Etiket: Yükseköğretimde

  • Rektör Çomaklı, “Yükseköğretimde Dijital Dönüşüm” tanıtım toplantısına katıldı

    Rektör Çomaklı, “Yükseköğretimde Dijital Dönüşüm” tanıtım toplantısına katıldı

    Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesinin ev sahipliğinde, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fuat Oktay’ın katılımıyla gerçekleşen proje tanıtım toplantısına Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç, il protokolü, YÖK yetkilileri, projedeki pilot üniversitelerin rektörleri, bölgedeki üniversite rektörleri, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

    YÖK Başkanı Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç, projenin, 8 pilot üniversitede uygulanmaya başlandığını ve bu sayının tedricen artacağını belirterek konuşmasına başladı. Başkan Saraç: “Üniversiteler, artık gerek öğrenciler gerek akademisyenler için küresel bazda bir rekabet ortamındadırlar. Dijital kapasite bu rekabette önde yarışabilmek için en önemli ögelerden biri olarak değerlendiriliyor” şeklinde konuştu.

    Bir başka başlığın bilimsel yayınlara ve araştırma verilerine çevrimiçi (online) erişimin günümüzde bilim yapmanın, teknolojik yenilik yaratmanın, ekonomik ve insani gelişmenin en önemli koşulu haline geldiğini vurgulayan YÖK Başkanı, “Yeni YÖK” olarak, açık erişim ve açık bilim konusunda da çalışmalar başlattıklarının altını çizdi.

    YÖK Başkanı Saraç’ın ardından konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, dijital dönüşüm ve yeni teknolojilerin ülkeye kazandırılmasında her zaman öncü olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını katılımcılara ileterek konuşmasına başladı. Almanya’da Endüstri 4.0, Japonya’da Toplum 5.0, ABD’de 4. Devrim gibi adlar verilen bu dönemin ülkemizdeki karşılığı Milli Teknoloji Hamlesi ve Dijital Türkiye olduğunu belirten Oktay, veri üretiminden güvenliğine, savunma, sağlık, eğitimden bilişim teknolojilerine kadar her alanda kendi ayaklarımızın üzerinde durmak mecburiyetinde olduğumuzun altını çizdi.

    Rektör Çomaklı: “Dijital Dönüşüm Ofisinin Açılışını Yaptık”

    Tanıtım toplantısına katılan ve konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı, dijital dönüşümün sağladığı avantajlardan yararlanmak isteyen kurum ve kuruluşların özel bilgi ve becerisinin olması gerektiğini, bu yeteneklere sahip olmak için yakın zamanda Atatürk Üniversitesi bünyesinde “Dijital Dönüşüm Ofisi”ni kurduklarını belirtti.

    Dijitalleşmenin getirdiği imkânları üniversitenin pek çok alanında uyguladıklarını ve dijitalleşmenin gücünü topluma temas edecek her noktada kullanmayı hedeflediklerini aktaran Rektör Çomaklı: “Tüm birimlerimiz ve beşeri sermayemiz ile çağın ötesine geçecek çalışmalar yapma arzusu ve gayreti içerisindeyiz. Başlatılan bu dönüşümün ilk adımlarını Atatürk Üniversitesinde atarak Yeni YÖK sistemine uygun projeleri hayata geçirmiş olduk. Bu kapsamda teknolojik bağımsızlığı gerçekleştirmek için Atatürk Üniversitesi olarak bilim üretmeye devam edeceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.

  • OMÜ’de “Yükseköğretimde Kalite Felsefesi” konuşuldu

    Eski Yükseköğretim Yürütme Kurulu Üyesi ve Maltepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Durmuş Günay, Ondokuz Mayıs Üniversitesinde (OMÜ), “Yükseköğretimde Kalite Felsefesi” konulu bir konferans verdi.

