Etiket: Yıldan

  • Tarım sektörünün yeni yıldan beklentileri

    Tarım sektörünün yeni yıldan beklentileri

    Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Mutlu Doğru, zor bir yılı geride bırakıp, 2021’e girerken, geçtiğimiz yılda pandemi nedeniyle önemi daha da artan tarım sektörünün beklentilerini 25 madde halinde dile getirdi.

    Başkan Mutlu Doğru, konuya ilişkin açıklamasında, tarım sektörünün yaşadığı sorunlar ve çözüm önerilerini ilgili merciler ve kamuoyunun görüşlerine sunarken, tarımın olmazsa olmaz sektör özelliğine bir kez daha vurgu yaptı. Doğru, “Pandemi sürecinde, güvenilir gıdaya sürekli ve spekülasyonlardan uzak, makul fiyatlarla ulaşımın sağlanması için ülkemizin başta stratejik tarım ürünlerinde kendi kendine yeter duruma gelebilme hedefi herkes tarafından benimsenmiştir” ifadelerine yer verdi.

    Türkiye’nin her dönemde bir numaralı gündem maddesi olan enflasyonla mücadele kapsamında, gıda enflasyonunu düşürmek için üretici fiyatları yerine üretim maliyetlerini düşürücü önlemler alınması gerektiğini savunan Başkan Mutlu Doğru, pandemi sürecinde oluşturulan bilim kurulu benzeri bir kurulun da tarım sektörü için oluşturulmasını önerdi.

    Küresel ısınmanın etkisiyle iklim değişikliği ve tatlı su kaynaklarının azalma riskinin Türk tarımının önündeki en büyük ortak sorun olduğuna vurgu yapan Doğru, “Su kaynaklarımızın yüzde 70’inin kullanıldığı tarım sektöründe geleceğimizin emaneti suyumuzu tasarruflu kullanmaya yönelik teşvikler yapılmalı. Her türlü tarım desteği, sübvansiyonlu kredi ve tarım yatırım teşviklerinde suyu doğru tekniklerle ve tasarruflu kullanma ön koşul haline getirilmeli, su ve enerji tasarrufu sağlayacak yeraltı kapalı sistem basınçlı sulamaya geçilmeli” dedi.

    Tarım istatistikleri

    Tarım istatistiklerin önemine dikkati çeken Doğru, “Tarım ve Orman Bakanlığımız bünyesinde başlatılan ürün masalarının çalışmalarını takdirle takip etmekle beraber, doğru tarım istatistiklerine ulaşmak için gelişmiş ülkelerin tarım veri toplama metotları da incelenip, her türlü teknolojiyi devreye sokarak, Türk tarımında doğru verilere ulaşmalıyız. Ölçemezsek kontrol edemeyiz, kontrol edemezsek yönetemeyiz” diye konuştu.

    Ürün deseninin oluşturulmasına ilişkin olarak, Tarım ve Orman Bakanlığı ve ilgili bürokratların çiftçiyi temsil eden kuruluşlarla daha sık ve düzenli bir araya gelmesi çağrısında bulunan Doğru, şunları kaydetti:

    “Tarım sektöründe çalışan sürekli tarım işçileri ve işverenlerin arasındaki çalışma ve sosyal güvenlik şartlarının düzenlendiği Tarım İş Kanunu, günümüz şartlarına göre yeniden tartışılarak hazırlanmalı ve hayata geçirilmelidir.

    Meclis’te 2020 yılında kabul edilen yeni taklit ve tağşişle mücadele yasası, çiftçimizin ürettiği ürünleri gıda tebliğine uygun olarak üreterek mamul hale getiren dürüst sanayicimizin ve çiftçilerimizin hakkını ve emeğini koruyan, gıda sektöründe üretilen mamul ürünlerde haksız rekabetin önüne geçecek ve halk sağlığını da koruyacak önemli bir yasal düzenlemedir. Ancak bu yasanın tarım il teşkilatları ve hatta belediyelerimiz tarafından etkili ve adil olarak uygulanması ve sonuçlarının da Tarım ve Orman Bakanlığımız tarafından aylık olarak kamuoyu ile paylaşılmasını bekliyoruz.”

