Etiket: Yöntem

  • Kalp ameliyatında yeni yöntem

    Kalbi besleyen damarların tıkanması sonucunda ortaya çıkan ve kalp krizinin tetikleyicisi olan koroner arter hastalığının cerrahi tedavisinde kullanılan Endoskopik Safen Çıkarma Yöntemi Karadeniz Bölgesi’nde ilk defa Trabzon’da uygulandı.

    Endoskopik Damar Çıkarma (EVH), Koroner Arter Baypas Greftleme (KABG) ameliyatının önerildiği durumlarda daha az acı, daha küçük yara izleri ve daha hızlı iyileşme sağlayan yeni bir yöntem olarak kullanılıyor. Yaklaşık 2 santimetrelik ufak bir kesikten özel cihazların kullanılmasıyla kan damarı görüntülenerek bacaktan safen veni veya koldan radial arter alınabiliyor. Geçen yıl dünyada 1 milyon kişiye uygulanan yöntem Karadeniz Bölgesi’nde ilk defa Medical Park Karadeniz Hastanesi’nde uygulandı.

    Medical Park Karadeniz Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Op. Dr. Emre Cumhur Baykan, Endoskopik safen çıkarma yönteminin (Vasoview) Türkiye’de 5-6 ilde kullanıldığını belirterek, “By-pass ameliyatlarında bacaktan aldığımız damar oldukça sık kullanılır. Bu bizim için yeni bir yöntem. Türkiye’de şuanda 5-6 ilde var. Özellikle obez, şişman ve diyabetik hastalarda başta olmak üzere tıbbi anlamda yara iyileşmesi problemi için oldukça etkili bir önleyici yöntem. İkincisi de ameliyat sonrası hayat konforu. Yara miktarı vücutta ne kadar az ise iyileşme süresi de o kadar az oluyor” dedi.

    Yöntemin geçen yıl dünyada 1 milyon hastaya uygulandığını kaydeden Baykan, “Bu sene hedef daha yüksek. Türkiye’deki geçmişi çok kısa yeni girdi sayılır. Karadeniz Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde bu yöntem kullanılmıyor. İlk defa Trabzon’da uygulamaya başladık” ifadelerini kullandı.

  • ’Geleceğin E Hali’nde sağlıklı yaşam için Amerika da uygulanan ve Türkiye de yeni kullanılan en son yöntem ‘Mindfulness Felsefesi’ açıklandı

    Eczacıların dev buluşması olarak görülen ’Geleceğin E Hali’ Kongresi önemli konuşmacıların sunumlarıyla devam ediyor. 24 Eylül tarihine kadar İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen organizasyonda, Cumartesi saat 11:00’de Dünyaca ünlü Fütürist Patrick Dixon ‘Sağlıkta Gelecek Tasarımı’nı kamu oyuna açıklayacak.

    Açılışı yapıldığı ilk günden itibaren yoğun katılımın sağlandığı ’Geleceğin E Hali’ Kongresi’nin 2’inci günüde Endokrolog Prof. Dr. Taner Damcı, ’Yaşam Biçimini Değiştirmek, Ama Nasıl?’ isimli panelde konuştu. Prof. Dr. Damcı,yaşam biçimi değişikliği dediğimiz şey, elimize bir liste alıp, listeye göre beslenmek ya da kilo vermek için bir koşu bandı üzerinde terlemek değildir. Yaşam biçiminde değişiklik çok daha köklü olmalı. Ancak bu şekilde kalıcı olabilir. Bir diğer konuşmacı Prof. Dr. Ener Çağrı Dinleyici ise ’Geleceğin Mikrobiyota Hali’ isimli panelinde; mikrobiyotanın sağlığın temel unsuru olduğuna vurgu yaptı.