    Kalite kültürünün yaygınlaşması için düzenlenen konferans, OMÜ Uzaktan Eğitim Merkezi(UZEM) Konferans Salonunda yapıldı. Konferansın açılış konuşmasını yapan OMÜ Rektörü Prof. Dr. Sait Bilgiç, “Gönüllü olarak bir araya gelen kalite elçilerimizin, kalite sürecini başarıyla tamamlaması için heyecanlarını sürdürmek ve bilgilerini güncellemek istiyoruz. Bu nedenle de zaman zaman bu tür konferanslarda bir araya gelmeyi planlıyoruz. Hocamızın eğer bir konuda fikri varsa o fikri derinlemesine, farklı tüm felsefi boyutlarıyla ele alarak ortaya koymaya çalıştığını beraber çalıştığımız süre içerisinde gözlemledim. Kendisi birçok konuda bilgi sahibi olan ve bu bilgisini paylaşmak için Türkiye’nin çeşitli yerlerinde konferanslar veren değerli bir bilim insanıdır. Durmuş Hocamıza üniversitemize geldiği için teşekkür ediyorum” diye konuştu.

    “Yükseköğretim ve ekonomi arasındaki mesafe kısaldı”

    Konuşmasında yükseköğretimin kalite konusunda yaşadığı problemleri ön plana çıkarmayı amaçladığını belirten Prof. Dr. Durmuş Günay, “II. Dünya Savaşı’ndan sonra üniversiteler, ekonomiye katkı yapmaya başladı. Yükseköğretim ve ekonomi arasındaki mesafe kısaldı. Hatta Teknokentler gibi icat yapan merkezler, iyice üniversitelerin içine girdi. Tarihte yapılan bir icat 100 sene sonra uygulanırken artık icatlar hemen üniversitelerde uygulanıyor. Milletlerin ekonomik güç elde etme ve rekabet isteği yükseköğretimde araştırma ve inovasyonu ön plana çıkardı. Özellikle inovasyon çok gündemde bir mesele. İnovasyonun temeli de bir fikri ya da bilgiyi, hizmet ya da mal üretecek uygulamanın kıyısına getirmektir. Özellikle 2000’li yıllardan sonra internet ve bilişim teknolojisinin gelişmesiyle etik ve kalite ihtiyacı gündeme geldi. 21. yy’da internet ve bilişim teknolojisinin gelişimine bağlı olarak üniversitelerin çoğalması ve sistemin büyümesi, yükseköğretimde kalite sorununu bütün dünyada gündeme getirdi. Çünkü alternatif ve taleplerin çoğalmasıyla herkes yükseköğretimden pay almaya çalışıyor. Üniversiteler yüksek beyinleri kendine çekmeye çalışıyor, öğrenciler ise üniversiteden aldıkları eğitimle para kazanmak istiyor” dedi.

    “Üniversitelerin felsefi zemini yok”

    Üniversiteden daha yukarıda bir kurumun olmadığı söyleyen Günay, “Aslına baktığınızda doktorları, profesörleri üniversiteler yetiştiriyor. Ama Türkiye’de üniversitelerin felsefi bir zemini yok. Asıl sorun da bu felsefi ve bilgelik derinliğin olmaması. Üniversitelerimizde akademisyenlerimiz bilge olmalı, öğrencilerin hayatında iz bırakmalı. Eğitimin öğretmesi gereken en önemli şey, insanın kendine yalan söylediğini fark ettirmesidir Akademisyenler, öğrencilerine dosdoğru olmayı aşılamalıdır. Böylece üniversiteler, topluma vasıflı insanlar kazandıran kurumlar haline gelir. Eğitim sistemimiz, başka ülkelerin uzmanlarıyla dizayn edilemez. Her insanın kendi kültürüne göre bilgisi var ve dünyayı o kültüre göre yorumluyor. Önce kendimiz olacağız ve millet olarak kendimizi başka medeniyetlerle kıyaslamadan özgüven sahibi olacağız. Eğitimimiz yerelden başlayıp evrene doğru açılmalı. Anadolu’nun kıraç toprakları da eğitimde kendini merkeze almalı ve insanlığa faydalı bilgi üretmeli. Felsefe; madde, form (öz), fail ve erek (amaç) olmak üzere 4 neden kuramıdır. Ben de bu unsurlardan yola çıkarak bir üniversite sistemi geliştirdim. Bu sisteme göre öğrenci, üniversite madde; müfredat öz; erek ise yurda bilim, teknoloji üretmek ve kamu hizmeti sunmak. Sistem ise girdi, süreç ve çıktı şeklinde çalışıyor” şeklinde konuştu.

    Üniversitelerin temel işinin hakikati arama, bunun için araştırma yapma ve hakikati yaymak için de öğretme olduğunu belirten Prof. Dr. Durmuş Günay, konferansın sonunda katılımcılardan gelen soruları yanıtladı. Rektör Prof. Dr. Sait Bilgiç ise konuğu Günay’a günün anısına fidan sertifikası takdim etti.

