Etiket: Yöntemlerle

  • Tüp bebek tedavisinde kullanılan modern yöntemlerle bebek sahibi olabilirsiniz

    Memorial Ankara Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Başkanı Prof. Dr. Aygül Demirol, tüp bebek tedavisinde kullanılan modern yöntemlerle bebek sahibi olunabileceğini anlattı.

    Memorial Ankara Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Başkanı Prof. Dr. Aygül Demirol, Memorial Ankara Hastanesinde düzenlenecek seminer öncesi, tüp bebek tedavisinde kullanılan modern yöntemlere ilişkin bilgi verdi. Demirol, “Hiçbir zaman merkezimizde sadece parayı düşünerek hastalarımıza gereksiz tetkikler, tedaviler önermiyoruz. Önerdiğimiz tedavinin ikinci aşamada ne kadar gebelik oranını artıracağından emin olarak gidiyoruz. Hiç spermi olmayan vakalardan testisten iğne ya da biyopsi ile spermler alınarak bunların tüp bebek için kullanımı yıllardır uyguladığımız bir yöntem ama bu alınan spermlerin içinde en sağlıklı, genetiği sağlam olanları, mikroçip yöntemi ve bunun dışında da 3-4 aşamalı çok özel hazırlıktan geçirerek uygulamaya koyuyoruz. Bunun yanı sıra bazı hastalarda döllenme sorunu oluyor. Lazer sistemiyle mikroenjeksiyon yapıyoruz. Bu, hem yumurtayı daha az zedeliyor hem de embriyo gelişimine katkıda bulunuyor” ifadelerini kullandı.

    Bundan yaklaşık 20 yıl önce bebeklerini kaybeden ve sonraki süreçte tedavi görmeye başlayan 42 yaşındaki Engin Kadıoğlu ve 40 yaşındaki eşi Melek Kadıoğlu, yaklaşık 8-9 yıldır tüp bebek tedavisini denediklerini belirtti. Engin Kadıoğlu, “Kimse bize anne baba olacaksınız demedi bugüne kadar. Çok zor yine de deneyelim dediler. Hiçbir sonuç alamadık. Yaklaşık 9 aylık periyottan sonra, 7’nci ayın sonunda eşim 10 haftalık hamile” diye konuştu.

    Tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olan Miyase Akyüz ise, “Benim 10 yıllık bir sürecim var, onun dışında ilk kez geldik buraya. Kendim tesadüfen Aygül hocaya ulaştım. Bana reset atarak, ilaç protokollerini bir kenara koyarak Aygül hocam tedaviye başladı. Zaten sağlık önemli olan maddiyat bir şekilde yerine geliyor. Tedaviler ağır” dedi.

  • 41 derecede geleneksel yöntemlerle hasat

    Kahramanmaraş’ta çiftçiler, 41 derece sıcağın altında geleneksel yöntemlerle buğday hasadı yapıyor.

    Onikişubat ilçesine bağlı Hacıbudak Mahallesi’nde engebeli ve dağlık arazide tarım aletlerinden tam olarak faydalanamayan çiftçiler, ürünlerin hasadını insan gücüyle yapıyor.

    Makine desteğinin çok az olduğu mahallerinde hasat dönemi hakkında bilgi veren Sarıgüzel Mahalle Muhtarı İsmail Yıldız, “Buraya biçerdöver girmediği ve arazi şartlarının uygun olmadığı için, eski yöntemleri kullanıyoruz. İnsan gücüyle alınan ürünler sayesinde vatandaşlarımız kışlık erzak ihtiyaçlarını gideriyorlar” dedi.

    Bereketli bir hasat dönemi geçirdiklerini belirten üreticilerden Muhammet Mustafa Doğru ise “3 bin 50 rakımlı olan Berit Dağı’nın eteklerinde kurulu olan Hacı Budak Mahallemizdeyiz. Burada eski usul ile hasat yapılıyor. Buğdaylar çıkartılıyor. Buralara biçerdöver gelemiyor. Maşallah bu yıl çok bereketli hasat elde edildi. Şükürler olsun” diye konuştu.