    Sağlıklı yaşam için kökten yaşam şeklimiz değişmeli, günlük diyetler sadece geçici çözümlerdir

    Endokrolog Prof. Dr. Taner Damcı; ‘Şeker hastalığı, şişmanlık, hipertansiyon gibi hastalıkların birinci tedavisi yaşam biçimini değiştirmek.Bu, insanın sağlıklı beslenmesi, stresten uzak durması, iyi uyuması ve hareket etmesidir. Tabii ki bu durumlarda ilaçlarda kullanılır. İlaçlar hep yaşam biçimi değişikliğine yardımcıdır. Hekimler olarak, sağlık profesyonelleri olarak yaşa biçimi değişikliğini hastalara öneririz. Fakat bunun nasıl yapılacağı konusunda fazla bilgi veremeyiz. Bugün sunduğum konu, yaşam biçimi değişikliği nasıl yapılabilir. Yaşam biçimi değişikliği dediğimiz şey, elimize bir liste alıp, listeye göre beslenmek ya da kilo vermek için bir koşu bandı üzerinde terlemek değil. Yaşam biçimi değişikli çok daha köklü bir şey. Böyle olursa ancak kalıcı olabiliyor. Köklü değişikliği yapmak, elimize tek tek listeler alıp ve koşu bandı üzerinde terlemekten çok daha kolay ve etkili oluyor’’ dedi.

    Mindfulness felsefesi

    Amerika’da üniversitelerde kullanılan ’Mindfulness’ı anlatan Prof. Dr. Damcı,’’Bizim bu yaşam biçimini değiştirme ile ilgili 8 haftalık bir programımız var. Amerika’da bütün üniversitelerde kullanılan ’Mindfulness’ felsefesini kullanıyorum. ’Mindhfulness’, tıpta stres azaltmanın, insanlarda davranış değişikliğini motive etmenin en önemli ve en etkin yolu. Çok değişik alanlarda kullanılıyor. Biz ’Mindfulness’ı Türkiye’de yaşam biçimi değiştirmek, daha sağlıklı beslenmek, daha iyi hareket etmek, stresten uzak durmak amacıyla program oluşturduk. Programın adı, ’Cognita’. Bu programda 8 haftalık yaşam biçimi değişikliği sistemleri uyguluyoruz’’ şeklinde konuştu.

    ’’ Stres, bizi hastalığın kucağına iten en önemli faktör’’

    Stresin hayatımıza olumsuz etkisini altını çizen Prof. Dr. Damcı, ’’Stres hayatımızı kısaltan, yaşamımızın kalitesini bozan, bizi hastalıkların kucağına iten en önemli faktör. Günümüzde hayatta çok yoğun bir tempo var. Stres bizim sağlımızı ekliyor. Stresten uzaklaşmanın yolu, başka bir yere kaçmak, bir tatil yerine kaçmak ve oraya yerleşmek değil. Bu hayatımızın içinde stresten korunabiliriz. Stresi daha az algılayıp, onun sağlımıza olumsuz etki etmesini engelleyebiliriz’’ dedi.

    Tıp bütünseldir. Yalnız doktorlarla, başka sağlık profesyonelleriyle yürütülebilecek bir süreç değildir diyen Prof. Dr. Damcı,’’Bunların önemi var ama bizim işbirliği yapmamız gerekiyor. Eczacılar, doktorlar, sağlık profesyonelleri, hemşireler, diyetisyenler ve spor uzmanları; iş birliği yapmaları gerekiyor. Bu tür kongreler bunun için harika bir fırsat. Bir başlangıç olur diye düşünüyorum. Bu iş birliği bizim için büyük bir eksiklik. Bunu gerçekleştirebilirsek insanlar daha fazla katkıda bulunabiliriz diye düşünüyorum’’ ifadelerini kullandı.

    ’’Mikrobiyota sağlıklı olmamızın temel unsurudur’’

    ’Geleceğin Mikrobiyota Hali’ panelinde konuşan Prof. Dr. Ener Çağrı Dinleyici, ’’ Mikrobiyata bizim bağırsağımızda yaşayan bakteriler ve diğer canlılardan oluşturduğumuz ortak yaşam biçimidir. Mikrobiyota sağlıklı olmamızın temel unsurudur. Mikrobiyatamızı ne kadar koruyabilirsek ve ne kadar sağlıklı olmasını sağlayabilirsek, o kadar uzun vadede hastalıklara karşı önlem almış oluyoruz. Son 10 yıl bize şunu gösterdi ki: Mikrobiyatanın bütünlüğü zaman içinde bozulursa başta obezite, şişmanlık, alerjik hastalıklar, otoimmüm hastalıklar ve bazı psikiyatrik rahatsızlıklarda artma olmaktadır. Bunu koruyabilmek için temel yapabileceklerimiz; normal doğumun özendirilmesi, anne sütünü beslenmeye eklenmesi, akılcı antibiyotik kullanımı ve yaşam koşullarında doğala dönülmesidir’’ şeklinde konuştu.

