Etiket: Zulmünden

  • Taliban zulmünden kaçış devam ediyor

    Afganistan’daki Taliban zulmünden kaçıp Avrupa’ya gitmek isteyen Afgan uyruklu 20 kişi Adana otogarında yakalandı.

    Edinilen bilgiye göre, Adana Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü ekipleri, İran üzerinden Van’a yasa dışı yollardan giren Afgan kaçakların İstanbul’a gitmek için Adana’ye geleceği bilgisi üzerine Merkez Otogar civarında önlem aldı.

    Daha önce otogara gelen ve polis tarafından yakalanan kaçak Afganlar, bu kez insan kaçakçıları tarafından yolcu izlenimi verilmek için 3’lü ve 4’lü gruplar halinde otogar civarına bırakıldı. Ancak bunu fark eden polis, otogarın etrafında değişik yerlerde bekleyen kaçakları da yakaladı. Polis, 20 Afgan’ı otogarın bekleme salonuna getirdi. Aralarında çocukların da bulunduğu 20 kişi, Adana İl Göç İdaresi Müdürlüğüne götürülerek sınır dışı edildi. Afganların Taliban zulmünden kaçtıklarını, Avrupa’ya giderek daha rahat bir hayat yaşamak için yola çıktıkları, insan tacirlerine de bin ile 15 bin dolar arasında para verdikleri öğrenildi.

    Bu arada, son bir ay içinde Adana’da 200’den fazla Afganistanlının yakalandığı belirlendi.

  • Irak’ta DEAŞ’ın zulmünden kaçan minik Asel karaciğer nakli bekliyor

    Irak’ta DEAŞ’ın zulmünden kaçarak Eskişehir’e gelen Telafer Türkmeni aile, küçük kızlarının hastalığı ile mücadele ediyor. Ailenin 3 yaşındaki kızları Asel, karaciğer nakli bekliyor.

    Doğuştan karaciğer yetmezliği teşhisi konan minik Asel’in tek şansı karaciğer nakli olması. Anne ve babasının doku örnekleri tutmadığı için nakil olamayan Asel, kendisine uzanacak bir el bekliyor. Telafer’de DEAŞ’ın zulmünden kaçarak 3 yıl önce Eskişehir’de yaşayan Abbas B. ve eşinin, 12 yaşında Hüseyin, 9 yaşında Rava, 8 yaşında Ali ve 3 yaşında Asel isminde 4 çocuğu bulunuyor. Abbas B., Türkiye’ye geliş hikayelerini anlatırken, “Biz Telafer Türkmeniyiz. Ben orada matematik öğretmenliği yapıyordum. 2014’ün Haziran ayında DEAŞ terörü çıktı. Bizim şehrimizi karıştırdılar. Hem Amerikan uçakları hem Rus uçakları hem de Irak uçakları bizi bombaladı. Orada çok zor günler yaşadık. Yemek bulmak, hayatta kalmak çok zordu. Oradan çıkmak yasaktı. Yakaladıkları insanları öldürüyorlardı. Ben, eşim ve 4 çocuğum ile birlikte kaçak yollardan çıktık. Her şeyimizi geride bıraktık. Üzerimizdeki kıyafetlerden başka hiçbir şey almadan orayı terk ettik. Günlerce yol gittik, bazen saatlerce yürüdük. Türkiye’ye girdikten sonra da Eskişehir’e geldik. 2015 Şubat ayında Irak’ın Tel Afer şehrinden Türkiye’ye geldik” dedi.

    Minik Asel’in babası Abbas B., kızının doğuştan karaciğer yetmezliği olduğunu söyleyerek, tek umutlarının karaciğer nakli olduğunu anlattı. Kızlarının iyileşmesi için çok çaba sarf ettiklerini belirten Abbas B., “Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde karaciğerinden biyopsi yaptırdık. Daha sonra bize Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesine gitmemiz söylendi. Oraya gittik, orada da tahlilleri yapıldı. Karaciğer nakli gerektiğini, başka çare olmadığını söylediler” dedi.

    “Kızımızı yaşatmak için çabalıyoruz”

    Doktorların, minik Asel’in anne veya babasından nakil olabileceğini söylediğini, ancak doku uymadığını dile getiren Abbas B., “Kızımın kan grubu A pozitif. Annesinin kan grubu uymadı. Benim kan grubum uyuyordu ben vermek istedim. Ama tahliller sonucunda doku uyuşmazlığı oldu. Bu sebeple benden karaciğer nakli yapmadılar” diye konuştu.

