Etiket: Zengini

  • Orman zengini Kahramanmaraş

    Türkiye’nin orman bakımından önemli illeri arasında yer alan Kahramanmaraş, orman ve bitki zenginliği ile de dikkat çekiyor.

    Orman Bölge Müdürlüğü’nü de bünyesinde bulunduran Kahramanmaraş’ın ormanlık alanı yaklaşık 5 milyon 214 bin 130 dekar. Kentin yüzölçümünün yüzde 36’ını orman alanları kaplarken, bunun yüzde 61’i bozuk, yüzde 39’u normal orman alanı olarak belirtiliyor.

    Bölge müdürlüğü tarafından 2003-2007 yıllar arasında 1 milyon 190 bin 180 dekar arazide çalışma yapılarak, 140 milyon fidan toprakla buluşturuldu.

    Ormanlık alan çalışmaları kapsamında 2018 yılında, yaklaşık 10,5 milyon fidan toprakla buluşturuldu.

    Orman bölge müdürlüğü 2018 yılı kapsamında kurum bahçeleri, mesire alanları, bal ormanları ve kırsal alanlara dikilen fidanlarla da kentin yeşil sahası çoğaltmaya çalışıldı.

    Kentte kermes meşesi, mazı meşesi, laden, sandal, zeytin, dişbudak, sumak, akçakesme, karaçalı, erguvan gibi orman türlerinin yanı sıra, kızılçam, göknar, ardıç ve meşe türleri de yer alıyor.

  • Amasya bitki örtüsü zengini

    Amasya’da iki yıldır yürütülen Amasya Biyoçeşitlilik Projesinde çalışmalar tamamlandı.

    Proje ekip lideri olan Amasya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arzu Cansaran, Amasya’nın bitki örtüsü açısından zengin ve stratejik bir şehir olduğunu belirterek Türkiye florasının 6’da 1’ine yakın bitki taksonunun Amasya’da bulunduğunu saptadıklarını söyledi.

    Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün “Amasya İlinin Karasal ve İç Su Ekosistemleri Biyolojik Çeşitlilik Envanter ve İzleme Projesi” kapsamında ildeki bitki zenginliği ve bitki örtüsü üzerine Doç. Dr. Cengiz Yıldırım ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Amasya Şube Müdürlüğü görevlileriyle birlikte çalışmalar yaptıklarını anlatan Prof. Dr. Arzu Cansaran, “2 yıllık süreçte tamamlanan proje sonucunda 100 familya ve 532 cinse dahil olan ilimizdeki toplam bitki taksonu sayısı bin 706’dır. Amasya ili endemik takson sayısı 225 olup, endemizm oranı yüzde 13.18 olarak belirlenmiştir. Endemik bitki taksonlarının IUCN tehlike kategorilerine göre dağılımları incelendiğinde 1 tükenmiş, 4 kritik, 9 tehlikede, 8’de hassas ve tehlike altına girebilir kategorilerinde bitki taksonu tespit edilmiştir” dedi.

    Kritik, tehlikede ve hassas bitkiler barındırması bakımından şehrin bitkisel açıdan oldukça stratejik olduğunu da vurgulayan Prof. Dr. Cansaran, “Bu sonuçlar ilimiz florasının zenginliğini ve Amasya’nın Türkiye florasının neredeyse 6’da 1’ine yakın bitki taksonunu bünyesinde barındırdığını da bizlere göstermektedir” diye konuştu.

    Sonuçları Amasya Üniversitesinde düzenlenen “Cumhuriyetin 95. Yıldönümünde Tarihi ve Stratejik Açıdan Amasya Sempozyumu”nda da sunduklarına değinen Amasya Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Yıldırım da, “İç Anadolu ile Karadeniz bölgelerimiz arasında bir geçiş sahasında yer alan Amasya’da, orman vejetasyonu daha çok dağların kuzey yamaçlarında yerleşmiştir. Karaçam, kızılçam, sarıçam, kazdağı göknarı, gürgen ve kayın orman vejetasyonunun, istiriç, zindiyen, ispir meşesi, tüylü meşe, saçlı meşe, fındık, sandal ağacı, karağan ve sumak ise bozuk orman vejetasyonunun ilimizdeki yaygın temsilcileridir. Amasya İli’nin koruma öncelikli doğal alanları ise Akdağ, Tavşan Dağı ve Borabay Gölü olarak belirlenmiştir. Yapılacak olan yeni projeler ve araştırmalar ile elde edilmiş olan verilerin güncellenmesine devam edilecektir” şeklinde konuştu.

