 Ağustos 2015 günü 03.00-04.30 saatleri arasında Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından ani yakın hava desteği kapsamında hava harekâtı icra edildi.

    14 BARINMA NOKTASI İMHA EDİLDİ
    İcra edilen harekât neticesinde; terör örgütü tarafından yaz mevsiminde kullanıldığı değerlendirilen 14 değişik yerdeki barınma noktası imha edildi.
    Terör örgütü mensuplarınca hava hedeflerine karşı kullanmak maksadıyla hazırlanan 4 ağır makineli tüfek (Doçka) ve 2 makineli tüfek mevzisi ile 2 Zağros keskin nişancı mevzisi kullanılamaz hale getirildi.
    Sözde Batı İl Merkez Gücü içerisinde faaliyet gösteren 5 terör örgütü mensubu örgütten kaçarken, bunlardan ikisinin Kandil ve civarına yapılan hava bombardımanlarından kaçarak Türkiye’ye gelen teröristler olduğu ifadelerinde yer aldı. Önümüzdeki günlerde bu sayının artabileceği değerlendiriliyor.

    ÖRGÜTTE ÇÖZÜLME SÜRECİ BAŞLADI
    Güvenlik birimlerinden alınan bilgilere göre, teröristlerin ayrı ayrı alınan ifadelerinde öne çıkan ortak noktalar şöyle:
    “Örgütün 22 Temmuz 2015 tarihinde başlayan hava harekatları neticesinde tarihindeki en büyük darbeyi yediği ve bunun çok kısa sürede ve çok yıkıcı olması morallerini alt üst etti.
    Çok sayıda teröristin kaçarak teslim olduğu, kaçarak teslim olmayı başaramayanların terör örgütünün Kuzey Irak’ta hakim olmadığı bölgelerde saklandığı ve fırsat kolladıkları ilk anda teslim olacakları ifadelerde yer aldı.

    Terör örgütünün bu hava harekatları neticesinde örgüte eleman bulmakta çok zorlandığı ve çocukları kaçırarak veya ailelerine yüksek meblağlar vererek çocuk terörist devşirdiği; ama bunları da etkin olarak kullanamayacağı; zira yaşları çok küçük olan bu çocukların eğitilerek belli bir seviyeye gelmesinin uzun bir zaman alacağı ve bu süre içerisinde de bunlardan çoğunun öleceği ifadelerde tespit edildi.”

    KANDİL VE CİVARINDAKİ KAMPLARDAKİ ÇOCUKLARIN BİR KISMI ÖLDÜ
    Son yapılan operasyonlarda özellikle Kandil ve civar kamplarda bu çocuklardan bir kısmının öldüğü bildirildi.

    Özellikle Kandil ve Hakurk’ta ölen terörist sayısının fazla olmasından ve her an tepelerinde yeni bir hava harekatı olacağı korkusundan dolayı cesetlerinin oldukları yerde bırakıldığı ve bunların çürüyerek 5-10 km.lik alana korkunç bir koku yaydığı, kokunun civardaki yerleşim yerlerinden dahi hissedilebildiği kaydedildi.

    Cesetlerini bile toplamaktan aciz bir örgütün eleman bulmakta çok büyük bir problem yaşamasının da gayet normal olduğu, şu anda örgüte katılımın azaldığı, özellikle ailelerin çocukları üzerinde büyük bir baskı kurarak örgüte gitmelerini engellemeye çalıştıkları belirtildi.
    Alınan telsiz kestirmelerine göre terör örgütü üst yönetimi tarafından imha edilen terör noktalarına yakın noktaların teröristlerce kesinlikle kullanılmaması yönünde talimat verildi.

    MİLYONLARCA DOLAR DEĞERİNDE UYUŞTURUCU VE PARA İMHA EDİLDİ
    Geçen günlerde Zargali (Zergele) barınma alanına gerçekleştirilen hava operasyonunda örgüte ait milyonlarca dolar değerindeki uyuşturucunun ve yüksek miktardaki döviz paranın imha edilmesi sonucunda, olaydan sorumlu tutularak infaz edilen 10 kişi için bile infazı gerçekleştirenler hakkında Örgüt Üst Yönetimince soruşturma açıldığı; zira örgütün artık eleman kaybetmeye tahammülü olmayacak bir seviyeye gerilediği; çok ağır suçlarda bile şu anda infazların uygulanmaması yönünde talimat verildiği ifade edildi.

    ÖRGÜTTE BÜYÜK KORKU VE PANİK HAVASI
    Örgüt içinde büyük bir korku ve panik havası yaşandığı; alt düzeydeki yönetici konumundaki teröristlerce, “Biz burada kurbanlık gibi beklerken, bize kolay zamanda komutanlık yapan, ayaklarını yıkatan, tırnaklarını kestiren, köleleri gibi davranan komutanlar nerede? Nereye kaçtılar? Yerlerinden bile haberimiz yok” şeklinde şikâyetlerde bulundukları ve bunun da moral bakımından örgüt içinde büyük bir çöküntüye sebep olduğu ve bu söylemlerin giderek yayıldığı bildirildi.

