Etiket: Yıllar

  • Şarik mezrası yıllar sonra suya kavuştu

    Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi DİSKİ Genel Müdürlüğü, Ergani’nin Çakartaş Mahallesine bağlı Şarik mezrasının içme suyu sorununu çözdü. 14 haneli Şarik mezrası sakinleri yıllar sonra içme suyuna kavuşmanın sevincini yaşıyor.

    Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi DİSKİ Genel Müdürlüğü, sadece ilçelerin değil, mahalle ve mezraların da su sorununu çözmek için büyük çaba sarf ediyor. Ergani’nin Çakartaş Mahallesi’ne bağlı 14 haneli Şarik mezrasının içme suyu sorununu çözmek için kolları sıvayan DİSKİ Genel Müdürlüğü 65 milimetre çapındaki polietilen borularla 1300 metre uzunluğundaki isale hattını yeniledi. Şarik sakinleri hizmetten memnun. Yıllar boyunca eskimiş isale hattında meydana gelen patlaklar nedeniyle susuz günler geçiren Şarik sakinleri ise suya kavuşmanın sevincini yaşıyor. Yapılan hizmetten memnun olduklarını dile getiren mezra sakinleri, yıllar boyunca su sorunu yaşadıklarını, bu sorundan kurtuldukları için mutlu olduklarını söyledi. Mezra sakinleri içme suyu sorununu çözdüğü için Büyükşehir Belediyesi DİSKİ Genel Müdürlüğü yetkililerine teşekkür etti.

  • STK’lar yıllar sonra yeniden El Bab’da

    Türkiye’de de temsilcilikleri olan bazı Suriyeli sivil toplum kuruluşları, yıllar sonra El Bab’a girerek, mevcut durumu yerinde gördü.

    Suriye’de 2011 yılında başlayan iç karışıklık sonrası DEAŞ’ın eline geçen Halep’in kuzeydoğusundaki El Bab şehri, Fırat Kalkanı Harekatı sonrası başlayan temizleme operasyonu ile yeniden Özgür Suriye Ordusu kontrolüne geçti. Suriyeli sivil toplum kuruluşları da yıllar sonra bölgeye girdi. Araç içerisinde ilerlerken kayıt yapan STK üyeleri, Türk Hükümetinin desteği ile yeniden özgürlüğüne kavuşan El Bab’a girmenin mutluluğunu yaşadıklarını söyledi.

    Savaş sırasında yaşanan çatışmalar ve bombardımanlardan dolayı bir çok sivilin hayatını kaybettiği ve mimarisi de tahribata uğrayan El Bab’da yaklaşan Kurban Bayramı öncesi hayat yeniden normale dönüyor.

  • (Özel haber) Müritlerin cinayetinde yıllar sonra beraat çıktı

    İzmir’de bir tarikattan ayrılıp hocalık yaptığı ve cemaat üyesi kadınlara tecavüz ettiği iddiasıyla öldürülüp müritleri tarafından Balıkesir’de tarlaya gömülen Tuncay Güngör’ün davasında 15 yıl hapis cezasına çarptırılan sanık, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun cezayı bozmasının ardından tekrar görülen davada beraat etti.

    Ayakkabı imalathanesi sahibi iki çocuk babası 49 yaşındaki Tuncay Güngör, 2008 yılında kayboldu. Soruşturma sonunda Tuncay Güngör’ün iş ve arkadaşlık ilişkisi olan 13 kişi sorgulandı ve zanlılardan bazıları cinayeti itiraf etti. Tuncay Güngör’ün dövülerek öldürülüp Balıkesir’de bir süre önce aldığı tarlaya gömüldüğü ortaya çıktı. İddiaya göre bir tarikattan ayrılan Tuncay Güngör, kendi cemaatini kurdu. Güngör, 2008’de M.Ö. adlı kadın müridine tecavüze kalkıştı. M.Ö. olayı kocasına anlatınca Güngör’ün 7 kadına daha tecavüz ettiği anlaşıldı. 7 kadının eşi dahil 13 cemaat üyesi, Güngör’ü linç etti. Öldürülen Güngör, 2 kişi tarafından Balıkesir Susurluk’ta gömüldü. Olayla ilgili 13 kişi tutuklandı.