    Tarım desteklemeleri

    Tarım desteklerine ilişkin, tarımın içinden gelen çiftçiler ve temsilcileriyle görüşülerek etki analizlerinin yapılmasını isteyen Doğru, bu konudaki diğer beklentilerini şöyle dile getirdi:

    “Rekolteye, üretim maliyetine, çevre ve insan sağlığına, ürünün pazarlama gücüne ve çiftçi refahına katkıları ayrıntılarıyla tek tek ele alınarak, sadeleştirilmeli, gereksiz ve etkisiz olanlar kaldırılmalı, mevcut destekleme bütçesi daha etkili kullanılmalı. Tarım destekleri yılın başında açıklanarak ekim planlamasıyla ülkenin ihtiyacı olan ürünlerin ekimi teşvik edilmeli ve bir sonraki ürün tohum tarlaya düşmeden, çiftçinin üretim maliyetleri için nakit ihtiyacının en çok olduğu zamanda ödenmelidir. Tarım desteklerinden kesilen yüzde 2 ile 4 oranındaki stopaj vergisi Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığımızın yapacağı görüşme ile kaldırılmalı ve desteklemeler çiftçilerimizin hesabına kesintisiz olarak ve bankanın açık olduğu hafta içi günlerde yatırılmalıdır.”

    Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Doğru, tarım kredilerine ilişkin beklentilerini dile getirirken, “Bu kredilerin daha da yaygınlaşarak belirlenen tarım politika ve yönlendirmelerin uygulamasında daha etkin kullanılması tarımın geleceği için yararlı olacaktır. Özellikle küçük çiftçimizin borç yapılandırma ihtiyacı artmıştır. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinde takibe düşen borçların faizlerinin hazine tarafından ödenip, anaparanın 5 yıl vadeye bölünerek tahsil edilmesi, sadece ekonomik değil, köyde yaşayan ve kefaletle kredi kullanan küçük çiftçimiz için sosyal bir gereklilik haline gelmiştir.

    Tarım kredilerdeki geri dönüşlerde kamu ve özel bankalarda yaşanan sıkıntılar göz önüne alınarak, üretimin devamı için ödeme güçlüğü çeken çiftçimize, kredinin açıldığı faiz oranıyla yapılandırma imkanı getirilmeli, yeni açılacak tarım işletme kredilerinde BDDK’nın alacağı kararla, 6 ayda bir faiz ödenmesi şartıyla kapatma vadesi 24 aya çıkarılmalıdır” görüşüne yer verdi.

    Kredi teminatı

    Doğru, hayvancılık yapan çiftçilerin kredi teminatı olarak hayvan varlığını göstermesi BDDK tarafından da kabul görmesine rağmen, kamu ve özel bankalarımız bu uygulamadan kaçındığını, bunun da çözüm bekleyen sorunlar arasında bulunduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

    “Bunun yanı sıra Kooperatifçiliğin gelişmesi için Tarım Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı ilgili sivil toplum kuruluşlarının da görüşünü alarak, ortak bir çalışmayla tarım kooperatiflerin kuruluş ve yönetimleriyle ilgili kanunu yeniden düzenlemeli ve yöneticilerine mutlaka tüm şahsi varlıklarıyla sorumluluk getirilmelidir.

    Tarım Kredi Kooperatiflerinin yönetim organizasyonu, kooperatif, bölge birliği, hizmet büroları, depoları ve iştirakleriyle yeniden yapılandırılarak işletme maliyetlerini düşürecek tedbirler alınmalı ve ortaklarına piyasa fiyatlarının altında girdi sağlamalı ve üretilen ürünlere katma değer yaratılmalıdır. Kooperatifçiliğin esas amacı budur.”

    TMO’dan beklentiler

    Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO), piyasa düzenleyici görevi nedeniyle çiftçinin destekçisi, sanayici ve tüketicinin ise güvencesi olduğuna dikkati çeken Doğru, “TMO değişen piyasa şartları ve enflasyona göre açıkladığı müdahale alım fiyatını aylık olarak güncellemelidir. Aksi halde bu yıl olduğu gibi açıklanan buğday ve mısır fiyatı piyasanın altında kaldığından, gerekli alımı yapamayarak ithal etme durumunda kalabilmektedir. TMO, alım fiyatlarıyla birlikte aylık satış fiyatlarını da açıklamalı, sanayicinin önünü görerek piyasaya girmesini sağlamalıdır” dedi.

