Etiket: zanaatı

  • Annelik dünyanın en zor zanaatı

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Damla Eyüboğlu, anneliğin dünyanın en zor zanaatı olduğunu, bu nedenle anne olmaya karar vermeden önce iyi düşünülmesi gerektiğini belirtti.

    Annelik ve doğum sonrası dönem ile ilgili bilgilendirici bir açıklama yapan Dr. Damla Eyüboğlu, küçük bir can dünyaya geldiğinde tamamen bakıma muhtaç halde olduğunu, hatta dünyadaki tüm canlılar içinde doğduğunda bu kadar korunmasız ve anneye muhtaç olan tek canlının insan yavrusu olduğunu anlattı. Üstelik bebeğin büyüyüp bağımsız hale gelmesi için geçen sürenin de oldukça uzun olduğunu belirten Eyüpoğlu, “Bebekler doğduklarında anneleriyle kendilerini bir görür, hatta annelerini kendilerinin bir uzantısı sanırlar. Bu nedenle talepleri hiç bekletilmeksizin karşılansın isterler. Kendilerini ifade becerileri de çok kısıtlıdır. Sadece ağlayarak iletişimi başlatırlar. Bebek ağlayarak ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlar, ilk defa anne olan kişi de bebeği ağladığında neye ihtiyaç olduğunu öğrenmeye başlar. Dolayısıyla bebeğin ağlaması bazen katlanılması zor bir durum olsa da hem bebek hem de anne için öğretici ve geliştirici bir araçtır. Ağlayan bebeği yatıştırmak bazen çok zordur. Bu nedenle anne paniğe kapılabilir. Üstelik annenin paniklemesiyle bebeğin ağlaması daha da şiddetlenebilir. Çünkü anne ve bebek arasında doğumdan önce kurulan o eşsiz bağ, bebek doğduktan sonra da güçlenerek devam eder” diye kaydetti.

    “Doğum sonrası ilk dönemde annenin duyguları değişken ve karmaşıktır”

    Dr. Damla Eyüboğlu, ilk defa anne olmuş bir kadının hem doğum sonrası değişen fiziksel ve hormonal dengesi, hem de yaşadığı karmaşık duygular nedeniyle, bebeğiyle arasındaki etkileşimi zaman zaman aksayabildiğini anlattı. Eyüboğlu, şunları belirtti;

    “Bu gibi durumlarda baba, büyükanne, büyükbaba gibi evdeki diğer destek birimlerinin devreye girmesi ve anneyi yargılamadan, suçlamadan sadece destekleyici biçimde ‘sen de yoruldun, biraz ben ilgileneyim’, ‘sen çayını iç, ben hallederim’, ‘sen uyurken biz onunla oynarız’ gibi söylemleri annenin nefes almasını sağlayacaktır. Annenin arada dinlenmesi, bebeğiyle yeniden buluştuğunda onunla daha keyifli, içten ve olumlu duyguların hakim olduğu bir ilişki kurmasını sağlayacaktır. Bebek doğduktan sonra evde baba ve büyüklerin rollerini nasıl üstleneceği zaman zaman karışabilmektedir. Annenin doğum sonrası fiziksel sağlığı normale geldiğinde bebeğin temel bakımı anneye ait olmalıdır. Böylelikle anne bebek arasındaki etkileşim gelişebilir ve bağlanma oluşabilir. Tabii ki arada istisnalar olabilir. Annenin işi varsa veya uygun değilse, baba ve diğerleri bebeğin bakımına yardımcı olabilir. Anne bebeğiyle ilgilenirken babanın ve büyüklerin annenin ihtiyaçlarını karşılaması ilk dönemin atlatılmasına katkı sağlayacaktır. Doğum sonrası ilk dönemde annenin duyguları değişken ve karmaşıktır. Bebeğin varlığıyla hissedilen güzel duyguların yanı sıra, edinilen yeni rolün yüklediği sorumluluklar ve annenin genç kızlığının artık sona ermesi nedeniyle yaşadığı kayıp, yas, üzüntü, umutsuzluk, karamsarlık ve çökkünlük gibi birçok duygu bir arada yaşanır. Bu nedenle lohusalık annenin kendi duygularını düzenlemek zorunda kaldığı, bebeğine bakım vermeyi öğrendiği ve bağlanmanın temellerinin atıldığı çok kıymetli ve etkileri ömür boyu gözlenen bir süreçtir. Ayrıca lohusalığın bu tanımladığımız doğal süreci ile depresyon arasında ince bir çizgi mevcuttur.”

