Etiket: Yurdakul:

  • Özel Bilkent Erzurum Laboratuvar Okulları İlkokul ve Ortaokul Müdürü Yurdakul: “Okula başlama çocuklar için önemli bir adımdır”

    Özel Bilkent Erzurum Laboratuvar Okulları İlkokul ve Ortaokul Müdürü Yurdakul: “Okula başlama çocuklar için önemli bir adımdır”

    Yeni eğitim öğretim yılının başlamasına kısa bir süre kala, okula yeni başlayacak olan öğrencilerin okula uyumlarını kolaylaştırmak amacıyla uzmanlar aileleri uyardı.

    Özel Bilkent Erzurum Laboratuvar Okulları İlkokul ve Ortaokul Müdürü Meliha Ayşen Yurdakul, okula yeni başlayacak olan öğrencilerin okula uyumlarını kolaylaştırmak için velilere yardımcı olacak önemli uyarılarda bulundu.

    “Okula başlama, çocuklar ve aileleri için önemli bir aşamadır ve çocuğun yaşamında büyük bir değişim anlamına gelmekte, çocuklarıyla birlikte aileler de bu heyecanı paylaşmaktadır” diyen Yurdakul; “Okula başlayacağı güne kadar çocuklar, zamanlarının büyük bir bölümünü evde kardeşleri ile birlikte ya da anne babalarıyla bir arada geçirmektedirler. Okulların açılmasıyla birlikte çocuklar tamamen yabancı olduklar yeni bir ortama girerler. Bu ortam yani okul ortamı, çocuğun daha önce belki hiç görmediği, tanımadığı ortamdır. Bu nedenle okula yeni başlayan çocuk, daha önce hiç tanımadığı yeni insanlarla bir arada vakit geçirmeye başlayacaktır. Bu durumu kavramakta zorlanan çocukların okula uyumları güçleşmekte ve gelecekteki eğitim yaşamları da bundan etkilenmektedir. Aslında okula yeni başlayan çocukların belli bir süre yabancılık çekmesi ve uyum güçlüğü yaşaması normaldir. Önemli olan; aile, okul ve öğretmenin bu süreçte işbirliği içerisinde olup, çocuklara yardımcı olmalarıdır” dedi.

    “Bu süreçte neler yapılmalıdır?”

    Anne babaların, okula yeni başlayan ve bu tür güçlükleri yaşayan çocuğun sadece kendi çocukları olmadığını, her çocuğun bu tür zorluklar yaşadığını bilmeli ve ona göre davranması gerektiğini ifade eden Yurdakul, “Her çocuk benzer şeyler yaşamakta fakat her çocuğun bu durumla baş etme yöntemi farklıdır. Aileler, kendilerini çocukların yerine koyarak, olayları onların gözüyle görmeye çalışmalıdırlar. Diğer bir ifadeyle, “kendileri yeni ve bilmedikleri bir ortama girdiklerinde ne hissetmektedirler?” Bunu fark ederlerse, çocuklarının duygu, düşünce ve davranışlarını daha iyi anlayacaklar ve onlara daha çok yardımcı olacaklardır.Okul ile ilgili hazırlıkları ve küçük de olsa bazı alışverişlerini çocukla birlikte yapmak, bu hazırlıkları yaparken onun kararlarının da dikkate alındığı, mesajını vermek okul hakkında onu heyecanlandıracak, okula uyumu hızlandıracaktır” diye konuştu.

    Öğrencinin okula götüreceği çantasını ya da araç gereçlerini, anne-babasıyla birlikte hazırlaması gerektiğini, öğrenciye okulda onu iyi şeylerin, yeni arkadaşların beklediğini vurgulamak gerektiğini belirten Meliha Ayşen Yurdakul, şunları söyledi:

    “Ebeveynler, çocuklarının, okula, öğretmenlere ve arkadaşlarına karşı olan, duygu ve düşüncelerini ifade etmelerine fırsat vermeli. Onları saygıyla dinlemelidirler. Anne- babaların, okulla, öğretmenle ve diğer çocuklarla ilgili olumlu bir dil kullanmaları, çocuklarının okula alışmalarını hızlandıracaktır. Çocuklar, okulun ilk açıldığı gün okula gitmeli fakat; Çocuğun ilk günün stresinden de uzak tutulması gerekmektedir. Yani, okulun ilk günlerinde yaşanması muhtemel karışıklıklardan, kalabalık ve gürültülü ortamlardan uzak kalmasını sağlamak yine çocukların okula uyumunu kolaylaştıracaktır. Öncelikle, öğretmenlerin idarecilerin ve ebeveynlerin kaygı-stresten uzak olmaları, sakin olmaları bu konuda önemli bir etkiye sahiptir.”