    Doğru, tarım ürünleri ihracatı için yeni pazarların önemine dikkati çekerek, “Cumhuriyetimizin 100. Yılında tarım ürün ihracatındaki hedeflere ulaşmak için İhraç ettiğimiz tarım ürünlerimizde tek pazara bağlılığı önlemek, yeni ve zengin pazar arayışına girmek, ihracatın artarak sürekli olması ve ürettiğimiz ürüne katma değer yaratılması önemli bir husustur. Bu konuda ihracatçılarımızın yeni pazarlara girmesinin önünü açacak ülkelerle alım protokolleri imzalanması, uzak mesafeler için gerekirse havayolu taşımasını da devreye sokarak navlun desteği verilmesi ihracatçımızın yeni pazarlarda rekabet gücünü arttıracaktır” görüşüne yer verdi.

    Yaş meyve üretiminde çok yıllık ürünlerin ekimi ve dikimi konusunda planlama eksikliğinin uzun vadede arz fazlalığına ve dolayısı ile değersiz ve hatta zararına üretime neden olduğuna dikkati çekerek, bu konuda envanter çalışması yapılarak, fazla ekimi olan ve yurt dışında rekabet şansı olmayan ürünlere destekleme kesilerek gereksiz yatırımın önüne geçilmesini önerdi.

    Çiğ süt fiyatları

    Doğru, 2020’de tarımın gündemindeki en önemli problem olan çiğ fiyatları konusundaki beklentilerini ise şöyle dile getirdi:

    “Çiğ süt fiyatlarının, açıklanan maliyetler dikkate alınmadan Gıda Komitesince belirlenip, Ulusal Süt Konseyine açıklatılması, konseyin vasfını yitirmiş olduğu anlamındadır. Serbest ekonomi şartlarıyla uyumsuz olan bu duruma açıklık getirilmeli, fiyat açıklanıyorsa Et Süt Kurumu tarafından açıklanan fiyatla çiğ süt alınarak süt tozu haline getirilmeli, fazlası ihraç edilerek piyasa düzenlenmelidir. Çiğ süt maliyeti hesaplanırken, dünyada kabul görmüş süt yem paritesine göre, dörder aylık dönemlerde en çok kullanılan yem hammaddelerinin borsa fiyatlarının baz alındığı bir formül üzerinde anlaşarak çiğ süt fiyatı belirleme bir sisteme bağlanmalı, toplama ve soğutma bedelleri ise yüzdesel olarak bu fiyata ilave edilmelidir. Çiğ süt destekleme prim miktarlarının belirlenerek aylık ödeme yapılacağının açıklanması üretici açısından olumlu bir gelişmedir.

    Süt Hayvancılığı ile uğraşan çiftçilerimizin üye oldukları birlik ve kooperatiflerin sayıca çok ve dağınık yapıda olması, sektöre zarar vermektedir. Damızlık sığır yetiştiren ve süt üreten bir çiftçinin üye olması gereken birlik tek bir çatı altında toplanarak tek seslilik sağlanmalı, birbirlerine adeta rakip hale gelen gereksiz birlik ve kooperatifler kapatılmalıdır.”

    Elektrik maliyeti

    Doğru, tarım amaçlı kullanılan elektrik birim fiyat tarifesinin, dağıtım şirketlerinin özelleşmesi ile diğer tarifelerden farksız hatta daha pahalı hale geldiğini belirterek, tarım ve hayvancılıkla ilgili elektrik faturalarının Ziraat Bankasında otomatik ödemeye alınması şartıyla hazine destekli sıfır faizli kredi ile aylık ödenerek, çiftçilerden yıl sonunda tahsil edilmesini önerdi.

