Etiket: yönetimlerin

  • Rektör Ünal: “Üniversite-şehir bütünleşmesinde yerel yönetimlerin önemli bir rolü var”

    Rektör Ünal: “Üniversite-şehir bütünleşmesinde yerel yönetimlerin önemli bir rolü var”

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, üniversite-şehir bütünleşmesinde yerel yönetimlerin önemli bir rolünün olduğunu söyledi.

    OMÜ Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, rektörlük görevine başladıktan sonra kendisini ziyaret ederek hayırlı olsun dileklerini ileten Atakum, İlkadım ve Canik Belediye Başkanlarına iadeyi ziyaretlerde bulundu. OMÜ Rektörlük Üst Yönetimi olarak göreve geldikleri günden bu yana üniversitenin yeni dönem hedeflerini planlamak ve uygulamak için yoğun bir mesai yaptıklarını belirten Rektör Ünal, yerel yönetimlerle birlikteliği ve paydaşlığı büyütmek istediklerinin altını çizdi. OMÜ’nün birçok alanda bulunduğu değişim ve gelişim hamleleri hakkında belediye başkanlarını bilgilendiren Rektör Ünal, kentin bütün dinamikleriyle yakın ilişki ve iş birliği içinde hareket edeceklerini belirtti.

    Görüşmeler hediye takdimiyle sona erdi.

  • Başkan Vergili: “Hollanda’da seçimler değil, yerel yönetimlerin düzelmesi gerekir”

    Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi 2014-2018 dönemi Türkiye Milli Heyeti Asıl Üyesi olarak kongrenin 35. oturumunda konuşan Karabük Belediye Başkanı Rafet Vergili, Hollanda’da seçimlerin değil yerel yönetimlerin düzelmesi gerektiğini söyledi.

    Belediye Başkanı Rafet Vergili, Fransa’nın Strasbourg şehrinde, 6-8 Kasım tarihleri arasında düzenlenen kongrede Avrupa’daki yerel yönetim sistemine değinerek, “Belediye Başkanı, Belediye Meclisinde görüşü alındıktan sonra il valisinin teklifiyle kraliyet kararnamesiyle atanır ve en önemli organ il meclisleri yani vilayet yönetimlerin birincisi meclise kraliçenin konseyi vali başkanlık eder, ikincisi ilin yürüttüğü kurul kraliçenin konseyinin başkanlığında il nüfusuna göre 3/9 üyeden oluşur. Vali ataması birkaç meclis üyesinin görüşü alınarak İçişleri Bakanı teklifi üzerine kraliyet kararnamesi ile atanır. Kraliyet komiseri ilin bütün faaliyetlerini yürütmekte ve kurallar koymaya yetkilidir. Valinin görevi Belediye Meclisinin Yürütme Kurulunca verilen kararların uygulayıcısıdır ve bütün davalarda temsil eder. Seçim yapılıyor, gerçek görevliler atanıyor. Hollanda’da yerel yönetimleri Avrupa Yerel Yönetimlerinde, Yerel Yönetimler Yasasına uygun diyebilir misiniz? Gerçek şu ki buradaki temsilciler ve atanmış kişiler komisyonlarda görev alıyor, başkan oluyor, raporlar düzenliyor, takdir sizlerindir” dedi.

    “Hollanda’da seçimler değil, yerel yönetimlerin düzelmesi gerekir”

    Hollanda’daki yerel yönetimlerinin düzelmesi gerektiğini belirten Vergili, “Hollanda’da seçimler değil, yerel yönetimlerin düzelmesi gerekir ki şu anda Türkiye’de atanan Valilerden daha tehlikeli boyutta Hollanda’da yerel yönetimlerin idaresi mevcuttur. Bugün Hollanda’da her şey iyi olabilir. Yarın belirsiz hukuki düzenlemeler gerekir. Hollanda’nın Avrupa Birliği Yerel Yönetimine uygun kanunlar düzenlemesi gerekir” ifadelerini kullandı.