  • FETÖ sanığı Yurdakul: “Takvimi neden işaretledim hatırlamıyorum”

    Antalya’da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında tutuklanan eski Antalya Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Ahmet Yurdagül, masasının üzerindeki takvimde 8 Temmuz, 15 Temmuz ve 22 Temmuz tarihlerinin işaretlenmesi konusunda “Takvimde 8 Temmuz, 15 Temmuz ve 22 Temmuz tarihlerinin işaretlendiğine ilişkin iddianamede bir açıklama var. Ailemle beraber bir program yapmayı planlamış olabilirim. Başka bir plan için bu şekilde bir işaretleme yapmış olabilirim fakat takvimi neden işaretledim hatırlamıyorum” dedi.

    Antalya’da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında tutuklanan eski Antalya Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Ahmet Yurdagül, eski Burdur Garnizon Komutanı ve 58. Piyade Eğitim Alay Komutanı Piyade Albay Metin Karagöz ile eski Antalya 3. Piyade Er Eğitim Tugay ve Garnizon Komutanı Tuğgeneral Mustafa Kaya’nın yargılandığı davanın ilk duruşması tamamlandı.

    Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından adliye binasındaki 15 Temmuz Şehitleri Konferans Salonu’nda görülen duruşmada, sanıklar, avukatları ile yakınları hazır bulundu.

    İddianamede üç eski komutan hakkında “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs”, “silahlı terör örgütüne üyelik”, “askeri komutanlıkların gasp edilmesi”, “TBMM’yi ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs”, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” suçlarından ayrı ayrı üçer kez ağırlaştırılmış müebbet, birer kez müebbet ve 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

    Duruşmada sanıklardan Ahmet Yurdagül savunmasında, 15 Temmuz 2016 günü Kemer ilçesinde SOLOTÜRK’ün gösterisini izlediğini, saat 22.00 sıralarında İl Jandarma Komutanlığından nöbetçi Subay Ferhat Konuş’un kendisini arayarak, “Acil alaya dönmeniz gerekiyor, telefonda söyleyemem” dediğini aktardı.

    Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Bölge Başkanı ve İl Emniyet Müdürünün de kendisini arayıp neler olduğunu sorduklarını hatırlatan Yurdagül, onlara da hiçbir şey bilmediğini söylediği bilgisini verdi.

    Yurdagül, Vali Münir Karaloğlu’nun kendisini aradığını, bir darbe girişiminin söz konusu olduğunu ancak bunun Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından yapılmadığını söylediğini, kendisinden birlik personelinin bu kalkışmaya katılmamasını sağlamasını istediğini ileri sürdü.

    Yurdagül şu ifadeleri verdi:

    “İl Jandarma Komutanlığındaki odama gittiğimde, komutanlığa sözde ’sıkıyönetim direktifi’ başlıklı yazının geldiğini gördüm. Bazı komutanların bunu incelendiğini gördüm. Odada Bülent Toy, Fatih Üstündağ ve ben vardım. Fatih Üstündağ bana sıkıyönetim direktifini anlattı. Tunceli Jandarma Bölge Komutanı olarak görevlendirildiğimi söyledi. Ben bunun bir cuntanın teşebbüsü olduğunu söyledim, bu sıkıyönetim direktifinin uygulanmayacağını, alt birimlere gönderilmeyeceğini emrettim. Söz konusu mesajı ve belgelerini de alarak Vali Karaloğlu ile görüşmek için makamına gittim. Burada Başsavcıvekilleri Mehmet Karakaya, Cevdet Kayafoğlu ve Adnan Tabar ile İl Emniyet Müdürü Cemil Tonbul vardı. Karaloğlu’na yazıyı verdim. Vali Bey, Antalya’ya kimin görevlendirildiğine baktı. Antalya sıkıyönetim komutanı olarak görevlendirilen Metin Karagöz’ün kim olduğunu sordu. Ben kendisine Metin Karagöz’ün Burdur Piyade Eğitim Alay Komutanı olduğunu, bugün sancak devir teslimi yaparak görevini devrettiğini söyledim. Başsavcıvekillerinin bulunduğu ortamda Tunceli Jandarma Bölge Komutanlığına görevlendirildiğimi anlattım. Darbe girişiminin Türk Silahlı Kuvvetlerinin emir komuta zincirinde olmadığını, sıkıyönetim direktifinde Genelkurmay Başkanının imzasının bulunmadığını, bir tuğgeneralin imzasının olduğunu söyledim.”

