Etiket: ZİHNİYET

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Bu zihniyet milli güvenlik meselesi haline dönüşmekte”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Bu zihniyet milli güvenlik meselesi haline dönüşmekte”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Yüreklerinde Türkiye yerine başka mahfillerin sevgisini taşıyanların sıfatları milletvekili bile olsa laf cambazlığıyla bu ülkenin ordusuna bühtan etmesine izin veremeyiz. Türkiye’ye karşı açık düşmanlık besleyenlerle hiçbir sorunu olmayanlar, Azerbaycan ve Katar gibi ülkemize dostluklarını kayıtsız şartsız bir şekilde gösterenlere saldırdıkça saldırıyor” dedi.

    Cumhurbaşkanlığı Kabinesi sonrasında kameraların karşısına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ana muhalefet partisi CHP’yi eleştirdi. Erdoğan, Bir CHP’li milletvekilinin TSK ile ilgili sözleri ile İstanbul Borsası’nın yüzde 10’luk hissesini Katar’ın almasına ilişkin yapılan eleştirilere de cevap verdi. “Asırlık oyunları bozan, asırlık hesapları alt üst eden, asırlık düzenleri yıkan, zihinlere vurulan asırlık zincirleri kıran Türkiye’ye elbette bunun bedelini ödetmek isteyenler olacaktır” açıklamasında bulunan Erdoğan, ülke ve millet olarak bunların hepsini de göğüslemeye hazır olduklarının altını çizdi. Kendilerini asıl üzenin içeride karşılarına çıkan tuhaf manzara olduğunu kaydeden Erdoğan, “Türkiye’de ekmeğini yiyip vatanına düşmanlık besleyen, havasını soluyup ezanından ve bayrağından nefret eden, sefasını sürüp insanını sevmeyen bir kesim var. Bunlar zahirde demokrat, insancıl, hoşgörülü gözükür ama hakikatte faşistin, darbecinin, vesayetçinin önde gidenidir. Bunlar zahirde çok çalışır gözükür ama esasta hiçbir şey üretmez, bunlar çok konuşur ama aslında hiçbir şey söylemez, bunlar dünyayı çok bilir gibi davranır ama hiçbir şeyden haberleri yoktur. Bunlar sürekli bağırır ama hiç dinlemez, bunlar yalanda ve iftirada sınır tanımaz ama sıra gerçeklere gelince hemen arkasını döner. Bunlar demokrasiyi milletin iradesinde değil, yurt dışından gelen sinyallerde arar. Bunlar etrafına kin ve nefret saçmaktan kalbi kurumuş, ruhu kararmış, gözü körleşmiş, dili çatallaşmış bir güruhtur. Ülkemizin ufkunu gölgeleyen, enerjisini emen, havasını kirleten, suyunu bulandıran bu zihniyetin demokrasimize ve kalkınmamıza maliyeti en az yarım asırdır. Milletin gönlüne girerek iktidara ulaşmak yerine dışarıdan dolanarak gelmenin peşinde olanlara hak ettikleri cevabı yine milletimiz verecektir. Gerçi millet her seçimde kendilerine sandıkta hak ettikleri cevabı vermiştir ama milletin onların gündemi ve derdi hep başkadır. Siyaset, toplum ve sandık mühendisliği hesaplarına öyle dalmış durumdalar ki, milleti görecek halleri bile yoktur. Üstelik bunlar milleti hiçe saymakla kalmayıp ülkenin temel değerlerine ve kurumlarına saldırmayı da adet edindiler. CHP’lilerin sık sık yaptığı, son olarak bir milletvekilinin pervasızca tekrarladığı TSK’yı hedef alan bühtan, bu zihniyetin başlı başına bir milli güvenlik meselesi haline dönüşmekte olduğunun işaretidir. Tek parti diktasının ardından sırtını ancak vesayete ve darbecilere dayayarak iktidara gelebilen bir partinin TSK düşmanlığını gayet iyi anlıyoruz. Onların derdi ordumuzun artık darbeyle CHP’ye iktidar yolunu açmak yerine Türkiye’nin sınırlarını koruma ve sınır ötesi harekatlarını yaparak asli görevini yerine getiriyor olmasıdır. Yüreklerinde Türkiye yerine başka mahfillerin sevgisini taşıyanların sıfatları milletvekili bile olsa laf cambazlığıyla bu ülkenin ordusuna bühtan etmesine izin veremeyiz. Bunların sancısı ülkemize yapılan yatırımın nereden geldiği değil, Türk ordusunun özellikle son 5 yıldır ne yaptığıdır. FETÖ’den PKK, YPG’ye kadar birliğimize ve beraberliğimize saldıran terör örgütlerinin borazanlığını yapanlar, ülkemizin siyasi ve ekonomik güvenliğinin sınırlarını genişletme gayretlerini engellemeye çalışıyor. Türkiye’ye karşı açık düşmanlık besleyenlerle hiçbir sorunu olmayanlar, Azerbaycan ve Katar gibi ülkemize dostluklarını kayıtsız şartsız bir şekilde gösterenlere saldırdıkça saldırıyor. Her fırsatta ülkemize husumetlerini karşı gösterenlere karşı tavır almak biryana onların safına geçip onların argümanları ile bizi hedef alıyorlar. Buldukları her fırsatta Türkiye’yi yabancılara şikayet ediyor, yatırımcılara ‘Türkiye’ye gelmeyin’ mesajı veriyor. Bunların içlerindeki kinin ve nefretin sebebi ne Borsa İstanbul’dur ne Sakarya’daki fabrikadır. Bunların derdi, geresindeki kadim medeniyet ve tarih müktesebatıyla bizatihi Türkiye’yledir, Türk milletiyledir, ülkenin hedefleriyledir. Bu kirli zihniyetin sadece istismarını yaptığı demokrasinin, özgürlüğün, çoğulculuğun en samimi savunucusu ve uygulayıcısı biz olduk. Şimdi buradan sesleniyorum, bu CHP’nin başındaki zat, senin milletvekilin kalkacak benim TSK’ma bu denli edepsizce, alçakça hakaret edecek ve sen bunu kapıya koyamayacaksın. Bak söylüyorum, bunun hesabını, Mehmetçiğine, askerine bu denli sahip çıkan bu millet seni asla affetmeyecektir. Sandıklar da seni affetmeyecektir. Bizim demokrasi ve özgürlük sınırlarımız, güya bu kavramların kaynağı olan batının kendisinin bile uymadığı ve uygulamadığı kadar ileri seviyededir. Türkiye’de devlete ve millete yapılan saldırıların binde birini batıda denemeye kalkın görün bakın başınıza ne geliyor. Böyle bir durumda ne milletvekili veya gazeteci sıfatı sizi kurtarır ne STK kuruluşu maskesi tepenize binilmesine engel olur” diye konuştu.