  • Yerel yönetimlerin göç tutumu masaya yatırıldı

    Kartepe Zirvesi’nde açıklama yapan Beyoğlu Belediye Başkanı Demircan, “Yeni eklenenler sistemi bozduğu için yerel yönetimlerin görevi de sistemi yeni durumlara göre güncellemektir” dedi.

    Kartepe Zirvesi Fuat Sezgin Salonunda gerçekleşen oturumda “Kentsel Gelişim ve Göç” paneli yapıldı. Panelde konuşan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, “Göç alan mekanı, şehri o anki duruma göre planlamak gerekir. Sisteme yeni eklenenler sistemi bozduğu için yerel yönetimlerin görevi de sistemi yeni durumlara göre güncellemektir. Göçmen deyince sadece Suriye ve Afganlar akla geliyor. Fakat bu yanlış. Mültecilikle ilgili her şeyi Suriyeliler veya Afganlar üzerinden kavrarsak gerçek sorunu kaçırmış oluruz. Üretim modeli topraktan makineye döndükçe yaşam şartları da başka bir hale döndü. İnsanlık köyde yaşayamaz hale geldiği için şehre göç ediyor. İnsanlar bazı sebeplerden dolayı daha iyi olanakları olan kente göç ediyor. Üzerimize düşen görevler konusunda, olayı belediyelerde çöp toplama, çukurları tamir etme ve yol yapmak olarak değerlendirmemek lazım. Göç alan mekânı, şehri o anki duruma göre planlamak gerekir. Sisteme yeni eklenenler sistemi bozduğu için yerel yönetimlerin görevi de sistemi yeni durumlara göre güncellemektir” dedi.

    Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi’nden Doç. Dr. Elif Çolakoğlu, “Osmanlı-Rus savaşı nedeniyle Kafkasya’dan ve Kars vilayetinden Erzurum’a göç yaşanmıştır. Erzurum vilayeti, muhacirlerin yerleştiği ilk bölge oldu. Burada 286 muhacir mahallesi oluşturuldu. Aynı yıllarda Azerbaycan’dan Kars ve Erzurum’a 10 bine yakın göç gerçekleşti. Günümüzde ise Erzurum’da Afgan ve Suriyeli muhacirler bulunuyor. Ülkedeki kayıtlı Afgan sayısı 170 bin civarında. İran sınırında 1 buçuk milyon kadar Afgan mülteci ülkeye girmeyi bekliyor. Erzurum’daki mültecilerin temel sorunları arasında sağlık, beslenme, barınma, ilaç yardımı bulunuyor. Yapılan araştırmalara göre Afganlıların kente daha kolay uyum sağladıkları gözlemlendi. Bunun yanı sıra Suriyeli göçmenlere oranla yerli halk tarafından daha pozitif karşılanıyor” diye konuştu.

    Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. M. Abdullah Aksoy şunları söyledi, “Gaziantep’te 300 binden fazla Urfalı, binlerce Şırnaklı yaşamaktadır. Bir kısmı geri dönmüş olsa da çoğu kalıcı oldu. Gaziantep’te 2023 için öngörülen nüfus sayısına 2016’da ulaşıldı. Bu bağlamda göç olgusunun çok kritik olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. 406 bin Suriyeli Gaziantep’te yaşamaktadır. Yan illerden çalışma amacıyla gelen Suriyeli vatandaşlar da eklendiğinde 500 bine yaklaşmaktadır. Gaziantep, çoğu Avrupa ülkesinin nüfusundan daha fazla mülteciyi ağırlıyor. Şehrin yüzde 20’si Suriyeli. Bu sebeple sosyal entegrasyon kısmında çok ciddi anlamda çaba göstermekteyiz. Sınır boylarındaki ilçelerde 2 buçuk milyon Suriyeli yaşıyor. Herhangi bir iskan politikası uygulanmadığı için sınır boylarında bir yığılma olduğu gözleniyor”

    Kartepe Zirvesi’nde düzenlenen panelde moderatörlüğü Marmara Üniversitesi ‘nden Dr. Yasemin Çakırer Özservet üstlenirken, Beyoğlu Belediye Başkanı ve İstanbul Boğaziçi Belediyeler Birliği Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi’nden Doç. Dr. Elif Çolakoğlu, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. M. Abdullah Aksoy ve Gazeteci Ayşe Böhürler katıldı.

