Etiket: YIL

  • Klinik Psikolog Dila Soğancı: “Yas süreci yaklaşık 1 yıl devam eder”

    Klinik Psikolog Dila Soğancı: “Yas süreci yaklaşık 1 yıl devam eder”

    Klinik Psikolog Dila Soğancı, “Yas süreci, kişi yakınını kaybettiği andan itibaren başlayıp yaklaşık 1 yıl kadar devam eder. Yas sürecinin şok, hissizlik, öfke gibi evrelerini geçemezseniz ya da yakınlarınızda böyle bir durumu gözlemlerseniz psikolojik destek almak gereklidir” dedi.

    Medicana Samsun Hastanesi’nden Klinik Psikolog Dila Soğancı yas süreci konusunda bilgiler verdi. Yas sürecini tanımlamakla başlayan Soğancı, “Bütün canlılar için sevdiği, bağlandığı birini kaybetmek ve bu süreçle başa çıkmak kolay değildir. İnsan için hayatta yas tutmaktan daha büyük ve zor bir uğraş yoktur. İnsan, doğum anından itibaren sevgiye ve güvene dayalı ilişkiler kurar. İnsan, hayatında bir şeyler yolunda gitmediğinde, kendini mutsuz hissettiğinde, bağlılık oluşturduğu kişilerin yanına koşar. Peki ya bu derin bağlılık oluşturduğu kişiye ya da kişilerin başına bir şey gelirse? İşte o zaman yas duyguları diye tabir edilen, kaygı, üzüntü, keder gibi duyguları yoğun olarak yaşamaya başlar. Yaşam süresince çeşitli sebeplerle yaşanan kayıplar ve bu kayıplar karşısında verilen tepkiler, hissedilen duygular ile değişen fizyolojinin tümünü ‘yas’ olarak tanımlıyoruz. Yas sürecini; evcil hayvanımızın ölümü, çalışmakta olunan işin kaybı, savaşlar, büyük toplumsal felaketler, partnerinden ayrılma, ebeveynlerin boşanması, hamilelik dönemi bebeğini düşürme ya da hamileliğin sonlanması, sakatlığa bağlı olarak hareket kısıtlanması ve yaşam sürdürülen ülkeden ayrılma sebepleriyle yaşanabilir” diye konuştu.

    Yas süreci nasıl bir süreçtir?

    Yas sürecinde yaşanan evrelere değinen Klinik Psikolog Dila Soğancı, “Yas süreci, kişiden kişiye değişmektedir. Aynı şekilde yas tutan, aynı tepkileri ve duyguları yaşayan iki kişi bulmak bile zordur. Kaybın şekli, daha önce yaşanılan kayıp yaşantısı, kaybedilen kişiyle ilişkinin yakınlığı ve kalitesi, dini ve kültürel inançlar, kişinin baş etme becerisi, fiziksel sağlık ve destek kaynakları gibi birçok neden yas sürecini kişiye özgü bir hale getirir fakat kişiler benzer duygular yaşar ve benzer tepkiler verir. Yas sürecinin uzunluğu da kişiden kişiye değişen bir durumdur. Yas süreci, kişi yakınını kaybettiği andan itibaren başlayıp yaklaşık 1 yıl kadar devam eder. Genellikle bu bir yıllık süreçte kişi ilk etapta şok ve hissizlik yaşar. Şaşkınlık, kabullenememe, inkâr, ne hissettiğini bilememe, kafa karışıklığı ve karar verme yetisinin kaybolması da ilk tepkiler arasındadır. Ardından, kişi içinde olduğu durumu ölümü/kaybı bir süre reddedebilir, hiçbir şey olmamış gibi gündelik yaşamına geri döndüğü davranışlar sergileyebilir. Bu tepkiler yaşanılan üzücü durumdan kısa bir süre sonra oluşmaktadır. Kişi daha sonra üzüntü ve özlem hissetmeye başlar. Kaybedilen/ölen kişiyle olan anılar, sosyal çevresi içinde yad edilir. Yalnızlık ve öfke gibi duygular bu sürecin bir parçasıdır. Kişi genellikle ‘neden ben’ sorusunu sorar. Ölen/kaybedilen kişiye de, bırakıp gittiği için öfke yaşanır. Ani duygu değişimi de bu süreçte yaşayabilir. Ölüm/kayıp sonrası içteki sürecin bastırılmaması gerekmektedir, bu nedenle sadece ilaç tedavisi ile kişinin yaşadığı yas süreci çözülmez. Yas sürecinin önemli bir aşaması da, kişinin kaybı/ölümü kabullenmesidir. İşte bu aşamada kişi sosyal ve iş hayatında bir takım güçlükler yaşar. Son evre olan kabullenme evresinde, kişi artık ölümü/ kaybı kabul ederek normal yaşama dönmeye başlar. İlki kaybedilen kişinin kim olduğudur; kişi sevdiği ve bağlı olduğu Yas sürecini etkileyen faktörlerden birini kaybettiğinde, psikolojik olarak daha sancılı bir sürece girer. Eşini kaybetmiş biri, dostunu, arkadaşını, güvencesini, çocukları varsa eğer onların ebeveynini de kaybetmiş olmaktadır. Diğer bir faktör kaybedilen kişiyle olan ilişki niteliğidir. Kaybedilen kişiyle sürekli yaşanılan bir sorun varsa, bunların çözümlenememesi, kişinin kendini suçladığı bir yas süreci yaşamasına neden olabilir. Kişinin nasıl kaybedildiği/öldüğü de önemli faktörlerden biridir. Örneğin intihar edip ölen bir kişinin yakınının yaşadığı yas süreciyle, uzun süre kanser tedavisi görüp ya da uzun süre yoğun bakımda kalıp ölen bir kişinin yakınının yaşadığı yas süreci ve yas uzunluğu farklılık göstermektedir” şeklinde konuştu.