    Başkan Mutlu Doğru, iklim değişikliğinin tarımın geleceği üzerindeki en büyük risk olduğuna vurgu yaparak, “Bu riskle mücadele ederken don gibi çiftçimize önemli zararlar veren doğa olaylarına karşı korunma amaçlı ülkemizde de üretimi başlayan dona karşı rüzgar pervanelerindeki yüzde 18 olan KDV oranlarının yüzde 8’e düşürülmesi bu makinaların alımında finansman maliyetini düşürecek ve yaygın kullanımına destek olacaktır” dedi.

    Doğru, açıklamasının son bölümünde, tarımın önemine bir kez daha vurgu yaparak, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Dünyada hücresel, dijital, dikey ve hassas tarım gibi konularla geleceğin tarımı tartışılıp, çevreyi koruyan, sağlıklı ve yüksek verimli tarım üretim modelleri dizayn edilmeye çalışılırken, ülkemizde yüzde 17 olan tarım nüfusumuzun milli gelirden aldığı yüzde 7 payla çiftçimizin ayakta kalması ve geçim derdine çare bulmayı konuşuyoruz. Ülkemizin yüksek tarım potansiyeli ve lojistik avantajlarıyla, Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar ve hatta Uzakdoğu’nun tarım üretim merkezi haline gelmesi hayal değildir. İhtiyacımız olan stratejik ürünleri, dışarıya bağımlı olmadan, toprak, su ve iklim koşullarımıza göre en verimli şekilde üretmek için tarım politikalarımızı ve üretim önceliklerimizi, uzun vadeli, siyaset üzeri düşünerek belirlemeliyiz. Tarım kesiminin kronikleşen sorunlarına, güçlü bir siyasal iradeyle, radikal ve kalıcı çözümler getirilmeli, tarımda aynı sorunları konuşma kısır döngüsünden kurtulup, bizler de ülkemizde geleceğin tarımını dizayn etmeliyiz.”

  • Sağlık çalışanları yeni yıldan umutlu

    Türk Sağlık Sen Konya Şube Başkanı Metin Töke, çalışanlar açısından oldukça zorlu geçen bir yılı geride bıraktıklarını, yeni yılın beklentilerin karşılandığı bir yıl olmasını umduklarını söyledi.

    Türk Sağlık Sen Konya Şube Başkanı Metin Töke yaptığı açıklamada, 2018 yılında ekonomik sıkıntıların ortaya çıkardığı sorunları fazlasıyla hissettiklerini kaydetti. Geride bıraktığımız yılda sağlık çalışanlarının beklentisinin karşılanmadığını dile getiren Töke, “Yıpranma payı ile ilgili bir düzenleme yapılmış fakat düzenleme beklenenin ve söz verilenin çok gerisinde kalmıştır. Bazı sağlık meslek mensuplarının kapsam dışında bırakılması, geriye dönük çalışmaları kapsamaması ve fiilen çalışmayan günlerle hesaplandığında 9 yıla 1 yıl olması hem kabul edilemez hem de çalışanlar için bir fayda getirmemektedir. Bunun yanı sıra sağlık çalışanlarının döner sermaye gelirleri 2018’de de azalmaya devam etmiştir. 2018 yılında bitmeyen bir başka çile de sözleşmeli çalışmadır. Beklentilerin karşılanmasını istediğimiz bir diğer husus vekil ebe, 4/b’li, 4+2’li, 4924 ve kamu dışı aile sağlığı çalışanı gibi farklı istihdam modellerinin tümden terkedilerek bu arkadaşlarımızın hepsinin kadrolu statüye geçirilmesidir. Ayrıca yıllardır sadece yaptıkları işin kadrosu olan memurluğu talep eden yardımcı hizmetler sınıfının da beklentisi karşılanmalıdır” dedi.

    “Sağlıkta şiddet önlenmeli”

    Metin Töke, yeni yılda sağlıkta şiddetin önlenmesini beklediklerini belirtti. Töke, “2018 yılında sağlıkta şiddet artmaya devam ederek adeta bir terör halini almıştır. Ne yazık ki çözüm olmazsa bu halin önümüzdeki yılda da sürüp gideceği aşikardır. Bu nedenle sağlık çalışanlarına yönelik şiddet sorununa dair somut ve caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. Tutuklu yargılama, acil olmayan sağlık hizmetlerinden kademeli men edilme, sıfır toleranslı alan uygulaması çözüm noktasında öncelikli adımlar olmalıdır. Çalışma hayatında iş yükü başta olmak üzere birçok anlamda sıkıntıya neden olan personel eksikliğinin çözümü için yeterli istihdam yapılmalıdır. Atanmayı bekleyen yüzbinlerce sağlık çalışanının feryadına da kulak verilmelidir” diye konuştu.

