Kategori: Yerel Haber

  • KARAGÖL; ENERJİ BORSASI EKONOMİYİ GÜÇLENDİRİR

    YENİ EKONOMİ ENERJİ BORSASI’YLA GÜÇLENECEK

    Adaylık başvurusunu yaptıktan sonra kendinden emin adımlarla bir ayı aşkın süredir Erzurum merkez ve ilçelerde teşkilatları gezerek sorunlarını dinleyen Ekonomist yazar Prof. Dr. Erdal Tanas Karagöl, Pasinler ilçesinde de coşkuyla karşılandı. İlçe teşkilatlarını ve sonrasında Pasinler Belediye Başkanı Ünsal Sertoğlu’nu makamında ziyaret eden Karagöl, uzun süre Sertdğlu ile ilçenin sorunları ve çözüm önerileri hakkında bilgi aldı. Pasinler’in özellikle termal turizminde daha iyi konuma gelmesinin mucize olarak düşünülmemesi gerektiğini söyleyen Karagöl, yeni yapılacak tesisler ile ilçenin kaderinin değişebileceğine vurgu yaptı.

    Prof. Dr. Karagöl’ün sonraki durağı ise Şehir ve Kültür Araştırmaları Derneği (ŞEHİRDER) idi. Burada başkan Murat Ertaş, Erzurum’un kangren hale gelmiş sorunlarını anlatan Karagöl, yeni Türkiye ekonomisine dikkat çekti. Hizmet İŞ Sendika Erzurum Şube Başkanı Erol Aksakal ile de bir araya gelen Karagöl’ün gündeminde yeni ekonomi ve enerji borsası vardı.

    YENİ EKONOMİ ENERJİ BORSASI’YLA GÜÇLENECEK

    Konuşmalarının tamamında ekonomiye ilişkin anlatımlarındaki bilgisi dikkatlerden kaçmayan Karagöl, 2013 yılında yasalaşan Enerji Piyasaları Anonim Şirketi (EPİAŞ) kanunuyla birlikte, Enerji Borsası kurulması süreci başladığını söyledi. Kurulan enerji borsasının yeni ekonomiye büyük katkılar sağlayacağını dile getiren Karagöl, “Artık bir Enerji Borsamız var. Türkiye ekonomisindeki dengeleri pozitif yönde etkilemesi beklenen bu büyük proje, enerjiyle şekillenen küresel politik ve ekonomi gündeminde Türkiye’nin ağırlığını artıracak. Öncelikle Türkiye, elektrik üretiminin yarısına yakınını doğalgazdan karşıladığı için elektrik üretimini çeşitlendirerek, bu piyasadaki yatırımları artırmayı hedefliyor. Ancak bu yatırımlarının artması, elektrik piyasasının şeffaflaşmasıyla doğru orantılıdır. Piyasanın şeffaflaşmasıyla demek istediğimiz, elektrik üreticisi firmaların hangi fiyattan elektrik satacağını bilmesi demek. Bunun uzun zaman için öngörülebilir olması ise, Enerji Borsası’nın varlığı ile ilgili birebir ilgilidir. Çünkü referans bir fiyat olmaması durumunda, firmaların ürettikleri elektriği hangi fiyattan satacakları konusu belirsiz olacaktır. Bu belirsizlik ortamı da, elektrik piyasasındaki üretici, dağıtıcı ve tüketici aktörleri negatif yönde etkiliyor. Uzun vadede elektrik fiyatlarının öngörülebilir olması, üretici firmaların hareket alanını genişletecektir” diye konuştu.