    Konferansa; Samsun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mehmet Kuran, Prof. Dr. Vedat Ceyhan ve Prof. Dr. Mehmet Ali Cengiz, Genel Sekreter Doç. Dr. Menders Kabadayı, fakülte dekanları, akademisyenler, idari personel ile öğrenciler katıldı.

    Programın ardından Rektör Prof. Dr. Sait Bilgiç, Prof. Dr. Durmuş Günay ve beraberindekiler Samsun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın’ı makamında ziyaret ederek yeni görevinde başarılar diledi.

  • OMÜ yükseköğretimde kaliteye odaklandı

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ), “kalite” kültürünün geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması konusunda Rektör Prof. Dr. Sait Bilgiç’in önderliği ile çıktığı yolda, değerli bilgilerin paylaşıldığı bir başka toplantı daha gerçekleştirdi.

    Bu kapsamda Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörlüğünün davetlisi olarak Samsun’a gelen İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi ve önceki YÖK üyelerinden Prof. Dr. Recep Öztürk, “Yükseköğretimde Kalite” başlıklı sunumuyla bu sürece dair dünyada ve Türkiye’de yaşanan gelişmeleri ve bu konuda izlenecek aşamaları katılımcılarla paylaştı.

    Toplantıya; Rektör Prof. Dr. Sait Bilgiç, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mehmet Kuran, Prof. Dr. Vedat Ceyhan ve Prof. Dr. Mehmet Ali Cengiz, Genel Sekreter Doç. Dr. Menderes Kabadayı, rektör danışmanları, fakülte dekanları, meslek yüksekokulu ve enstitü müdürleri, daire başkanları ile çok sayıda öğretim üyesi ve görevlisi katıldı.

    Toplantının açılış konuşmasını yapan Rektör Prof. Dr. Sait Bilgiç, yapmakta oldukları asli işlerin kendilerinden beklenen ölçüde planlı, kaliteli ve başarılı bir şekilde yürümesini sağlamak adına bu tür toplantı ve etkinlikleri gerçekleştirdiklerini söyledi. Rektör Bilgiç, bu konuda müzakere, bilgi alışverişi ve yetkin isimlerle tecrübe paylaşımı yoluyla üniversiteyi daha yukarılara taşımak arzusunda olduklarını vurguladı.

    “Gidişatımızı kendi gözümüzle görerek kamuoyu ile paylaşmalıyız”

    Prof. Dr. Sait Bilgiç, Türkiye’de son yıllarda yükseköğretim kurumlarına yüklenen yükümlülüklerden birisi olan kalite olgusu doğrultusunda OMÜ olarak kurumsal iç ve dış değerlendirme süreçlerini kamuoyuyla paylaşma sorumlulukları olduğunu dile getirerek “Kalite yönetimi sürecinde kurumsal iç ve dış değerlendirmelerle kendi gidişatımızı kendi gözümüzle görerek ortaya koymak, kendi tespit ve gerçeklerimizi de kamuoyu ile paylaşmak durumundayız. Bizler de zaten kurumsal dış değerlendirmeye tabi olmak için niyet beyanımızı Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) Kalite Kuruluna iletmiştik. Bu da kabul görerek 2017 yılı içerisinde kurumsal dış değerlendirmeye tabi olduk. Tabii bütün bunları asli işlerimizi planlı bir şekilde yürütmek, bunları kendi vizyon ve misyonumuzla kontrollü ve koordineli olarak ortaya koymak adına gerçekleştiriyoruz. Elbette bütün bu çabaların pozitif yansımaları olacağı inancındayız” diye konuştu.

    “Kaliteyi içselleştirmeli ve davranış biçimi hâline getirmeliyiz”

    Ardından sunumuna başlayan Prof. Dr. Recep Öztürk, son gelişmelerle güncellenmiş olan yükseköğretimde kalite olgusunun detaylarını paylaştı. Konuşmasında yükseköğretimde kaliteyi ‘Bir yükseköğretim kurumunun veya bu kurum tarafından uygulanan bir programın yahut yine o kurumca ifa edilen bir hizmetin standartlara uygunluğu’ olarak tanımlayan Prof. Dr. Öztürk bu standartları ise mükemmellik, verimlilik, etkinlik, saydamlık, hesap verilebilirlik olarak sıraladı. Söz konusu kalite standartlarının ülkeden ülkeye farklı tanımlandığını belirten Öztürk, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, İsveç, Japonya, Finlandiya ve Avustralya gibi ülkelerdeki uygulamalara değinerek bu sürecin Türkiye’ye de yansımaları olduğunu kaydetti.