    “Basın açıklaması”

    Vali Karaloğlu’nun kendisinden basın açıklaması yapmasını istediği aktaran Yurdagül, Genelkurmay Başkanlığından izin almadan bunu yapamayacağını söylediğini belirtti. Konuta gelen Mustafa Kaya ve Metin Karagöz’ün de Vali Karaloğlu’na aynı yanıtı verdiklerini hatırlatan Yurdagül, Karaloğlu’nun açıklama yapması durumunda onun yanında yer alabileceklerini ifade ettiklerini kaydetti.

    Yurdagül, Konya Jandarma Bölge Komutanlığından, Antalya Jandarma Komutanlığındaki telsizlerin yarısının frekans değişikliği ile şifre yüklenmesine ilişkin Konya’ya istendiğine dair bir yazı geldiğini, bunun üzerine yapılan görüşmelerin ardından telsizlerin Konya’ya gönderildiğini savundu.

    Takvim tarihleri

    İddianamede, masasının üstündeki takvimde üç tarihin işaretlendiğinin hatırlatılması üzerine de Yurdagül, “Takvimde 8 Temmuz, 15 Temmuz ve 22 Temmuz tarihlerinin işaretlendiğine ilişkin iddianamede bir açıklama var. Bu tarihleri işaretleyip işaretlemediğimi hatırlamıyorum fakat işaretlemişsem buna ilişkin yorumum şudur; 1 Ağustos’a kadar üç hafta sonu var, bu üç hafta sonu için ailemle beraber bir program yapmayı planlamış olabilirim yani denize gitmeyi ya da başka bir plan için bu şekilde bir işaretleme yapmış olabilirim fakat takvimi neden işaretledim hatırlamıyorum” dedi.

    Mahkeme heyeti, diğer sanıklar Metin Karagöz ve Mustafa Kaya’nın dinlenilmesi için duruşmayı 3 Mayıs’a erteledi.

  • Yurdakul: “Çocuğunuzu Sınav Öncesi Başkaları İle Kıyaslamayın”

    Psikiyatrist Dr. Sabri Yurdakul, sınav öncesi başkaları ile kıyaslanmanın, öğrencilerde kaygıya ve suçluluk duygusuna sebep olduğunu, bunun da başarıyı engellediğini söyledi.

    Çocukları sınava hazırlanan ailelere önemli uyarı ve tavsiyelerde bulunan Yaprak Psikiyatrik ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi kurucusu Psikiyatrist Dr. Sabri Yurdakul, sınav öncesi ailelerin yapması gereken temel görevin, şimdiye kadar çalışmaları nasıl olursa olsun çocuklarına karşı olumlu dil kullanmak olduğunu belirtti. Yurdakul, “Hata yapmış olabilirler, istedikleri kadar başarı gösterememiş olabilirler ama şu andan sonra onlara olumsuz bir şey söylemenin, serzenişte bulunmanın bir faydası olmayacaktır” dedi.

    Ailelerin sınav konusunda yapmaları gereken en doğru şeyin, çocuklarına, bugüne kadar elinden gelen gayreti gösterdiğini söylemeleri olacağını ifade eden Yurdakul, “Böyle düşünmüyorsak bile bunu ona belli etmemeliyiz. Çünkü artık yapılacak yeni bir şey olmadığı gibi, öfkelenip, sinirlenip ya da kaygı duyarak bildiklerini de sınava yansıtamamasına neden olabiliriz” ifadelerini kullandı.

