Etiket: Yılda

  • Usta’nın, 50. Yılda Şampiyonluk Hedefine Büyük Destek

    Trabzonspor Başkan Adayı Muharrem Usta’nın, 50. yılda şampiyonluk hedefine bordo-mavili taraftarlar büyük destek verdi. Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinde bulunan taraftarlar, açtıkları ’50. yılda şampiyonluğa’ pankartıyla Usta’nın hedefine sosyal medya üzerinden ilgi gösterdi.

    Trabzonspor’da 5-6 Aralık tarihleri arasında yapılacak olan Olağan Genel Kurula kısa bir süre kala başkan adayları çalışmalarını tüm hızıyla sürdürürken, adaylardan Muharrem Usta’nın ’50. yılda şampiyonluğa’ hedefi ise Türkiye ve dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan bordo-mavili taraftarlardan büyük destek gördü. Taraftarlar sosyal medya hesaplarından Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerlerinden paylaştıkları fotoğraflarla ’50. yılda şampiyonluğa’ hedefine kilitlendi.

  • 34 Yılda 34 Milyon Ölüm

    AIDS’in ilk ortaya çıktığı 1981 yılından bugüne kadar dünyada 34 milyon kişinin AIDS’e bağlı olarak hayatını kaybettiği belirtildi.

    Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyolojisi Derneği Başkanı ve aynı zamanda Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyolojisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İftihar Köksal, AIDS’ten 34 yılda 34 milyon kişinin hayatını kaybettiğini belirterek sadece 2014 yılında ise dünya genelinde 2 milyon yeni hasta tespit edildiğini söyledi.

    Dünyada AIDS veya HIV enfeksiyonu konusunda toplum farkındalığını artırmak amacıyla 1988 yılından beri 1 Aralık Günü’nün ’Dünya AIDS Günü’ olarak kabul edildiğini belirten Dr. Köksal, “AIDS ilk kez 1981 yılında tanımlanmış ve neden olan virüs 1984 yılında izole edilerek HIV adını almıştır. Bu virüs vücudun bağışıklık sistemini zayıflatarak hastayı tedavisi zor ve ağır seyirli başka hastalıklara (enfeksiyonlar ve kanser) yatkın hale getirmektedir. Konu hakkında yanlış ve eksik bilgi, hastalığın tüm dünyada hızla yayılmasında ve kontrol altına alınamamasından önemli rol oynamaktadır. 2011’den 2015’e kadar’sıfıra ulaşmak: sıfır yeni enfeksiyon, sıfır ayırımcılık ve sıfır ölüm olarak benimsenen tema, 2015 yılı için ABD’de ‘Şimdi eylem zamanı’ olarak belirlenmiştir” dedi.

    DÜNYADA HIZLA YAYILMAYA DEVAM EDİYOR

    AIDS’in tüm dünyada hızla yayılmaya devam ettiğine dikkat çeken Dr. Köksal, bugüne kadar 34 milyon kişinin AIDS ilişkili sebeplerden hayatını kaybettiğini söyledi. Köksal “Günümüzde dünya genelinde yaklaşık 37 milyon kişi (bunların 2.6 milyonu çocuk hasta olmak üzere) HIV virüsü ile enfekte durumdadır. Bugüne kadar 34 milyon kişi de AIDS ilişkili sebeplerden dolayı hayatını kaybetmiştir. Sadece 2014’de dünya genelinde 2 milyon yeni hasta tespit edilmiş, 1.2 milyon kişi hayatını kaybetmiştir. Dünya HIV’in yayılmasını ve durdurmada küresel hedefe ulaşmada, 2000 yılından buyana uzun yol kat etti. Yeni enfeksiyonlar, 2000 yılından beri yüzde 35 oranında düşmüş ve AIDS ile ilgili ölümler yüzde 24 oranında azalmıştır. 16 milyon kişi şu anda antiretroviral tedaviye ulaşabilmekte olup bu hastaların 11 milyonu Afrika’dadır. Afrika’da 10 milyon erkek sünnet için gönüllü oldu. Sünnet erkeklerde HIV riskini yüzde 60 oranında azaltır” ifadelerini kullandı.