    KIRILGANLIK AZALACAK

    Diğer yandan, firmaların elektrik çeşitlemesi sayesinde piyasada oluşabilecek herhangi bir risk karşısında kırılganlığına dikkat çeken 25. Dönem Ak Parti Erzurum Milletvekili Aday Adayı Prof. Dr. Erdal Tanas Karagöl, liberal bir piyasada adil bir rekabet ortamının oluşmasıyla, arz-talep dengesine göre belirlenecek fiyatlar, tüketici açısından da önem arz ettiğini, yani, tüketicinin elektriği daha ucuza kullanacağını söyledi. Karagöl, “ Tabii bu noktada, Enerji Borsası’nın teknik, altyapı, idare ve yönetim kademeleri açısından etkin çalışmasının ve güvenilir olmasının büyük önemi olduğunu vurgulamak gerekiyor. Çünkü önce elektrik piyasasını içerecek olan Enerji Borsası’nın bir sonraki aşamada doğalgaz, petrol ve farklı enerji kaynaklarının da yer aldığı bir kuruluş olması hedefleniyor. Böyle bir ortamda, özellikle piyasaların manipüle edilmemesi, iç ve dış şoklara karşı dayanıklı olması, Enerji Borsası’nın etkinliğini garanti edebilecek bir siyasi ortamla mümkün olacaktır” dedi.

    ENERJİ BORSASI, TÜRKİYE’NİN ENERJİ MERKEZİ OLDUĞUNUN KANITIDIR

    Son dönemde küresel siyaset ve ekonominin başlıca konusunun enerji olduğu ifade edilebileceğini söyleyen Prof. Dr. Karagöl, “Avrupa’nın artan enerji bağımlılığı, enerji kaynaklarına sahip ülkelerin enerji kartını sürekli olarak kullanmaları, ekonomik büyümenin dinamosunun enerji olması, ülkeleri alternatif arayışlarına itmiştir. Bu arayışlardan dolayı İstanbul’da kurulması planlanan Enerji Borsası, Türkiye’nin enerji merkezi olma noktasında büyük bir rol üstlenmektedir. Çünkü hâlihazırda yürüyen TANAP Projesi’yle birlikte, Kuzey Irak Kürt Bölgesi’ndeki petrol ve doğalgazın Türkiye üzerinden geçişinin sağlanması, Rusya’nın Güney Akım Projesi’nde yönünü Türkiye’ye çevirmesi, Türkiye’nin enerji haritasında yerini güçlendirmiştir. Bu projelerle birlikte, Enerji Borsası’nın da hayata geçirilmesi

    Türkiye’nin enerji merkezi olduğunu teyit edecektir. Türkiye’nin Yeni Ekonomisi’ne yakışan da, enerji piyasasına yön veren bir Enerji Borsası’nın varlığıdır” şeklinde konuştu.

  • ERZURUM ULEMASINDAN YUNUS KAYA VEFAT ETTİ

    Erzurum ulemasından Yunus Kaya vefat etti.

     

    Erzurum eski müftülerinden Yunus Kaya’nın cenazesinin yarın Lalapaşa Camii’nde öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Tortum’un Serdarlı beldesinde defnedileceği belirtildi.

    YUNUS KAYA KİMDİR?

     

    Erzurum’un Tortum ilçesinin Yukarı Katıklı Köyü’nde (Yukarı Ödük – Serdarlı Belediyesi) 1927 yılında dünyaya geldi. Aslen Türkistan’ın Karaca denen mahallinden gelen bir aileye mensup olan Hocamızın babası Karaca oğullarından molla Zülküf’tür. Annesi Bağbaşı (Hahu) köyünden Çalık Oğullarından Ahmet Ağanın kızı Salıha hatundur. Altı yaşlarında köyün meşhur hafızı Gazap Hafız’dan 6 ay Kur’an dersi aldı. İlkokulu köyünde okuduktan sonra Aşur Hafız Efendi’den iki yıl Kur’an ve Tecvid dersleri yanında Tortum müftüsü Ali Efendinin oğlu İsmail Efendi’den rik’a yazısı ile Osmanlıca dersi aldı. Bu esnada şiddetli şekilde tifo hastalığına yakalandı. Rüyasında 40 doktor tarafından tedavi edildiğini gördü. Doktorlardan biri 40 güne iyileşir dedi. Kırk gün sonra iyileşince halet-i ruhiyesinde ve duygularında büyük bir değişikliğin olduğunu hissetti. Artık dünyevi şeylerden ziyade uhrevi şeylere meyli iyice arttı ve akabinde dönemin Nakşibendî tarikatı büyüklerinden Alvarlı Muhammed Lütfi Efendi’ye intisap etti. Aynca askere gidene kadar köyün İmam-Hatibi Müderris, âlim ve fazıl kişi olan Hacı Yunus Efendi’den Kur’an, Tecvid ve Fıkıh dersleri aldı.