  • Azerbaycanlı sanatçı Faig Ahmed, el yapımı halıları ilginç yöntemlerle sanata dönüştürüyor

    Azerbaycanlı sanatçı Faig Ahmed, eski halıları yeni formlara sokup orijinal çalışmalara imza atıyor.

    Geleneksel halı ve kilimleri kullanan 1982 Bakü doğumlu sanatçı Faig Ahmed oldukça ilgi çekici bir modern sanat örneği halıları oluşturuyor. Yüzlerce yıl önceki dokuma usulleriyle imal edilen halıları maniple edip adeta mutasyona uğratan Faig Ahmed çok farklı eserler meydana getiriyor.

    ”Halıların üzerindeki işlemeler antik yazılardan oluşuyor”

    Çalışmalarına nasıl başladığını anlatan Faig Ahmed, ”Halılarda benim ilgimi çeken motifler vardı. Bu işe halıların üzerindeki motifleri Orhun, Yenisey Yazıtları gibi antik sembolleri araştırarak başladım. İlham almak için çevremde olup bitenleri analiz etmeye çalışıyorum. Çünkü bu etrafımdan söylenen bir sözden, bir insandan da ola bilir. Halıların üzerindeki motiflerin çoğunun antik yazılar olduğunu belirten Faig Ahmed, ”Halıların üzerindeki işlemeler antik yazılardan oluşuyor. Latin Amerika dış dünyaya kapalı bir kabile yaşıyor. Bu kabile eskiden beri kendi motiflerini kilimlerin üzerine işliyor. Ben yakın zamanda Latin Amerika’ya seyahat etmeye hazırlanıyorum. Bu benim araştırmalarımın bir kısmı olacak. Bence onlar bu sembollerin dilini biliyor” dedi.

    Eserlerinin nasıl meydana geldiğini açıklayan Ahmed, ”Tasarımlarımı mühendislik kağıdına aktarıyorum ve sonra halı dokuyan bir imalatçıya veriyorum. Halının eski tekniklerinden başka, burada halı imalatçıların kendi dokunuşları çok önemli. Halının her bir ilmeğinde bu insanların enerjisi var. Böylece geleneksel tekniklerle modern firiklerin bir araya gelmesi sonucunda bu eserler ortaya çıkıyor” dedi.

    “Bazen Azerbaycan halılarını, bazen İran, Güney Azerbaycan, bazen de Türk halılarını daha fazla kullanıyorum”

    Projelere göre farklı ülkelerin halıları üzerinde çalışmalar gerçekleştiren Faig Ahmed, ”Projelere göre hangi halıları kullandığım farklılık gösteriyor. Bazen Azerbaycan halılarını, bazen İran, Güney Azerbaycan, bazen de Türk halılarını daha fazla kullanıyorum. Ana motifli halılar oluyor. Bu ana motiften halı serileri türüyor. Mesela Ejderha halı motifi serisi var. Bunun çok uzun bir tarihi var ama her bölgede bu motif değişiyor. Bu motifin değişmiş en son hali 18-19’cu asırlarda Azerbaycan’ın Karabağ ve bir kaç bölgesinde halılar üzerine işleniyordu” ifadelerini kullandı.

    Faig Ahmed, Azarbaycan Sanat Akademi’sinde heykeltıraşlık bölümünü bitirmiş bir sanatçıdır. Ahmed’in eserleri Amerika, Fransa, İngiltere ve Almanya başta olmak üzere yaklaşık 40 ülkede sergileniyor. Bazıları üç boyutlu olan, bazılarının üzerinde grafiti yer alan Faig Ahmed’in eserleri dikkat çekiyor. Geleneksel formların çeşitli yöntemlerle bozularak tasarlandığı bu halılar asırlar önceki tekniklerle dokunuyor.