    “Fransa’da yaşanan olaylarda hükümetin sergilediği antidemokratik tutum sebebiyle endişeliyiz”

    Gezi olaylarında Türkiye’yi insan haklarından demokrasiye kadar her konuda suçlayanların Fransa’da yaşanan vahim görüntüler karşısında üç maymunu oynadığını söyleyen Erdoğan, “Paris cayır cayır yanarken, olayları görüntülemek isteyen basın mensupları polis şiddetine maruz kalırken, Fransız medyasının bunları yayınlamak yerine Türkiye aleyhtarı haberlerinin dozunu artırması da bir başka çarpıklıktır. İlköğretim okullarındaki öğrencilerin Peygamber Efendimize hakaret eden karikatürleri eleştirdikleri için saatlerce karakolda sorgulandığı bir ülkeden başka türlü davranış beklemenin beyhude olduğunu da biliyoruz. Burası Fransa, başka bir şey göremezsiniz, başka bir şey de beklemeyin. Buna rağmen Fransa’da yaşanan olaylarda hükümetin sergilediği antidemokratik tutum sebebiyle insan hak ve özgürlükleri adına duyduğumuz endişeleri bir kez daha tekrar ediyoruz. Ülkemizde de elbette özgürlük sınırlarının bittiği bir çizgi vardır. Bu çizgi tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diye ifade ettiğimiz Rabia’mızdır. Özellikle son 7 yıldır var güçleri ile saldırdıkları halde Türkiye’ye diz çöktürtemeyenlerin siyasi ve ekonomik tetikçiliğini yapanlar artık bu çizgiyi de geçerek doğrudan temel değerlerimizi hedef alıyorlar. Tüm bakanlıkları ve kurumları ile hükümete, orduya, istihbarata, Diyanet’e, savunma sanayine, yatırımlara, hatta Akdeniz ve Karadeniz’deki hidrokarbon arama faaliyetlerimize saldırıyorlar. Yurt dışında birilerinin kendilerine biçtiği role karşı seslerini çıkartmayanlar kendi hükümetlerine en gariz ifadelerle saldırmaktan geri durmuyorlar. Ülkemizi hedeflerine ulaşmaktan alıkoymak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama başaramayacaklar. Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi yollara başvururlarsa vursunlar, hangi alçaklığa tevessül ederlerse etsinler başaramayacaklar. Çünkü bu millet Çanakkale’den 15 Temmuz’a kadar her dönemde bin yıllık vatanından asla vazgeçmeyeceğini, bayrağını indirtmeyeceğini, ezanını susturtmayacağını, istiklalinden vazgeçmeyeceğini göstermiştir” şeklinde konuştu.