     

    1946-1949 yılları arasında Gümüşhane ve Erzurum’da vatani görevini yaptı. Askerden sonra tekrar köyüne dönerek bir yıl süreyle Yunus Efendi’den Akait ve Fıkıh derslerine devam etti. 1951 yılının ilk ayında dönemin Erzurum Müftüsü Müderris Muhammet Sadık SOLAKZADE Efendi’den medrese usulündeki tedrisata başladı. Yedi yıl süreyle medrese sistemindeki bütün dersleri okudu. Ramazan tatilinde hocasından Farsça ve ta’lik hattıyla ilgili dersler aldı. Talebelik süresince Kurşunlu Medreselerinde kaldı. Özellikle Mantık, Münazara, İlmü’1-vad’, Belagat, Kelam, Tasavvuf, Usulü Fıkıh ve feraiz ilminde derinleşti ve icazet aldı. Ayrıca bu esnada bu dersleri alt kademedeki öğrencilere de okuttu.
    1957 yılının on birinci ayında Mısır’a gitmek için hazırlık yapmaya başladı. Dönemin şartlarında Mısıra doğrudan gitme imkânı olmadığından gayet meşakkatli olan bir buçuk aylık bir yolculuk yaparak vize almak için sırasıyla İran, Irak, Suriye ve Lübnan’a ulaştı. Diğer ülkelerde Mısır vizesi alamayınca en son çare olarak Beyrut konsolosluğuna başvurdu. Bu esnada hocası Solakzade’nin sıkıntılı anlarında okumak üzere, yaptığı bir tavsiyeyi hatırladı ve gece bin bir defa ” salât-i münciye” yi okudu. Ertesi gün konsolosa uğrayınca hiç problem çıkarmadan hemen vizesini onayladı.

     

    Akabinde Mısıra giderek Ezher idaresine müracaat etti; giderken Bağdat paktını dolaştığı için özel görevli olacağı ihtimaliyle Ezher’e kaydetmede tereddüt ettiler o dönem Ezher Üniversitesinde hoca olan Konyalı Ali Zeki Efendi’nin kefaletiyle Ezher’e kabul ettiler. Ali Zeki efendiye bu şahsa kefilmisin diye sorulunca O hiç tanımadığı halde hiç tereddüt etmeden “Tahte mes’uliyyeti ma dame hünak” -burada bulunduğu sürece benim mesuliyetimdedir- diyerek hocamızın fakülteye kaydolmasını sağlamıştır. Lise diploması olmadığı için, yönetmelik gereği Ezher Lisesi Müdürü ve dönemin âlimlerinden Şeyh Derviş’in başkanlığındaki komisyonca bir hafta süreyle ilmi sınava tabi tutuldu. Komisyonda bütün derslerden göstermiş olduğu üstün başarı takdirle karşılanarak lise diplomasını alması İçin yönetmelik gereği lisenin son sınıfına kaydoldu ve üstün başarı ile lise diplomasını aldı.