    TÜRKİYE’DE VE KARADENİZ BÖLGESİ’NDE DURUM

    Dr. Köksal, Türkiye’de yeni hasta sayısının hızla arttığını her gün 6 yeni hasta tespit edildiğini ifade ederek “Sağlık Bakanlığı verilerine göre, ülkemizde 2014 yılı sonuna kadar 9 bin 582 HIV pozitifliği tespit edilmiştir. 2015 yılı sonuna kadar bu rakamın 11 bini geçeceği tahmin edilebilir. Her yıl giderek artan yeni hasta sayısının son 4 yıl içinde katlanarak hızla artışı dikkat çekmektedir. Ülkemizde halen her gün 6 yeni hasta tespit edilmektedir. Hastaların yarısı İstanbul’da tanı ve tedavi almaktadır” diye konuştu.

    Karadeniz Bölgesi’nde vaka sayısının oldukça yüksek olduğunu kaydeden Prof. Dr. İftihar Köksal, “Bölgemiz için çok iyi şeyler söylemeyeceğim. Bölgemizde de vaka sayısı oldukça yüksek. Yeni vakaların eklendiğini görüyoruz. Her ay iki yeni vaka görüyoruz. Bu ürkütücü bir rakam. Biz istiyoruz ki; insanlar bu hastalıktan korunma yollarını bilsinler. Hastalar teşhis edilsin” şeklinde konuştu.

    AIDS HER TÜRLÜ CİNSEL TEMASLA BULAŞIYOR

    AIDS’nin her türlü cinsel temasla bulaştığına dikkat çeken Prof. Dr. İftihar Köksal, “Kan ve meni gibi vücut sıvılarında virüs yoğun olarak bulunmakta ve bulaşmada rol almaktadır. En sık bulaşma şekli korunmasız yapılan cinsel temastır. Her türlü cinsel temas bulaşma riski oluşturur. Uyuşturucu damar içi madde kullanan bağımlıların ortak enjektörleri kullanmaları da önemli bir bulaşma riski oluşturmaktadır. Kan ve kan ürünleri ile bulaşma mümkündür. Bu yüzden ülkemizde 1987 yılından beri tüm kan ve kan ürünlerinin HIV yönünden test edilmesi zorunlu hale getirilmiştir. Bir önemli bulaşma yolu da anneden bebeğe gebelik süresince, doğum sırasında emzirme ile bulaştır. AIDS, öpüşmek, tokolaşmak ve dokunmakla bulaşmaz. Tükürük, ter, göz yaşı ve idrar gibi vücut sıvılarında virüs bulunmamaktadır. Bu nedenle öpüşmek, tokalaşmak, dokunmak, sarılmak, ortak duş-banyo alanlarını ve tuvaletleri kullanmakla bulaşmaz” dedi.

    AIDS ÖNLENEBİLİR BİR HASTALIKTIR

    Köksal, AIDS’in önlenebilir bir hastalık olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “Kan ve meni gibi vücut sıvıları ile temastan korunarak hastalığın önlenmesi mümkündür. Bu yüzden tek eşlilik ve korunmalı cinsel temas bulaşın önlenmesinde önem kazanmaktadır. Uyuşturucu ve damar içi madde kullanımlarından uzak durulması ve ortak enjektörlerin kullanılmaması önemlidir. Bulaşma riski oluşturan davranış ve durumlardan kaçınılmalıdır. HIV ile enfekte olmuş kişilere ayırımcılık yapılmamalıdır. HIV ile enfekte olmuş kişilere ayırımcılık yapılmaması, bu kişilerin hiçbir şekilde suçlanmaması, yargılanmaması ve toplumdan dışlanmaması gerekir. Erken tanı ile virüs daha erken kontrol altına alınabilir. Hastalık ne kadar erken tanınırsa o kadar erken tedavi ile kontrol altına alınması mümkün olur. Halen dünya genelinde enfekte hastaların yarısının hastalıklarını bilmediği tahmin edilmektedir. Bu yüzden, bulaş riski oluşturan cinsel teması olan veya şüphe duyan kişilerin HIV ve cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklar yününden test yaptırması önemlidir.”

    AIDS’İ ÖNLEYECEK BİR AŞI HALEN YOK

    Dünyada henüz AIDS önleyecek bir aşının bulunmadığını ifade eden Prof Dr. İftihar Köksal, “HIV enfeksiyonunu önleyecek aşı çalışmaları olmakla beraber günümüzde henüz kullanılabilir aşı bulunmamaktadır. Ancak, bulaşmasını engelleyecek önlemlerle hastalıktan korunmak mümkündür. Ülkemizde HIV enfeksiyonunun hızla yayılımını önlemede toplumsal farkındalığın artması ve doğru bilgilendirme büyük önem taşımaktadır. Dünya AIDS Günü vasıtasıyla hastalığın bulaşma yolları ve hastalıktan korunma yolları konusunda toplumumuzun dikkatlerini çekerek hassasiyetin artmasını beklemekteyiz” ifadelerini kullandı.