    “Paranın rengi, dini yoktur”

    Borsa İstanbul’un Türkiye Varlık Fonu uhdesindeki yüzde 10’luk hissesinin Katar yatırım otoritesine satışının yapıldığını belirten Erdoğan, “Türkiye Varlık Fonu bu hisseyi geçtiğimiz yıl Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan almıştı. Bu anlaşmadan sonra Türkiye Varlık Fonu’nun Borsa İstanbul’daki payı yüzde 80,6’dır. Bay Kemal bunu bil, bu sana lazım. 1 yıl öncesiyle aynıdır. Katar yatırım otoritesi, aralarında Almanya, İngiltere, ABD gibi ülkelerin de bulunduğu 40’tan fazla ülkede 400 milyar dolardan fazla yatırımı bulunan küresel bir kuruluştur. Bu kuruluş dünyanın en büyük borsalarından biri olan Londra Borsası’nın da yüzde 10,3’üne sahiptir. Ama dünyanın hiçbir ülkesinde bu yatırımlardan dolayı ‘Katar bizi ele geçiriyor’ diye zırvalayan kimse çıkmadı. ‘Almanya’nın da tapusunu Katarlılara verin, İngiltere’nin tapusunu da Katarlılara verin’ diyen kimse çıkmadı. Bu ne garipliktir. Aksine yapılan yatırımdan herkes memnuniyet duydu. Esasen bu tür yatırımlar ülkemize duyulan güvenin işaretidir. Bundan niye rahatsız oluyorsun. Türkiye’nin üçüncü çeyrekte yüzde 6,7 büyümesi, üretimimizin ve istihdamın güçlenmesi bakımından çok önemlidir. Özellikle ithal etmekte olduğumuz ürünlerin ülkemizde üretimi konusundaki çabalarımızı yoğunlaştıracağız. Ekonomik ve hukuki reformlarımızı süratle hayata geçirerek ülkemizin yerli ve uluslararası yatırımcılar için cazibesini artıracağız. Ülkemize yatırım yapan tek ülke Katar değildir. Son 15 yılda ülkemizde doğrudan yatırımı bulunan ülkeler arasında Hollanda birinci sırada yer alıyor, onu Amerika ve İngiltere takip ediyor. Katar ise 17. sıradadır. Bilindiği gibi hükümetlerimiz döneminde uluslararası yatırımcıları Türkiye’ye getirmek için çok gayret sarf ettik. Aynı şekilde Türk yatırımcılarımızın yurt dışında yatırım yapmalarını da teşvik ettik. Çünkü uluslararası sermaye yatırımları hem yatırım yapan ülkeye hem de yatırım yapılan ülkeye ekonomik fayda sağlıyor. Ama şimdi CHP ve bir kısım medya çıkmış ‘Katar yatırım otoritesi Borsa İstanbul’a ortak oldu’ diye ortalığı birbirine katıyor. Halbuki, 2015 yılından 2019 yılına kadar Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası, Borsa İstanbul’un yüzde 10 ortağıydı. Aynı şekilde 2018 yılına kadar da Amerikalı Nasdaq, Borsa İstanbul’un yüzde 7 ortağıydı. O zaman niye ‘Avrupa Türkiye’yi ele geçiriyor, Amerika Türkiye’yi ele geçiriyor’ diye yaygara kopartmadınız. Biz hiçbir zaman yatırımcının kimliğini sorgulamadık, bunun rengi, dini nedir sorgulamadık. Paranın rengi, dini yoktur. Para paradır. 28 Şubat’ta olduğu gibi sermayeyi renklere bölenlerden de olmadık. Borsa İstanbul’a değer katan Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası da olsa, Nasdaq da olsa, Katar yatırım otoritesi de olsa bizim için makbuldür ve teşekküre layıktır. Ama bu faşist kafa ülkenin ve milletin hayrına olan böyle bir işte kimliğine bakarak yatırımcı ayrımcılığına gidiyor. Sadece bu örnek dahi milletimizin CHP ve onun kuyruğuna takılanlara ülkeyi niçin emanet etmediğinin ve etmeyeceğinin en açık göstergesidir. Bunların niyeti hiçbir zaman Türkiye’nin çıkarlarını savunmak olmadı. Salgını istismar ederken de, yatırımlara karşı çıkarken de bunlar milleti düşünmediler. Tek gayeleri ülkeye yatırım gelmesini engelleyerek milletin sıkıntıya düşmesini sağlamaktır. Ülkesinin felaketinden kendisine iktidar çıkarmaya çalışanları bu millet affetmeyecektir. Darbecilerden arınıp vatan savunmasına sıkı sıkıya sarıldığı için ordusuna hakaret edenleri bu millet affetmez. Sırf kendisi gibi düşünmüyor, kendisini desteklemiyor diye öğretmeninden işçisine, hakiminden polisine, esnafından işadamına kadar herkese hakaret etmeyi siyaset sananları bu millet affetmez. Bize ilim öğren öğretmenlerimize hakaret edenleri bu millet affetmez” ifadelerini kullandı.