    Metin Töke, 2019 yılının ek zam başta olmak üzere taleplerin karşılandığı, beklentilerin yerine getirildiği, devletin verdiği görevle milletine hizmet eden kamu çalışanları için iyi ve önemli gelişmelerin yaşandığı bir yıl olmasını umduklarını sözlerine ekledi.

  • Prof. Dr. Özgenç: “4 yıldan az cezalar için denetimli serbestlik sistemi geliştirilmeli”

    Eski YÖK Başkan Vekili ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İzzet Özgenç, Türkiye’nin 208 bin 790 kişilik kapasiteyle en fazla infaz kurumuna sahip ülke olduğunu belirterek, “İnfaz kurumu kapasitesinin düşürülmesi için 4 yıldan az cezalar için denetimli serbestlik sistemi geliştirilmeli” dedi.

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ali Fuat Başgil Hukuk Fakültesinin kuruluşunun 10. yılı sebebiyle düzenlenen kutlama töreninde, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İzzet Özgenç, “Yaptırım Teorisi ve İnfaz Siyaseti” konulu bir konferans verdi.

    “Fakültemiz gelişiyor, eğitim kadromuz güçleniyor””

    Açılış konuşmalarıyla başlayan törende Ali Fuat Başgil Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Tahsin Keçeligil, fakültenin kuruluşunda emeği geçenleri saygıyla andığını ifade etti. Keçeligil, “Fakültemiz yeni bir fakülte ve hızlı bir gelişme süreci içerisindeyiz. Bu süreç zarfında eğitim kalitemizi her yönüyle güçlendirmeye çalışıyoruz. Genç, dinamik bir eğitim kadromuz var ve sayıları her geçen gün artıyor. Önümüzdeki dönemde de aramıza yeni öğretim elemanları katılacak ve kadromuz daha da güçlenecek. Tüm gayemiz öğrencilerimize nitelikli bir eğitim ortamı ve programı sunarak onları hayata hazırlamak” diye konuştu.

    “Öğretim üyesi sıkıntımız her geçen gün giderilmekte”

    Çarşamba Belediye Başkanı Hüseyin Dündar’ın ardından konuşan Rektör Prof. Dr. Sait Bilgiç, “Hukuk Fakültesinin kurulma kararının alındığında rektör yardımcısı olarak senato üyesiydim. O günün üzerinden 10 yıl geçmiş. 10 yıl, bir fakülte için çok uzun bir zaman değil ama bu zaman içerisinde ne sıkıntılar yaşandığını biliyorum. Bugün gelinen noktaya bakıldığında ise fakültenin iyi bir durumda olduğunu söyleyebiliriz. Öğretim üyesi sıkıntımız her geçen gün giderilmekte ve aramıza yeni yetişmiş akademisyenler katılmakta” şeklinde konuştu.

    Açılış konuşmalarının ardından eski Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkan Vekili ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İzzet Özgenç, “Yaptırım Teorisi ve İnfaz Siyaseti” konulu bir konferans verdi. Aynı zamanda günümüz Türk Ceza Kanunun Redaktörlüğünü de yapan Prof. Dr. İzzet Özgenç, hangi eylemlerin ceza hukuku kapsamında suç sayılabileceği, ceza hukuku uygulamaları ve infaz sistemi hakkında bilgi vererek görüşlerini paylaştı.