  • Gayrimenkul zengini kadın, minibüs bagajında ölü bulundu

    Esenyurt’ta kayıp başvurusu yapıldıktan sonra Kağıthane’de bir minibüsün bagajında cansız bedeni bulunan Nazmiye Oruçoğlu’nun katil zanlısı eski eşi ve arkadaşı ile oğlu polis ekipleri tarafından yakalandı. İkilinin arkadaşının getirdiği minibüse bindiği anlar ise kameralara yansıdı.

    İstanbul’da yaşayan gayrimenkul zengini 45 yaşındaki Nazmiye Oruçoğlu, geçtiğimiz 6 Eylül tarihinde kayboldu. Kadın kaybolduktan bir süre sonra hakkında kayıp başvurusu yapıldı. Bunun üzerine çalışma başlatan Asayiş Şube Müdürlüğü Kayıp Şahıslar Büro Amirliği ekipleri, geçtiğimiz 13 Eylül tarihinde Kağıthane Cendere Caddesi üzerindeki bir sürücü kursunun arazinde terk edilmiş haldeki minibüsün bagajında kadının cesedini buldu. Boğularak öldürüldüğü düşünülen ve boğazında kesi yarasına rastlanan cesette DNA örneği alındı. Yapılan testler sonucunda cesedin Oruçoğlu’na ait olduğu tespit edildi.

    Tahliye konusunda aralarında anlaşmazlık çıkmış

    Araştırmaları derinleştiren polis, kadının oğlu Serhat Y.’ye ulaşarak DNA testi istedi. Test sonucunda da oğlu olduğu kesinleşti. Polis ardından kadının oğlunun ifadesine başvurdu. İfadesi alınan Serhat Y., annesiyle babası arasında yaşadıkları evin tahliye konusunda aralarında anlaşmazlık çıktığını söyledi. Bunun üzerine polis, kadının cep telefonunun son sinyal verdiği yeri araştırmaya başladı. Araştırmalar sonucunda son sinyalin kadının eşi Yüksel Y.’nin yanında geldiği tespit edildi.

    Telefon sinyali en son eşinin yanında vermiş

    Çalışmalar sonucunda kadının eski eşi de gözaltına alındı. Burada ifadesi alınan adamın eski eşiyle arasında tahliye tartışmasının devam ettiği için kaybolduğu gün konuyu konuşmak üzere Çağlayan’da buluştukları öğrenildi. Eş Yüksel Y.’nin arkadaşı Erhan Ç.’yi minibüsüyle çağırdığı, Çağlayan’a gelen adamın ardından araçtan indiği ve sonra gelen Oruçoğlu ile Yüksel Y.’nin yalnız kaldığı belirlendi. Buluşmadan kısa bir süre sonra ise kadının cep telefonu sinyalinin kesildiği tespit edildi. Öte yandan, minibüsün geldiği ve kadının eşinin bindiği anlar ise kameralara yansıdı.

    Şüpheliler adliyeye sevk edildi

    Çalışmalarını sürdüren polis cinayetle ilişkisi olduğu düşünülen Yüksel Y. ile birlikte Erhan Ç. ve Serhat Y.’yi gözaltına aldı. Gözaltına alınan şüpheliler işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.

  • Kütahya vakıf zengini

    Kütahya Valisi Ahmet Hamdi Nayir, Vakıflar Haftası’nın bu yıl ki temasının “Vakıf Kuran Kadınlar” olduğunu kaydetti.