    Konuşmasının sonunda Ankara’da opera binasının Perşembe akşamı açılacağını müjdeleyen Erdoğan, korona virüs ile ilgili alınan tedbirlere harfiyen uyulması gerektiğinin altını çizerek, “Bu hastalık bizi engelleyemeyecek, biz yolumuza devam edeceğiz. Hafta sonu Cuma akşamından başlamak üzere Cumartesi Pazar evlerimizdeyiz, evlerimizde kontrolü elden bırakmıyoruz. Buna mecburuz. Bunlar keyfi değildir. Evinizde de lütfen yok sigaraymış, yok nargileymiş bunları içmeyin. Kendim için değil, vatandaşım için bunları sizden istiyorum. Camlarınızı da açık tutmayı ihmal etmeyin. Bu konuda atacağımız adımlarla, alacağımız tedbirlerle, şurada 1-2 ay içinde aşılarımız geliyor, ücretsiz olarak tüm halkımıza dağıtımını yapacağız. Bütün bunlar için bize bir şey lazım, hep beraber birlik lazım” dedi.

    Erdoğan, konuşmasını suların dikkatli kullanılması konusunda uyarıda bulunarak tamamladı:

    “Bu yıl yağışların neredeyse yarı yarıya azalmış olması sebebiyle karşı karşıya bulunduğumuz kuraklık tehlikesine dikkat çekmek istiyorum. Son 18 yılda inşa edip hizmete açtığımız 585 baraj sayesinde şu ana kadar kuraklığın etkilerinin günlük hayata yansımasının önüne geçtik. Yağışların mevsim normallerine dönmesi halinde yine bir sıkıntı inşallah yaşamayacağız. Ancak her ihtimale karşı milletimizden su kullanımında tasarrufa önem vermesini istiyorum.”

  • BBP Genel Başkanı Destici: “İzmir’i yöneten zihniyet, parti, sizin yerel yönetiminizde bu işler nasıl oldu?”

    BBP Genel Başkanı Destici: “İzmir’i yöneten zihniyet, parti, sizin yerel yönetiminizde bu işler nasıl oldu?”

    Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, “Yıllardır söylenen bir şey var İzmir ile ilgili. İzmir’in yerleşim yerlerinin yüzde 70’inin kaçak olduğuyla ilgili. Aşağı yukarı kurulduğundan beri İzmir’i yöneten zihniyet, parti, sizin yerel yönetiminizde bu işler nasıl oldu? Bunun hesabının verilmesi, sorulması lazım” dedi.

    BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Ankara’daki bir otelde gerçekleştirilen partisinin Merkez Karar Yönetim Kurulu ve Merkez Disiplin Kurulu Toplantısı’na katıldı. Destici, toplantıda yaptığı konuşmada, BBP’nin dış politikayı her zaman milli bir politika olarak gördüğünü, iktidarda kimin olduğuna bakmadan hep devleti ve devleti yönetenleri destekleyerek onların yanında durduğunu söyledi. Bundan sonra da aynı şekilde durmaya devam edeceğini kaydeden Destici, “Suriye’nin kuzeyindeki terör yuvalarına karşı devletimizin, hükümetimizin, kahraman silahlı kuvvetlerimizin başlattığı operasyonların hep yanında durduk. Hakeza Irak’ın kuzeyiyle ilgili, Libya tezkeresi, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin tamamında hiç tereddütsüz bir şekilde biz devletin ve devleti yönetenlerin yanında olduk ve olmaya devam edeceğiz. İçeride terörle mücadeledede yine devletimizin ve bu mücadeleyi yönetenlerin yanında olduk, bundan sonra da yanında olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    “Ermenistan, emperyalistlerin verdiği füzelerle sivil yerleşim yerlerini vuruyor”

    Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki gerilime değinen Destici, şunları kaydetti:

    “Azerbaycan Ermenistan savaşı diye nitelendiriliyor. Aslında bize göre bir savaş değil. Ermenistan 30 sene önce kanla, gözyaşıyla, soykırımla işgal ettiği topraklardan çıkmadı, çıkarılmadı. Uluslararası hukuk buna göz yumdu. Minsk Grubu, olayı oyaladı, öteledi ve 30 yıl gibi bir zaman geçti. Bütün buna rağmen Ermenistan, sanki haklıymış gibi yeni saldırılar başlatınca Azerbaycan haklı olarak büyük bir harekat başlattı ve şu anda işgal edilmiş topraklarımızın pek çoğu kurtarıldı. Başından beri şunu söyledik; ’işgal edilmiş toprakların tamamı kurtarılmadan bir masaya veya müzakereye oturulmamalı ya da çekilecek. Şart bu olmalı’ dedik. Üç ateşkes yapıldı ama bunların üçünü de Ermenistan bozdu. Ermenistan şu anda sahada mertçe mücadele edemiyor, kahraman Azerbaycan milli ordusunun karşısında duramıyor ama emperyalistlerin verdiği füzelerle sivil yerleşim yerlerini vuruyor. Bunlara gerekli karşılıklar veriliyor. İnşallah bütün işgal edilmiş bölgeler kurtarılacak, hatta bunun da ötesine geçilmeli, Nahcivan’la Azerbaycan bütünleşmeli ve o sayede Türkiye’nin de Türk dünyasıyla karadan bütünleşmesi de açılmış olmalı.”

    Destici, İzmir Seferihisar açıklarında meydana gelen depremle adeta önce irkildiklerini, ardından da yıkıldıklarını ifade ederek, “İzmir’imize, depremi hisseden bütün vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Deprem nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet diliyorum. Bütün yaralılarımıza da acil şifalar niyaz ediyorum. İnşallah hepsi sağlıklarına kavuşur ve kısa zaman içerisinde normal hayatlarına döner” dedi.

    “İki binanın da çürük raporu var”

    Dün partililerle birlikte deprem bölgesine gittiklerini anımsatan Destici, “Gördüğümüz manzara üzücü. İki türlü üzülüyorsunuz. Bir, depremin gerçekleşmiş olması ve bunun neticesinde yaşanan kayıplar. Ama ikinci defa daha çok sizi üzen bir şey var. Evet deprem bir gerçeğimiz ama depremden önce almamız gereken tedbirleri tam olarak almış olsaydık bu depremde acaba bu kadar kayıp yaşar mıydık? Sorunun cevabı net, olmazdı. Ne bu kadar bina yıkılırdı ne de bu kadar can kaybı olurdu. Bu cevap bizi daha da üzüyor. En büyük can kaybının yaşandığı iki bina Rıza Bey Apartmanı ve Doğanlar Apartmanı. Şimdi sabah öğrendik ki iki binanın da çürük raporu var. İki binanın da çürük raporu var olmasına rağmen deprem bölgesinde olan İzmir’in Bayraklı ilçesinde bu binalar içerisinde onlarca ailenin oturmasına nasıl müsaade edildi? Diğer binaları da gördüğümüzde yine aynı kanaat bizde oluşuyor. Gözümüz görüyor, aklımız eriyor. Bakıyorsunuz ortadaki bina yıkılmış, yandaki bina sağlam, arkadaki bina sağlam, sağdaki bina, soldaki bina sağlam. Demek ki bu yıkılan binada bir problem var. İşte çürük raporları varmış” değerlendirmelerinde bulundu.

    “İzmir’i yöneten zihniyet, parti, sizin yerel yönetiminizde bu işler nasıl oldu?”

    Destici, yerel yönetimlerin ve merkezi yönetimin depreme hazırlık yapması gerektiğini dile getirerek, “Yıllardır söylenen bir şey var İzmir ile ilgili. İzmir’in yerleşim yerlerinin yüzde 50’den fazlasının hatta yüzde 70’inin kaçak olduğuyla ilgili. Aşağı yukarı kurulduğundan beri İzmir’i yöneten zihniyet, parti, sizin yerel yönetiminizde bu işler nasıl oldu? Bunun hesabının verilmesi, sorulması lazım. Sadece kasaya girecek para ya da alınacak oy hesabıyla bu işler yapılırsa sonuç, manzara İzmir’deki gibi karşımıza çıkıyor ve bunun çok ağır bir bedeli oluyor. Öncelik insan hayatı olmalı. Vatandaşlarımızı da bu konuda bilgilendirmemiz lazım. Vatandaşlarımız, içlerindeki açgözlülerin, rant hırsına kapılmış olanların kurbanı oluyor. Vatandaşımızın da ev alırken, bina yaparken bunlara dikkat etmesi lazım” şeklinde konuştu.