    “O gün bugündür kızımızı yaşatmak için karaciğer nakli yapmak için çabalıyoruz” diyen çaresiz baba, “Kızımız için uygun karaciğeri bulabilmek için her yolu deniyoruz. Hem Türkiye’de hem de Irak’ta uygun donör arıyoruz. Bunun için Kuzey Irak’a bile gittim. Orada benim Türk olduğumu öğrendikleri için beni hapse attılar. 39 gün boyunca cezaevinde kaldım” diyerek yaşadıklarını anlattı.

    Tek çare karaciğer nakli

    Kızları Asel’in karaciğer nakli olana kadar ilaç desteği ile hayatını sürdürdüğünü söyleyen baba, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Şu anda sadece karaciğer destek ilaçları, vitaminler veriyorlar. Karnında sıvı birikiyor ve göbeği şişiyor. Belli sürelerde bu sıvıyı alıyorlar. Karnı büyük olduğu için yürüyemiyor. Karaciğer nakli ne kadar erken olursa o kadar iyi diyorlar. Bize ‘başka çareniz yok mutlaka karaciğer nakli olması gerekiyor’ diyorlar.”

  • Emine Erdoğan: “Bir Zalimin Zulmünden Kaçan Milyonlarca İnsan Merhametin Adresini Bulamadı”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, “Suriyeli mültecilerin karşı karşıya kaldığı durum en Suriye’deki iç savaş kadar can yakıcı. Bir zalimin zulmünden kaçan milyonlarca insan şu koskoca dünyada merhametin adresini maalesef bulamadı” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ABD temasları kapsamında eşlik eden eşi Emine Erdoğan, SETA konferansına katıldı. Emine Erdoğan, burada yaptığı konuşmada 21. yüzyılın en büyük insani krizini konuşmak üzere bir araya geldiklerini ifade etti. Erdoğan, “Suriyeli mültecilerin karşı karşıya kaldığı durum en Suriye’deki iç savaş kadar can yakıcı. Bir zalimin zulmünden kaçan milyonlarca insan şu koskoca dünyada merhametin adresini maalesef bulamadı. Medeniyetler denizi Akdeniz ne yazık ki ölüm denizi haline geldi. 13.5 milyon insan iç savaştan etkilendi. Fakat uluslararası toplumun bütün aktörleri siyasetlerini mültecilere kapıları kapatmak üzerine kurdu. Böyle bir ortamda 3 milyon göçmen hiç tereddüt etmeden kapılarını açan ülkemle gurur durmama lütfen müsaade edin” dedi.

    “BENİM ÜLKEMDE CAMİLER, SİNAGOGLAR, KİLİSELER HEP YAN YANADIR”

    Suriye’deki iç savaştan kaçarak hayatlarını kurtarmaya çalışan insanların neredeyse yarısının Türkiye’de olduğunu kaydeden Emine Erdoğan, şunları kaydetti:

    “Sınırlarımıza gelen bu insanlara biz hiçbir ayrım gözetmeksizin sadece kapılarımız değil aynı zamanda gönüllerimizi de açıyoruz. Gönüllerimizi açtık derken sanırım ne demek istediğimizi anlıyorsunuz. Ülkemde buna benzer nice şehir ve kasaba var. Sofrasını, evini, çocuğunun oyuncağını mültecilerle paylaşan nice güzel insanlar var. Kilis, Nobel Barış Ödülü için işaret edilen bir ilçe. Nobel alır ya da almaz bu önemli değil. Ülkemin bütün şehirleri Suriye krizi karşısındaki tavrı ile vicdanların takdirini zaten çoktan kazanmış durumda. Türkiye’nin bu tavrını yerleşik uluslararası ilişkiler teorileri ile anlayamayız. Zira benim ülkemde insana insan olduğu için değer veren bir medeniyet anlayışı kök salmıştır. Ülkemiz tarihin her döneminde dünyanın en önemli medeniyetlerine ev sahipliği yapmış bir medeniyettir. Tarihte neredeyse bütün kavimlerin yolu Anadolu’dan geçmiştir. Benim ülkemde camiler, sinagoglar, kiliseler hep yan yanadır. Benim ülkem her kökenden, her inançtan insanın bir arada yaşadığı engin bir tarihsel tecrübeye sahiptir.”