     

    1958-1959 ders yılında Ezher Üniversitesi Usuli’d-Din Fakültesine başladı. Dördüncü sınıfta iken fakülte yönetimince yeni yapılan programa göre fakültede bir yıl daha okuyarak beş yılda mezun oldu. Mezuniyetten sonra iki yıl da Kelam, Tasavvuf ve Felsefeden ihtisas yaptı. Ayrıca Türkiye’den gelen imam- hatip mezunlarının Ezher Üniversitesine kabul edilebilmesi için İlgili makamlar nezdinde girişimde bulunup muadeletlerini gerçekleştirerek Ezher’in dini fakültelerine kaydolmalarını sağladı. Bu konuda hocası ve dönemin Ezher genel sekreteri Mahmud Hubballah’ın büyük katkıları olmuştur. O dönemde Ezher diploması ve doktorası geçersiz olduğundan doktora yazmayı bırakarak 1965 yılında Türkiye’ye döndü. Dönemin Milli Eğitim Bakanlığı’na müracaat ederek Fransa veya Pakistan’da doktora yapmayı istediğini ve bunun hukuki durumunu yazılı olarak sordu. Milli Eğitim Bakanlığı, “Ezher Üniversitesi diploması geçersiz olduğundan yapacağınız doktoranın da herhangi bir geçerliliği olmayacaktır” cevabını verdi. Sonra aynı yıl denkliği kabul edilen Bağdat Üniversitesi Küîliyetü’ş-Şeria ve’l-Adab Fakültesi’ne kaydoldu. Ezherden mezun olması nedeniyle bir yıl yeterli görülerek 1966 yılında bu fakülteden de mezun olarak Türkiye’ye döndü.
    Türkiye’ye döndükten sonra sırasıyla Uşak, Çanakkale ve Erzurum illerinde 9 yıl il müftülüğü yaptı. Erzurum müftülüğü yaptığı esnada il müftülüğü binasını inşa etti. Aynca önderliğinde Yukarı Katıklı Köyü’ne büyük bir cami ve medrese inşa edildi. Akabinde 1975 yılının mayıs ayında Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne intisap etti. Burada 18 yıl kelam ve Tasavvuf derslerinin yanı sıra İslam felsefesi, Arapça ve Mantık dersleri de okuttu. Bu derslerin haricinde emekli olduktan sonra Solakzade Camii medresesinde ve evinde özel olarak Kelam, Mantık, Münazara ve Usul-ü Fıkıh dersleri de okuttu.

     

    Diğer taraftan 2000 yılında, İhtisas eğitimine başlayan Ömer Nasuhi Bilmen Dini Yüksek İhtisas Merkezinde bir süre Kur’an-ı Kerim Meali dersini okuturken zaman zaman çeşitli ilmi konularda konferanslar verdi. Bu konferansları kaset ve CD’lere kaydedilmiştir. Ayrıca hocamız bu dönemde yaz tatillerinde genelde Azerbaycan ve Nahcivan’a giderek Diyanetin açmış olduğu kuran kurslarındaki talebelere ve ilahiyat lisesi öğrencilerine kitap, elbise ve para yardımlarının yanında yapılmakta olan dört camiye de maddi yardımda bulundu. Hocamız çokça talebe yetiştirmesinin yanı sıra şehrin merkez camilerinde ve çeşitli özel gün ve gecelerde çeşitli konferanslar ve vaazlar verdi. Ayrıca üniversitede bulunduğu dönemlerde çeşitli ilmi çalışmalar da yaptı. Bu çalışmalarına ilaveten fert beyitleri bulunan Yunus Kaya hocamızın Peygamber (sav) yazdığı methiyesi de önemlidir.
    el-İcaretü Beyne Mezahibi’s Sitte (Bağdat Üniversitesi)
    el-Lafz ve’l Ma’na inde Ebi Hilal el-Askeri (Bağdat Üniversitesi)
    Kelama Giriş ( basıldı)
    İlm-i Kelam (Mebde ve Meâd) (basıldı)
    Tasavvuf (Nefsi Arıtma Ve Donatma) (basıldı)
    PEYGAMBER (SAV)’E METHİYE
    Hz. Hak yanında yüce kıymetin,
    Fazilet babında ulvi makamın,
    Ne kadar methetseler kimse eremez.
    Kitledin kapusun kimse giremez.
    Saçtın yeryüzüne nûr-i fazilet,
    Yarasa tabiatlı bazı insanlar,
    Aliller, zeliller, körler göremez.
    Şeriat nurundan razı olamaz.
    Olmazsa şefâat Yunus kuluna,
    Varıp cennette seni bulamaz.