  • Başbakan Yardımcısı Canikli: “16 Nisan, Türkiye’de güçlü yönetimlerin garanti altına alınması projesinin adıdır”

    Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, 16 Nisan’ın, Türkiye’de güçlü yönetimlerin garanti altına alınması projesinin adı olduğunu belirterek, hem cumhurbaşkanı hem başbakanın güçlü olduğu bir sistemde yönetim krizinin kaçınılmaz olduğu mesajını verdi. CHP lideri Kılıçdaroğlu’na yüklenen Canikli, “Yeni sistemde gelirse o zaman tehlike olur diyorlar. Bu sistemde Kılıçdaroğlu gibilerin göreve gelme ihtimali sıfır” dedi.

    Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, AK Parti Mersin Genişletilmiş Danışma Meclisi Toplantısına katılmak üzere Mersin’e geldi. Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilen toplantıda, partililerin sevgi gösterileri ile karşılanan Canikli, yaptığı konuşmada, anayasa değişikliğine ilişkin 16 Nisan’da gerçekleştirilecek referanduma yönelik önemli mesajlar verdi.

    Konuşmasının başında, ülkenin birlik ve beraberliği için, özgürlük için hayatlarını kaybeden tüm şehitlerle bu sabah El Bab’ta şehit düşen hemşehrisi Furkan Yayla’ya Allah’tan rahmet dileyen Canikli, “Onlar, bizim bu topraklarda nefes almamızı sağlayan kahramanlarımızdır. Bu millet onları asla unutmayacaktır” diye konuştu.

    “16 Nisan’da biz 2007 yılında yapılan değişikliğin kalan kısmını tamamlayacağız”

    Türkiye’nin önümüzdeki dönemde tarihi, hayati ve tüm siyasi tarihinin en önemli düzenlemelerinden, reformlarından bir tanesini hayata geçirmek için yine sandık başına gideceğini belirten Canikli, Türkiye’nin bugüne kadar 14-15 yılda bu milletle birlikte inanılmaz işler yaptığını vurgulayan Canikli, “Çok önemli ve sıkıntılı badirelerden geçildi. Bunu milletimizle hep birlikte yaşadık, hep birlikte şahit olduk ve hep birlikte yolları yürümeye devam etti. Şimdi önümüzdeki 16 Nisan’da yine bu milletin çok daha güçlü bir şekilde ileriye taşınmasında büyük katkı sağlayacak Türk siyasi tarihinin en önemli reformlarından bir tanesi için millet olarak sandığa gidiyoruz” ifadelerini kullandı.

    16 Nisan’ın çok önemli bir tarih olduğunu, 16 Nisan’da oylanacak olan cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ne getirdiğini, neleri vaat ettiğini tam olarak anlayabilmek için 2007 yılına gitmek gerektiğini söyleyen Canikli, 2007 yılında yüzde 69 ‘evet’ ile milletin desteğiyle bir anayasa değişikliği gerçekleştirildiğini anımsattı. Bu referandumla anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesini bu milletin 2007’de gerçekleştirdiğini ifade eden Canikli, “İlk uygulaması da 2014 yılında doğrudan halk tarafından seçilen, doğrudan millet iradesiyle seçilen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, şu anda milletin önünde milletin başında. 16 Nisan’da biz 2007 yılında yapılan bu değişikliğin kalan kısmını tamamlayacağız. O nedenle 16 Nisan’da getirilmesi önerilen cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini anlamak için 2007’deki değişikliğe mutlaka ayrıntılı bir şekilde bakmak gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “1982 Anayasası ile getirilen bu sistemin parlamenter sistemle uzaktan yakından hiçbir alakası yok”

