Etiket: Yöntemleri

  • Pandemi sürecinde ruhsal dayanıklılığı arttırma yöntemleri

    Pandemi sürecinde ruhsal dayanıklılığı arttırma yöntemleri

    Medical Park Gaziantep Hastanesi Psikoloji Kliniği, Uzm. Klinik Psikoloğu Işınsu Erbudak, Pandemi sürecinde insanların yaşadığı duygu durum değişikliklerini, stres faktörlerini ve yaşanılan tahammülsüzlüğü değerlendirdi.

    Hayatın iniş ve çıkışlardan oluşan bir yolculuk olduğunu belirten Uzm. Klnk. Psk. Erbudak, ani duygu değişikliklerinin ruhsal dayanıklılık ile ilintili olduğuna dikkat çekti. Ruhsal dayanıklılığın, değişen durumlar karşısında esneyerek adapte olabilme yetisi olduğunu ifade eden Uzm. Klnk. Psk. Erbudak, ruhsal dayanıklılığın çevresel ve kişisel unsurlara göre değişkenlik gösterebildiğinin altını çizdi.

    Psikolog Erbudak, ‘’Barınma, beslenme, güvenlik gibi temel ihtiyaçlarımızın karşılanamaması, sağlığın her an bozulması riskine aralıksız şekilde maruz kalmak, yakın çevreden insanların ve kişinin kendi can güvenliğinden tedirgin olması ‘kayıp endişesini’ tetikleyerek depresif duygulanımlara sebep olur ve ruhsal dayanıklılığı olumsuz yönde etkiler. Günlük hayattaki rutin işler bireylere güven duygusu hissettirir. Aniden değişen koşullar, rutinleri bozarak tedirgin edicidir. Rutinlerin bozulması ile ortaya çıkan belirsiz durumlar, birçok insanın baş etmekte en çok zorlandığı ve yeniden kontrol altına alabilmek için ekstra çaba sarf etmek zorunda kaldığı durumlardır. Bu gibi durumlar ruhsal dayanıklılığı tehdit ederken, bir yandan da bireylere her an yeniden tekrarlanacakmış gibi hissettirerek onları diken üstünde tutar ve rahatlama hissine engel olur. Ruhsal dayanıklılığımızı son 6 aydır en zorlayan konu nedir diye düşünsek, şüphesiz hepimizin aklında Covid-19 gelecektir. Sevdiklerimizin ve hatta tanımadığımız insanların sağlığı hakkında çok kaygılandığımız; planlarımızın sürekli değiştiği, ertelendiği, düzenimizin bozulduğu; çok beklenmedik bir şekilde gelişen bir krizin ortasındayız. Bu krizi nasıl yöneteceğimizi keşfetme konusunda umutlu ve gayretli olsak da, tükenmiş, bıkkın, öfkeli hissetmek de çok doğal’’ ifadelerinde bulundu.

    “Ruhsal dayanıklılığımızı nasıl artırırız”

    Uzman Klinik Psikolog, Işınsu Erbudak, ruhsal dayanıklılığımızı artırmaya yönelik yaptığı açıklamada, ‘’Koşullar aniden değişmiş ve bir süre daha bizim istediğimiz yönde değişmeyecek olabilir. Böyle zamanlarda olumsuz düşüncelere ve duygulara odaklanmak kendimizi daha da kötü hissetmemize, olayların içinden çıkılmayacak biçimde, yani olduğundan daha kötü algılanmasına sebep olabilir. Olumlu düşünmek ve hissetmek hemen mümkün olmasa da, olumsuzlukların her an her koşul için geçerli olmadığını düşünmek ve güçlü yanlarımız için kanıtlar aramak iyi bir başlangıç olacaktır. Gelişen yeni koşullar istediğimiz gibi olmasa da, uyum sağlayabilmek için neler yapabileceğimiz hakkında yeni fikirler geliştirmeye açık olmak çok önemlidir. Kontrol edemediğimiz şeylere odaklanmak çaresizlik hissini daha da artıracaktır. Her şeyi kontrol edemeyebiliriz, ama kontrol edebildiğimiz şeyleri fark etmek ve değişimi başlatmak bizi daha da güçlendirecektir. Düzen bozulduğunda mevcut koşullar çerçevesinde yeni düzenler oluşturmak gerekir. İş çıkışı yapılan yarım saatlik bir yürüyüş, yeni bir hobi, ailece bir dizi seyretmeye başlamak gibi rutinleşen davranışlar tanıdıklık ve ait olma hissini pekiştirerek kendimize güvende hissedebileceğimiz yeni bir çevre oluşturmamıza yardımcı olur. Değişen koşullar karşısında düşüncelerimizi ve duygularımızı fark ederek tanımlamamız, ihtiyaçlarımızı keşfetmemize yardımcı olur. Kendimizden ve çevremizden beklentilerimizin ne olduğunu daha iyi anladıkça ihtiyaçlarımız için yardım isteyebilir ve gücümüz yettiğince yardım edebiliriz’’ diye konuştu.