    Savcı, o dönemde 13 sanık hakkında ’adam öldürme’ suçundan müebbet, ’hürriyeti tahdit’ suçundan da 5’er yıl hapis cezası istemiyle dava açtı. Savcı, iddianamede cinayetin neden işlendiğini de ayrıntıları ile anlattı. İddianamede, şu ifadelere yer verildi:

    “Daha önce bir tarikatla bağlantısı olan Tuncay Güngör, 2005 yılında tarikattan ayrıldıktan sonra kendini ’hoca’ olarak tanıtıp çevresindekilerle dini sohbetler yapmaya başladı. Zamanla çevresinde 30 erkek ve 20 kadından oluşan küçük bir topluluk oluşturan Güngör, çoğunluğu esnaf olan bu insanlarla Konak’ta kiraladığı iki evde dini sohbetlerini sürdürmeye başladı. Evli ve bir çocuk babası Güngör, iddiaya göre bir süre sonra bu evlere çağırdığı bazı cemaat üyelerinin eşlerine tecavüz etti. 2008 yılında Güngör’ün tecavüze yeltendiği cemaat üyesi M.Ö. adlı kadın, başına gelenleri kocası T.Ö.’ye anlattı. M.Ö. kendisine tacizde bulunan Tuncay Güngör’ün cemaatten 7 kadına tecavüz ettiğini de kocasına söyledi. Bunun üzerine T.Ö. tecavüze uğrayan kadınların kocalarıyla biraraya gelerek durumu anlattı. Eşleri tecavüze uğrayan 7 kişinin de bulunduğu toplam 13 cemaat üyesi, Basmane semtinde T.Ö.’ye ait iş yerinde buluşarak Tuncay Güngör’ü öldürme kararı aldı. Tuncay Güngör’ü sohbet etmek bahanesiyle iş yerine çağıran cemaat üyeleri, önce eşleriyle Güngör’ü yüzleştirdi. Daha sonra eşlerini gönderen 13 cemaat üyesi, Güngör’ü önce feci şekilde dövdü, ardından iple boğdu. Zanlılar T.Ö. ve F.F. tarafından ceset Balıkesir’in Susurluk ilçesine bağlı Muradiye köyünde pirinç tarlasına gömüldü”.

    Ceza yağmıştı

    İzmir 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan sanıklardan Aykut Köksaldı, F.F., T.Ö., U.I., D.K., H.T. ve R.K., cinayet suçundan önce müebbet hapis cezasına çarptırıldı, ardından da duruşmalardaki iyi halleri ve kışkırtma nedeniyle cezaları 15’er yıla çevrildi. Bu sanıklar ayrıca hürriyeti tahdit suçundan da 2 yıl 6’şar ay hapis cezasına çarptırıldı. K.F., N.K.F., H.B., U.G., M.A. ve C.Ö. ayrıca hürriyeti tahdit suçundan 2 yıl 6’şar ay hapis cezasına çarptırıldı. K.F., H.B., U.G., M.A. ve C.Ö., yattıkları süre gözönüne alınarak tahliye edildi. Üye hakim Mustafa Kılınç, cinayet suçundan ceza alan Aykut Köksaldı ve H.T. hakkında ceza verilmemesi konusunda karşı oy kullandı.

    Avukatının takibi beraati getirdi

    Sanıklardan Aykut Köksaldı “kasten adam öldürme” suçundan önce müebbet hapis cezasına çarptırılırken, sanığın cezası duruşmalardaki iyi hali ve tahrik unsuru göz önüne alınarak 15 yıl hapis cezasına çevrildi. Ayrıca Aykut Köksaldı’ya ’’hürriyeti tahdit’’ suçlamasıyla 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Sanık Köksaldı’nın avukatı Çiler Nazife Koşar bu kararı temyiz etti. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 20 Haziran 2012 tarihinde kararın oy çokluğuyla onanmasına karar verdi. Ancak aynı karar bu defa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/1-36 esas, 2013/294 karar ve 11.06.2013 tarihli kararı ile Aykut Köksaldı açısından “kasten adam öldürme suçuna katıldığı sabit olmadığından” kasten adam öldürme suçu yönünden beraat yönünde bozuldu. Bu kararla Aykut Köksaldı 3 yıl tutuklu kaldıktan sonra,11 Haziran 2013 tarihinde tahliye oldu. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bozma kararı üzerine yeniden yapılan yargılama sonunda İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesi bu defa Aykut Köksaldı hakkında CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince beraat kararı verdi ve bu karar da Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2015/956 esas, 2016/213 karar ve 25 Ocak 2016 tarihli kararı ile onandı.