  • ERZURUM İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ VE 112 ÇALIŞANLARI’NA “İŞ GÜVENLİĞİ EĞİTİMİ” VERİLDİ

    Yakutiye Toplum Sağlığı Merkezi Ortak Sağlık Güvenlik Birimi Uzmanları’nca üç gün süren “İş Sağlığı ve Güvenliği” eğitimi sonunda sağlık çalışanları eğitim sertifikalarını alacak.

     

    İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Serhat Vançelik’le birlikte, müdür yardımcıları, şube müdürleri ve sağlık çalışanlarının tamamının katıldığı iş sağlığı ve güvenliği toplantısında, iş güvenliğinde risk analizleri ile fiziksel etkenler, ortamın sıcaklığı, temizlik, yapılan işlerde sağlık açısından karşılaşılan olumsuzluklar ve bunların ortaya çıkardığı risk analizleri anlatıldı.
    Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü çalışanlarına, işverenin sunduğu imkanlar, bireysel risk faktörleri ile elle taşıma teknikleri, ofis ortamında oturma teknikleri ile çıkabilecek yangınlara karşı alınması gerekli önlemlerin anlatıldığı eğitim toplantısında, özellikle 112 acil komuta merkezi elemanlarına yönelik hasta kurtarmada karşılaşılabilecek risk faktörleri de ele alındı.

     

    Yakutiye Toplum Sağlığı Merkezi Ortak Sağlık Güvenlik Birimi (OSGB) Uzmanları toplantıda sağlık çalışanlarına, iş ekipmanlarının güvenli şekilde kullanılmasında dikkat edilecek hususlar, sağlık ve güvenlik işaretlerinin doğru kullanılması, koruyucu giysiler ve sağlık sunucularında acil olarak kullanılan yöntemler, acil eylem planı ve temel ilk yardım bilgileri slaytlar eşliğinde sunuldu.
    Vançelik; “iş sağlığı ve güvenliği, başarıya giden yolun anahtarıdır”

     

    Eğitim toplantısına katılan Erzurum İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Serhat Vançelik, sağlık çalışanlarının görevlerinde başarıyı yakalamalarında en önemli etkenin iş sağlığı ve güvenliğini sağlamaktan geçtiğini belirtti. Vançelik, bünyesinde çalışan tüm personeli uyararak, insan sağlığına hizmet etme ve hayata döndürmeye çalışma gibi kutsal bir yükümlülüğü yerine getiren sağlık çalışanlarının güvenliğinin çok önemli olduğunu, onların güvenli bir ortamda görev yapmalarının işveren olarak kendilerini mutlu ettiğini belirterek, çalışırken tedbirli olmanın gerekliliğine işaret etti.

  • Halil Ergün, “Yerinde çözüm yönetimi”