    1982 Anayasası ile getirilen sistemin şu anda uygulamada olduğuna işaret eden Canikli, bu sistemin en temel özelliğinin, güçlü bir cumhurbaşkanı ve güçlü bir başbakan üzerine oturtulmuş olması olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesinden önceki dönemde de bu yapının bu şekilde yürütülmeye çalışıldığını dile getiren Canikli, “Adına parlamenter sistem diyorlar ama 1982 Anayasası ile getirilen bu sistemin parlamenter sistemle uzaktan yakından hiçbir alakası yok. Neden? Çünkü parlamenter sistemlerde cumhurbaşkanlarının yetkileri semboliktir. Esas itibariyle yürütme yetkisinin tamamı başbakanlar tarafından kullanılır. Ama 1982 Anayasasına baktığınızda, hiçbir parlamenter sistemde gündeme gelmeyen, söz konusu olmayacak şekilde cumhurbaşkanına çok güçlü yetkiler veriyor. 1982 Anayasası, cumhurbaşkanını yürütme başlığı altında düzenliyor, yani yürütme organının bir unsuru olarak görüyor. Kurulacak olan hükümetin onaylanmasından tutun da Bakanlar Kurulu kararlarının yürürlüğe girmesinden üst düzey yöneticilerinin atanması için bütün aşamalarda ve başka konularda cumhurbaşkanına hiçbir parlamenter sistemde olmayan yetkiler veriliyor. Aynı yetkiler başbakana da veriliyor. Bir icrai yetkinin tamamlanması için başbakanın ya da cumhurbaşkanının iradelerinin aynı anda oluşması gerekiyor. Tek başına bir tanesi karar veremiyor” diye konuştu.

    “İki iradenin arasında bir çelişki olduğunda, bu bir hükümet krizidir”

    Bir hükümetin kurulması ve kabinenin oluşumu için listeyi başbakanın cumhurbaşkanına önerdiğini ama hükümetin göreve başlaması için başbakanların önermesinin yetmediğini, bir de cumhurbaşkanı tarafından onaylanması gerektiğini kaydetti.

    “Bu iki iradenin herhangi birinde aralarında bir çelişki, bir farklılık ortaya çıktığı anda bu bir hükümet krizidir. Çünkü cumhurbaşkanı onaylamadan hükümet kurulamıyor” diyen Canikli, şöyle devam etti:

    “Her olay için geçerlidir bu, atamalarda, Bakanlar Kurulu kararlarının onaylanmasında, bütün cumhurbaşkanının onayına bağlı tüm işler için geçerli. Her iki iradenin aynı yerde buluşması gerekiyor. Eğer biri farklıysa bu bir yönetim krizidir. Nitekim böyle olmuş, 1982’den 2002’ye kadar sistemin bu özelliği hep krizleri, kavgaları, tartışmaları beraberinde getirmiş.”

    “Son sözü söyleme yetkisini bir kişiye vermezseniz orada kavga çıkar”

    Özal-Demirel, Demirel-Erbakan ve Sezer-Ecevit dönemlerini anımsatan Canikli, o dönemlerde başbakanlar ve cumhurbaşkanları arasında hep sürtüşmeler, kavgalar ve ciddi çatışmalar olduğunu, Sezer-Ecevit döneminde yaşanan çatışmanın ise Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük ekonomik krizini getirdiğini söyledi. “2002 yılına kadar sükunetle geçen hiçbir dönem yok” diyen Canikli, bunun nedenini ‘güçlü cumhurbaşkanı-güçlü başbakan’ özelliğine bağladı. Canikli, “Yönetsel bir yürütme işleminin tamamlanması için son sözü söyleme yetkisini bir kişiye vermezseniz, dağıtırsanız, orada kesinlikle kavga çıkar, orada sıkıntı yaşanır, orada güçlü bir yönetim hemen hemen olmaz, çok zor olur” dedi.