    Nayir, Türk ve İslam medeniyetinin bir vakıf medeniyeti olduğunu belirterek, “Biz bin yıllık medeniyetimizi tanımlarken bunların içinde kurabileceğimiz cümlelerden bir tanesi de bizim medeniyetimiz aynı zamanda bir vakıf medeniyetidir. Geçmişte çok güzel örneklerini vermiş, Anadolu’da izini, önemli eserlerini bırakmış yapılardan bir tanesi de vakıflar. Devlet teşkilatının yükünü azaltan olarak devletle iş birliği içerisinde çalışma becerisini de gösteren vakıflarımız Anadolu’da büyük bir ihtiyacı karşılamışlar. Hem inancımızdan, hem tarihimizden hem de kültürümüzden izler taşıyan yerler olarak vakıflar bugün de bizim için kıymet ifade eden önemli bir yapımız” dedi.

    35. Vakıflar Haftası etkinlikleri Vakıflar Bölge Müdürlüğünde düzenlenen konferansla devam etti.

    DPÜ Öğretim Üyesi Dr. Özlem Soyer Zeyrek’in konuşmacı olarak yer aldığı program Vakıflar Bölge Müdürlüğünce hazırlanan tanıtım filminin gösterilmesiyle devam etti.

    Konferansa Vali Ahmet Hamdi Nayir, Belediye Başkanı Kamil Saraçoğlu, Vakıflar Bölge Müdürü Ahmet Aydın, Vakıflar Bölge Müdürlüğü personeli, bazı daire müdürleri, öğrenciler ve davetliler katıldı.

    Kadınların Osmanlı’dan günümüze dek vakıflarda etkin olduğunu, hiçbir zaman geri kalmadığını belirten Dr. Özlem Soyer Zeyrek, “ Kadının vakıf kurması çok önemli ve özel bir konu. Kadınlar hayatını ailesine, evladına vakfeden insanlardır. Kadın vakıftır. Kadınların hayır ve hasenat noktasında asla sosyal yaşamın içerisinde geri kalmamıştır. Hiç yok zannedilen kadınlar tarihinin aslında öyle olmadığını, özellikle şehirlerde şehri inşa edenlerin başında kadınların geldiğini görüyoruz. Müslüman Türk kadınları, tarihte bilinenin aksine geri kalmamış sosyal hayatı inşa etmiş, şehirlere kimlik kazandırmışlardır. Kütahya’da rastlayamadık maalesef ama Kütahya Hatuniye Caminin bir kadın tarafından yaptırıldığı tahmin ediliyor. Onun dışında Kütahya’da kadınlar tarafından çamaşırlık, sübyan mektepleri yapılmış ama bunların hepsini araştırıp bulmamız gerekiyor. Sadece üzerimize düşen görev onların neler yaptığını daha kapsamlı şekilde araştırmak, onların insanlığı nasıl yaşattığını ortaya koyabilmektir.

    Kütahya’nın vakıf konusunda eşsiz bir şehir olduğuna dikkat çeken Dr. Özlem Soyer Zeyrek 18. yüzyılda kadınların Kütahya’da Pirler Cami imam hatipleri, Hatuniye Cami, Abdullah Ef Medresesi, Hezar Dinari Mescidi, Ulu Cami Müderrisi, Saray Cami ve Muhtelif Çeşmelerini vakfettiklerini söyledi. (EFE)

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan petrol zengini ülkelere mesaj

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Petrol zengini Müslüman ülkelere sesleniyorum, Müslüman ülkeler salt zekatlarını tespit edip bu fakir, garip ülkelere verseler dünyada herhalde fakir kalmaz” dedi.

    TİKA koordinatörlerini Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde kabul eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, TİKA’nın faaliyetlerinden bahsetti, Müslüman ülkelere ve Batılı ülkelere seslendi. Erdoğan, “Müslüman ülkeler salt zekatlarını tespit edip bu fakir, garip ülkelere verseler dünyada herhalde fakir kalmaz. Batı’nın ortalığı karıştırmak, terör örgütlerini kışkırtmak, insanları birbirine kırdırmak için harcadığı para ile dünyanın kalanını asgari refah seviyesine ulaştırmak mümkündür” ifadelerini kullandı.