    “MORAL BOZMAMAK İÇİN YORUM YAPMAYIN”

    Psikiyatrist Dr. Sabri Yurdakul, ailelerin iyi ya da kötü yorum yapmak yerine, bundan sonra önemli olanın çalıştıklarını sınavda en iyi şekilde gösterebilmek olduğunu düşünüp, mümkün olduğunca yanlış anlaşılabilecek söz ve davranışlardan uzak durmaları gerektiğini kaydetti. Yurdakul, şöyle devam etti:

    “Çocuklarımıza ‘sen çalıştın, inanıyorum ki başarılı olacaksın’ dediğimizde, ‘çalıştım ama ya başarılı olamazsam?’ diye kaygılanacak, eğer ‘çalışmadın ki, ne bekliyorsun?’ şeklinde konuşursak bu defa da ‘zaten ailem bana güvenmiyor ve inanmıyor’ deyip, moral bozukluğu yaşayacaklardır. Bu yüzden en iyisi yorum yapmamaktır.”

    “SINAVA SİZ DEĞİL, BİR YAKININIZ GÖTÜRSÜN”

    Bir diğer önemli konunun, ailelerin kendi kaygılarını çocuklarına yansıtmaması olduğunu dile getiren Yurdakul, “Bunun en iyi yolu ise sınava giderken onları bir başkası ile göndermektir. Eğer birlikte gidersek beden dilimiz farkında olmadan kaygımızı onlara yansıtacağı için bizim yanımızda durdukça kaygıları artacaktır. ‘Sen heyecanlanma’ demenin de o anda çok faydası dokunmayacaktır. Bu yüzden sınav günü güvendiğimiz bir aile yakını veya bir büyüğümüzle onları sınava göndermek en doğru davranış olacaktır” dedi.

    “ASLA KIYASLAMA YAPMAYIN”

    Ailelerin çocuklarını başkalarıyla kıyaslamasının fayda getirmeyeceği gibi, başarıyı da olumsuz etkileyeceğini belirten Psikiyatrist Dr. Sabri Yurdakul, ailelere uyarılarını şu sözlerle sürdürdü:

    “Çocuklarımızı arkadaşları ile kıyaslamak, onların çok çalıştığı için başardığını anlatmak da bir işe yaramayacak, aramızı bozmaktan öteye geçmeyecektir. Bütün bunlara dikkat edersek çocuklarımız sınava girecek, çalışıp öğrendiklerinin karşılığını yapacak ve çıkacaktır. Böyle yapmazsak sınava demoralize bir şekilde girip, kaygı ve suçluluk duygusu ile bildiklerini de yapamayacak ve sonuçta alabileceği puanlardan daha kötü sonuçlar alacaktır.”

  • Uzman Psikiyatrist Yurdakul: “Kadına Şiddetin Temel Sorumlusu Toplumdur”

    Uzman Psikiyatrist Sabri Yurdakul, kadınları şiddetten korumanın yolunun toplumun bakış açısını değiştirmekten geçtiğini söyledi.

    Yurdakul, yaptığı açıklamada, kadına şiddeti tek tek bireyler işlese de temel suçlunun toplum olduğunu ifade ederek, “Şiddete karşı çıkmayan, ’Kızını dövmeyen dizini döver’, ’Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin’ şeklindeki atasözleriyle büyüyen bireylerin kadına şiddet uygulaması şaşırtıcı değildir. Aynı şekilde evde dayak yiyerek büyüyen çocuklar yetişkin olduklarında zayıf gördükleri kadınları hedef alarak şiddet uygulamaktadır. Çocukluğunda evde şiddete tanık olan çocuklar kendileri şiddet görmeseler de şiddete yatkın yetişmekte, büyüdüklerinde kendilerine güç yetiremeyen eşlerine şiddet uygulayabilmektedir” dedi.

    ’Dayak cennetten çıkmadır’ yaklaşımıyla aslında sadece kadınların değil, çocukların da şiddete maruz kaldıklarını ifade eden Yurdakul, şunları söyledi:

    “Bu da şiddete yatkın bir toplum ortaya çıkarmaktadır. Her toplumda çocuklar ve kadınlar şiddete maruz kalabilmekle birlikte ama toplumun bakış açısı bunu onaylamadığında, şiddete tepki gösterip karşı çıkmaktadır. Öte yandan şiddeti makul bir baskı aracı gören, kadının sesini çıkarmasının aile içi düzeni bozacağını düşünen toplumlar ise şiddete katılmasalar da sessiz kalarak bir yerde suça ortak olmaktadırlar. Büyük oranda eşinden veya ailesindeki diğer erkeklerden şiddet gören kadının ekonomik zorluklar, çevre baskısı ya da çocukları nedeniyle evden ayrılamaması, ailesinin boşanıp geri gelmesini desteklememesi sonucunda kadın şiddet uygulayan eşinden uzaklaşamamakta ve şiddet görmeye devam etmektedir.”