    Destici, “Öbür taraftan dün İzmir’de de gördük. Deprem olduğu andan itibaren devletimiz orada. Müthiş bir çalışma var. Belki de bu noktada dünyanın en önde gelen ülkelerindeniz. Hepsine ben şükranlarımı sunuyorum” dedi.

  • Ümit Boyner: “Toplumsal cinsiyet eşitliği için öncelikle dil ve zihniyet dönüşümü gerekli”

    Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner, 8 Mart Dünya Kadınlar Günüyle ilgili yaptığı açıklamada, “Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda öncelikle dil ve zihniyet değişimine ihtiyacımız var. Daha eşitlikçi ve özgürlükçü bir topluma ve hukuka geçiş için öncelikle dil ve zihniyet dönüşümünün başlaması ve bunu yaygınlaştırabilmemiz gerekiyor” dedi.

    Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner 8 Mart Dünya Kadınlar Günü özelinde bir açıklama yayınladı. Açıklamasında kadınların ekonomik, siyasal ve toplumsal alana katılımının yaşamsal önemini ve kökten bir değişime duyulan ihtiyacın bu günlerde tüm yakıcılığıyla hissedildiğini belirten Boyner, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün yaklaşmasıyla birlikte kadınların ekonomik, siyasal ve toplumsal alana katılımı konusu tüm dünyayla birlikte ülkemizde de gündemin ön sıralarında yerini aldı. Paylaşılan gelişmeler ve iyi örneklerin yanısıra tüm yıl boyunca özellikle kadına yönelik şiddet ve farklı cinsiyet kimliklerine yönelik ayrımcılık haberleriyle konunun yaşamsal önemini, kapsamlı ve kökten bir değişime duyulan ihtiyacı tüm yakıcılığıyla hissediyoruz” dedi.

    “Eşitsizliklerden sadece kadınlar değil tüm toplum zarar görüyor”

    Ümit Boyner açıklamasına şöyle devam etti: “Ülke olarak kadınların hayatın her alanına eşit katılımları için hedeflediğimiz seviyenin gerisinde kalmaya devam ediyoruz. Bu durumdan sadece kadınların değil tüm toplum olarak hepimizin zarar gördüğünü fark edebilmemiz bence önemli bir değişimin başlangıcı olacak. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda öncelikle dil ve zihniyet değişimine ihtiyacımız var. Kadınların her alanda erkeklerle eşit hakları kullanabilmesi ve toplumsal yaşama katılımlarının türlü yollarla kısıtlandığı ve düzenlendiği toplumsal yapıdan, daha eşitlikçi ve özgürlükçü bir topluma ve hukuka geçiş için öncelikle dil ve zihniyet dönüşümünün başlaması ve bunu yaygınlaştırabilmemiz gerekiyor”.

    Boyner Grup’un bu yılki 8 Mart ilanına değinen Ümit Boyner, “Bu ihtiyaçtan hareketle 2009’dan bu yana her yıl 8 Mart’larda toplumsal cinsiyet eşitliğini gündeme taşıdığımız ilanlarımızın bir devamı olarak bu yılki kampanyamızda; toplumda kadınlar tanımlanırken, hatta bazen kadınların kendilerini anlatırken kullanmaktan ve yüksek sesle söylemekten imtina ettikleri “KADIN” kelimesini ön plana taşımak istedik. Kadınlara tüm diğer kimliklerinden önce “kadın” demenin, aynı zamanda kadınların eşitlik ve özgürlük taleplerine kulak, hatta ses vermenin; farklı toplumsal cinsiyet kimliklerine saygı göstererek insani haklarını tanımanın ilk adımı olduğunu düşündük ve ilanımızın sonunda “Bize kadın deyin” dedik” ifadelerini kullandı.

    “Cinsiyet eşitliği bir demokrasi meselesi”

    Boyner Grup’un iş yaşamında toplumsal cinsiyet eşitliğini tesis etmeyi sadece bir ’kadın’ meselesi değil, bir ’demokrasi’ meselesi olarak gördüklerini hatırlatan Boyner, “Kadın çalışan oranımız yüzde 49, kadın yönetici oranımız ise yüzde 44 ile Türkiye ve dünya ortalamalarının oldukça üstünde yer alıyor. Bununla birlikte şirketlerimiz, iş ortaklarımız, çalışanlarımız ve ekosistemimiz içerisinde geliştirebileceğimiz pek çok alana odaklanıyoruz. İş dünyası olarak kültür ve zihniyet dönüşümünde sadece kendi şirketlerimizle sınırlı olmayan önemli sorumluluklarımız da var. Bu sorumlulukların başında ise ’eşit işe eşit ücret’ konusu geliyor. Çünkü istatistikler kadınların hangi seviyede olursa olsun erkeklerden ortalamada daha az kazandığını ortaya koyuyor” değerlendirmesinde bulundu.

