Etiket: Zamana

  • Tarihi değirmenler zamana direniyor

    Gümüşhane’nin Torul ilçesine bağlı Gümüştuğ köyünde bulunan tescilli 3 adet tarihi su değirmeni, yüzyıllardır ilk günkü gibi hizmet veriyor.

    Denizden bin 800 metre yükseklikte kurulu köyde bulunan 3 adet tarihi değirmen zamana direniyor.

    Ne zaman yapıldığı bilinmeyen değirmenlerin bakımını köyde son dönemde sayısı iyice azalan bir iki usta yaparken, köy muhtarı Bekir Çubukçu değirmenlerde un öğütmek için Torul ilçe merkezinden ve köyün kurulu olduğu Çit deresindeki köylerden insanların halen geldiğini söyledi.

    Köyde daha önce Rumların yaşadığını, mübadeleyle onların Yunanistan’a göç etmesinden sonra 1938 yılında Kirazlık köyünden burayı satın alarak geldiklerini kaydeden Çubukçu, “Bu köyü biz 1938 yılında satın aldık. Burada daha önce Rumlar duruyordu. Onlar mübadele sonucu Yunanistan’a gidince bizde Kirazlık köyünden gelerek burayı satın aldık. Burada kalan tüm varlıklar da bizim oldu. Bu değirmenlerde o zamandan bu zamana kadar geldi” dedi.

    Köyde 3 adet tarihi değirmen olduğunu, üçünün de Trabzon Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından tescillendiğini dile getiren Çubukçu, “Değirmenlerimiz eski yapıya sahiptir. Su değirmeni, kara değirmen diyoruz. Köydeki yetiştirdiğimiz buğdayı, tarımsal ürünleri kendi isteğimize göre ince-kalın veya ununa göre ayarlayıp öğütebiliyoruz. Ayrıca Torul’dan veya Çit deresindeki köylerden de buraya gelip buğday öğütenler de oluyor” diye konuştu.

    Bu değirmenlerin köyün zenginlikleri, aynı zamanda da ülkenin zenginliği olduğunu ifade eden Çubukçu, “Ama sadece köy muhtarlığı olarak bunları elde tutmak, çaba sarf etmek yetmiyor. Devletin de bu konularda bize destek olmasını istiyorum. Bazen gücümüz onarım ve bakımına yetmiyor. Veya biz onarınca aslına uygun yapamıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Değirmenleri çalıştırmak için su konusunda bir sorunları olmadığını, dereden suyun her zaman bol miktarda aktığını kaydeden Çubukçu, “Değirmenlerin ustaları vardır. Herkes değirmende taşı taraklayamaz, çarkını ayarlayamaz. Köyde 1-2 usta kaldı. Onlar gelip o taşları ayarlar” dedi.

    Çubukçu, bu değirmenlerde yapılan unun farkını şu şekilde açıkladı: “Kepeği de içinde kalıyor. Değirmen unu yakmıyor. Yani doğal olarak buğday unu bize geliyor. Köyümüzde gübre olayı da yok. Organikten ziyade köyümüzdeki herşey doğal olarak yetişiyor. Fabrikada kepeğinin fazlasını alıyor. Ama burada kepekli olduğu için ekmeği de lezzetli oluyor.”

  • (Özel haber) ’Yalnız minare’ zamana meydan okuyor

    Malatya Karakaya Baraj Gölü sahası içerisinde bulunan Boran’daki ’Yalnız minare’ 30 yıldır hiçbir değişikliğe uğramadan ayakta duruyor.

    Karakaya Baraj Gölü’nün Battalgazi ilçesi Boran köyünde baraj gölünün su tutmasıyla birlikte istimlak alanı içerisinde kalan bölgenin en eski köy camisinin 1968 yılında yapılan minaresi adeta zamana meydan okuyor. Köy halkı tarafından yıktırılmayan minare, baraj gölünün su tutmaya başladığı 1984 yılından baraj gölü içerisinde kalmasına karşın, herhangi bir tahribata uğramadı. Yaz aylarında suyun çekilmesi ile birlikte tamamen ortaya çıkan cami minaresi yerli ve yabancı turistlerin de dikkatini çekiyor. Tarihi caminin zamanla yıkılarak tahrip olması sonucu yalnız kalan minare yıllara meydan okurcasına hala ayakta dimdik duruyor. Çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapan ve tarihiyle dikkat çeken Battalgazi’deki tarihi minare, zamanla Boran’ın simgesi haline geldi. Köyün sakinlerinden Bayram Aluç, yaptığı açıklamada baraj gölünün Boran’a gelmeden önce köyün kalabalık olduğunu, ancak barajın gelmesiyle birlikte bir çok kişinin taşınmak zorunda kaldığını ifade etti.