    “Bürokratik yüzü azaltmak için kalite merkeze alınmalı”

    Özellikle Finlandiya’nın 30 yıllık bir süreçte dikkat çeken ve takdire şayan bir aşama kaydettiğini aktaran Prof. Dr. Öztürk, “Dünya artık her alanda olduğu gibi kalite odaklı konuşuyor ve yükseköğretim de bundan nasibini alıyor. Bizim bürokratik yükü azaltmak için kaliteyi merkeze almamız lazım. Ancak bu süreç bize sürekli bürokratik yük olarak geri dönerse kaliteyi sevdiremeyiz. Kalite insan odaklı, akademisyen ve personel dostu olmalı, onların işlerini kolaylaştırmalı. Bu olguyu içselleştirmek ve gündelik davranış hâline getirmeliyiz” değerlendirmesinde bulundu.

    “Akreditasyon akademik kalitenin bir göstergesi”

    Sunumunda kalite sürecine eğitim-öğretimle başlanması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Öztürk yönetim ve hizmetin de belli sistemlere göre kalite temelli olması gerektiğini ifade etti. Ayrıca yükseköğretimde akreditasyon kavramı üzerinde duran Prof. Dr. Recep Öztürk akreditasyonun akademik kalitenin bir göstergesi ve doğal olarak bir hesap verme aracı olduğunu kaydederek şunları söyledi: “Kalite kavramının bütün unsurlarıyla aslında siz farkındalığa farkındalık katıyorsunuz. Her kurumun hayata dokunan ve ayakları yere basan kalite politikaları olmalı. Süreçleri yönetmek yani devamlı gelişme, iç ve dış paydaşları bu sürece katarak kalite kültürünün yaygınlaştırılması ve benimsenmesi eğitimimizin geleceği açısından kritik değerde. Örneğin eğitim kurumlarımızda ölçme ve değerlendirmede sıkıntılarımız var. Bilhassa uygulamalı bilimlerde bunun gereklerini tam olarak yerine getiremiyoruz.”

    “Eğitimde öğrenmeye dayalı modele geçiliyor”

    Türkiye’deki yükseköğretimde kalite güvencesi kronolojisi hakkında katılımcılara bilgiler aktararak sunumuna devam eden Prof. Dr. Recep Öztürk, Bologna sürecinin ülkemizde yükseköğretimdeki kaliteye ciddi katkıları olduğuna işaret ederek, “Bologna sürecinin çok önemli katkıları oldu fakat yükseköğretimde asgari standartlarımız hâlâ her alanda ve düzeyde maalesef yok. O nedenle bu standartlar hazırlanmalı, kalite değerlendirilmesi ve akreditasyon özerk kuruluşlarca yapılmalı. Zira kalite demek; daha iyi eğitim, araştırma, hizmet anlamına geliyor, dahası kalite ülke kalkınmasına ve kültür gelişimine destek oluyor. Dünyada eğitimde, süreye dayalı modelden öğrenmeye dayalı bir modele geçiliyor yani yeterlilikleri temel alan bir eğitim modeli söz konusu.”

    Konuşmasında üniversiteye katkı sunan hiçbir kriterde kısıtlamaya gidilmemesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Öztürk bu durumun hem söz konusu akademisyenler için haksızlık olduğunu hem de ülkemizin gelişmesi ve ilerlemesini sekteye uğrattığını ifade etti.

    “OMÜ’nün ilk binde yer alması önemli”

    Sıralama kuruluşu Times Higher Education’ın en son Dünya Üniversiteler Sıralaması’nda OMÜ’nün ilk binde yer almasının önemli olduğunu belirten konuk akademisyen Öztürk, bunun yanı sıra OMÜ’nün farklı sıralama türlerindeki yeri ve konumu hakkında da katılımcıları aydınlatarak biraz daha gayretle farklı sıralama türlerinde kendisine yer bulabileceğini söyledi.