    Eşitlik çalışmaları ile ilgili olarak Boyner değerlendirmesine şöyle devam etti: “Bu yıl 8 Mart’a Birleşmiş Milletler ve Uluslararası İş Örgütü’nün biraraya gelerek oluşturdukları ’Eşit İşe Eşit Ücret Küresel Koalisyonu’nun (Global Coalition on Equal Pay for Work of Equal Value) başlatacağı uluslararası kampanyada küresel temsilci ve sözcüler arasında yer almanın heyecanıyla giriyorum. Önümüzdeki günlerde başlayacak küresel kampanyanın Türkiye’de de etkili olması için Boyner Grup olarak önemli görevler üstleneceğiz. Cinsiyetler arası ücret ayrımının ortadan kaldırılması konusunda farkındalığı artırma çalışmalarına yerel ve küresel düzeyde destek vereceğiz”.

    8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlayan Boyner mesajını, ’kadın’ kelimesiyle birlikte ona her zaman eşlik eden eşitlik, özgürlük, demokrasi, umut, sevgi, cesaret, adalet, barış ve yaşam kelimelerinin de dilden dile yayılması ve daha yüksek sesle söylenmesi dileğiyle bitirdi.

  • Ağrı Valisi Işın: “Bugün PKK’nın Sahip Olduğu Zihniyet Kürtleri Ezmektir”

    Ağrı Valisi Musa Işın, “Bugün PKK’nın sahip olduğu zihniyet Kürtleri ezmektir. Bu bir projedir. Sakın sakın bu projeye gelmeyelim. Biz hep beraber bu oyuna gelmeyeceğiz” dedi.

    Ağrı Valisi Musa Işın, eşi Tuba Işın ile birlikte Cumhuriyet Mahallesi’nde vatandaşlarla bir araya geldi. Programda konuşan Vali Işın, “Devlet olarak insanlarımızın huzurlu ve müreffeh bir hayat tarzını idame etmeleri için gayret gösteriyoruz. Sizler mutlu olursanız bizler de mutlu oluruz. Toplumumuzun huzur içerisinde yaşaması için hepimizin iyi olması lazım. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Bizde insanımızı yaşatmaya çalışıyoruz. İnsanlarımızla birlikte olmaya çalıyoruz” dedi.

    Ağrı’nın güzel ve huzurlu bir yer olduğunu belirten Vali Işın, “Ağrı halkı misafirperver, dindar ve geleneklerine bağlıdır. Birkaç yıldır Ağrı’da huzursuzluk çıkartmaya çalışan bir grup var. Bunlara asla fırsat vermeyin. Bunlar evinize gelirler, yalan konuşurlar ve olmadık iftiralar atarlar. Bu tamamen sizin fıtratınıza aykırı söylemlerdir. Allah katletmeyi ve öldürmeyi, başkalarının namusuna el atmayı, başkasından haraç almayı, kimsenin malına ve mülküne tecavüz etmeyi yasaklamıştır. Ama ev ev dolaşıp sizin çocuklarınızı götürmeye ve sizi kandırmaya çalışanlar bu yasak olan her şeyi yapıyorlar. Adam öldürüyorlar, onun bunun malına tecavüz ediyorlar, kız ve erkek çocuklarını ayırt etmeksizin dağa götürüyorlar. Esnafı haraca bağlamış ve toplumu huzursuz etmişlerdi. Haraç vermeyenleri zorla dağa götürüyorlardı” ifadelerini kullandı.

    “ÇOCUKLARA BOYLARINDAN BÜYÜK SİLAHLAR VERİYORLAR”

    PKK tarafından dağa kaçırılan çocuklara değinen Vali Işın, “Buradan iki tane kız çocuğunu dağa götürdüler. Lisede okuyan çocukları dağa götürüyorlar. Bu çocuklar bugün okullarda okumaları ve anne babalarının yanlarında olmaları gerekiyor. Geçenlerde iki kişi geldi teslim oldu. Dağda boylarından büyük silahlar veriliyor bu çocuklara. Yazık günah değil mi onlara. Siz çocuklarınızı okumaları için bin bir türlü emekle büyütüyorsunuz ve bu insanlıktan çıkmış canavarlaşmış anarşistler gelip çocuklarınızı elinizden alıp götürüyor. Ondan sonra siz çocuklarınızı bir daha göremezsiniz” dedi.