  • Sınav kaygısı ile başa çıkma yöntemleri

    Sınav kaygısı ile başa çıkma yöntemleri

    SANKO Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Gökalp Özcan, sınav kaygısının öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili biçimde kullanılmasını engelleyen, dikkati toplamayı zorlaştıran ve başarıda düşmeye yol açan yoğun kaygı olduğunu söyledi.

    Dr. Özcan, “Büyük sınavlar yaklaşırken pek çoğumuz bunalmış, çaresiz, hayal kırıklığına uğramış hissedebiliriz. Bazen sınavlarda kalbimiz hızla çarpıp, titreyebilir, terleyebilir, belki de nefes almakta zorlanabiliriz. Bu hissettiğimiz kaygılar çoğunlukla sınav öncesi motive edici, algılamamızı kolaylaştırıcı etki gösterse de bazı kişilerde yoğun kaygı ortaya çıktığında rahatsız edici, dikkati olumsuz yönde etkileyecek biçimde olabilir ve bu durum performansı etkileyebilir” dedi.

    Dr. Özcan, sınav kaygısı hissedilirken zihinde “yapamayacağım, başaramayacağım” gibi düşüncelere neden olduğuna vurgu yaptı.

    Bedensel etkiler

    Yoğun kaygı yaşanırken vücutta titreme, terleme, çarpıntı, bulantı, ateş basması gibi belirtilerin ortaya çıktığına dikkat çeken Dr. Özcan, şöyle devam etti:

    “Bu belirtiler, dışarıdan bir tehdit sezdiğimizde, örneğin bir deprem, trafik kazası ya da bizi ölümle burun buruna getirebilecek başka bir olay yaşadığımızda hissettiğimiz kaygı durumunda da ortaya çıkar. Buna ‘savaş ya da kaç’ yanıtı diyoruz. Kaygı aslında yaşadığımız bu tehlikeli durumlardan bizi korumaya ve vücudumuzu harekete geçirmeye çalışır. Ama bazen dışarıdan bir tehdit olmasa da zihnimiz bazı durumları tehdit olarak algıladığında yine kaygı oluşur ve vücudumuzu alarm durumuna geçirir. Aslında bu algılanan tehdit, yaşamı tehlikeye sokan bir durum değil, içsel olarak düşüncelerle oluşturduğumuz bir durumdur.”

    Sınav kaygısının nedenleri

    Kaygının zihindeki “Yapamayacağım, sınavı yetiştiremeyeceğim, istediğim bölümü kazanamayacağım, kazanamazsam rezil olacağım” gibi kötü senaryolarla başladığını anımsatan Dr. Özcan, “Kendini yetersiz, başarısız biri olarak değerlendirmek, başarısızlığa yönelik düşünceleri ve kaygıyı iyice arttırır. Sürekli sınavın sonucuna odaklanma, kendini başkalarıyla kıyaslama dikkati bozar ve akademik eksiklikler, sınavlardan ve ders çalışmaktan kaçınmalar baş gösterir” diye konuştu.