  • Doç. Dr. Kılıçkap: “Son 5 Yılda Akciğer Kanserine Yönelik Daha Etkili Tedaviler Geliştirildi”

    Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Saadettin Kılıçkap, son 5 yılda akciğer kanserine yönelik daha etkili tedavilerin geliştirildiğini söyledi.

    Akciğer kanseri, 20. yüzyılın başlarında nadir görülen bir hastalık iken, sigara içme alışkanlığındaki artışa paralel olarak sıklığı giderek arttı ve dünyada en sık görülen kanser türü haline geldi. Türkiye’de ve dünyada en fazla ölüme neden olan kanser türünün akciğer kanseri olduğunu belirten Hacettepe Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Saadettin Kılıçkap, son beş yılda kaydedilen gelişmelerin umut verici olduğunu vurguladı. Kişiye özel tedavilerle çok daha az yan etkiyle çok daha etkili sonuçlar alınabildiğinin altını çizen Doç. Dr. Saadettin Kılıçkap, sigara tüketiminin akciğer kanserinin en büyük nedenlerinden biri olduğunu söyledi.

    Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Saadettin Kılıçkap, ülkemizde kanser sıklığı ve kansere bağlı ölümlerin dünyadaki artışa paralel ve benzer oranlarda olduğunu belirterek, bunun olası sebeplerini şöyle özetledi: “Dünya Sağlık Örgütü’ne göre kanserde görülen bu artışın üç temel sebebi, yaşlı nüfusta meydana gelen artış, tütün kullanımı ve obezitedir. Ülkemizde bunların yanı sıra, kanser kayıtlarının daha iyi yapılmaya başlamasıyla, daha önce bilinmeyen vakaların kayda alınması da kanser istatistiklerindeki artışın bir diğer sebebidir.”

    TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA EN FAZLA ÖLÜME NEDEN OLAN KANSER TÜRÜ AKCİĞER KANSERİ

    Akciğer kanserinin hem Türkiye’de, hem dünyada erkekler arasında en sık görülen kanser olduğunu belirten Doç. Dr. Saadettin Kılıçkap, akciğer kanserine dair şu istatistiki verileri sundu:

    “Akciğer kanseri erkeklerde en sık görülen kanser türleri arasında genelde birinci sırada ancak, gelişmiş ülkelerde prostat kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanser. 2015 verilerine göre erkeklerde en sık görülen kanser türü ve tüm kanser vakaları arasında yüzde 14’lük bir kısmı akciğer kanseri oluşturuyor. Ölüme sebebiyet verme açısından bakıldığında ise, ölümle sonuçlanan kanser vakaları arasında birinci sırada akciğer kanseri geliyor. Ülkemizde ise Sağlık Bakanlığı 2012 verilerine göre akciğer kanserinin Türkiye’deki görülme oranı yaklaşık 100 bin kişide 60 ile en sık görülen kanser özelliğini taşıyor.”

    “SON BEŞ YILDA AKCİĞER KANSERİ TEDAVİSİNDE ÇIĞIR AÇAN GELİŞMELER YAŞANDI”

    Doç. Dr. Saadettin Kılıçkap, son beş yılda akciğer kanserinin tedavisinde büyük gelişmeler kaydedildiğini belirterek, şunları söyledi:

    “Akciğer kanseri tedavisinde, özellikle küçük hücreli dışı akciğer kanseri tedavisinde, son beş yıl içerisinde çok ciddi ilerlemeler kaydedildi. Bundan beş yıl öncesine kadar akciğer kanserlerini küçük hücreli ve küçük hücreli olmayan olarak kabaca iki, küçük hücreli olmayan akciğer kanserlerini de skuamöz ve non-skuamöz olarak ikiye ayırıyorduk. Daha sonra non-skuamöz kanser türleri içerisinde yer alan adenokanser alt tipinin de çok farklı hastalık gruplarından oluştuğunu öğrendik. Yani aynı ismi taşıyan hastalıkların oluş biçimleri, klinik seyirleri ve tedaviler açısından farklı özellikler gösterdiğini öğrendik. Bazı moleküler belirteçlerin klinisyene açtığı yol sayesinde farklı tedavi ajanları keşfedilmeye başladı. Yani artık her hastaya aynı tedaviyi değil, bazı seçilmiş hasta gruplarına özel tedaviler, özellikle akıllı ilaç olarak bilinen hedefe yönelik tedaviler uygulamaya başladık. Ayrıca son bir yıl içerisinde özellikle monoklonal antikor olarak üretilen bazı ilaçların hastaya verilmesinden sonra, kişinin kanserle savaşma özelliğine sahip kendi hücrelerini harekete geçerek kanserle mücadele etmeye başladığını gördük. Harekete geçen bu hücrelerin kanser hücreleri ile doğrudan savaşarak onları yok edip, çok daha az yan etkiyle, çok daha iyi sonuçlar verebildiğini gördük. Şu anda bu ilaçlar da yavaş yavaş hastaların hizmetine sunulmaya başladı. Bunların yanı sıra PD1 ve PDL1 antikorlarının, özellikle akciğer kanserinin her iki tipinde, skuamöz hücreli adenokanser tiplerinde son bir yıl içerisinde çok etkin oldukları kanıtlandı. Bunların yan etkileri kemoterapiden farklı olarak oldukça düşük ve yönetilebilir yan etkiler. Bu da hastaya ve hekime tedavi konusunda çok sayıda avantaj sağlayabiliyor. Yakın dönemde de bu ilaçların tüm dünyada kullanıma girmesini bekliyoruz. Bu ilaçlar artık tedavi kılavuzlarında yer almaya başladı ve bazı hastalar için FDA tarafından onaylandı, ancak şu anda çok pahalı ilaçlar. Yakında ülkemizde de kullanılabilecek duruma gelmesini bekliyoruz.”

    KANSER TEDAVİSİNDE UMUT VEREN YÖNTEM: KİŞİYE ÖZEL TEDAVİ

    Özellikle akciğer adenokanser alt tiplerindeki mutasyon türlerinin incelenerek, hastadaki mevcut mutasyona özel tedavilerin uygulanmasının umut vadeden bir açılım olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Saadettin Kılıçkap, şöyle konuştu: “Hastada bulunan moleküler belirteçlerin sonucuna göre hastaya uygun tedavi verebiliyoruz. Örneğin EGFR mutasyonu özellikle sigara içmeyen kadın ve Asya kökenli ırklarda hastaların yüzde 30-40’ında görülebiliyor. Ancak bu mutasyona sigara içenlerde de rastlanabiliyor. Bu mutasyona özel ilaçlarla tedavi uyguladığımızda daha az yan etkiyle daha iyi sonuçlar alabiliyoruz. Yine son 5 yıl içerisinde tüm adenokanserlerin yaklaşık yüzde 4’ünde ALK-EML4 gibi moleküler belirteçlerin de bulunabildiği ortaya çıktı. Bunlar daha çok sigara içmemiş, genç erkek hastalarda görüldüğünü biliyoruz. Tüm adenokanserlerin yüzde 4’ünde görülen ALK pozitifliği görülme sıklığı, sigara içmemiş, genç erkek hastalarda yüzde 30’lara kadar çıkabiliyor. Bu hastalara özel geliştirilen bir ilaçla, kemoterapiden iki kat daha etkili ve çok daha düşük yan etkili tedavi sağlanabiliyor. Bu ilaçların temel sorunlarından bir tanesi, bir süre sonra bu ilaçlara karşı direnç gelişiyor olması. Bu ciddi bir sorun yaratıyor. Ancak ALK pozitif hastalarda bu dirence rağmen beklentilerimizin üzerinde, ikinci basamak tedavi seçenekleri ile dahi yüzde 70’lere varan yanıt elde edilebiliyor.”

    “ÖZELLİKLE ADENOKANSERLİ HASTALARDA MUTASYON TÜRÜ MUTLAKA TESPİT EDİLMELİ”