  • Ydü Hastanesi’nde Jinekolojik Kanser Ameliyatları Açık Ve Laparoskopik Yöntemlerle Yapılmaya Başlandı

    Türkiye’de sınırlı sayıda merkezde gerçekleştirilen laparoskopik jinekolojik, onkoloji cerrahisi operasyonları Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde jinekolojik endoskopik cerrah Doç. Dr. Mert Göl başkanlığında gerçekleştirilmeye başlandı.

    Jinekolojik Onkoloji yan dal uzmanlığı dışında, Avrupa Jinekolojik Endoskopi Derneği tarafından Jinekolojik Endoskopik Cerrah diplomasını alan ilk Türk hekim de olan Doç. Dr. Mert Göl başkanlığında, ileri düzey laparoskopik operasyonlar ve laparoskopik jinekolojik kanser cerrahisi, Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı uzmanları tarafından yapılmaya başlandı. Geçtiğimiz günlerde Doç. Dr. Mert Göl ve Yrd. Doç. Dr. Barış Kaya tarafından yapılan rahim kanseri ameliyatının başarı ile gerçekleştirildiği, hastanın durumunun iyi olduğu ve tedavi sürecinin devam ettiği belirtildi.

    kadın genital kanserlerinin ve kanser öncüsü lezyonların önlenmesi, tanısı ve tedavisi ile ilgili uzmanlık dalı olup, rahim, rahim ağzı, yumurtalık, tüp, vajen ve vulva kanserlerinin cerrahi tedavisini içeren jinekolojik onkolojide laparoskopik cerrahinin avantajları, ameliyat sonrası enfeksiyon riski gibi istenmeyen durum oranının, açık cerrahiye göre çok daha az olması, ameliyat sonrası çok daha az ağrı hissedilmesi, çabuk ve konforlu iyileşme, hastanede kalış süresinin kısa olması, hastanın günlük hayatına erken dönebilmesi, iyileşme sonrası yara izinin açık cerrahiye göre çok daha az olması şeklinde sıralanıyor. Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Operasyonları, Medikal Onkoloji ve Radyasyon Onkolojisi ile Birlikte Planlanıyor.

  • Yeni Teknolojik Yöntemlerle Sivilce Ve Yara İzlerinden Kurtulun

    Dermatoloji Uzmanı Dr. Selin Tecimer, Dermis olarak adlandırılan derinin alt katmanlarına kadar ulaşan yara ve sivilce izleri, yüzeysel yapılan tedavi amaçlı kimyasal soyma gibi uygulamaları yetersiz kılabildiğini, bu sebeple, Dermis bölgesine ulaşmada yüksek hassasiyet ve kontrol sağlayan lazer tedavilerine ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

    Dr. Tecimer, Teknolojinin bugün geldiği noktada, pek çok lazer sistemine sahip olunduğunu belirterek, “Herbirinin deri üzerinde ayrı bir etkisi vardır. Fraksiyonel Lazer Sistemleri, işte bu noktada, iz tedavileri için tercih ettiğimiz yöntemlerden birini oluşturuyor. Lazer ışın atımlarının bütün olarak değil, düzenli aralıklarla deriye ulaşmasını sağlayan bu fraksiyonel sistem; öncelikle deri üzerinde pıhtılaşan kanallar açıyor. Böylece, aralıklı minik sütunlar şeklinde ısınan bu kanalların etrafındaki sağlam deri için onarım mekanizması çalıştırılırken, aynı zamanda bölgedeki kollajen üretimi de tetiklenmiş oluyor” dedi.