    Kaygı ile baş etme yöntemleri

    Dr. Özcan, sınav kaygısıyla başa çıkmak için yapılması gerekenleri şöyle özetledi:

    “Bedensel belirtiler ortaya çıktığında, bunun kaygı durumunda ortaya çıkan fizyolojik belirtiler olduğunu kendimize hatırlatmalıyız. Zihnimiz bir tehlike algılar ancak ortada hayatımızı tehdit eden bir durum yok. Öyleyse bedensel belirtilere odaklanmak yerine yapacağımız işe odaklanmakla işe başlayabiliriz. Kaygı düzeyi bir süre sonra azaldığında bedensel belirtiler de yavaşça kaybolacak. Sınavdan ve çalışmaktan kaçınmak bilgi eksikliğine yol açacağından kaygımızı artıracaktır. Bu nedenle ne kadar zor görünürse görünsün, başarılı olmak ya da sınav sonucuna odaklanmak yerine elimizden geleni yapmalıyız. Sınav çalışma düzenini planlamak, konu tekrar etmek, soru çözmek, bizi en çok kaygılandıran şeyleri tespit etmeye çalışmak, çalışma odamızı rahat edebileceğimiz düzene sokmak gibi sınav için kontrol edebileceğimiz alanların yanında, sınav günü ve sınav sonuçları gibi kontrol edemeyeceğimiz şeyler de olabilir. Kontrol edebileceğimiz alanlara odaklanmamız kaygımızı azaltacaktır. Olumsuz düşünceler üzerine çalışabiliriz. Örneğin, ‘Yapamayacağım’ yerine ‘yapmak değil, yapmaya çalışmak benim elimde’, ‘sınavda başarısız olursam ben bir hiçim’ yerine ‘alacağım sonuç yalnızca sınavın bir değerlendirmesi, benim değil’, ’takdir edilmek için çok çalışmam lazım’ yerine ‘insanların beni takdir etmesi sınava bağlı değil, ben başkalarını başarılarına göre mi seviyorum’, ’kazanamazsam aileme ne derim? Benim için çok fedakârlık yaptılar’ yerine ‘ben ebeveyn olsaydım aynısını yapardım, ben de çalışmak için elimden geleni yapacağım’, ’hiç heyecanlanmamalıyım’ yerine ‘sınavda heyecanlanmak doğal, heyecanım bana gerekli’, ‘hiçbir soruya takılmamalıyım, hepsini yapmalıyım’ yerine ‘takıldığım sorular olabilir, yapamadığım olursa diğer sorulara geçerim’, ‘sınavı yapamazsam değersiz ve başarısız biriyim demektir’ yerine ‘ben sınava çalıştım, eğer yapamazsam bu beni değersiz ve başarısız biri yapmaz. Sadece sınava çalışma davranışımın yetersiz olduğunu gösterir’ gibi düşünceye yoğunlaşıp, olumsuz düşüncelerle savaşabiliriz. Zamanı verimli kullanmayı öğrenmek. Programlama ve zaman çizelgesi hazırlamak.Gevşeme ve nefes egzersizleri yapmak.”

    Sınav öncesinde yapılacaklar

    Dr. Özcan sınav öncesinde yapılması gerekenlerle ilgili şu önerilerde bulundu:

    “Sınavdan bir gün önce çalışmamak. Ilık duş ve rahatlatıcı, hafif, gevşeme ve nefes egzersizleri yapmak. Neşeli bir film izlemek. Özel hayatta değişiklik yapmamak. Aynı saatte ve uygun süre uyumak, aynı beslenme düzenini sürdürmek.Sınava girilecek yeri önceden görmek, sınavda yanına alınacak eşyalar ve belgeleri düzenlemek, zamanında sınav yerine gitmek.”

    “Sınav esnasında yapılması gerekenler”

    Dr. Özcan, sınav esnasında yapılabilecekleri ise şöyle sıraladı:

    “Tuvalete gitmek. Rahat oturma şekli belirlemek. ‘Ben elimden geleni yaptım’ diye tekrar etmek. Kolay olarak yapılan sorulardan başlamak, zor soruları atlamak, sonra dönmek. Sınavda çevreye bakıp nasıl yaptıklarını izlemek yerine diğerlerini görmezden gelmek ya da başka yere odaklanmak. Sınavda kaygı çok artarsa biraz ara verip nefes egzersizi yapmak.”