    “Çok sağlam bir yapıymış ki suyun içinde kalmasına rağmen yıkılmadı ve hala ayakta”

    Suyun gelmesiyle birlikte caminin yıkıldığını ancak minarenin ayakta kaldığını belirten Bayram Aluç, “Ben 58 yaşındayım ve bu minare kendimi bildim bileli burada. Evin daha önce oradaydı. Baraj gelmeden önce burası kalabalıktı. 600 hane ev vardı burada. Sonra baraj geldi ve millet her biri bir taraf dağıldı. Cami suyun altında kalınca köylü tarafından yıkıldı, ancak minareyi yıkmadılar. Çok sağlam bir yapıymış ki, suyun içinde kalmasına rağmen yıkılmadı ve hala ayakta” dedi.

    “Camiyi yıktılar ama minare sağlam olduğu için kaldı”

    Hakan Zeyveli isimli köylü de ’Yalnız Minare’nin zamana meydan okuduğunu kaydederek, “Burası artık köyün bir simgesi oldu. Minarenin çok sağlam olduğu ifade ediliyor. Camiyi yıktılar ama minare sağlam olduğu için kaldı. Tabi burası yerli ve yabancı turistlerin de dikkatini çekiyor. Aslında koruması, restore edilmesi gereken tarihi bir yapı” ifadelerini kullandı.

  • 52 yaşındaki traktör zamana meydan okuyor

    Antalya’nın Manavgat ilçesinde bir çiftçiye at olan ve çalışır haldeki 1965 model traktör zamana meydan okuyor.

    Fiat 411 marka traktörünü 1987 yılında Serik ilçesinde bir galeriden alan ve 30 yıldır kendisi kullanan traktörün sahibi Ramazan Okudur, bugün 52 yaşında olan traktörünü daha uzun yıllar da kullanmaya niyetli. Artık antika statüsünde olan traktörüne gözü gibi bakan Okudur, 2 yıl sonra ilk kez çalıştırdığı traktörüyle Manavgat caddelerindeydi. Günümüzde traktöre fazla ihtiyaç duymadıkları için 2 yıldır traktörün kontağını açmadığını söyleyen Ramazan Okudur, “Tarlada lazım olduğu için çalıştırıp Manavgat’a geldim. Uzun süre çalışmadığı için akülerini ve çalışma aksamını kontrol ettiriyorum. Bir süre bahçede toplanan Portakalları taşıyacağız. Daha uzun yıllar kullanmayı düşünüyorum. Yeni traktörler sık sık arızalanırken eskiler arıza nedir bilmediği gibi arızalandığında kendimiz tamir ediyorduk” diye konuştu.

  • Çocuk ve beyin gelişimini zamana bırakmayın

    Uzman Psikiyatrist Dr. Tanju Sürmeli, anne babaları çocukların beyin gelişimi konusunda uyararak, “Ebeveynlik hataları ile beynin normal gelişme süreci olumsuz etkilenirse çocukların beyin olgunlaşması gecikebilir ve o yaş grubunda olması gereken beyin becerilerinde geri kalmalar başladığında yaşı artsa bile bu açık kapanmaz. Zaman doğru bir ilaç olmamakta, aksine zarar verir” dedi.

    Çocukların beyin gelişimde anne ve babaların önemli olduğunu belirten Psikiyatrist Dr. Tanju Sürmeli, “Anne baba olmayı, kendi anne babamızdan, çevremizde gördüğümüz örneklerden öğreniyor, eksikleri de anne baba olunca kapatıyoruz. Yani yaşayarak öğreniyoruz ancak eğer ’Normal Ebeveynlik’ yapamıyorsak, yani görevimizi yerine getiremiyorsak çocuğun beyin gelişimine de zarar veriyoruz. Ebeveynlik hataları ile beynin normal gelişme süreci olumsuz etkilenirse çocukların beyin olgunlaşması gecikebilir ve o yaş grubunda olması gereken beyin becerilerinde geri kalmalar başladığında yaşı artsa bile bu açık kapanmaz. Zaman doğru bir ilaç olmamakta, aksine zarar verir. Beynin olgunlaşmasındaki bu gecikme beynin farklı çalışmasına da yol açabilir. Özellikle ilk yaşta beynin derinlerinde yer alan Beyaz Cevherin uyarılması ilerki yıllarda dikkat merkezinin gelişmesi için çok önemlidir” diye konuştu.

    “Ağır metaller, kafa travmaları ve beslenme geriliği sorunlara yol açıyor”

    “Olgunlaşma sürecinde problem yaşayan çocuklarda olgunlaşma, normal çocuklardan farklı olarak gözlenir” diyen Tanju Sürmeli , “Bu süreçteki sorun ya da gerilemelere, çeşitli genetik, sosyal ve çevresel faktörler; ebeveynlik hataları, eğitim, beslenme, vitaminler, ağır metaller; hafif bile olsa kafa darbeleri gibi olumsuzluklar da etkilerse çocuklarda, dikkat eksikliği, hiperaktivite, öğrenme zorluğu, otizm, kaygı bozukluğu, takıntılar, depresyon, intihar düşünceleri, zeka problemleri, davranış problemleri ve şizofreni ortaya çıkabiliyor. Mesela beynin olgunlaşması Dikkat Eksikliği Bozukluğunda kendi yaş grubuna göre 1-2 yaş geri kalıyor. Bu durumların doğru teşhis ve tedavi edilmemesi alkol, uyuşturucu bağımlılığı, şiddet ve suç işlemeye kadar giden durumlara neden olabiliyor” ifadelerini kullandı.