    Türkiye içinde askerle karşı karşıya gelebilecek yeterlikte ve eğitim almış personellerinin olmadığı, çoğunun tuzaklama mayınlarla ve uzaktan yapılan ateşlerle askerle mücadele etmeye çalıştıkları, bazen ateş ederken bile acemi olmalarından dolayı kendi kendilerini vurdukları ve son bir ay içerisinde hiç beklemedikleri kadar iç kayıp verdikleri ve bu kayıpların gizlendiği, ağır yaralı durumda tedavi görenlerin hastaneye gidemedikleri için örgüte ait evlerde ve mağaralarda bulundukları ve çoğunun hayatını kaybedebileceği ifade edildi.
    Terör örgütü tarafından devamı beklenilen hava harekâtı kapsamında grup sorumluları tarafından “Eski ve deşifre olmuş yerlerin kesinlikle kullanılmaması gerektiği” ve mevcut grupların ikiye veya üçe bölünerek hareket etmeleri yönünde talimatların verildiği belirtildi.

    “GÖK YARILDI, GÖK ÜSTÜMÜZE ÇÖKTÜ SANKİ”
    Kandil ve civarındaki kamplara özellikle ilk günlerde yapılan hava operasyonlarında örgütün çok büyük bir kayıp verdikleri ve çoğu terörist tarafından telsiz aracılığıyla verilen ilk raporlarda “Gök yarıldı, gök üstümüze çöktü sanki.” şeklindeki ifadelerin dilden dile yayıldığı ve bunun psikolojik bir travmaya sebep olduğu belirtildi. Bölgede barınmaya çalışan teröristlerin sürekli bir hava operasyonu yapılacakmış korkusu ile sürekli havayı gözledikleri kaydedildi.

    Oluşan büyük tedirginlik ve korku nedeni ile örgüt mensuplarına ait büyük telsizlerin, uzun bir mesafe katederek kendilerince daha emniyetli buldukları arazi derinliklerine kaydırıldığı, ama bölgedeki Türk istihbarat birimlerinin çok etkili bir çalışma yürüttükleri ve bu nedenle kısa sürede bunların tespit edilerek imha edilme ihtimallerinin yüksek oldukları belirtildi.
    Terör örgütü mensuplarınca, kurye/işbirlikçileri ile irtibat tesisinde büyük sorunlarla karşılaşıldığı tespit edildi.

  • 34 terörist öldürüldü!

    Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde son bir gün içinde gerçekleşen terör olayları ile ilgili açıklama yapıldı. Açıklamada, Irak kuzeyinde Kandil bölgesinde bulunan Bölücü Terör Örgütü (BTÖ) hedeflerine düzenlenen hava harekatı sonucunda toplam 34 BTÖ mensubu terörist etkisiz hale getirildiği kaydedildi.

    PATLAYICI İMHA EDİLDİ
    Hakkari’nin Şemdinli ilçesi Kepenek Mahallesi mevkiinde yol kontrolü yapan emniyet unsurlarınca, Bölücü Terör Örgütü mensubu teröristlerce önceden yola döşenen el yapımı patlayıcının tespit edilerek yerinde imha edildiği bildirildi.

    MÜHİMMAT ELE GEÇİRİLDİ
    Erzurum’un Karayazı ilçesi Çavuşgüllü Jandarma Karakol Komutanlığına, Bölücü Terör Örgütü mensubu teröristlerce yapılan silahlı saldırı sonrası, bölgede yapılan aramalarda, bir adet piyade tüfeği, bir adet şarjör, 21 adet fişek, 30 adet boş kovan ve bir adet el dürbünü ele geçirildiği açıklandı.

    11 TERÖRİST TESLİM OLDU
    Bingöl’ün Karlıova ilçesi Kaynarpınar Jandarma Karakolu’na Bölücü Terör Örgütü mensubu bir teröristin; iki piyade tüfeği ve üç adet el bombası ile birlikte güvenlik güçlerine teslim olduğu kaydedildi.
    Hakkari’nin Yüksekova ilçesi Dağlıca Üs Bölgesine ise Bölücü Terör Örgütü mensubu bir terörist silahsız ve teçhizatsız olarak teslim oldu. Silopi İlçesi Habur Sınır Kapısında ise güvenlik güçlerine yurt dışından gelen 6 terörist silahsız ve teçhizatsız olarak teslim oldu.
    Mardin’in Kızıltepe ilçesi Şehit Çoban Hudut Karakoluna 1, Diyarbakır Kayapınar Jandarma Karakoluna 1 ve Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde 1 teröristin güvenlik güçlerine silahsız ve teçhizatsız olarak teslim olduğu ifade edildi.

    DEAŞ ÜYESİ 25 TERÖRİST YAKALANDI
    Kilis’in Elbeyli ilçesi Kılcan köyü bölgesinde, Türkiye’den Suriye’ye yasa dışı yollarla geçmeye çalışan DEAŞ terör örgütü mensubu 20’si yabancı uyruklu 25 terörist yakalandı.