    “Amerika sağda solda konuşuyor. Rakamlar ortada”

    “Bugün dünyanın 5 kıtasındaki 58 farklı ülkede bulunan 60 program koordinasyon ofisi ile nerede bir dertli varsa imdadına yetişmeye çalışan TİKA’mızın yanında olmaya devam edeceğiz” açıklamasında bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendilerinin ecdattan aldıkları mirası layık olduğu yere ulaştırabilmek için TİKA başta olmak üzere mazlumlara, mağdurlara, kimsesizlere, gariplere el uzatan kurumların çalışmalarına özel önem verdiklerini kaydetti.

    Türkiye’yi yardım alan bir ülke konumundan dünyanın en çok kalkınma yardımı yapan ülke konumuna getirdiklerinin altını çizen Erdoğan, “Türkiye 2016 yılında 6 milyar dolarlık insani kalkınma yardımı ile Amerika’nın hemen ardından ikinci sırada yer almıştır. Bu yardımın milli gelire oranı bakımından ise binde 75 ile açık ara ilk sırada yer alıyoruz. Amerika sağda solda konuşuyor. Rakamlar ortada. Bu verdiğim rakam OECD rakamıdır. Türkiye’nin 2017 yılındaki toplam kalkınma yardımlarının hesaplaması 8 milyar 140 milyon lira olarak dün açıklandı. Bu yardımların milli gelirimize oranı ise binde 95 seviyesine çıktı. Türkiye’nin kalkınma yardımlarının 7,2 milyar dolarını insani yardımlar diğer kısmını ise diğer sair kalkınma yardımları oluşturuyor. Geçen yıl 6 milyar dolarlık insani yardım ile listede ikinci sırada yer almıştık. İnşallah bu yıl şayet diğer ülkelerin yardımlarında fevkalade bir artış yoksa 7,2 milyar dolarlık insani yardım ile ilk sıraya çıkmamız kuvvetle muhtemeldir. Birkaç aya kadar bu liste açıklığında durumu göreceğiz. Batılı ülkelerin dünyanın kalan kısmına verdikleri ciddi krediler sebebiyle toplam kalkınma yardımlarındaki rakamlar çok değişiyor. Buna rağmen toplam kalkınma yardımlarında da dünyada altıncı, bunların milli gelire oranında dördüncü sıradayız. Biz tarih boyunca devlet ve millet olarak elimizdeki imkanları paylaşma konusunda daima cömert davrandık. Böylece ecdadın emanetine sahip çıkmış oluyoruz. Bu bizim ecdattan devraldığımız mirastır” diye konuştu.

    “Petrol zengini Müslüman ülkelere sesleniyorum”