    Ailelere ve öğretmenlere öneriler

    Dr. Özcan, ailelere ve öğretmenlere de önemli görevler düştüğünü belirterek şu önerilerde bulundu:

    “Mükemmeliyetçi sözler/davranışlar ve bu tarz mesajlardan uzak durmalı. Sonuca değil sürece vurgu yapan sözlerle yaklaşmalı. Kıyaslamalardan ve yüksek standartlardan uzak durmalı. Gerçekdışı beklentiler ve hedefler koymamalı. Kendi kaygımızı yönetmekte zorlanıyorsak bir uzman yardımı almalıyız.”

    Dr. Özcan, “Sevgili gençler, sınava hazırlanırken yardım/tedavi alarak baş etme yöntemlerini öğrenebilir, zorlu düşünceler geldiğinde ‘ben elimden gelenin en iyisini yaptım’ diyebiliriz. Hepinize yürekten başarılar diliyorum” diye konuştu.

  • Omuz kireçlenmesinde tedavi yöntemleri

    Omuz kireçlenmesinde tedavi yöntemleri

    Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Deniz Aydın, eklem kıkırdağının harabiyeti, kıkırdak altındaki kemikte sertleşme-kist oluşması, eklem çevresinde yeni kemik oluşumları ve yumuşak dokularda ödem gelişmesi ile ortaya çıkan, halk arasında kireçlenme olarak bilinen, ciddi eklem ağrılarına neden olan osteoartrit hastalığının, başta diz olmak üzere birçok büyük eklemi etkileyebildiğini, başlıca şikayetlerin ise eklem hareketlerinde kısıtlanma, hareketlerle artan ağrı, eklemde şekil bozukluğu gelişimi ve tekrarlayan şişlikler olduğunu söyledi.

    “Ciddi eklem ağrılarının nedeni kireçlenme vücudumuzdaki tüm eklem bölgelerinde görülebilmektedir”

    Ciddi eklem ağrılarının nedeni olan ve halk arasında kireçlenme olarak bilinen hastalığın başta diz olmak üzere birçok büyük eklemi etkileyebildiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Deniz Aydın, kireçlenmenin, eklem kıkırdağının yıkılması, kıkırdak altındaki kemikte sertleşme, kist oluşması, eklem çevresinde yeni kemik oluşumlarının ve eklemin çevresindeki yumuşak dokularda ödem gelişmesi ile ortaya çıkan bir hastalık olduğunu söyledi. Kireçlenme ile ilgili şikayetlere de değinen Deniz Aydın, tutulan ekleme göre değişik klinik sorunlar oluşabilse de başlıca şikayetlerin eklem hareketlerinde kısıtlanma, hareketlerle artan ağrı, eklemde şekil bozukluğu gelişmesi ve tekrarlayan şişlikler olarak karşımıza çıktığını söyledi.

    Omuzda kireçlenme nedenleri

    Omuzda kireçlenme nedenleri hakkında da açıklamalarda bulunan Aydın, altta yatan bir neden olmaksızın omuz ekleminde şikayet oluşturacak kireçlenmenin nadir görülebileceğini söyleyerek kireçlenme nedenlerine yönelik şunları söyledi; “Vücutta pek çok eklemin tutulabildiği iltihaplı eklem romatizması eller, ayaklar, kollar ve bacaklarda bulunan eklemlerin içerisini döşeyen sinovyal zarların iltihaplanmasına ve eklem kıkırdağının zarar görmesine neden olur. Kırık ve çıkıklar sonrası oluşan kıkırdak hasarının ilerlemesiyle ortaya çıkmaktadır. Kaslardaki büyük bir yırtık da eklem uyumunun bozulmasına neden olur. Eklemin merkezi şekilde hareket etmemesi, uzun sürede eklem yüzeyinde aşınmaya ve kireçlenmeye neden olabilmektedir. Ayrıca kan desteğini sağlayan damarlardaki sorunlar nedeniyle beslenemez duruma gelen kemik hücrelerinin ölümüyle, eklem yüzeyinde oluşan çökmeler sonucu yine kireçlenme gelişmeye başlar. Bu tür kireçlenme steroid kullanımı, alkol tüketimi, orak hücreli anemi hastalığı ve travmatik yaralanmalar nedeniyle oluşabilir.”