    “Ceza hukukunun amacı suçluyu yeniden topluma kazandırmak”

    Her haksız eylemin ceza hukuku kapsamında suç sayılamayacağına işaret eden Prof. Dr. İzzet Özgenç, “Hangi fiilin suç sayıldığı ve ceza hukukunun sorumluluğunda olduğunun iyi tespit edilmesi lazım. Kişinin eyleminin suç sayılması için ceza hukuku kapsamında kusurlu addedilmesi gerek. Herkesin hukukun icaplarına uygun davranma imkânı ve davranışlarını buna göre belirleme zorunluluğu var. Hepimiz insan onuruna saygılı olmak ve kimseye hakaret etmemek zorundayız. Kusurluluk halinin ise iki farklı durumu var. Birincisi ceza hukukuna tabi tutulup tutulmayacağı ikincisi ise ceza hukuku sorumluluğundaysa cezanın ölçüsünü belirlemek” dedi.

    Ceza hukukunun öncelikli amacının suçlunun cezasının farkında vararak pişman olması ve topluma yeniden kazandırılması olduğuna dikkat çeken İzzet Özgenç şöyle devam etti:

    “Ceza hukukunun uyguladığı yaptırım sonucunda mağdurun mağduriyetinin giderilmesi de esastır. Kişi işlediği suç sonucunda yoksunluğa mahkum edilerek etkin pişmanlık duyması amaçlanır. Daha sonra da topluma yeniden kazandırılması sağlanmaya çalışılır. Tehlikelilik durumunda ise tehlikeyi mümkün olduğunca azaltacak yaptırımlar uygulanır.”

    “En fazla infaz kurumuna sahip ülkeyiz”

    Türkiye ve Türkiye nüfusuyla mukayese edebilecek ülkelerin infaz kurumları hakkında da bilgiler ve sayısal veriler paylaşan Prof. Dr. Özgenç şunları söyledi:

    “İnfaz kurumlarının doluluğuna ve nüfusa oranla tutuklu kişi sayısına bakıldığında ABD, Rusya, Türkiye ve İran’da veriler hayli yüksek. Japonya ve Almanya gibi ülkeler ise iyi örnekler. Örneğin Türkiye’de 347 kişiden biri infaz kurumundaysa, Japonya’da bin kişiden biri infaz kurumunda. Ayrıca Türkiye ceza infaz kurumlarında en fazla tutuklu bulunduran ülke konumunda. 208 bin 790 kişilik kapasiteyle de en fazla infaz kurumuna sahip ülkeyiz. Bizim yeni infaz kurumu inşa etmeye ihtiyacımız yok, yeni bir infaz sistemi kurmaya ihtiyacımız var. İnfaz kurumu kapasitemizi düşürmemiz lazım.”

    “İnfaz kurum kapasitesinin düşürülmesi için denetimli serbestlik sistemi geliştirilmeli”

    İnfaz kurumu kapasitelerinin düşürülmesi için 4 yıldan az cezalar için denetimli serbestlik sisteminin geliştirilmesi tavsiyesinde bulunan Özgenç konuşmasını şöyle tamamladı:

    “Denetimli serbestlikten yaralanan insanları sadece kamu gücüyle denetleyemeyiz. Bunun için dünyanın çeşitli yerlerinde de uygulanan yöntemler var. Vakıflar, dernekler gibi sivil toplum örgütlerinden yararlanılabilir ya da güvence verebilecek gönüllü bir kişiye mahkum zimmetlenebilir.”

    Konferansın sonunda katılımcıların sorularını cevaplayan Prof. Dr. İzzet Özgenç’e Rektör Prof. Dr. Sait Bilgiç fidan sertifikası takdim etti.

    Toplu hatıra fotoğrafının çekilmesinin ardından kutlama töreni sona erdi.

    Fakültenin Konferans Salonunda düzenlenen kutlama törenine ayrıca; Çarşamba İlçe Cumhuriyet Başsavcısı Gültekin Bülbül, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

  • Tacizcisi tutuklanan kadın: “İki yıldan beri ilk defa huzurla uyudum”

    Hatay’da iki ay görüştükten sonra ilişkisini sonlandırmak istediği için iki yıldır kendisini taciz ve tehdit eden kişinin başka bir suçtan yakalanıp tutuklandığını öğrenen Gülay Mubarek, 2 yıldan bu yana ilk defa huzurlu bir şekilde uyuduğunu söyledi.