    Dünyadaki pek çok sorunun, krizin, çatışmanın kaynağında gelir dağılımındaki adaletsizliğin yattığını kaydeden Erdoğan, “Ülkeler arasındaki savaşlar ve özellikle iç çatışmalar gelir dağılımındaki adaletsizliği içinden daha da çıkılamaz bir hale getiriyor. Pek çok geri kalmış ülkeye gittiğimizde bir tarafta bir lokma yemeğe, bir yudum suya hasret milyonlarca insan varken, diğer tarafta küçük bir azınlığın lüks ve şatafat içinde hayat sürdüğüne şahit oluyoruz. Eskiler ne güzel söylemiş, tabi bunun tercümesinde biraz zorluk olabilir, ‘maslahatı alem dört şeye olmuş bina, ben yiyeyim sen yeme, ben iyiyim sen fena.’ Yani dünya üzerine kurulduğu söylenen bu dört çarpıklığın yükünü kaldırmaz. Biz imkanlarımızın el verdiği, elimizin uzandığı, gönlümüzün alabildiği kadar insana yardımcı olmaya gayret ediyoruz. Örneğin Bangladeş, Arakan. Bangladeş’te gönlümüz hep şunu arzu etti, Şeyh Hasina’ya özellikle rica ettim, bize orada bir yer verin, verin ki biz orada bütün Arakanlı mültecilere sıkıntı yaşamadan, sıkıntıyı minimize edecek bir şekilde kamp kuralım ve onların oradaki gerek eğitimini, gıda noktasındaki sıkıntılarını çok daha çabuk karşılayabilir hale gelelim. Bunu başaramadık. Tüm bunlara rağmen bir Bangladeşli kardeşimizin orada bizler adına bu mücadeleyi veriyor olması, bu hizmeti veriyor olması takdire şayan, kendilerini tebrik ediyorum. Bizim için bu yardımlar karşı tarafa mihnet vermek değil, tam tersine yükünü azaltmak, derdine bir nebze de olsa derman olmak amaçlıdır. Kalkınma yardımı konusunda ön sıralarda görünen Batılı ülkelere baktığımızda ölçünün ihtiyaç değil irtibat olarak belirlendiği görülüyor. Yani sadece kendi siyasi, ticari, bölgesel, küresel politikalarına hizmet edecek yerlere yardım ediyorlar. İnsanların gerçekten yardıma ihtiyaç duyduğu nice yerlerde ise bu ülkelerin kayda değer hiçbir faaliyetinin olmadığını görürsünüz. Oysa ekonomik güçleri itibariyle Türkiye’nin katbekat önünde olan bu ülkeler gerçekten isteseler dünyadaki açlığın ve yoksulluğun önüne geçebilir. Ben daha da ileriye gidiyorum, özellikle Müslüman ülkelere sesleniyorum, petrol zengini Müslüman ülkelere sesleniyorum, Müslüman ülkeler salt zekatlarını tespit edip bu fakir, garip ülkelere verseler dünyada herhalde fakir kalmaz. Bu yapılmıyor. Sadece çıkan petrolün bunlar zekatını verseler o fakir fukara ülkeler ihya olur. Hep söylenir ya, Batı’da israf edilen yiyecek ile dünyanın kalanındaki tüm açlar doyar. Aynı benzetmeyi şöyle de yapabiliriz, Batı’nın ortalığı karıştırmak, terör örgütlerini kışkırtmak, insanları bir birine kırdırmak için harcadığı para ile dünyanın kalanını asgari refah seviyesine ulaştırmak mümkündür. Silahlanmaya harcanan paralar. Şu anda değişik yerlerindeki yağdırılan bombalar. Fazla yere gitmeye gerek yok. Sadece şu Ortadoğu’da harcanan paralar, bunlara baktığımız zaman, Irak’ta neler yaptılar, şu anda Suriye’de, Filistin’de yapılanlar, Libya’da, bütün buralarda yapılan sadece savaş için harcamalar dünyadaki fakir halkları ihya eder. Bizim ölçümüz asla bunlar olmadı. Sadece şurada Suriye’de terör örgütlerine Amerika’nın gönderdiği yardım 5 bin tır silah ve mühimmat, 2 bin kargo uçağı ile buralara gelen silah ve mühimmat. Artık siz bunların ne tür büyük rakamlar tuttuğunu hesap edin” şeklinde konuştu.

    “Rabbim bizlere ensar olma şerefini bahşetti”