    Vali Işın konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bu halk Müslüman, dindar, namusuna, düşkün ve samimi. Kürtlerin çok güzel meziyetleri var. Ama bunlar dünyada ve Türkiye’de Kürtler gaddardır imajı çizdiler. Bunu yapanlar Kürtlere düşmanlıktan başka hiçbir şey yapmamaktadırlar. PKK’nın projesinin amacı Kürtleri dinsizleştirmektir. Bunu reddetmiyorlar. Ondan sonra da sizin mal varlıklarınıza el koymak, çocuklarınızı elinizden almayı amaçlayarak her türlü zulmü size yaparlar. Bunların sahip olduğu marksist ve komünist felsefe 1991 yılına kadar Rusya’da uygulandı. Milyonlarca insan katledildi. Bugün PKK’nın sahip olduğu zihniyet Kürtleri ezmektir. Bu bir projedir. Sakın sakın bu projeye gelmeyelim. Biz hep beraber bu oyuna gelmeyeceğiz. Biz sizin için siz de bizim için varsınız. Siz kendi menfaatinizi düşünmez çocuklarınızı ateşe atarsanız o zaman siz de perişan olursunuz. Devletimiz güçlüdür ve zengindir. Muhtaç olan herkese yardım yapmaktadır. İlimizde, ilçelerimizde, köy ve mahallelerimizde devletimiz çok güzel yatırımlar yapmaktadır ve inşallah yapılmaya da devam edecektir. Çocuklarınızı lütfen iyi koruyun. Onları okula gönderin takip edin sürekli. Çocuklarınızı başkaları ve teröristler için yetiştirmeyin. Sizin çocuklarınız saf ve temizdir. Çocuklarınızın iyi insanlar olmasını istiyorsanız onları İslam ahlakı ile büyütmeye gayret gösterin.”

  • AK Parti’li Erol Kaya: “Türkiye 2002’den Bu Yana Bir Zihniyet Dönüşümü Yaşadı”

    AK Parti Milletvekili Erol Kaya, 3 kilometrelik Bolu tünelinin 20 yıl boyunca bitirilemediğini, AK Parti’nin iktidara gelmesi ile 14 kilometrelik Ovit tünelinin kısa sürede yapıldığını belirterek, “Türkiye 2002’den bu yana bir zihniyet dönüşümü yaşadı” dedi.

    AK Parti Milletvekili ve AK Parti İstanbul 1’inci Bölge Milletvekili Adayı Erol Kaya, Pendik’teki Yunus Emre Kültür Merkezi’nde sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile bir araya geldi.

    “7 Haziran’da millet bize oy vermemek için bahane arıyordu, şimdi oy vermek için bir sebep arıyor” diyen Erol Kaya, “Şimdi dostlar, Türkiye bir tercih yapmak zorunda. Biraz önce ilçe başkanımız, Özal’ın ve Menderes’in yaşadıklarını anlattı. Yemin ederek söylüyorum, Özal ile ilgili aşağılayan, onu horlayan manşetleri alın, gazeteleri çıkartın, hangi gazete olursa olsun, Özal kelimesini alın Menderes’i koyun, aynısının yazıldığını göreceksiniz. Menderes kelimesini alın Tayyip Erdoğan kelimesini koyun aynısını göreceksiniz. Manşet hiç değişmiyor” şeklinde konuştu.

    Kaya sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi böyle bir ülkede siyaset yapıyorsunuz. Algı operasyonunun yapıldığı bir ülkede. 2002’den bugüne bu ülkeyi getirdiğimiz nokta belli. Bunu herkes yaşıyor. Biraz önce birkaç cümle ile ifade ettim. Eğitimle ilgili, Cumhuriyet tarihi boyunca atanmış öğretmenlerden daha fazla öğretmen son 10 yılda atandı. 100 yılda atananları koyun bir kenara, 10 yılda atananlar ondan fazla. 100 yılda yapılan sağlık tesisini koyun bir kenara, son 10 yılda yapılan ondan fazla. 100 yılda atanan doktor sayısını koyun, neredeyse atanan doktor sayısı ona yakın bir rakam. 100 yılda yapılan otoyol 6 bin 500 kilometre, iki katından fazlasını yapmışsınız bu ülkeye. 20 yıla yakındır 3 kilometrelik Bolu Dağı Tüneli açılmamıştı, 14 kilometrelik Ovit tünelini kısa sürede yaptık. Türkiye 2002’den bu yana bir zihniyet dönüşümü yaşadı ve bu müthiş bir şey.”

    Programa katılanları algı operasyonları konusunda uyaran Kaya, “Algı operasyonlarına lütfen dikkat edelim. Bize bir başka film seyrettiriyorlar, arkada başka bir dümen çeviriyorlar. Buna dikkat edelim” diye konuştu.