    Derinin yeniden düzenlenmesi için kullanılan bu lazerlerin, Ablatif ve non-Ablatif olmak üzere iki farklı etkiyle çalıştığını belirten Dr. Tecimer şöyle devam etti:

    “Ablatif etki oluşturan Karbondioksit ve Erb-Yag Lazerler, deride etki ettiği hedef molekül su olduğundan, suyun buharlaşmasına bağlı termal hasar oluşturarak, derinin epidermis denilen üst tabakasının bir kısmını ortadan kaldırır. Dermis tabakasına etkisi ise kısmendir. Non-Ablatif etki oluşturan Er:Glass veya Nd.Yag gibi lazer sistemleri ise derinin Dermis tabakasında pıhtılaşma oluştururken, deri bütünlüğünü bozmadan kollajen üretimi tetikler”.

    Yara izlerine Fraksiyonel Lazer atımları uygulandığında, yaratılan ablatif etkinin izlerin üzerinde istenen miktarda kontrollü hasar oluşturduğunu ifade eden Dr. Tecimer, “Bu sayede, lazerle oluşturulan minik sütunlar, vücudun kendi onarım mekanizmasını tetikleyerek, eski izlerin olduğu alanlardaki yeni iyileşme becerisini başlatır. Ablatif ve non-Ablatif Lazerler; sağlam deri alanlarından hasarlı alanlara doğru kollajen üretimini arttırarak, başlamış olan iyileşme becerisini güçlendirir. Lazerle güçlendirilmiş olan bu iyileşme becerisi sayesinde, hasarlı deri alanları, etrafındaki sağlam alanlarla eşitlenmeye çalışır. Böylece izler, normal deri seviyesine yaklaşır” dedi.

    İz tedavilerinde onarım mekanizmasını başlatan Fraksiyonel Ablatif Lazerlerin, öncelikli tercihleri olduğunu, ancak Ablatif Lazerler’in tek başına kullanılmasının derinin alt tabakası olan Dermis’e etki edebilmek için, yüksek doz uygulama gerektirdiğine dikkat çeken Dr. Tecimer, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Deri yüzeyinde daha çok hasar oluşturacak olan bu yüksek doz uygulama, iyileşme sürecinin de uzaması anlamına gelir. Bu nedenle Ablatif Sistem’in dozunun arttırılması gerekmeyen non-Ablatif Sistem’le eş zamanlı uygulama; daha kısa iyileşme süresinin yanısıra, uygulama sonrasındaki 1 ila 3 gün içerisinde sosyal yaşamın devam edebileceğini öngörebilmektedir. Fraksiyonel Lazer Sistemleri’nde, tek uygulamada, hedef bölgenin yüzde 15-20’sine kadar lazer atımı gerçekleştirilebilmektedir. Tam tedavi için hedeflenen seans sayısı ortalama 5-6 olmakla birlikte, izlerin klinik durumuna bağlı olarak ek seanslar gerekebilmektedir. Vücuttaki yara onarım süreci, normal koşullarda, ortalama 6 haftadır. Bu nedenle, seans uygulama aralıkları, 6 ila 8 hafta olarak belirlenmektedir. Tedavinin etkisi ise, 4. hafta itibariyle gözle görülür seviyeye ulaşır. Ve her bir uygulama sonrasında, elde edilmek istenen etki, daha da belirgin hale gelir. Bu uygulama yöntemi, tüm yara ve sivilce izlerinde kullanılabilmektedir. Ancak unutulmaması gereken; aynı kişinin farklı lezyonlarında bile değişen iyileşme oranlarının gözlenebileceğidir. Bir lezyonun iyileşme süreci; deride bulunduğu bölge, klinik farklılıklar, süre ve kişinin deri onarım mekanizmasına bağlı olarak değişebilir. Çünkü her bir organizma, kendine has mükemmellikler geliştirir. Her yaşanmışlık, kendine özel izler bırakır hayatımızda. Yalnızca kendinize saklamak istediğiniz izler için, lütfen Dermatoloji uzman doktorunuza başvurun. Çünkü paylaşmak istemediğiniz anılarınız da olabilir”.