    3,5 milyonu Suriyeli olmak üzere 4,5 milyon mülteciye dünyada ev sahipliği yapan başka ülke olmadığını belirten Erdoğan, “Üzülmüyoruz, ’niye böyle’ demiyoruz, diyoruz ki, ya Rab sana hamdolsun, bize 4,5 milyon mülteciye ev sahipliği yapma şerefini bahşettin. Biz muhacir de olabilirdik, Rabbim bizlere ensar olma şerefini bahşetti. Ensar olmaktan daha güzeli olabilir mi? Öyleyse ensar olabilmenin görevini yerine getirmemiz lazım. Suriyeli kardeşlerimize kendi yurtlarında güvenli, huzurlu ve müreffeh bir gelecek için yaptığımız sınır ötesi operasyonları ödediğimiz bedellere rağmen sürdürmekte kararlıyız. Terör örgütlerine karşı yürüttüğümüz mücadelede maalesef kendimize pek az dost bulabildik. Hatta demokrasiden ve özgürlüklerden dem vuran ülkelerin önemli bir bölümünün çıkarları öyle gerektirdiği için terör örgütlerinin yanında yer aldığını gördük. Lafa geldiği zaman ‘dostuz’ diyorlar, yalan. Geldiğimiz noktada bu ülkelerle aramızda çok kesin görüş ayrılıkları olduğunu tespit ettik. Mesela biz Suriye’de güvenli bölgeler oluşturmak istiyoruz. Obama döneminden beri ben bunu söylüyorum. Kendisi ile kaç kez görüştük, söyledik. Yeni gelen yönetim baktım onlarda ‘güvenli bölge oluşturalım’ diyor. Biz bunu zaten ne zamandan beri söylüyoruz, hadi gelin oluşturalım, bakın yine yanaşmıyorlar. Niye? İstedikleri bu değil, istedikleri ortalığı karıştırmak, istedikleri Müslüman kıyımı. Fakat öyle bir Müslüman kıyımı ki, öldüren ‘Allahuekber’ diyor öldürüyor, ölen ‘Allahuekber’ diyor o da ölüyor. Böyle bir terslik olabilir mi? Şu anda biz İslam dünyasında bunu görüşüyoruz. Afganistan’da Irak’ta bu var, Suriye’de bu var, Libya’da bu var. Oyun hep aynı oyun. Onlar kan ve ateş her yere yayılsın istiyoruz. Biz Suriye halkı kendi topraklarında huzur içinde yaşasın istiyoruz. Onlar Suriye halkı bir birini kırsın, yok etsin istiyor. Biz Suriye şehirlerini alt yapısıyla, üst yapısıyla yeniden yaşam alanları haline getirelim istiyoruz. TİKA niye var, bunun için var. Gittiği yerlere bunu götürüyor. Onlar her şeyi yakıp yıkmak, mümkünse geride hiçbir şey bırakmamak istiyor. Biz insanlar 7 yıldır kesintisiz yaşadıkları o kötü günleri geride bıraksın, kendilerine yeni bir gelecek inşa etsin istiyoruz. Onlar kaos ve çatışma sonsuza kadar sürsün istiyor. Bu karşıtlıkları daha uzun uzun saymak mümkün. Asıl acısı da bu aleni fotoğrafa rağmen terör örgütlerini destekleyen ülkelerin seslerinin daha çok çıkması, hatta Türkiye’yi eleştirmeleridir. Türkiye hiçbir operasyonunda sivillerin kılına dahi zarar vermemişken, rejim ve güya DEAŞ ile mücadele eden güçler neredeyse bir misyon veya bu misyonun ötesinde yüklendiği görev ile 1 milyon sivili katletmiştir. Ülkemizin siviller bahane edilerek eleştirilmesini acı acı gülümseyerek takip etmekten başka bir şey yapamıyoruz. Suriye’de taş üstünde taş bırakmamaya adeta yemin etmiş örgütlerin ve güçlerin karşısına Suriye’nin yeniden ihyası, inşası ve yükselişini sağlayarak çıkmakta kararlıyız. Yüzlerinin kızarmayacağını, kalplerinin yumuşamayacağını biliyoruz. Ama biz ecdadımızdan aldığımız terbiyenin gereği olarak bu şekilde hareket etmeyi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

    “Gidilen ülkeler arasında öyle yerler var ki, haritada yerini bulmak dahi zor”