    Son 14 yılda bu tür sorunlar yaşanmadığına vurgu yapan Canikli, “Ama arada bir fark var, çok güçlü bir liderimiz var, Recep Tayyip Erdoğan. Güçlü bir lider, güçlü bir karizma ve çok güçlü bir liderlik, milletin inanılmaz şekilde sevgisini kazanmış bir lider ve bu liderlik altında aynı davaya gönül vermenin hazzını yaşayan başbakanla birlikte yürütülüyor, sorun yok. Ama her zaman Recep Tayyip Erdoğan gibi güçlü liderler çıkar mı? Onun garantisi yok. Çıkmadığı zaman da kesinlikle yönetim krizi çıkar. Bugün başımızda Recep Tayyip Erdoğan var. Bu sistem devam ettiği sürece 15-20 yıl sonra, Recep Tayyip Erdoğan olmadığı zaman tıpkı rahmetli Özal ile Demirel’in arasındaki kavga gibi, tıpkı Demirel ile Erbakan’ın arasındaki çatışma ve kavga gibi, tıpkı Sezer ile Ecevit arasındaki kavgalar hiç eksik olmaz. Bu tür kavgaların yaşandığı bir ortamda da güçlü siyasi irade ortaya çıkmaz. Güçlü siyasi irade sıkıntısı yaşanan yerlerde ülkenin birlik-bütünlüğü, güçlenmesi kesinlikle tehlikeye girer. Bu gibi durumlar da en çok terör örgütlerinin işine yarar. Her alanda ülkeyi ileriye götürmek de söz konusu olamaz, çok ciddi risklerle tehlikelerle karşı karşıya kalırız” dedi.

    PKK’nın da bu nedenle cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine karşı çıktığını, ‘hayır’ dediğini ifade eden Canikli, “Çünkü onun istediği, zayıf hükümetler kurulsun, zayıf siyasi irade olsun ve o da hain emellerini böyle bir ortamda rahatlıkla geliştirebilsin, hedefleri için uğraşabilsin. Amacı o. O nedenle PKK terör örgütü 16 Nisan’da halk oylamasına gidilecek olan cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine ‘hayır’ diyor” şeklinde konuştu.

    “Bu düğümün çözülmesi, bu yetkilerin netleştirilmesi gerekiyor”

    Sıkıntının, doğrudan halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanı ve yine aynı şekilde doğrudan millet tarafından görevlendirilen bir başbakandan kaynaklandığına işaret eden Canikli, “Aynı konuda, yönetme, yürütme konusunda yetkilendirilmiş, daha da güçlendirilmiş bir cumhurbaşkanı ve doğrudan halk tarafından seçilen bir başbakan. Sıkıntı bu. Bu düğümün çözülmesi gerekiyor. Bu yetkilerin netleştirilmesi gerekiyor. Aynı işlem için birden fazla makama yetki verdiğiniz zaman idareyi, yürütmeyi kesinlikle kilitlersiniz. İşte biz 16 Nisan’da millet tarafından bu düğümün çözülmesini istiyoruz. Onun için milletimizin, 2007 yılında anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanını doğrudan seçen o modele geçtikten sonra onun devamı mahiyetinde olan, onun tamamlayıcı unsurları olan cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini 16 Nisan’da tamamlamasını istiyoruz. Ondan da kuşkumuz yok. Millet hiçbir zaman bir işi yarım bırakmaz. Bugüne kadar bu millet başladığı hiçbir işi yarım bırakmamıştır, 16 Nisan’da da tamamlayacaktır” ifadelerini kullandı.