    Ak Parti Erzurum Milletvekili Aday Adayı Halil Ergün, ilçe ziyaretlerine devam ediyor. Bugün de Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen’i makamında ziyaret eden Ergün, “ Gittiğim her ilçede sorunları tek tek dinleyip ilerisinde neler yapabiliriz onu düşünüyorum” diyen İş Adamı Halil Ergün, “ Erzurum ve ilçeleri son on yılda ciddi hizmetler aldı. Bu yatırımların en önemlisi sağlık alanında yapılmış. İlçelerimizde modern büyük hastaneler var. Şunu gördüm ki sağlık alanında çok ciddi yollar katetmişiz. Belediyeler ve kaymakamlıklarda ilçelere hizmet ediyor. Şimdi bize düşen görev Sayın Cumhurbaşkanız Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkemiz için hedeflediği 2023’ü ilimiz ve bölgemiz içinde hedef tutmaktır”dedi. “Benim en çok istediğim şey ‘yerinde çözüm yönetimi” diyen Ak Parti Erzurum Milletvekili Aday Adayı Halil Ergün, “ Allah nasip ederde bu şehri TBMM’de temsil etme şerefine nail olursam ‘yerinde çözüm yönetimi’ oluşturup, tüm sorunlara çözümü Erzurum’da hep birlikte üreteceğiz. Milletvekili yatırım mercii değil takip yeridir. Belediyelerimizin proje takipleri, ilgili kurumlar ile sağlanacak dialoglar, sayın bakanlarımızı şehrimizin sorunları hakkında bilgilendirmek ve desteklerini almak, insanların sorunlarıyla tek tek ilgilenip çözüm aramak bizlerin işi olacaktır. Erzurum’da ‘genç girişimci ruhu var’. Bu arkadaşlarımızı bir araya getirip yatırıma teşvik etmek bile Erzurum için büyük şanstır. İşte bunların yapılacağına dair sizlere söz veriyorum. Gittiğim her ilçede teşkilatlarımızın azimle çalıştığını gördüm. Bunun içinde ayrıca kendilerini kutluyorum” şeklinde söyledi. Halil Ergün, “aday olup olmamamız önemli değil. Ben Erzurum’u 2023 hedeflerine taşıyacak bir oluşum oluşsun istiyorum. Ve bu oluşumun içinde de bana düşen görevi seve seve yapacağımı dile getiriyorum. Erzurum ve ülkemiz için en hayırlısını diliyorum…”

  • GÜNEŞ VAKFI BAŞKANI PROF. DR. ALPASLAN CEYLAN:

    GÜNEŞ VAKFI BAŞKANI PROF. DR. ALPASLAN CEYLAN:
    – “26 ŞUBAT’IN HOCALI ŞEHİTLERİNİ ANMA VE MİLLİ YAS GÜNÜ İLAN EDİLMESİNİ İSTİYORUZ”

     

    Güneş Vakfı Başkanı Prof. Dr. Alpaslan Ceylan, Hocalı’da Ermeniler’in Azeri Türklerine karşı yapmış oldukları katliamı 23. yıldönümünde şiddetle kınayarak, “26 Şubat’ın Hocalı Şehitlerini Anma ve Milli Yas Günü ilan edilmesini istiyoruz” dedi.
    Ceylan, konuşla ilgili şu açıklamada bulundu;

     

    “Hocalı katliamı: Ülke ve toplum olarak çok hassas ve sancılı bir dönemden geçtiğimiz bu günlerde, tarih bize 1992 Hocalı katliamını hatırlatıyor. Hocalı katliamı, Azerbaycan-Ermenistan arasında 23 yıldır süren Karabağ sorununun en önemli dönüm noktalarından birisidir. Azerbaycan’ın, Ermeniler tarafından işgal altında tutulan Yukarı Karabağ bölgesinde önemli bir yerleşim merkezi olan Hocalı şehri, coğrafi konumuyla stratejik bir öneme sahiptir.

     