    Bu anlayışın sadece Suriye konusunda değil, bugüne kadar 170 ülkeye ulaşmış olan kalkınma yardımlarıyla dünya çapında ortaya koyduklarının altını çizen Erdoğan, “Bizim için sadece halkı Müslüman olan ülkeler değil, Müslüman olmayan mağdur ve mazlum ülkelere de biz yardımımızı gönderiyoruz. TİKA olarak ilk Orta Asya’da bağımsızlığını kazanmış 5 Türk cumhuriyetine yönelik kalkınma yardımları, böyle başladık. Biz bu ufku çok dar bulduk, TİKA’nın faaliyet alanını Balkanlar’dan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Latin Amerika’ya, Güney Asya’dan Pasifik’e kadar genişlettik. Bizden önceki 10 yılda toplam 2 bin 500 proje hayata geçiren TİKA, bugün yılda 2 bin proje ile yoluna devam ediyor. Gerektiğinde elbette balık ta verilen, ama asıl olarak balık tutması öğretilen bir anlayışla projeler geliştiriliyor. Gidilen ülkeler arasında öyle yerler var ki, haritada yerini bulmak dahi zor. Mesela, Güney Pasifik’teki Solomon Adaları’na sağlık hizmetlerine ulaşımı kolaylaştırmak üzere 4 deniz ambulansı temin edilmiştir. Komorlar’da 5 bin kişilik bir stadyum, Kolombiya’da ilköğretim okulu hizmete sunulmuştur. TİKA yürüttüğü projeleri rast gele seçen, çıkar amaçlı hareket eden bir kurum asla olmadı. Faaliyet gösterilen ülkenin beşeri ve tabi kaynakları dikkate alınarak buna en uygun alt yapının kurulmasına çalışılıyor. TİKA projelerinin yaklaşık yüzde 80’inin istihdama, eğitime, sağlığa, kadınlara, çocuklara, iletişime, yani sosyal alt yapının geliştirilmesine yönelik olmasının sebebi budur. Kamboçya’da, Nijerya’da, Fildişi Sahilleri’nde, Pakistan’da, Afganistan’da, Somali’de, Bangladeş’te kadınlara yönelik rehabilitasyon merkezleri açılmasının sebebi budur. Nijerya’da ana çocuk sağlığı hastanesi, Makedonya’da çocuk kliniği, Özbekistan’da kemik iliği hastanesi, Tunus’ta kadın doğum hastanesi kurulmasının sebebi budur. Çevrecilik adı altında her türlü kalkınma, gelişme çabalarına karşı düşmanlık edenlerin aksine biz hakiki manada çevre koruma projeleri hayata geçirdik. Geçtiğimiz yüz yılın en önemli çevre felaketlerinden birisi olan Aral Gölü’nün kuruması karşısında ağaçlandırma, tarım ve hayvancılık projeleri ile Özbekistanlı kardeşlerimizin yanında yer aldık. Burkina Faso’da yüz bin Moringa ağacı yetiştirerek hem çocuklara destek olduk hem de çölleşmeye karşı önemli bir adım attık. Tarihe saygımızı restorasyon projelerimizle gösterdik. Son 3 yıl 3 farklı kıtadaki 18 ülkede 100’ü aşkın eserin restorasyonunu başlattık. TİKA’nin ilk kuruluş amacı olan Türk dünyası ile ilişkilerini de Orta Asya ile sınırlı tutmayarak Gagavuzlar’dan Harar’a, Ahıskalar’dan Türkmenlere kadar geniş bir yelpazeye yaydık. Türkçe’nin en önemli ve en kapsamlı sözlüğünü dünyanın tüm prestijli kütüphanelerine ve üniversitelerine taşıdık. Gazze’de hastane, toplu konut ve zeytin yağı fabrikası, Sri Lanka’da Türk köyü kurulması gibi pek çok faaliyet vardır. Hele bir Somali örneği var ki, bu ülkedeki faaliyetlerimizle dünyada kalkınma yardımları konusunda yepyeni bir model ortaya koyduk. 2011 yılında çok büyük bir kuraklık yaşayan Somali’nin yardım çağrısına kulak vererek dostlarımızın yanına koştuk. Herkes Somali’deki faciayı seyrederken, ben, eşim, çocuğum, arkadaşlarım birlikte Somali’ye uçtuk. Terör tehditlerine rağmen orada yerimizi aldık, kollarımızı sıvadık. Her alanda neler yapabileceğimizi belirledik. Devletimizle, milletimizle el ele verip eğitimden sağlığa, tarımdan ulaştırmaya, güvenlikten idari yapıya kadar ülkeyi baştan sona ayağa kaldıracak çalışmalara başladık. Biz Somali’de yaptığımız işleri Türk Tipi Kalkınma Modeli diyoruz” açıklamasında bulundu.