    “İlk bir yaşta Beynin Beyaz Cevheri’ni uyarın”

    Ebeveynlerin çocukları ile oyun oynamadığını ve bu zamanı teknolojik aletlere ayırdığını söyleyen Sürmeli, “Duygular dikkat ve hafızanın gelişmesinde etkili olduğu gibi karar verme mekanizmasında da önemlidir. Beynin derininde bulunan Beyaz Cevher’in doğumdan itibaren bir yaşına kadar doğru uyarılması çocuğun ilerideki dikkatinin gelişmesinde rol alıyor. Sağlıklı bireyler, sağlıklı gelişen beyinlerle ortaya çıkar. Bu durum yüksek teknoloji ile yapılan birçok çalışma ile kanıtlamıştır. Doğru ebeveynliğin bu gelişmeye önemli katkı vereceğini de biliyoruz. Oxford’dan yapılan çok yeni bir yayın çocukluk dönemi ve ergenlikte beynin duygusal kapasitesinin gelişmekte olduğu süreçte beyindeki bu gelişmenin sinir bağlantılarını sağlıklı bir şekilde yapabilmesinin onların depresyona girmesini engelleyebileceği ve bu gelişmeyi koruyan yöntemlerin (Neurofeedback gibi) buna çok büyük katkısı olacağını, böylece zihinsel sağlık sorunlarının önlenmesinde kritik öneme sahip olabileceğini belirtmektedir.” derken Beynin gelişiminde ortaya çıkan gerilik ve sorunlarda ilaçsız tedavi alternatiflerinin olduğunun da altını çizdi.

  • Malatya’da lostracılar zamana meydan okuyor

    Malatya’nın tarihi lostracıları zamana meydan okuyor.

    Eskiyen ayakkabıların boyanması, tamiri ve bakımının yanı sıra Malatya’nın değerlerini, kültürünü ve anılarını yarım asırdır geleceğe taşıyan lostracılar, Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin kendilerine tahsis ettiği yerde müşterilerini bekliyor. Lostracılığın son temsilcileri, mekana, zamana ve teknolojiye direnerek ayakta kalmaya çalışıyor. 1987 yılından beri Pamukçular Sokak’ta müşterilerine lostra hizmeti veren küçük dükkanların bir çoğu yıllardan beri babadan oğla geçerek bugünlere gelmiş.

    “Çırak yetişmiyor”

    Doğma büyüme Malatyalı olan Bayram Apohan (55), mesleğin babasından kendisine kaldığını söyleyerek, çırak yetişmediği için lostracılığın bitme noktasına gediğini ifade etti. Apohan, ayakkabı tamir etmenin çok keyifli bir iş olduğunu dile getirerek, “Eskiden bayramlarda 100-150 çift ayakkabı tamir edilirken şimdi ise akşam evimize ekmek götürebilecek miyiz bunu kaygısını yaşıyoruz. Ayakkabı sektörünün her geçen büyümesi ve ucuza mal edilen ayakkabıların çoğalmasıyla bu meslek giderek yok oluyor. Meslekte ne yazık ki çırak yetişmiyor” dedi.

    “Burada ısınmak çok zordur”

    Apohan, gelen taleplerin genelde topuk tamiri olduğunu ve müşterilerinin daha çok kadınlar olduğunu belirterek, “30 yıldır bu işle meşgulüm. Tabi daha önce burada değildim. Değişik mekanlar gezdim. Bir ara ayakkabıcı dükkanı da açtım ama bu işten bir türlü kopamadım. Tabi bu işin birçok zorluğu var. Mesela kışın eliniz bu keser. Ayakkabı elinize yapışır. Burada ısınmak çok zordur. Bunun dışında hiç iş yapamadığınız günler de olur. Ama yine de Allah’a şükür evimize ekmek götüreceğimiz bir ekmek teknemiz var” dedi.

    “Meleğimiz bitme noktasına geldi”

    17 yıldır ayakkabı tamirciliği yaptığını belirten Vedat Deryol (35) ise mesleğin sırrının sabır ve emek olduğunu kaydederek, “17 yıldır bu işle meşgulüm. İşimi seviyorum. Bu işin sırrı sabır ve emektir. Tabi her işte olduğu gibi bizim işimizde de zorluklar vardır. Mesela soğukta üşürüz. Ne yaparsanız yapın elinizin üşümesine engel olamazsınız. Meleğimiz bitme noktasına geldi maalesef. Ben bunun ayakkabı sektörünün büyümesine bağlıyorum. Tabi bir de insanlar artık eskiyen, yırtılan ayakkabılarını tamir ettirmek yerine yenisini alıyor” diye konuştu.

    (MT-HA-Y)