    “BÜTÜN İMKANLARI ONLARIN KAYIP KUŞAK OLMAMASI İÇİN SEFERBER EDİYORUZ”

    Türkiye’nin gücünü sadece bugünkü güçlü ekonomisinden ve genç nüfusundan almadığını kaydeden Emine Erdoğan, “Bu tarihsel ve kültürel zenginlikten de alıyor. Meşhur şairimiz Yahya Kemal, İstanbul’un nüfusunu soran bir Avrupalıya ne diyor biliyor musunuz? ‘Biz yerin altındakilerle beraber yaşarız’ diyor. Bu cevap Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş-i Veli’nin miras bıraktığı öğretilerin asırlar sonra dahi ne kadar dinamik olduğuna işarettir. Bizler politikalarımızı belirlerken bu köklü mirastan da ilham alırız. Dillerimiz, dinlerimiz, kökenlerimiz farklı olabilir ama insan olmak bizim için ortak paydadır ve her şeyin üzerindedir. İşte bu nedenle 3 milyon mülteci kardeşimizle gerektiğinde aynı mahalleyi, aynı şehri paylaşabiliyoruz” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’de şu ana kadar 152 bin Suriyeli bebek dünyaya geldiğini hatırlatan Emine Erdoğan, “Mevcut mültecilerin yüzde 39’unu ise 15 yaşın altında eğitim çağındaki çocuklar oluşturmaktadır. Elimizden gelen bütün imkanları onların kayıp kuşak olmaması için seferber ediyoruz. Devletimizin barınma merkezlerinde kalan çocukların yüzde 90’ı eğitim almakta. Bu merkezler dışındaki çocuklar için ise devlet okullarımızın kapısı açıktır. Burada elbette dil ve entegrasyon sorunları yaşanabiliyor. Bu noktada sivil toplum kuruluşlarının gayretleri devreye girmekte. Yine barınma merkezlerimizde Suriyeli kadınlar için mesleki kadınlar hizmet vermekte. Bugüne kadar 36 bin kadın kursiyer savaşın olumsuz etkilerini unutmaya çalıştı. Çocuklar ve gençler psikososyal destek ve beceri merkezlerinde yüklerini biraz olsun hafifletti. Türkiye bugüne kadar Suriyeli mülteciler için 10 milyar dolarlık bir harcama yaptı. Bu harcama tamamen öz kaynaklarımızdan oluşmakta. Dış yardım sadece 455 milyon dolarla sınırlı kaldı. Devletimizin yaptığı harcamalar dışında belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve halkımız cömert katkılarda bulunmaktalar. Elinden başka bir şey gelmeyen kadınlarımız ağır kış şartlarından etkilenmesinler diye mülteci çocuklara bere ve atkılar örüyorlar” açıklamasını yaptı.

    “TÜRKİYE DÜNYANIN EN CÖMERT ÜLKESİ OLMUŞTUR”

    Emine Erdoğan, bu özverinin ülkeye bereket getireceğine inandığını belirterek, “Nitekim bu bereket sayesinde Türkiye dünyanın en cömert ülkesi olmuştur. Gayrı safi milli hasıla oranlarına göre Türkiye şu anda dünyada en yüksek miktarda insani yardım yapan ülkedir. Her geçen gün büyüyen ekonomisi ile bu insani tavrını her alanda sürdürecektir. Eminim ki her biriniz Türkiye’yi yakından takip eden dünya siyaseti içindeki yerini anlamaya çalışan çok güzel isimlersiniz. Sizlerin de bildiği üzere ülkemiz ne yazık ki özellikle son aylarda zor zamanlardan geçiyor. Buraya şehitlerimizin acısıyla geldik. Güzel ülkem PKK terörü başta olmak üzere çeşitli terör örgütlerinin hedefinde. Şundan emin olmanızı isterim ki ülkemizin toprak bütünlüğünü hedef alan bu saldırılar Türkiye halklarının tarihsel kardeşliğini asla parçalayamayacaktır. Kendi uğursuz niyetleri içinde inşallah boğulacaklardır. Ne yazık ki terör çirkin yüzünü her yerde gösteriyor. Geçtiğimiz hafta Avrupa’nın kalbine yönelik bir terör saldırısı oldu. Bu bize en az Türkiye’deki saldırılar kadar üzdü. Çünkü bizim için Madrid’de, Londra’da, Paris’te Brüksel’deki terör saldırısının İstanbul ve Ankara’dakinden hiçbir farkı yoktur. Kimden gelirse gelsin. Terörün kaynağı aynıdır. DAEŞ’e karşı mücadelesini hem devletimiz hem de milletimiz nezdinde sürdürmeye devam edecektir” dedi.