    Mutasyonların varlığının tedavi yaklaşımını doğrudan değiştirebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Saadettin Kılıçkap, “EGFR veya ALK mutasyonu tespit edilen hastalarda hekimin hedefe yönelik tedavi uygulama şansı ortaya çıkıyor. Bu durum hekim için daha iyi bir tedavi kullanma şansı yaratırken, hastalar için daha az yan etki ile daha uzun etki gibi birçok fayda sağlanabiliyor. O nedenle mutasyonların saptanması çok önemli. Türkiye’de birçok merkezde bu belirteçlere bakılmadığı için hastalar ulaşım zorluğu nedeniyle farklı merkezlere gönderiliyor ve ancak belirli bir süre sonra mutasyon rapor edilebiliyor. Bu durum hasta ve hekimi zor durumda bırakabileceği için bazen tercih edilmiyor. Ancak sonuçları dikkate alındığında, hekimlerin hastayı bu tür belirteçlerin en kısa sürede tespit edilmesi için gerekeni yapmaya ikna etmesi gerekli. Özelikle sigara içmeyen adenokanserli hastalarda, daha doğrusu klinik olarak pozitif geleceğini düşündükleri adenokanserli hastalarda mutlaka mutasyonların belirlenmesi için hastaların uygun merkezlere yönlendirilmesi oldukça önemli. Mutasyon saptama olasılığının hiç sigara içmeyenlerde ya da yakın zamanda bırakanlarda yüksek, aktif sigara içenlerde ise daha düşük olduğunu görüyoruz. Hedef tedaviler için uygun hastaların bu konuda yönlendirilmesi için hekimlere büyük görev düşüyor. Hekimlerin bu konuda hastaları yönlendirmesi gerekiyor” dedi.

    TÜM AKCİĞER KANSERLERİNİN YAKLAŞIK YÜZDE 90’I SİGARA KAYNAKLI

    Özellikle skuamöz ve küçük hücreli akciğer kanserlerinin neredeyse yüzde 100’e yakın bir kısmının sigarayla ilişkili olduğunu belirten Doç. Dr. Saadettin Kılıçkap, akciğer kanseri ile sigara arasında büyük bir bağlantı olduğunu ifade ederek, “Akciğer kanserlerinin nedenleri arasında tütün kullanımı dışında, pasif içicilik yani bir başkasının içtiği sigaradan etkilenme, hava kirliliği, radon gazı, ağır metal ve bazı kimyasallara maruziyeti sayabiliriz. Ancak en önemli etken tütün kullanımı. Bu nedenle mutlaka tütün kullanımının sınırlandırılması lazım. Son dönemde ülkemizdeki tütün kullanımı ile ilgili düzenlemelerin etkilerini yavaş yavaş görmeye başlayacağımız bir döneme giriyoruz. Bu yasaklar bizde 10 yıldır uygulanıyor ve bir kanserin azaldığını söylemek için en az 10-15 yılın geçmiş olması gerekiyor, ancak Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı’nın son raporunda tütün kullanımında bir azalma ile birlikte tütün nedenli kanserlerde de bir azalma olabildiğine dair ışık alıyoruz. Literatürdeki veriler bu konuda oldukça yol gösterici aslında. Sigara içimiyle doğrudan ilişkili tümörler, eğer sigara bırakılırsa rahatlıkla engellenebilir. Ayrıca, eğer ki hasta kanser tanısı aldıktan sonra sigara içmeye devam ediyorsa, bu hastaların tedavi sonuçları daha kötü. O nedenle kanser tanısı almış hastalarda en önemli basamaklardan birisi de sigara içiminin durdurulması. Amerika örneğinde 1985 civarı 100 binde 100 olan kanser oranı, 25-30 sene içinde, 2015 kanser verilerine göre 100 binde 70’e düşmüş. Şu anda Türkiye’de bu oran 100 binde 60. Tütün ürünlerine dair düzenlemenin bu oranı daha da azaltmasını bekliyoruz” diye konuştu.

  • Datatech Grup’un Hedefi Yılda 1,6 Milyar TL Ciro

    Ak-Pres Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Küçükoğlu, bağlı ortaklığı Toksan ile birlikte 10 yıl içinde yıllık 1,6 milyar TL ciro hedefini iki kuruluşça ortaklaşa düzenlenen gecede açıkladı.

    Bursa, Kocaeli ve Sakarya’daki 4 tesiste bin kişiyi aşkın kadrosuyla üretim yapan otomotiv yan sanayinin önemli kuruluşlarından Datatech Grup’a bağlı Toksan ve Ak-Pres firmaları için ortaklaşa kuruluş gecesi düzenledi. Toksan’ın 30. Ak-Pres’in de 25. kuruluş yıl dönümü münasebetiyle düzenlenen gecede konuşan Grup Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Küçükoğlu, halen yaklaşık 200 milyon TL olan yıllık cirolarını 10 yıl içinde yaklaşık 10 kat arttırıp 1,6 milyar TL yapmak için kolları sıvadıklarını söyledi. Toksan ve Ak-Pres’in iş ortakları, tedarikçileri ve çalışanlarının katıldığı gecede, konuklara firmanın tanıtım filmi gösterildi.