  • Bu yöntem PRP’yi geride bıraktı!

    Medikal Estetik Hekimi Dr. Alp Okutucu, 7-8 senedir PRP ile yapılan tedavilerin yerini son 2 senedir CGF CD34+ ile tedavi yönteminin aldığını söyledi. Okutucu, “Bu uygulama şimdiye kadar olan yöntemler içinde Nirvana diyebileceğimiz bir seviyededir” dedi.

    Günümüzde en yaygın kullanılan ,“Büyüme Faktörleri” ile tıbbi estetik ve tedavilerinden olan PRP’nin yerini artık çok daha yoğun ve kat kat daha fazla “Büyüme Faktörleri” içeren CGF-CD34 tekniğinin aldığını anlatan Medikal Estetik Hekimi Dr. Alp Okutucu, “CGF-CD34 tedavisi ile ilgili araştırmalar, sadece büyüme faktörlerinin değil, CD34 adı verilen kök hücrelerinin de bu tedavi yöntemi ile elde edildiğini göstermektedir. CD34 kök hücreleri ve konsantre büyüme faktörleri ile PRP den daha etkili bir tedavi yöntemi olduğu tespit edilmiştir. Derimizin yaşlanması aynı yaralanma sürecinde olduğu gibi bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklanır. Bu nedenle derimizi gençleştirmeye yönelik uygulamalarda aslında vücudumuzun bir yarayı iyileştirirken yaptıklarını çeşitli yöntemlerle taklit ediyoruz” diye konuştu.

    Dr.Alp Okutucu, daha sonra şunları kaydetti; “Derideki bir hasarı en etkili, en hızlı ve en doğal biçimde onarabilecek olan yapı yine derinin ait olduğu bütünün bir parçasıdır. Bu nedenle CGF CD34 uygulaması damarlarımızda dolaşan bu sihirli gücü harekete geçiren bir yöntem olarak gelişmiştir. CGF CD34 uygulamasında da yaptığımız sadece vücudun iyileşme kapasitesini arttırmaktır.

    Bu uygulama; Fibromiyalji ve kulunç tedavisinde,Burkulma ve darbeler de(ayak ve el ),Eklem kireçlenmelerin de (diz,kalça,omuz,ayak bileği), Kıkırdak ve kemik aşınması-kireçlenmelerinde (gonartroz ve patella tendiniti),Eklem bağ yaralanmalarında(menisküs yaralanma ve yırtıkları), Topuk dikeninde,Bel ve boyun fıtıklarında olduğu kadar estetik alanlarda da başarıyla uygulanmaktadır.

    Mesela ; Tüm yüz bölgesinde; alın, göz kenarı, burun kenarı , üst kol, karın, iç bacak, diz bölgeleri, boyun ve dekolte bölgesinde kırışıklıklarında, sarkma ve lekelerin tedavisinde, ,tüm vücutta görülen sarkma ve çatlak ve izlerin giderilmesinde başarı ile uygulanmakta, uygulama sonuçları tatmin edici düzeyde bulunmaktadır. Özellikle yüz gençleştirme ve saç dökülmesinin önlenmesinde ozon terapi ile birlikte kullanıldığında da çok başarılı bir ikili oluşturmaktadır. CGF-CD34 solüsyonuna uygun dozlarda ozon eklendiğinde hem iyileştirici hücre olan trombositle aktive olur hem de iyileştirici madde olan Büyüme-Growth Hormon miktarı önemli ölçüde artar. Dokulardaki oksijen seviyesi yükselir.”

  • Migren tedavisinde cerrahi yöntem: Mikro-Endoskopik Cerrahi

    Medicana Bahçelievler Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurga Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Soner Büyükkınacı, migren tedavisinde cerrahi yöntem hakkında bilgi verdi.

    Migrenin günümüzde insanlarda stres yükünün artmasıyla daha sık görülse de, gelişen teknoloji ve bilimsel çalışmalar sayesinde önemli bir problem olmaktan çıktığını belirten Yrd. Doç. Dr. Büyükkınacı, “Migren ağrısı sosyoekonomik olarak da önemli derecede iş gücü kaybına yol açmaktadır. Son yıllarda geliştirilen ilaçlar hastaları biraz olsun rahatlatırken, önemli yan etkileri kullanımlarını zorlaştırmaktadır. Artan bir sıklıkla uygulamaya başladığımız botox enjeksiyonları tedavi anlamında nihayet bizi daha da ileriye taşıdı. Migrende 2000 yılında geliştirilen son tedavi şekli olan mikro-endoskopik cerrahi yöntem ise Botoxtan fayda gören hasta grubuna kalıcı çözüm açısından umut ışığı oldu” dedi.