    “Hiçbir şey dayağı ya da fiziksel şiddeti haklı çıkarmasa da, şiddet gören bir kadın duyduğunda insanların sordukları ilk soru ’Ne yapmış acaba?’ olmakta bu da şiddetin sürmesine neden olmaktadır” diyen Yurdakul, “Kadınlarımızı şiddetten korumak istiyorsak bunun yolu toplumun bakış açısını değiştirmek, kız çocuğu olsun erkek çocuğu olsun yetiştirirken şiddetten uzak bir aile ortamında yetiştirmek ve çocuklarımızın şiddet gösteren aile bireyini model almasını engellemektir. Ancak bunu yapabildiğimiz zaman şiddet gösteren bireylerin sayısı çok daha küçük sayılarda kalabilir ve yasal önlemler ile bu da ortadan kaldırılabilir. Yoksa her gün telin ederek bu şiddeti ortadan kaldırmak mümkün olmayacaktır” ifadelerini kaydetti.

  • Uzm. Psikiyatrist Yurdakul: “Sevgililer Gününü Kutlayın Ama Abartıya Kaçmayın”

    Uzm. Psikiyatrist Sabri Yurdakul, “Sevgilinizin sevgililer gününü kutlayın ama bunu yaparken abartıya kaçmayın. Daha pahalı hediye daha büyük sevgi değildir” dedi.

    Yurdakul, yaptığı açıklamada, ’sevdiğiniz insana olan sevginizi daha kişisel bir hediye ile kutlayın’ tavsiyesinde bulunarak, “Bu onu düşündüğünüzü, ona zaman ve emek harcadığınızı gösteren bir hediye olmalıdır. Bu hediyeyi arttırdığınızda daha aşağı inemezsiniz. O zaman sevgililer günü daha büyük hediyeyi alma yarışına döner ki bunun da ekonomik olarak yorucu olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

    Günümüz koşullarında artık sevgiyi göstermenin yolunun giderek artan değerde hediye almaya yöneldiği için hediyenin değeri arttıkça içinin boşaldığını ifade eden Yurdakul, şunları söyledi:

    “İnsanlar kendilerine verilen hediyeyi alıp bir kenara koyuyor ve çok da mutlu olmuyor. Hatta çıta o kadar büyük seviyelere çıkıyor ki aşağı inmesi mümkün olmuyor. Bu da hem onu alanı hem de alınanı zor duruma düşürüyor. O yüzden hediye alırken uzun sürede düşünülmüş, mümkünse emek harcanmış, özenilmiş bir hediye olmasına dikkat etmeliyiz. Buna ayıracak zamanımız yoksa o zaman değerli bir hediye eksiği tamamlar diye düşünüyorsanız bu doğru değil. Çünkü bazı şeylerin zamanı geçtikçe içi boşalmaya başlıyor. Sevgililer günü de bunun gibi olma yolunda.”

    Her yerde sevgililer gününde alınacak hediyeler olduğunu ama bu hediyelerin başka bir zamanda da alınabilecek hediyeler olduğunu belirten Yurdakul, şöyle devam etti:

    “Halbuki sevgililer gününde alınacak hediye gerçekten sevgiyi yansıtmalı, gönülden gelmeli ve başka birisinin para verip alamayacağı bir hediye olmalı. Son gün telaş içinde alınan değil, günler öncesinden özenle hazırlanıp kenara konmuş ve sevdiğinin aklına gelmeyecek bir hediye olmalıdır. Özellikle bayanların buna çok özen gösterdiğini biz erkekler unutmamalıyız. Nasıl olsa hanımların böyle bir dertleri çok fazla yok. Zaten sevgililer günü daha çok erkeklerin sevgilerini gösterdikleri bir zaman olma yolunda olduğu için erkeklerin biraz daha çalışması gerek diye düşünüyorum. Benden uyarması.”