    “Kılıçdaroğlu gelirse o zaman tehlike olur diyorlar. Bu sistemde Kılıçdaroğlu gibilerin göreve gelme ihtimali sıfır”

    Konuşmasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na da yüklenen Canikli, şöyle konuştu:

    “Bazıları diyorlar ki, ‘16 Nisan’da cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçelim. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olduğu sürece sorun yok ama ondan sonra başka yanlış isimler tepeye getirilebilir. Getirilirse Türkiye için tehlike olur mu?’ Mesela, ‘Sayın Kemal Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçtikten sonra cumhurbaşkanı olabilir. Yoksa bizim Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni sistemde cumhurbaşkanlığına itirazımız yok ama başkaları gelirse, mesela Sayın Kılıçdaroğlu gelirse o zaman tehlike olur’ diyorlar. Öyle bir tehlike yok. Öyle bir ihtimal yok. Bu millet artık cumhurbaşkanını doğrudan seçiyor. Bu millet hiçbir zaman kendi inancına, kendi değerlerine hakaret eden, kendisiyle kavga eden kim olursa olsun, ismi ne olursa olsun herhangi birisini göreve getirir mi, cumhurbaşkanı olarak seçer mi? Getirmez. Ondan yana hiç kimsenin en ufak kuşkusu olmasın. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde Kılıçdaroğlu gibilerin göreve gelme ihtimali sıfır. Esas tehlike, şu andaki sistemde Cumhurbaşkanımızdan sonra Kılıçdaroğlu ya da onun gibi isimlerin bir şekilde hükümete yamanma ihtimali olabilir. Bakın, 7 Haziran seçimlerinden sonra az kalsın Cumhuriyet Halk Partisi ile bir koalisyon hükümeti kurulacaktı. Çalışmalar oldu. Bu ülke uçurumun eşiğinden döndü, Allah korudu. Sonra 1 Kasım’da millet yumruğu vurdu ve düzeltti, o düğümü de orada çözdü. Onun için cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde milletin doğrudan kendisini yönetecek, kendisine liderlik edecek olan cumhurbaşkanını seçtiği bir sistemde, buna benzer bir hatanın ortaya çıkma ihtimali söz konusu değil. O yüzden herkesin içi rahat olsun.”

    “16 Nisan, Türkiye’de güçlü yönetimlerin garanti altına alınması projesinin adıdır”

    AK Parti Hükümetinin son dönemde gerçekleştirdiği görevlere ve çalışmalara da değinen Canikli, son dönemde bütün terör örgütlerine karşı bir mücadele yürüttüklerini belirtti. FETÖ’den DEAŞ ve PKK’ya kadar tüm terör örgütlerinin mücadele alanları içinde olduğunu vurgulayan Canikli, terör örgütü mensuplarının devletten temizlenmeleri gerektiğini dile getirerek, “Şu anda onu yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz. Daha önce çıkan KHK’lar sadece FETÖ’yü kapsıyordu. Son çıkan KHK, sadece FETÖ için geçerli değil, hepsi için geçerli, DEAŞ için de PKK için de diğer tüm örgütler için de geçerli. Bunların temizlenmeleri için özel bir hukuk oluşturduk. İlla terör örgütü üyesi olması gerekmez. En son çıkan KHK ile 4 binden fazla terör örgütü mensubu ihraç edildi” ifadelerini kullandı.

    Her alanda esas değişimin tarihinin 16 Nisan olduğunu söyleyen Canikli, “16 Nisan, Türkiye’nin geleceğinde her zaman güçlü yönetimlerin garanti altına alınması projesinin adıdır. Dünyada adaletsizliğin ortadan kaldırılması için Türkiye’nin güçlendirilmesi projesinin adıdır. Türkiye, yeteri kadar güce ulaşmadıkça dünyada adaletsizlik ortadan kalkmaz. Dünyadaki bu haksızlığı, adaletsizliği ortadan kaldırabilecek olan tek bir devlet vardır, o da Türkiye’dir” şeklinde konuştu.