    “Her ne yapıyorsak gönülden yapacağız, Allah için yapacağız”

    TİKA’nın Ramazan ayı boyunca dünyanın dört bir yanında gerçekleştirdiği iftarlar ve diğer çalışmalarını taktir ile takip ettiğini ifade eden Erdoğan, “Diğer ülkeler herhangi bir siyasi, sosyal veya ekonomik sorunla karşılaşınca ilk iş kalkınma yardımlarını kısarken Türkiye tam tersine en sıkıntılı zamanlarında dahi kalkınma yardımlarını artırmaya devam etti. Muhataplarımızı incitmeden, çünkü sevgililer sevgilisi Peygamberimiz ne buyuruyor; ‘sağ elin verdiğini sol el görmeyecek.’ Ölçü bu. Onun için aşağılamadan tamamen eşit ortaklık anlayışı ile işbirliği yolları aradık, arıyoruz. İnsani diplomasiyi dış politikamızın zirvesine yerleştirdik. Ev sahipliği yaptığımız zirveler bunun en açık ifadesidir. 2016 yılındaki Dünya İnsani Zirvesi, 2011 ve 2016 yıllarındaki En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı, İTT 13. Zirvesi, Uluslararası Somali Konferansı ve ez gelişmiş ülkelerin sorunlarını özellikle gündeme aldığımız G-20 zirvesi bu toplantılar arasındadır. Ülkemizin kalkınma yardımları konusundaki gösterdiği samimi duruş uluslararası kuruluşların ilgisini de üzerine çekmiştir. Herkes yardım adı altında siyasi ve ticari çıkarları için zemin oluştururken, biz 47 en az gelişmiş ülkelere özel olarak yöneldik. Yapılan zirvelerde çoğu ülke taahhüdünü yerine getirmezken biz 2008-2015 yılları arasında 2 milyar doların üzerinde yardım yaparak taahhüdümüzün de ötesine geçtik. Bu şekilde yolumuza devam edeceğiz. Türkiye’yi büyüttükçe, ülkemiz kazandıkça bunu dünyadaki tüm mazlumlar ve mağdurlarla paylaşma zaviyemizi asla kaybetmeyeceğiz. TİKA’mızın siz değerli temsilcilerinden beklentim, Yunus Emre’nin şu sözünü hiçbir zaman aklınızdan çıkartmayın; ‘ben gelmedim kavga için, benim işim sevgi için, dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim.’ Sizlerden sadece gönüllere girmenizi şahsım ve milletim adına istiyorum. Varsın ötekiler çıkar için, petrol için, maden için, altın için, toprak için, ucuz iş gücü için çevirmedik fırıldak bırakmasın, biz asla bu tür riyakarlıklara tevessül etmeyeceğiz. Her ne yapıyorsak gönülden yapacağız, gönüllerde yer etmenin yoluna bakacağız, Allah için yapacağız. TİKA koordinatörlerimizin her birini Türkiye’nin yumuşak güç politikasının birer uç beyi, akıncısı olarak görüyorum. Mahalli personel olarak kadronuzdaki bulanan arkadaşları da bu kutla davadaki gönüldaşlarımız, yoldaşlarımız olarak kabul ediyorum. Her şeyden önce Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Yıllardır başarılı çalışmalarını yakından takip ettiğimiz Serdar Çam kardeşimiz başta olmak üzere TİKA’nın tüm mensuplarına ülkemize yaptıkları hizmetler için, milletim adına yaptığınız bu hizmetler için teşekkür ediyorum” dedi.