    “Tedavide koruyucu yöntemler ilk planda olmalı”

    Omuz kireçlenmelerinin tedavisinde koruyucu yöntemlerin ilk planda uygulandığını söyleyen Aydın, istirahat, aktivite değişikliği, soğuk uygulama, sıcak buhar uygulaması, ağrı kesici ödem giderici ilaç kullanımı, eklem içi iğne uygulaması ve fizik tedavinin koruyucu yöntemleri oluşturduğunu belirtti. İstirahatte omuz eklemi kullanımının en aza indirilmesi yoluyla eklem çevresindeki ödemin azaltılmasının amaçlandığını söyleyen Aydın, bu amaçla omuz ve kol askısının kullanılabileceğini belirtti. Aktivite değişikliği ile kolun ağrı oluşturan yönlerde kullanılmasının engellendiğini söyleyen Aydın, sık kullanılan eşyaların alçak yerlere yerleştirilmesi ile kolun yukarı kaldırılmasının azaltıldığını belirterek şöyle devam etti: “Baş üstü hareket gerektiren işlerden kaçınılması önemlidir. Ağrı kesici ödem giderici ilaçlar, eklem çevresindeki ödemin azaltılmasında ve hissedilen ağrının hafifletilmesinde etkilidir. Fakat bu ilaçların gastrit, mide kanaması ve böbrek sorunları gibi yan etkileri olabileceği de unutulmamalıdır. Bu ilaçların yan etkilerini en aza indirmek için tok karnına ve bol suyla alınması ayrıca ilaç kullanım süresinin kısa tutulması önemlidir. Soğuk uygulama da benzer şekilde ödemin azaltılmasında ve ağrının hafifletilmesinde faydalıdır. Soğuk uygulama günde 4-5 kez uygulanabilir. Bu işlem 10-15 dakika boyunca ağrılı eklem üzerine soğuk jel paketleri uygulanarak yapılır. Soğuk jel ile cilt arasında havlu ya da pamuklu bezler gibi koruyucular yerleştirilmelidir. Aksi takdirde cilt yanıklarına sebep olabilir. Soğuk uygulamanın geniş bir yüzeye yapılması etkisini arttırır.”

    “Yanlış tedavi hastanın ağrılarında artmaya neden olabilir.”

    Eklem içi enjeksiyonların ağrının çok kısa sürede belirgin olarak azalmasına neden olabileceğini belirten Aydın, bu uygulamanın etkilerinin geçici olduğunu, tekrarlayan iğnelerin ise önerilmediğini belirterek konuyla ilgili şöyle devam etti: “İğneler eklem kıkırdağının daha hızlı yıpranmasına neden olabilir. Fizik tedavi uygulamaları ise eklem kireçlenmesinde ağrıların azaltılması, mevcut hareket açıklığının korunması ve arttırılmasında faydalı olabilir. Uygun bir tedavinin düzenlenmesi önemlidir. Yanlış tedavi hastanın ağrılarında artmaya neden olabilir. Tüm cerrahi dışı tedavi çabalarına rağmen devam eden, hayat kalitesini kısıtlayan ağrılarda cerrahi tedaviler gündeme gelir. Koruyucu yöntemlerle fayda görmeyen hastalarda artroskopik eklem debridmanı yada protez uygulanması gerekebilir”.

  • Ödeme yöntemleri konferansı

    Çankırı Karatekin Üniversitesi (ÇAKÜ) Medya ve Girişimcilik Topluluğu tarafından ödeme yöntemlerine yönelik konferans düzenlendi.

    ÇAKÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Ayrancı, konferansta yaptığı konuşmada, “Bizim için gerçekten heyecan verici bir gün. Bozulmuş dünya düzenine karşı üniversite aklı olarak bir şey yapmak zorundaydık. Yakın zamanda Türkiye ekonomisi finansal bir saldırıyla karşı karşıya kaldı. Onun etkilerini biz şu anda da hissediyoruz, takip ediyoruz. Bu saldırıya karşı yapılması gerekenler var. Ya bir alelade kınama metniyle iletecektik. Acaba biz üniversite aklıyla ne bulabiliriz diye düşündük ve şunu bulduk: Aslında bizim ceplerimizde bunlar banka kartları üzerinde bazı küresel kartellerin omuzları var. Biz yaptığımız her ödemede belirli bir komisyon oranını bizim bilgimiz dışında belki de yabancı küresel şirketlerin kasasına akıyor. Bunun yanında başka sorunlarda çok kolay bir şekilde lokasyonunu da tespit edebiliyorlar. Tüketim alışkanlıklarımızı tespit edebiliyorlar, ne kadar borçlu ne kadar alacaklı olacağımızı öğrenebiliyorlar” dedi.

    Rektör Ayrancı aynı zamanda İHA’ya teşekkür ederek, “Ayrıca İHA temsilcilerine teşekkür ederim. Biz bu konuyu ilk kez basın dünyasına taşıdığımızda bunu haber değeri olacak şekilde bütün basına duyurdular ve sosyal medya mecralarında ve kendi sayfalarında bunu görebilirsiniz” şeklinde konuştu.

    Bankalar Arası Kart Merkezi (BKM) Genel Müdür Yardımcısı Cenk Temiz ödeme yöntemlerinden bahsederek, “İlk temassız kart Avrupa Birliği temassız kart 2006 yılında çıkarıldı. Kartlarımızı kullanırken girdiğimiz şifreyi biz onu 2007 yılında İngiltere ve Fransa’dan sonra Türkiye olarak 3. olarak yüzde yüz migrasyonumuzu tamamladık. Kartlı işlemlerin ne kadar güvenli olduğunu yapılmasını sağlamışız. Amerika hala yüzde 60 şifreli işlem yapamıyor. Dijitalleşmenin önemiyle bizim şirketimiz dijital ödemelere yatırım yapmaya başladı. E-ticaret toplam ödemelerin yüzde 16’sını geçmiş durumda şu anda. Şu anda Konya’da metroda otobüste yapmanızı sağlıyor” ifadelerine yer verdi.

    ÇAKÜ Rektörlük Konferans Salonunda yapılan programa akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

  • Ekonomik dalgalanmalardan güçlenerek çıkma yöntemleri

    PR Medya Genel Müdürü Mustafa Mutlu, dövizdeki sert yükseliş nedeniyle piyasalarda ciddi dalgalanmalar ve ABD ile yaşanan gerginlik nedeniyle piyasalarda yaşanan ekonomik krizi aşmanın yolları ile ilgili tavsiyelerde bulundu.

    Genel Müdür Mustafa Mutlu, firmalara hem siyasi hem de ekonomik dalgalanmaların yaşandığı süreçlerden güçlenerek, çıkmanın yollarını anlattı. Son süreçte hem siyasi, hem de ekonomik dalgalanmanın harmanlanarak seyir ettiğini hatırlatan Genel Müdür Mutlu, böyle bir sürecin nasıl seyredeceğini öngörmenin zor olduğunu kaydederek, “Böyle kriz dönemlerinde bir çok sektörde belirsizlik hakim olur. Bu puslu ortamda şirketler yönünü bulmaya çalışırken maliyetler artar, istihdam oluşturmakta zorluk çekilir, hatta üretim ve satış işkence haline dönüşebilir. Tüm bunların içinde yapılacak en büyük hata reklam giderlerini durdurma noktasında kesmek olacaktır. Bunu yapmak, içinde bulunulan süreçten güçlenerek çıkmak gibi bir fırsatı kaçırmaktan başka bir şey değildir” dedi.