    “EN BÜYÜK DİLEĞİM SURİYE’DEN TOZ BULUTU İÇİNDE AYRILAN ÇOCUKLARIN YENİDEN ÜLKELERİNE DÖNEBİLMELERİDİR”

    “Bu küresel sorunlar içinde en büyük dileğim Suriye’den toz bulutu içinde ayrılan çocukların yeniden ülkelerine dönebilmeleridir” diyen Emine Erdoğan, şunları kaydetti:

    “Dünyanın bütün çocukları huzurlu bir evi, iyi bir hayatı, aydınlık geleceği hak ediyorlar. Onlara bu geleceği sağlamak uluslararası toplumun sorumluluğudur. Böyle kriz dönemlerinde insani değerlere kayıtsız kalanlar diğer zamanlarda da insan haklarına, kadın ve çocuk haklarına katkı sağlayamazlar. Vicdanlarımız, kurşunlarsan, tanklardan, füzelerden daha etkili olmadıkça tüm gelişmişlik ve medeniyet iddiaları hükümsüzdür. Irkçılığın, ayrımcılığın bu derece cüretkar bir biçimde ifade edildiği bu dünyada iyilerin ve onurlu duruş sahiplerinin daha cesur olması gerekmekte. İnsanlığın onurunu ancak onların cesur çıkışları kurtarabilir. Mevlana’nın ifadesi ile aynı dili konuşanların değil aynı duyguyu paylaşanların iyi anlaşacağını düşünüyorum. Bu nedenle buradaki buluşmanın Suriyeli mülteciler adına da bir umut olacağına inanıyorum. Mülteciler meselesini belki de en iyi anlayacak ülkelerin başında ABD gelmekte. Zira ABD tarihi boyunca göçmenlere kucak açmış bir ülkedir. Başkan Obama’nın dediği gibi göçmenlik ABD’nin doğuş hikayesidir. Buradan hareketle Suriyeli mültecileri en insani şartlarda yaşatacak bir uluslararası seferberlik için buradan insanlığın vicdanına seslenelim. Zira kirli siyasetin kilitlerini açacak tek şey vicdandır. Bunun için ise sadece empati yapmak bile yeterlidir. Suriyeli bir kadının, çocuğun vatanından ayrılırken nelerden vazgeçmek zorunda kaldığını düşünelim yeter. Yanına alabildiklerini ise düşünmeye gerek yok. Emin olun bavullarında korku ve umutsuzluk dışında başka hiçbir şey yok.”

  • Binlerce Suriyeli Esad’ın Zulmünden Kaçarak Türkiye Sınırına Geliyor

    Suriye’de Beşşar Esad rejiminin saldırıya geçmesiyle birlikte köylerden kaçan 40 bine yakın Suriyeli, güvenli gördükleri Türkiye sınırına yakın bölgelere gelmeye başladı.

    Edinilen bilgiye göre, Suriye’de Azez-Halep karayolunu kapatan Esad rejiminin Rusya ile Hizbullah desteğiyle saldırılarını yoğunlaştırması üzerine binlerce Suriyeli köylerini boşaltarak Türkiye-Suriye sınırına gelmeye başladı. Suriyelilerin, sınıra yakın bölgelere akın etmesi üzerine İHH İnsani Yardım Vakfı tarafından kurulan Suriye’deki İğde, Azez. Babulselam ve Şemmarin kamplarına Suriyeliler yerleştirilmeye başlandı. Suriyelilerin Türkiye sınırına doğru akın akın yola çıktıkları öğrenildi. Öte yandan yerel kaynaklar, IŞİD zulmünden kaçanların da aynı bölgeye gelmeye başladığı yönünde bilgiler veriyor.