    Antakya ilçesinde bir inşaat şirketinde halkla ilişkiler görevlisi olarak çalışan 29 yaşındaki Gülay Mubarek, iki yıl önce E.K. ile ortak arkadaşları sayesinde tanıştıklarını ve iki haftalık bir görüşmenin ardından yürütemeyeceklerini anlayınca ilişkilerini bitirme kararı aldıklarını belirtti. Genç kadın sonrasında E.K.’nın kendisini ve çevresini sürekli taciz ettiğini ve sosyal medya üzerinden mesajlar gönderdiğini kaydetti. Gülay Mubarek, daha önce şikayetçi olduğu E.K.’nın şikayet ettiği bütün mercilere ağza alınmaz laflar söylediğini vurguladı.

    Kendisini taciz ve tehdit ettiğini ileri sürdüğü E.K.’nın yakalanmasına sevindiğini belirten Gülay Mubarek, “Mahkemeye verdiğim deliller arasında ses kaydı da vardı birkaç gün öncesinde. Bana yaptığı tehditler Anayasa’da suç teşkil etmediği için, cumhurbaşkanlığı makamını tehdit ettiği için ceza aldı tutuklandı. Her ne sebeple olursa olsun içeri alınması, tutuklanması benim için çok güzel bir şey. İki yıldan beri ilk defa huzurla uyudum. Birinin beni aramayacağını, birinin beni tehdit etmeyeceğini düşünerekten günler sonra hatta yıllar sonra ilk defa çok huzurlu uyudum. Her ne sebeple olursa olsun içeride şuanda. Çok güzel bir duygu. Ama gönül isterdi ki bana da yaptıklarından dolayı tutuklanmış olsaydı buruk bir sevinç yaşamazdım. Her şeye rağmen ben mutluyum” dedi.

    Ailesinin kendisinden daha sevinçli olduğunu vurgulayan Gülay Mubarek, “Ailem benden daha sevinçli. Çünkü kızları gülüyor her şeyden önce ve huzurla uyuyabilecek. O yüzden kendileri benden çok çok daha mutlular. Ben de onlar adına, onları rahatsız edecek kimse olmadığı için şuanda o yüzden çok mutluyum. En başından bana destek olan, ailem, çevrem, arkadaşlarım daha sonra bu kadar ses getirmeme vesile olan Melis hanıma, daha sonra bana destek olan tüm kadın derneklerine, bireysel olan bana tek tek mesaj atan numarama ulaşıp destek mesajlarını benden esirgemeyen herkese çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.

  • Samsun’da kokain davasında 4 kişiye 15 yıldan 23 yıla kadar hapis

    Samsun’da kokain ve esrarla yakalanan ve “uyuşturucu ticareti” suçundan yargılanan 3’ü tutuklu 4 kişi, 15 yıl 7 ay ile 23 yıl 5 ay 7 gün arasında hapis cezasına çarptırıldı.

    Olay, Samsun’un Atakum ilçesinin Körfez Mahallesi’nde 2016 yılında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Samsun Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, alınan istihbarat doğrultusunda bir apartmana operasyon düzenledi. Apartmanın bahçesine yukarıdan atıldığı değerlendiren paketler içinde toplam 75 gram kokain ve evlerde yapılan aramada 73 gram esrar, 1 adet tabanca, 2 tüfek, 23 tabanca mermisi, 3 adet şarjör, 1 adet terazi ve uyuşturucu ticaretinden elde edildiği değerlendiren 7 bin lira para ele geçti.

    Olayla ilgili D.T. (36), B.B. (40), S.S. (33) ve E.K. (34) çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. B.B. daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. 3’ü tutuklu 4 kişinin yargılanmaları sona erdi. Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün görülen davanın son duruşmasında tutuksuz olan B.B. duruşmaya avukatı aracılığıyla mazeret bildirip katılmazken, D.T., S.S. ve E.K. duruşmada hazır bulundu. Sanıklar haklarındaki suçlamaları kabul etmedi.

    Mahkeme heyeti S.S.’yi 23 yıl 5 ay 7 gün, D.T.’yi 18 yıl 9 ay, E.K.’yi 15 yıl 7 ay ve tutuksuz sanık B.B.’yi ise 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırdı. B.B. hakkında yakalama kararı çıkarıldı.