    Gecede konuklara hitap eden Datatech Grup Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Küçükoğlu, firmalarının 1985 yılında babası İbrahim Küçükoğlu tarafından İstanbul’da faaliyete başladığını hatırlatarak, kuruluş hikayelerini anlattı. Grup bünyesindeki Toksan’ın otomobil üreticilerine soğuk şekillendirilmiş sac parça ve mekanizmalı sistem parçaları üretmek amacıyla kurulduğunu ve 30 yılda hızla büyüdüğüne dikkat çeken Küçükoğlu, “Kısa zamanda ön ve arka kaput menteşeleri gibi mekanizmalı parçaların üreticisi firma olarak sektörde adımızdan söz ettirdik. 2001’de Nilüfer Organize Sanayi Bölgesi’ndeki modern tesislerimize taşındık. 2005 yılında Gebze’deki TAYSAD Organize Sanayi Bölgesi’nde ikinci fabrikamızı kurduk. 2011 yılında kurduğumuz AR-GE merkezimiz ile de Türk otomotiv sanayinin gelişimine katkıda bulunuyoruz” dedi. Kardeş kuruluşları Ak-Pres’in de 1990 yılında İstanbul’da faaliyete geçtiğini belirten Oğuzhan Küçükoğlu, “2008 yılında Sakarya 2. OSB’deki tesisimizi açtık. Bu firmamızda da dünyanın önde gelen otomotiv firmalarına şasi ve gövde parçaları üretiyoruz” diye konuştu.

    İHRACAT AĞIRLIKLI ÜRETİM

    AR-GE çalışmalarıyla sektörün gelişimine katkıda bulunan Toksan’ın, ürünlerinin yüzde 75’ini Ak-Pres‘in de yüzde 55’ini ihraç ettiğini vurgulayan Oğuzhan Küçükoğlu, “Grup olarak Türkiye ekonomisinin güçlenmesine, gelişmesine katkıda bulunmanın haklı sevincini yaşıyoruz. Bu yıl da kalıp imalatımızı aynı çatı altında toplayarak AKTEKNİK Kalıp Fabrikası’nı kurduk” diye konuştu.

    Datatech Grubun yeni kurulan diğer şirketlerinin lansmanının da yapıldığı gecede, gruba bağlı firmalarda 10, 15, 20 ve 25. Yılını dolduran çalışanlara plaket verildi. Plaket töreninden sonra Toksan ve Ak-Pres çalışanlarından oluşan Türk Sanat Müziği Korosu sahne aldı.

  • İntihar Oranları Son 10 Yılda Yüzde 50 Arttı

    Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) Genel Sekreteri Doç. Dr. Mehmet Yumru, Türkiye’de intihar oranlarının son 10 yılda yüzde 50 arttığını kaydetti.

    Türkiye Psikiyatri Derneği tarafından bu yıl 51’incisi düzenlenen Ulusal Psikiyatri Kongresi Antalya’da gerçekleştirildi. Kongre kapsamında TPD Genel Sekreteri Doç. Dr. Mehmet Yumru, her yıl 800 bin kişinin intihara bağlı olarak hayatını kaybettiğini söyledi. Türkiye’de son 10 yılda 29 bin kişinin intihar sonucu hayatını kaybettiğinin altını çizen Mehmet Yumru, ”Bu rakamın yüzde 27’sini kadınlar, yüzde 73’ünü ise erkekler oluşturmaktadır. İntihar gençler ve genç erişkin nüfusta artış göstermektedir. Tüm intiharların yaklaşık yüzde 25’i 15-24 yaş arasında gerçekleşmektedir. Diğer bir deyiş ile 2014 yılında her yüz bin kişide 4 kişi intihar etmiştir. İntihar oranı ülkemizde son 40 yılda yüzde 50 artış göstermiştir” diye konuştu.

    Türkiye’de yazılı, görsel ve sosyal medyada intihar haberlerinin sıklıkla yer aldığını hatırlatan Mehmet Yumru, intihar haberlerinin sınırlarını aşan ölçüden gösterilmesinin kişilik haklarının ihlali olduğunu söyledi. İntihar haberlerinin tüm detaylarıyla sunulmasının intihar eğilimli insanlar üzerinde olumsuz etkiye neden olduğunun altını çizen Yumru, “Hem ülkemizde hem de dünyada medyada intihar haberlerinin veriliş biçimine dikkat edilmediği zaman intihar girişimlerinin arttığını gösteren çok sayıda örnek bulunmaktadır” diye konuştu.