    Bulunduğu bölgenin tek havaalanına sahip olması ve bağlantı yolları üzerinde yer alması, bölgenin önemini artıran etkenlerdir. Bundan dolayı Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında, Ermenilerin Azerbaycan topraklarına saldırısında önemli bir mesele haline gelmiştir.
    Aslında bu saldırılar, 1988 yılında, Sovyetler dağılmadan önce başlamıştı, ancak 1992’de doruk noktasına ulaştı. Saldırıların en acımasızı Hocalı’ya yapıldı. 25-26 Şubat’ta şehre giren Ermeniler ve Ruslara ait 366.motorize piyade alayı, hiçbir ayırım yapmadan, 106’sı kadın, 63’ü çocuk 70’ten fazlası yaşlı olmak üzere 613 Azerbaycan Türk’ünü katletti. Binlerce insan, vatanlarını terk etmek zorunda kalmıştır.
    Azerbaycan ve Ermenistan arasında 1988 yılında başlayan savaş 6 yıl sürdü. Bu süre sonrasında, bir milyona yakın Azeri kendi topraklarında göçmen durumunda yaşamak zorunda kaldı. Azerbaycan topraklarının yüzde 20’si işgal edildi. İşgal, Birleşmiş Milletler tarafından alınan kararlarda da onaylandı. Bu kararlarda Ermeni kuvvetlerinin Yukarı Karabağ’daki işgale son vermeleri istendi. Ancak Amerika, Rusya gibi devletlerin BM kararlarında çekimser kalmaları, işgalin ortadan kalkmasını engelleyen en önemli faktör oldu.
    Bugün, Karabağ sorununun çözümüne yönelik süreç, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı çatısı altında oluşturulan Minsk Grubu tarafından yürütülmektedir. Grubun eş başkanlığı görevini ABD, Rusya ve Fransa yürütmekte olup yaklaşık 20 yıldan beri devam eden görüşmelerde bir sonuca varılamamış ve Ermenilerin Karabağ işgali devam etmektedir. Bu işgal, Uluslararası hukuk kurallarını ihlal etmekte olan Ermenistan’ın soykırımın politikasının en önemli örneklerinden birisidir.
    Azerbaycan’ın Ermenistan karşısında ekonomik ve askeri alanlarda giderek güçlenmesi, başta Ermenistan olmak üzere Batılı ülkeleri endişelendirmektedir. Rusya ise, şu an çözümsüzlükten en fazla yararlanan ülke konumunda gözüküyor. Çünkü bu durum, hem Azerbaycan hem de Ermenistan üzerinde nüfuzunun devam etmesini sağladığı gibi Hazar bölgesi enerji ve petrol kaynaklarından elde edeceği menfaatleri noktasında önemli bir kazanç olarak görünmektedir.

     

    Türkiye ise bu konuda Ermenistan’ın uluslararası çeşitli platformlarda gündeme getirdiği sözde soykırım iddialarına da bir karşılık olarak Hocalı katliamı ve Karabağ işgalini kendi meselesi dâhilinde ele almaktadır. Bu bağlamda Türkiye, Ermenistan ve başta Fransa olmak üzere, destekçisi konumundaki diğer ülkeler nezdinde uluslararası tüm platformlarda Ermenistan’ı işgal ettiği topraklardan derhal çekilmesini istemektedir. Kafkasya’daki kalıcı barışın ancak bu şekilde gerçekleşebileceği unutulmamalıdır.
    Son zamanlarda Hocalı’da yapılan katliam dünya kamuoyu tarafından lanetlenmekte ve bu konuda önemli kararlar alınmaktadır. İşte bu önemli kınamalardan birisi de Çek Cumhuriyeti tarafından yapılmıştır. Çek Cumhuriyeti Dış İlişkiler Meclisi, Hocalı’da yapılan katliamı soykırım olarak tanıdı. Yine bu anlamda Kazakistan Cumhurbaşkanı Nur Sultan Nazarbayev’in Karabağ ve Azerbaycan toprağının Ermenistan meselesi konusunda duyarlı davranması gelecek Türk Dünyası adına umut vericidir. Umarız ülke olarak Hocalı’ya yapılan bu katliam, diğer dünya ülkeleri tarafından Azeri Türklerine yapılan bir soykırım olarak tanınır ve bu konuda gerekli uluslar arası yaptırım kuralları devreye girer.
    Güneş Vakfı olarak biz de Hocalı’da Ermeniler’in Azeri Türklerine karşı yapmış oldukları bu katliamı 23. Yıldönümünde şiddetle kınıyor, söz konusu katliamda şehit olan 613 Azerbaycan Türküne Allah’tan rahmet diliyoruz. Hocalı şehitlerini anmak ve unutmamak adına; her yıl 26 Şubat’ın Hocalı Şehitlerini Anma ve Milli Yas Günü ilan edilmesini istiyoruz.”