    Maddi tazminat kazandı

    Müvekkilinin suçsuzluğunu ortaya çıkaran avukat Çiler Nazife Koşar, “Aykut Köksaldı haksız yere cezaevinde bulunduğu süre içinde kendisini ve ailesi çok büyük sıkıntılar yaşadı. Evli ve 2 çocuk babası olan Aykut Köksaldı’nın eşi ve çocukları da bu süre içinde çok zor durumda kaldılar ve ekonomik olarak sıkıntı çektiler. Aykut Köksaldı katil damgasıyla cezaevinde kaldığı müddetçe ailesine ve sosyal çevresine karşı itibarı zedelendi, hürriyetinden yoksun kalması nedeniyle ağır bir şekilde elem ve ıstırap çekti. Cezaevinde kaldığı süre içinde büyümekte olan çocuklarının yanında olamadı, eşi ve ailesinin karşısında utanç duydu” dedi.

    Avukat Çiler Nazife Koşar, bu kadar uzun bir tutukluluk süresinin müvekkilinde oluşturduğu manevi olumsuz etki, ailesinde ve çevresinde oluşturduğu olumsuzluklar, bir insanın bir gün bile özgürlüğünden yoksun bırakılmasının insan haklarına, hukuka, dini inançlara ve demokrasiye aykırı olduğunu belirterek, haksız tutuklama nedeniyle tazminat davası açtıklarını söyledi. Avukat Çiler Nazife Koşar, insan özgürlüğünün engellenmesinin devlet eliyle bile olsa telafisi para ile ölçülemeyecek şekilde büyük zararlara neden olduğunu ifade ederek, “Müvekkilimin değil bir gün, üç yıl tutuklu kalmasının ülkemiz şartlarına göre yetişkinlikten sonra belli bir yere gelmiş insanın ömründe çok uzun ve telafisi mümkün olmayan manevi zararlar oluşturuyor. Ceza hukukunun en önemli görevlerinden biri de haksız bir eylemi engellemek olduğu için maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduk. İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava sonucunda Aykut Köksaldı lehine maddi 15 bin ve manevi 20 bin olmak üzere toplam 35 bin lira tazminata hükmedildi” dedi.

    Avukat Çiler Nazife Koşar, müvekkiline verilen tazminatın az olması nedeniyle 35 bin liralık tazminat kararını temyize götürdü.

  • Kuaför sohbeti, yıllar sonra hayatını kurtardı

    Doğumda bacak damarı tıkanarak kangren olan ve yoğun bakımda ölümle pençeleşen kadın, yıllar önce kuaförde ismini duyduğu ve hatırladığı doktorun yaptığı ameliyatla kızına ve ailesine yeniden sarılmayı başardı.

    Doğumda bacak damarı pıhtı ile tıkanan 26 yaşındaki Demet Arslan 15 gün yoğun bakımda ölümle pençeleşti. Genç kadın vasiyetini bile hazırladı. Demet Arslan yıllar önce kuaförde adını duyduğu Yusuf Kalko’nun ameliyatı ile yaşama, kızına ve ailesine yeniden sarılmayı başardı.

    Bundan 2 yıl önce kızı Melek’in doğumunda bacak damarının pıhtı ile tıkandığını ve kısa sürede kangrene dönüştüğünü ifade eden Demet Arslan, ”Doğumda bacağım uyuştu. Önce sıradan bir durum zannettim ama sonradan bu uyuşmalar şiddetli ağrılara dönüştü. Meğer doğumda nadir de olsa gerçekleşebilen bir komplikasyon gelmiş başıma. Bacak damarıma pıhtı atmış, damar tıkanmış. Bebeğimi bu yüzden 2 gün kucağımda tutabildim. Hastaneye gittiğimde tetkiklerden sonra beni hemen yoğun bakıma aldılar. Doktorlar durumun çok ciddi olduğunu, bacağımın kesilebileceğini söylediler. 15 gün yoğun bakımda kaldım ve bu süre zarfında 5 ameliyat geçirdim. Ancak sonuç alınamadı. Bacak damarlarım açılmadığı gibi kangren iyice ilerledi. Doktorlar vücudumu enfeksiyon sardığını ve hayati tehlikem olduğunu söylediler” dedi.