    “Mikro-Endoskopik Cerrahi hastaların büyük kısmına uygulanabilir”

    Mikro-Endoskopik Cerrahinin hastaların büyük kısmına uygulanabileceğini dile getiren Yrd. Doç. Dr. Büyükkınacı, “Cerrahi tedavinin hastalar üzerinde yüzde 90’a yakın bir başarıya ulaşması migren hastalarının yorgun ve mutsuz yüz ifadelerini, gelecekte değiştirecek gibi görünüyor. İnsanların yüzde 15’ini etkileyen bir rahatsızlık olan migren bu sayede hayatımızdan kolayca uzaklaştırılabilecek. En önemli konu ise hastaların büyük bir kısmı bu tedaviye uygun olmasıdır. Cerrahi tedavi temelde bir sinir gevşetme veya siniri devre dışı bırakma işlemidir. Sinir cerrahisi konusunda deneyimli ellerde yapılması gerekmektedir” ifadelerini kaydetti.

    Mikro-Endoskopik Cerrahi nasıl uygulanır?

    Mikro-Endoskopik Cerrahide hasta seçiminde tanının net olarak konmuş olması ve cerrah tarafından yapılan botox test uygulamasından fayda görmüş olması gerektiğini dile getiren Yrd. Doç. Dr. Büyükkınacı, şu bilgileri verdi:

    “Tüm bu aşamaları geçmiş hastalara mikro-endoskopik yaklaşımla kalıcı tedavi uygulanabilir. Alın bölgesine saçlı deriden yapılan yaklaşımla girilerek, migren ağrılarından sorumlu olduğu düşünülen sinirsel yapılar etkisiz hale getirilir. Böylece botox’un geçici olarak oluşturduğu etki kalıcı hale gelir. Ayrıca enseden başlayan ağrılar içinde ense köküne yakın saçlı deride yapılan bir girişim ile bölgedeki sıkışan sinirler gevşetme yöntemi ile rahatlatılır. Müdahale sonrası hastalar genelde aynı gün taburcu edilir. Hastaların genel ağrı düzeylerinde bilimsel olarak yüzde 76 ’lık bir azalma sağlanır. Ağrı sebebi ile hayattan zevk alamama, sadece migren hastalarının anlayabileceği bir durumdur. Ben de bir migren hastası olarak ağrısız bir yaşamın değerini biliyorum. Migren hastaları artık bu konuda bir çözüm olduğunu, çaresiz olmadıklarını bilmelidirler. Migren ağrısı çekenlerin bize başvurması yeni hayatları için atılmış güzel bir adım olacaktır.”

  • Beyin damar yumaklarının tedavisinde altın yöntem cerrahi müdahale

    Medicana International İstanbul Hastanesi Beyin, Sinir ve Omurga Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hidayet Akdemir, beyin damar yumaklarının tedavisinde en önemli yöntemin cerrahi müdahale olduğunu söyledi.

    Akdemir, günümüzde çok az rastlanan ama en riskli beyin rahatsızlıkları arasında yer alan Beyin Damar Yumakları hakkında bilgi verdi.

    Bu hastalığın oluşumunda genetik faktörler yüzde 10-15 kadar etkili olduğunu belirten Akdemir, “Hamilelik esnasında annenin radyasyona maruz kalması, hekim tavsiyesi olmadan hamilelikte ilaç kullanımı, gıdalarla alınan değişik hormonlar ve bazı virüsler risk faktörlerinin bazılarıdır. Özellikle anne adayları hamilelik esnasında yukarıda sayılan risk faktörlerinden muhakkak uzak durmalıdır. Beyin damar yumakları hastalığı genellikle doğuştan gelen bir hastalıktır. Ancak nadiren kafa travması sonrası beyin yaralanmaları sonrası görülür. Beyin damar yumakları hastalığının oluşumunda çevresel faktörlerin rolü bilinmemektedir. Çocuklarda beyin Kanamalarının asıl nedeni beyin damar yumaklarıdır. Görülme sıklığı 100 bin kişide 1’dir” dedi.