    Reklamın önemi

    Piyasalarda yaşanan dalgalanmalarda reklamın daha önemli olduğunu vurgulayan Mutlu, “Reklam; Latince’de çağırmak anlamına gelen ’clamare’ kelimesinden doğmuş ve dilimize Fransızca ’reclme’ kelimesinden geçmiştir. Kriz dönemlerinde özellikle mali krizlerle boğuşan, ciroları düşen ve çeşitli zorluklar yaşayan firmalara elbette ’reklam ver, kendini göster’ demek çok kolay değil. Fakat günümüzde sattığınız ve ürettiğiniz ürün için müşteriyi “çağırmak” için en önemli aracı iptal etmek kesinlikle artı değer katmayacak aksine krizin daha da derinleşmesine sebep olacaktır” ifadelerini kullandı.

    2001 krizinden örnekler

    Mutlu, 2001 krizi sonrası reklam yatırımlarını durdurmayan şirketlerin kriz sonrası rakipleri karşısında 4-5 kat büyüdüğünü hatırlatarak, “Reklama ilişkin o dönemden bugüne aldığımız en önemli ders, reklam giderlerini kısan ya da tamamen noktalayan şirketlerin sonraki dönemde rakiplerini yakalamakta zorlanmasıdır. Bugün reklam bütçesini kısan yarın koşmaya başlarken rakiplerinden çok çok geride kalmış olacaktır. Şirketler kriz dönemlerinde müşterileri veya potansiyel müşterileri ile iletişime ara vermemeleri sayesinde krizi de daha az hasarla atlatmış oluyor. Karar verirken bir adım sonrayı düşünerek vermek daha akılcı olacaktır. Tabi ülkemizde ne yazık ki reklam harcamaları fuzuli gibi görünüyor ve kriz kendini göstermeye başlayınca üzeri çizilen ilk harcama kalemi oluyor. Ülkemizde reklam ve pazarlama harcamalarının kısılarak tasarruf edileceği, bu şekilde sarsıntının atlatılabileceği düşünülüyor” şeklinde konuştu.

    “Rakibin dursa da sen durma”

    Mustafa Mutlu, dalgalanma ve kriz döneminin fırsata çevrilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Ekonomik dalgalanma veya kriz dönemlerinde stres ve kaygı size hata yaptırabilir. Bu ikiliye yenilmemek gerekir. Rakipleriniz tedbir veya tasarruf amacıyla reklam ve pazarlama giderlerini kısmış olsa da bu durumu fırsata çevirmelisiniz. Unutmamak gerekir, herkes uyurken ışıklarını açık tutanlar daha çok fark edilir” dedi.

    “Doğru marka olduğunu göster”

    Kriz dönemlerinde sadece üreticiler değil tüketicilerin de kaygı ve stres yaşadığını anlatan Mutlu, “Böyle bir durumda tüketici doğru markayı bulmak, bulduğu markaya sonuna kadar güvenmek ister. Tam da bu noktada devreye girmeli ve doğru marka olduğunuzu anlatmalısınız” ifadelerine yer verdi.

    “Doğru çözüm ortakları ile çalışın”

    Genel Müdür Mutlu, reklam ve pazarlama dönemlerinde seçilen çözüm ortaklarının da önemine değinerek, “Seçtiğiniz çözüm ortaklarınız kriz dönemlerinde de sizin için etkili çözümler üretebiliyor olmalı. Ekonomik ve siyasi krizler elbette reklam sektöründe faaliyet gösteren ajansları da etkilemektedir. Altyapısı güçlü ve aynı zamanda kriz yönetimi konusunda deneyimli ajanslarla çalışmanız kriz dönemini yönetmenizi kolaylaştırır. Reklamcılık tecrübeye ve bilgiye dayalı sektördür. Unutmayın, 1-2 yıl reklamcılık yapmış biri kriz dönemlerinde size yardım edemez. Fırtınaya yakalanan gemi iyi bir kaptanla düzlüğe çıkabilir” diye konuştu.