    Yaşadığı umutsuzluk karşısında vasiyetini dahi hazırladığını söyleyen genç kadın, ”Bacağımın kesilmesine razıydım ama onu kesmeye bile yanaşmadılar. Masada kalırsın dediler. Nasıl bir çaresizlik anlatamam. Kendimden vazgeçtim ama küçücük, savunmasız bir yavrum vardı. Anne kokusunu, şefkatini hissedemedi bile yavrum. Ona en iyi annemler bakar diye düşündüm. Vasiyetimi hazırladım. Eşim Erkan Arslan (27)’ı çağırdım. ‘ Bebeğime annemler baksın. Sen de benden sonra çok üzülme, hırpalama kendini. Kendine yeni bir hayat kur, mutlu ol’ dedim” şeklinde konuştu.

    Yoğun bakım odasında yıllar öncesine dayanan bir anısını hatırlaması ile hayatının bir anda değiştiğini anlatan Demet Arslan, ”Kafamda bir sürü düşünce vardı, korkuyordum. Ölmekten değil, bebeğimi bırakıp gitmek çok zor geliyordu. O kadar acının içinde beynim aldı beni bir anda yıllar öncesine götürdü. Kuaföre gitmiştim. Kadınlar aramızda konuşuyorduk. Bir arkadaşımın yakını yeni ameliyat olmuştu. Damar hastasıydı ve ameliyatını kimse yapamamıştı. Yusuf Kalko adı geçti. Açamadığı damar yokmuş, çok başarılı bir cerrahmış. Arkadaşımın babasının da iyileşmesine vesile olmuş ameliyatı. O dönem hiç üstünde durmadım haliyle. Ne işim olabilirdi ki Yusuf Kalko’yla? Ben bunları düşünürken ailem geldi yanıma. ‘Bir doktor bulduk seni ona götürmek istiyoruz’ dediler. Bahsettikleri isim Yusuf Kalko’ydu. Birbirimizden habersiz aynı kişiyi düşünmüşüz. Hiç vakit kaybetmeden aldılar beni hemen götürdüler. Tek başıma olsam belki bırakırdım hayatın ucunu ama kızım var ya. Onun için dayandım o kadar acıya. Ha gayret Demet git belki bir mucize olur dedim. O kadar perişan vaziyetteydim ki. Bacağım mosmor olmuş ve kokmaya başlamıştı. Ben 15 gün yoğun bakımda kaldığım için bakımsız kalmıştım. Yusuf hoca ile tanışmamızı hayatım boyunca unutamayacağım. Beni muayene ettikten sonra bacağımın kesilmek zorunda olduğunu söyledi. ‘Bacağı boş ver hayatını kurtarmamız lazım’ dedi. O öyle söyleyince ben de ona, ’Beni kurtarın hocam, giden bacak olsun. Beni bekleyen 15 günlük bir kızım var. Ben ölürsem perişan olur’ deyince boynuma sarıldı hoca, ’Hep beraber seni ayağa kaldıracağız’ dedi. İnanamadım terim, bacağımın kokusu hepsi birbirine karışmıştı ama o doktor bunu umursamadı bile. Öyle büyük bir cesaret aldım ki o sarılıştan, hayata tekrar tutunacağıma inandım gerçekten” şeklinde duygularını ifade etti.

    Hastanın durumunu değerlendiren Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı ve Das Yaşam Merkezi Direktörü Prof. Dr. Yusuf Kalko, ”Demet’in kasık damarları dahil bütün damarları tıkalıydı. Daha önce birkaç kez ameliyat olmuş. Biz derine giden damarını açtık. Kalçadan da kesilebilirdi bacağı hatta hayati riski vardı. Önce hayatını kurtarmaya odaklandık tabi. Bacağı kangren olmuştu kurtarma şansı yoktu diz üstünden kestik. Bu tarz ameliyatlar genelde bacak kurtarmadan çok hayat kurtarma ameliyatları oluyor. Biz de genç bir kadının hayatının kurtarmaya vesile olduk çok şükür. Şimdi durumu da iyi yavrusuna bakabiliyor. Hamilelikte kadınların damarlarını kontrol ettirmesi bu yüzden çok önemli. Çünkü doğumda pıhtı kaçması sonucu kangren durumlarına da rastlayabiliyoruz, ani ölümlere de. Özellikle varis sorunu olan kadınların da damarlarını kontrol ettirmesi büyük önem taşıyor. Doğum esnasına akciğere pıhtı kaçması sonucu ölüm riski hiç de küçümsenecek boyutta değil” dedi.