    Beyin damar yumaklarının iki ana belirtisi olduğunu belirten Akdemir, bunların beyin kanaması ve bara (epilepsi) nöbeti olduğunu kaydetti.

    Akdemir, “Beyin damar yumakları beyin kanamalarının ana nedenidir. Ancak çocukluk çağı beyin kanamalarının en sık nedeni beyin damar yumaklarıdır. Bu yüzden çocukluk çağı müzmin baş ağrıları mutlaka detaylı beyin incelemesi yapılmalıdır. Özellikle ölümcül beyin kanamalarında korunmak için baş ağrısı şikayeti doğru okunmalı ve tedavi planlanmalıdır. Hastana hastane ve doktor doktor gezen hastaların şikayetleri dikkatlice incelenirse beyinde bir damar yumağı olduğu tespit edilebilir. Her baş ağrısı beyin damar yumakları belirtisi değildir. Ancak baş ağrıları sebebleri arasında beyin damar yumakları vardır. Buradaki baş ağrısı taraf vermeyen özellikle kafa içi basıncını artıran yani öksürme ıkınma, efor gerektiren veya gece yatmaya bağlı adeta uzun süreli müzmin tıbbı tedaviye cevapsız bir baş ağrısıdır” dedi.

    Beyin damar yumaklarının, migren, beyin damar tıkanmaları, epilepsi ve psikolojik hastalıklarla karıştırıldığını kaydeden Akdemir, tedavi yöntemlerini şöyle anlattı:

    “Cerrahi( mikrocerrahi), Gama knife( radyocerrahi), Embolizasyon, Kombine tedavi. Bu sayılan tedavi şekilerini uygulayabilmek için öncelikle beyin damar yumağı hastaya şikayet veriyor mu yoksa vermiyor mu, beyin damar yumağı bulunduğu bölgesi, lezyonun büyüklüğü ve kaç atar damar besleyicisi var veya kaç toplar damar lezyondan kan tahliye ediyor? Bu temel iki soruyu cevapladıktan sonra hangi tedavi seçeneği uygulanacağı kararı verilir. Ancak kesin bir kural olarak evre 1,2, 3 kadar olanlar ameliyata uygun olanlardır. Mikrocerrahi beyin damar yumağı tedavisinde altın standarttır başarılı bir beyin ameliyatı ile bu amansız hastalıktan hiç bir sekel kalmadan kurtulunur . Ancak her beyin bölgesi damar yumakları mikrocerrahiye uygun değildir. Bu durumlarda kombine tedavi seçenekleri dikkatlice gözden geçirilmelidir. Beyin kanamalı damar yumakları genellikle mikrocerrahiye uygundur. Kanamalı damar yumakları acil şartlarda değerledirilmelidir. Bunlarda kanama sonrası ilk 6 saat adeta altın standarttır. Bu saatler içinde kanamanın büyüklüğü yerleşimi ve damar yumağı evrelemesi hızlıca yapılıp acil cerrahi planlanmalıdır. Örneğin beynin kritik yerlerine yerleşmiş damar yumaklarında ise radyo cerrahi planlanır. Unutulmamalıdır Radyo cerrahi damar yumağını 2-3 sene içerisinde tedavi edecektir. Bu tedaviye verilen hastalar 3 cm kadar olan küçük damar yumaklarıdır. Radyocerrahi sonrası hastalar beyin kanaması geçirme riski daima vardır. Ayrıca radyocerrahi sonrası radyonekroz riskleri de vardır. Beyin damar yumakları genellikle doğuştan gelen iyi huylu bir beyin damarsal hastalıktır. Senelerce sinsice subjektif olarak baş ağrıları baş dönmeleri, bazen sara nöbetleri gibi öncü şikayetleri olur. Ani beyin kanaması en iyi bilinen belirtidir. Teşhisi günümüzde oldukça kolay ve çabuk konulmaktadır. Önce belirsiz şikayetleri doğru anlaşılıp uygun teşhis yöntemi uygulanırsa beyin kanaması olmadan beyin damar yumağı teshis konulur. Bu zor ve tehlikeli hastalığın tedavisindeki başarı öncelikle beyin damar mimarisini iyi bilen tecrübeli beyin damar cerrahlarına, embolizasyon yapabilen tecrübeli girişimsel radyologlara ve yoğun bakım ünitelerine ihtiyaç vardır” dedi.