    Sunum daha sonra soru-cevap ile interaktif şekilde devam etti. Kendisine yöneltilen soruları yükseköğretimde kalite konusundaki birikim ve tecrübesiyle cevaplayıp detaylandıran Prof. Dr. Recep Öztürk kendimize özgü bir Türk modelinin geliştirilmesi gerektiğinin üzerinde durarak ülkemizin gelişiminde çok önemli rolleri olan disiplinlerin merhamet alanları olmadığını, bu alanlarda vizyon sahibi akademisyenlere ihtiyaç duyulduğunu da vurguladı.

    Etkinliğin sonunda Rektör Prof. Dr. Sait Bilgiç, İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi ve önceki YÖK üyelerinden Prof. Dr. Recep Öztürk’ü aralarında görmekten büyük memnuniyet duyduğunu belirterek konuğuna fidan sertifikası ile üniversitenin hediyesini takdim etti.

    “Kalite süreci kararlı ve istikrarlı biçimde devam edecek”

    Rektör Bilgiç toplantı sonunda yaptığı açıklamada ise OMÜ’nün bu sürecinin sonu olmayan bir yolculuk olduğunu ifade ederek, “Üst yönetim olarak bu yolculuğa kararlı ve istikrarlı bir biçimde devam edeceğiz. Ancak hedeflerimize bütün mensuplarımızın inancı ve katkısı ile ulaşabiliriz. Bu üniversite var oldukça daha canlı ve güncel olmamız gerekiyor. Bu toplantıları inşallah devam ettireceğiz. Dinamik bir yapının varlığından haberdar olmanızı ve bu yapının bir bileşeni olmanızı arzu ediyoruz” diyerek bütün katılımcılara teşekkür etti.

  • İstanbul Aydın Üniversitesi Yükseköğretimde Yeni Eğilimleri Masaya Yatırdı

    İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) “Yükseköğretimde Yeni Eğilimler: Değişime Ayak Uydurma” başlıklı kongre düzenledi.

    Ceylan Intercontinental Otel’de gerçekleştirilen kongreye Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Orhan Erdem, İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Mustafa Aydın, İstanbul Aydın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yadigar İzmirli, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Değişen talepler, fırsatlar, beklentiler ve sorunlar doğrultusunda yükseköğretimin politikalarını, modellerini ve yenilikçi hareketleri değerlendirilmek amaçlı yapılan kongrede açılış konuşmalarını İAÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Mustafa Aydın, Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Orhan Erdem ve İAÜ Rektörü Prof. Dr. Yadigar İzmirli yaptı. Birçok önemli akademisyenin konuşmacı olarak katıldığı etkinlikte yapılan paneller doğrultusunda yükseköğretimlerin değişim ile ilgili yaşadığı problemler ve yapılabilecekler masaya yatırıldı.

    “ÜNİVERSİTELER KENDİ TOPLUMUYLA BÜTÜNLEŞMEK ZORUNDA”

    Kongre ile birlikte 110 ayrı bildiri yayınladıklarını ve 30 ayrı ülkeden katılımcıları ağırladıklarını dile getiren İAÜ Mütevelli Heyet Başkanı Mustafa Aydın, “Üniversiteler kendi toplumuna ışık saçabilmeleri için önce kendi ışıklarını beslemeleri gerekiyor. Aynı zamanda gelişen teknoloji ile birlikte arz talep karşısında ne yapmalılar ki kendilerini yenilemeliler? Hangi yöntemi uygulamalılar ki toprağına faydalı olsunlar? Geleneksel yöntemlerle mi yürümeliler yoksa artık çağın, küreselleşmiş dünyanın, dinamiklerine kendilerini dâhil ederek toplumuyla bütünleşmiş bir anlayışla mı yaklaşmalılar? Bu konu ve buna benzer konuların ele alınacağı bir platform burası. Bugün şuanda 6 milyon civarında öğrenci üniversitelerde eğitim görüyor bu yıl 2 milyonun üzerinde öğrenci üniversite sınavına girdi. Toplum üniversitelerden çok şey bekliyor. 1200’lü yıllarda Türkiye’de üniversite var aslında ama bugün dünyanın ilk 500 üniversitesine bakıldığında bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar üniversitemiz bu üniversitelerin arasına giriyor. Daha dün kurulmuş üniversiteler ilk beş yüzün içine girerken tarihten bu yana birçok başarıya imza atan bir millet olarak neden hala kendi üniversitelerimiz adını duyuramıyor diye kendimizi sorgulamamız lazım. Demek ki bir yerde problem var ve bu problemleri hep birlikte masanın üstüne yatırıp neşter vurmamız lazım. Problemleri kapının ya da divanın altına iterek çözemeyiz. Bu eksiklerin sebebi üniversitelerimiz evrensel değil, üniversite anlayışından uzaklaşmaları ve zaman zaman siyasileşmeleri. Akademik özgürlük adı altında veya özerklik adı altında bilime değil bilimin dışındaki konulara yönelmeleri. Dolayısıyla nedenleri gayet basit, üniversite toprağı ve toplumuyla bütünleşecek. Kendi sorunlarını tespit edecek. O ihtiyaçlara çare olacak. Üniversiteler içeri girilmeyen, dokunulmayan seçkinlerin eğitim görmüş olduğu bir yer olmaktan çıkacak. Halkın eğitim gördüğü bir yer haline dönüşecek. Bilgi sadece teoride kalmayacak aynı zamanda üretmiş olduğu bilgiyi eş zamanlı olarak pratiğe dönüştürmesi lazım. Bilginin ürüne dönüşmesi o ürüne de dokunulması lazım. Dokunmuyorsanız o ürünün anlamı yok. Üniversiteler kendilerini sorguladıkları zaman birçok problemi kökünden çözeceğiz demektir” şeklinde konuştu.