    Şimdi 2 yaşında olan Melek’le geleceğe dair hayallerini de paylaşan genç anne, ”En büyük hayalim kızımı çok iyi bir şekilde yetiştirmek. Ona yetebilmek, her şeyi ile ilgilenmek, her şeyine yetişebilmek. Kızımın hiçbir şeyde gözü kalmasın istiyorum. Ona her şeyi verebileyim onunla her yere gidebileyim. Bunun için hayatımı biraz daha kolaylaştırmak için uğraşıyorum. Daha iyi yürüyebilmek için çalışıyorum, spor yapıyorum” dedi.

  • Zeki Müren ve Ajda Pekkan yıllar önce Kırkpınar’a özel davet edilmiş

    ’Sanat Güneşi’ Zeki Müren ve Ajda Pekkan’ın, 1989 yılında Kırkpınar Yağlı Güreşleri Festivaline davet edildiği, yaz aylarında program yoğunluğu nedeniyle festivalde konser veremedikleri ortaya çıktı.

    Edirne Belediyesi, 16 Temmuz’a kadar sürecek olan Kırkpınar Yağlı Güreşleri Festivali Kültür ve Sanat Etkinlikleri çerçevesinde bir çok ünlüye ev sahipliği yapıyor. Edirne Belediyesi eski başkanlarından Eczacı İbrahim Ay, 1989 yılında Zeki Müren’in Kırkpınar’a özel davet edildiğini belirterek, “Programı uymadığı için gelemeyeceğini söyledi. Bu programları aksattıkları zaman tazminat ödemeleri gerekiyor. Yaz programları yoğun oluyor. Büyük otellerde, yazlık bölgelerde konserler verdikleri için” dedi.

    “Kırkpınar’a güneş doğsun istedik”

    Ay, “Büyük bir sanat güneşi Kırkpınar’ı şenlendirsin, Kırkpınar’a halkın ilgisi artsın istedik. Kırkpınar’a güneş doğsun istedik. Zaten onun adı da Sanat Güneşiydi. Ben davet etmek için kendim gittim Zeki Müren’e. Kendi programları var. Onları kesinlikle aksatmıyorlar. Bu programları aksattıkları zaman tazminat ödemeleri gerekiyor. Bir gün buraya gelecek diye, diğer programlarını aksatmak istemez. Programı uymadığı için gelemeyeceğini söyledi. Ajda Pekkan’a da aynı şekilde teklif ettik. Yaz programları yoğun oluyor. Büyük otellerde, yazlık bölgelerde konserler verdikleri için. Onun da programı uymadı bu nedenlerden dolayı. Biz davet ettiğimizle kaldık. Ama o dönemde gelseydi güzel bir olay olurdu. Kırkpınar’ın ve Edirne’nin tanıtımı daha iyi olurdu. Daha magazinsel olurdu. O zaman para konuşmadık. Gelirim deseydi, para konuşacaktık. Şuanda her şey organizatörlerle yapılıyor. Bizim o zamanki bütün konserlerimiz sempatik kanalla yapılıyordu. Bütün konserlerimi Anadolu Folklor Vakfı’yla yapıyordum o zamanlar. Edirne Belediyesi olarak Anadolu Folklor Vakfı’nın üyesiydim. O vakıf bütün sanatçılarını ücretsiz yolluyordu bana. Sadece burada giderlerini karşılıyorduk” dedi.

    “Kırkpınar’ın daha cazip hale gelmesi için çalıştık”

    Kırkpınar’ın daha çok kitlelere ulaşması için büyük çaba harcadıklarını belirten Ay, “Biz göreve geldiğimiz zaman Kırkpınar sahasının kapasitesi 4 bin 500-5 bin arasındaydı. 1950 yılından beri sürekli Kırkpınar seyrediyorum ve Kırkpınar hastasıyım. Allah bana Kırkpınar’ı idare etmeyi de nasip etti. Kırkpınar’ı nasıl geliştiririz, nasıl yaparız diye düşünürken, Kırkpınar’ın festival kısmını da genişletelim ki vatandaşa cazip gelsin, daha çok vatandaş davet edelim, daha çok kişi gelsin, dedik. Buna dayanarak tribünleri yaptık. Şuanda tribünler 25 bin kişi alıyor. Bu arada da daha cazip hale gelmesi için düşünürken meşhur sanatçıları buraya davet ettiğimizde, Edirne’nin sesini daha çok duyurmuş oluruz, sanatçı da Edirne lafını ettiği için biz de gurur duyarız diye düşündük. Hatta orada o sanatçılara Edirne’yle ilgili güzel hediyeler vermek istedik. Şimdikilerin çok iyi yaptığı işleri, kısıtlı, mütevazi bütçemizle yapmaya çalıştık” diye konuştu.