    Uygun destek anne ve bebeğin ruh sağlığına olumlu katkılar sağlar

    Dr. Damla Eyüboğlu, açıklamasını, “Yapılan araştırmalar yeni anneleri depresyondan koruyan en önemli faktörün, babanın ve anneannenin varlığı ve desteği olduğunu göstermiştir. Tüm bu bilgiler ışığında, bir bebek dünyaya geldiğinde hem bebeğin hem de annenin özenli bir sürece ihtiyacı olduğunu ve bu dönemde uygun desteğin anne ve bebek ruh sağlığına olumlu katkıları olacağını söyleyebiliriz” diye sonlandırdı.

  • Gökçe Gülcüler: “Bin yıllık usta ellerin zanaatı, dünyaya açılacak”

    Boyner Grup’un sosyal girişimcilere desteklemek için kurduğu ’Buluşum’ platformunun hayata geçirdiği ’Ustamdan Projesi’nin kurucularından Gökçe Gülcüler, Anadolu’nun değerleri ile zanaatın gelecek kuşaklara aktarılmasını, yerel değerleri tanıtmayı ve bu değerler ile sürdürülebilir ekonomiler oluşturmayı hedeflediklerini söyledi.

    Boyner Grup’un sosyal girişimcileri destekçileriyle buluşturmak için kurduğu ’Buluşum’ Platformu’ndan destek alarak, Türkiye’deki zanaatı ve zanaatkarları dünyaya tanıtmak amacıyla kurulan ’Ustamdan Projesi’nin kurucularından Gökçe Gülcüler, “Ustamdan projesi, Anadolu kültürünün dünyaya tanıtılmasına yardımcı olacak. bulusum.biz sitesi üzerinden 35 bin TL toplamayı amaçlıyoruz. Ustaların zanaatları ile tanınmış markaların buluşacağı bir köprü kuracağımızı umuyorum. Anadolu’nun değerleri ile zanaatın gelecek kuşaklara aktarılmasını, yerel değerleri tanıtmayı ve bu değerler ile sürdürülebilir ekonomiler oluşturmayı hedefliyoruz” dedi.

    “Anadolu’nun kültürel mirasının gelecek nesillere de taşınmasını planlıyoruz”

    Bir arkadaşıyla 2013 yılında fıstık hasadı şenliğine katılmak ve Gaziantep’i keşfetmek için yola çıktıklarını ve bu sırada Bakırcılar Çarşısı’ndaki Mehmet Usta ile tanışmalarıyla bu fikrin ortaya çıktığını dile getiren Gülcüler, daha sonra “Acaba Anadolu’da kaç zanaatkar usta, onları keşfetmemizi bekliyor?” sorusuyla yola çıktıklarını belirtti. Gülcüler, “Türkiye’de zanaatı ve zanaatkarı kucaklayan ’Ustamdan Projesi’, Anadolu’ya ait ürünleri ve Anadolu kültürünü dünyaya tanıtmayı, taşrada yer alan ustalar ve çıraklar için istihdam imkânı sağlamayı, böylelikle her bölgede o bölgeye özel ekonomik sürdürülebilir değerler oluşturmayı, bir yandan da yerel kültürel değerleri gün yüzüne çıkarmayı hedefliyoruz. Buluşum sayesinde bin yıllık usta ellerin hikayelerinin kısa film serisi ile ölümsüz hale getirilmesi, oluşturulacak Dijital Zanaat Kütüphanesi ile kayıt altına alınması ve böylelikle Anadolu’nun kültürel mirasının köklü değerlerinin projemiz ile gelecek nesillere de taşınmasını planlıyoruz” diye konuştu.

    Gülcüler, projenin önemine değinerek sözlerini şöyle tamamladı: “Biz Gaziantep’e gitmeseydik ne Mehmet Usta’dan ne de zanaatından haberimiz olacaktı. Kim bilir Anadolu’nun kaç farklı şehrinde bizi hikayeleriyle bekleyen ustalar ve keşfedilmeyi bekleyen zanaatlar var dedik. Bu topraklarda binlerce yıllık zanaatları devam ettiren birçok usta var. Biz de bu zanaatları korumak için ’Ustamdan’ı kurma kararı aldık. Ustaların zanaatlarını insanlara ulaştırmak için bir köprü oluşturmaya karar verdik. Ustamdan projesi sayesinde Mehmet Usta’nın lületaşını, Ödemiş’teki Münise Usta’nın oyasını ve daha birçok ustanın ürünlerini büyük markalara uygun hale getiriyoruz. Böylece ustaların zanaatları büyük markaların kataloglarında bulunabiliyor. Bu toprakların değerlerini gün yüzüne çıkarmak ve kaybolmasını engellemek için önemli destek gerekiyor. Buluşum bizim için bir fırsat oluşturdu. Biz de bu imkanı geliştirmek için çalışıyoruz”.