    “EĞİTİM ÖRGÜTLERİ ETKİLİ OLABİLMEK İÇİN DEĞİŞİME AYAK UYDURMAK ZORUNDADIR”

    Açılış konuşmasında değişime ayak uydurmanın öneminden bahseden Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Orhan Erdem, “İnsanlığın var olmasından bu yana değişime ayak uyduruluyor. Artık hızlı ve sürekli değişen bir dünyada yaşamaktayız. 21. yüzyıldaki değişimin iki unsuru var. Bunlardan biri insan, diğeri ise teknolojidir. Örgütler yaşam sürdürme amacına ulaşmak için hızla değişen koşullara uyum sağlamazlarsa sistemin ölmesiyle karşı karşıya kalacaktır. Değişime karşı tutumlardan birisi de direnmedir. Değişimlerin karşısındaki en büyük engel değişimden etkilenecek işverenler, kurumlar, türlü yollarla değişime direnmektedirler. Değişime karşı direnme evrensel bir olgudur çünkü bireyler hatta sistemler mevcut durumu koruma eyleminde bulunacaklardır. Yenileşmeye karşı oluşan tepki ve engellerin ustalıkla yönetilmesi gerekir. Eğitim örgütleri de belirtilen değişim süreçlerinden etkilenmekte, varlığını devam ettirebilmek için, çeşitli örgütsel yenileşme çabaları içerisinde olmaktadırlar. Hızını ve boyutunu her alanda hissettiğimiz değişimin eğitim örgütleri üzerindeki etkilerinin önemsenmemesi ciddi sorunlara yol açabilir. Çünkü değişim, eğitim örgütleri üzerinde gelişmelere kendilerini uydurmaları ve yaratıcı olmaları yönünde büyük bir baskı yaratmaktadır. Bu nedenle eğitim örgütleri etkili olabilmek için çevrelerindeki değişimlere ayak uydurmak zorundadır. Buna karşı değişime ayak uyduramayan ve değişimi itici bir güç olarak gören eğitim örgütlerini önemli sorunlar beklemektedir. Milli Eğitim Bakanlığı olarak teknoloji ve bilimi çok önemli bulmamızın yanısıra biz diyoruz ki insan insanın gölgesinde yetişir, ahlak ve değerler yüz yüze bakarak oluşur. Sosyal medyayla bilim çağındaki araçlarla olmuyor. Bunu da bildiğimiz için akademisyenlerimizin, öğretmenlerimizin değerini çok daha önemsiyoruz. Bilgi çağı, uzaktan eğitim ne kadar gelişse de görünen sonuç şu ki öğretmensiz olmuyor. Öğretmenlerimizin olduğu yerde eğitim sonuç alıyor. O bakımdan insan faktörü çok önemli. Bir mum bir başka mumu yakmakla ışığından bir şey kaybetmez. Siz çok ışık yaktınız yakacaksınız da o yüzden çok teşekkür ediyorum” dedi.

    “ÖĞRENCİ PROFİLLERİ DEĞİŞECEK”

    Kongrenin direktörlüğünü yürüten İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Metin Ger, “Toplumun küreselleşmeyle birlikte yaşam tarzının da çok ciddi değişiklikler yaşayacağını düşünüyorum” ifadelerine vurgu yaptı. Metin Ger aynı zamanda, “Yükseköğretim bu değişikliklere ayak uydurmak için bir takım değişimler geçirmek zorunda. Bu toplantı ile birlikte de değişim süreçlerinden geçerken yükseköğretimlerin ne gibi yollar izleyeceğini tartışacağız. Sonuçta hem eğitim kurumları hem de toplum olarak bu değişimlerde nasıl yollar izlememiz gerektiği konusunda birbirimizle iletişim halinde olmamamız lazım. Gelişen teknoloji ile beraber eğitim sisteminde de farklılıklar ortaya çıkacak. Örneğin artık öğrenci ve öğretmen yüz yüze eğitimime mi devam edecek yoksa uzaktan eğitim mi ortaya çıkacak. Bununla birlikte karşımızdaki öğrenci profilleri de dünyanın her tarafından gelen renkli profillerle değişim gösterecek. İşte bunlarla ilgili bir takım sorular var kafamızda ve biz de bu sorulara cevap bulmak amaçlı bir araya gelme gereksinimi gördük. Türkiye’nin, üniversiteler ve bilimsel gelişmeler konusunda çok geride olduğunu söyleyemeyiz. Ortalamanın üstünde bir yerdeyiz. Önemli olan ayak uydurmak eğer ayak uyduramazsak geri düşeriz amacımız bu süreçte neler yapmalıyız ki geride kalmayalım” diyerek sözlerini tamamladı.

  • Uluslararası Yükseköğretimde Yeni Eğilimler Kongresi

    İstanbul Aydın Üniversitesi’nin ev sahipliğinde “Yükseköğretimde Yeni Eğilimler: Değişime Ayak Uydurma” başlıklı uluslararası kongresi düzenlenecek.

    12-13 Nisan 2016 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilecek kongrede, her geçen gün değişen talepler, fırsatlar, beklentiler ve sorunlar doğrultusunda yükseköğretimin politikaları, modelleri ve yenilikçi hareketleri ele alınacak. İlk gün Ceylan Intercontinental Otel’de gerçekleştirilecek kongrenin açılış konuşmalarını İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın, YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. Safa Kapıcıoğlu, Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Orhan Erdem yapacaklar.

    Slovenya Milli Eğitim Eski Bakanı, EUA Kalite Süreçleri Yöneticisi, Bologna Süreç Temsilcisi Prof. Dr. Pavel Zgaga Balkanlarda Yükseköğretimde Yeni Eğilimler ve ERASMUS Öğrencilerinin Balkanlarda Yaşadığı Sorunlar konusu üzerine; Boğaziçi Üniversitesi Eski Rektörü, Eğitim Reformu Girişimi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Üstün Ergüder; Avrupa Kalite Süreci, Akreditasyon ve Üniversitelerimiz konusu üzerine konuşacak. EQAR Başkanı Dr. Colin Tück ise Avrupa’da Yükseköğretimde Yeni Eğilimler ve Kalite Sürecini anlatacak. Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Paşa Ayas Türkiye’de Eğitim Fakültelerinin Akreditasyon Sürecini, Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman Yükseköğretimde Uluslararasılaşma ve Kalite Güvencesini, Kocaeli Üniversitesi Eski Rektörü ve YÖK Başkan Başdanışmanı Prof. Dr. Sezer Şener Komsuoğlu da 21.yüzyılda Yükseköğretimi Bekleyen Zorlukları değerlendirecek.

    İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Mustafa Aydın, bilim ve teknolojinin gün geçtikte artan bir hızla geliştiğine dikkati çekerek, “Yükseköğretimin dünyadaki konumu değişmiştir. Kongrenin temel amacı, günümüz yükseköğretim dünyasında oluşan yeni eğilimleri bilgi ve bilişim teknolojilerindeki değişim çerçevesinde gözden geçirmek ve yapılan değişiklikleri uygulamaları paylaşmaktır” dedi.

    Kongrenin ikinci günü ise İstanbul Aydın Üniversitesi Florya yerleşkesinde gerçekleştirilecek ve oturumlarda toplamda 104 bildiri sunulacak.