    Profesyonel destek almak gerekir mi?

    Profesyonel destek alınması gerek durumları anlatan Klinik Psikolog Soğancı, “Doktor kontrolsüz ilaç kullanma, alkol tüketimindeki artış, kendine zarar vermeyi düşünme, sürekli olarak sorumluluklarını ve öz bakımını ihmal etme, yas sürecinin 1 yıldan fazla sürmesi ve kişinin kendi hayatına dönemediği durumlar, kişinin kendini sosyal hayattan izole etmesi, ölüm ve ölümü anımsatan konulardan konuşmaktan kaçma, yas sürecini yaşamamak için kişinin kendine sürekli meşgul etmesi, fiziksel şikâyetlerin artması, kişinin yoğun suçluluk duygusu hissetmesi gibi durumlarda profesyonel destek almak gereklidir” ifadelerini kullandı.

    Yas sürecini daha sağlıklı geçirebilmek için neler yapılabilir?

    Yas sürecini daha sağlıklı geçirmek için yapılabileceklerden bahseden Soğancı, “Kişinin kendine sabırlı ve anlayışlı olmayı öğrenmesi, yas süreciyle baş edebilmek için kendine süre tanıması gerekmektedir. Yas sürecini tek başına yaşamak yerine, güvenilen birine yaşanılan hisleri anlatmak, kişiye sosyodestek olacaktır. Uyku, besin gibi temel ihtiyaçlara özen göstermek, yas süreciyle baş edebilmek ve daha kısa sürede yas sürecinizi tamamlama adına gereklidir. Eğer aile içi bir kayıp var ise; ailedeki diğer yas tutan kişileri üzmemek, onlara karşı güçlü görünmek ve onları korumak için, yaşadığınız duygular aile içinde dile getirilmekten kaçınılabilir. Fakat aile içinde hissedilen duyguları konuşmak, anıları paylaşmak ailecek birbirinizi daha iyi tanıyıp ve bu yas sürecini başlatıp bitirmeyi sağlar. Yıldönümü, bayram, doğum günü gibi kişiler için önemli günler zor geçebilir. Bu günlerde birinden destek almak, yanında olmak yaşanılan zorluğu azaltır. Yaşanılan yas süreci ne şekilde olursa olsun, bu tepkilerin normal tepkiler olduğunu unutmayın. Fakat bu sürecin olması gerektiğinden fazla sürmemesi önemlidir. Yas sürecinin şok, hissizlik, öfke gibi evrelerini geçemezseniz ya da yakınlarınızda böyle bir durumu gözlemlerseniz psikolojik destek almak gereklidir” sözlerine yer verdi.

    Peki ya kaybı olan çocuklar…

    Çocuklara ölümü anlatmakla ilgili tavsiyeler veren Dila Soğancı şunları söyledi:

    “Çocuklar için bu durumlarda açık ve dürüst olunması gerekmektedir. Çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun açıklamalarda bulunulmalıdır. İlk olarak çocuğa doğumun, büyümenin ve ölümün ne demek olduğu anlatılmalıdır. Ölüm/kayıp; seyahate çıktı, yolculukta gibi kavramlarla açıklanmamalıdır ve bu durum bir anda söylenmemelidir. Örneğin, bir kaza sonucu oluşan bir ölüm var ise; aşama aşama anlatın (ambulans geldi, hastaneye gidildi vs.). Çocuğun soru sormasına izin verilmelidir. Çocuk yas sürecinde aynı soruları tekrar tekrar sorabilir, bu konuda sabırlı olup tutarlı cevaplar verilmelidir. Olayı olduğu gibi, sadece çocuğun yaş seviyesine uygun biçimde anlatmaya dikkat edilmelidir. Çocuğa, hayatta kalan diğer kişilerin güvende olduğunu belirtilmelidir. Üzülmesin diye çaba sarf etmek yerine, duygularını ve üzüntülerini anlamaya çalışıp ortak olunmalıdır. Ölen/kaybedilen kişiye ait eşyalar çocuğun etkilenmesinden korkup ortadan kaldırmamalıdır, çocuğunuzun cenaze törenine katılmasına izin verilmelidir. Çünkü kaybı/ölümü çocuk için gerçek kılabilmek önemlidir. Ayrıca çocuğun psikolojik destek alması da gerekebilir.”

  • Üvey kızını taciz eden zanlıya 18 yıl 9 ay hapis cezası

    Üvey kızını taciz eden zanlıya 18 yıl 9 ay hapis cezası

    Burdur’da üvey kızına cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla yargılanan zanlı, 18 yıl 19 ay hapis cezasına çarptırıldı.

    Burdur 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yürüttüğü davaya (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemleri) SEGBİS ile katılan sanık H.B., 16. celsenin sonunda ‘Nitelikli Cinsel İstismar’ suçundan 18 yıl 9 ay, ‘Taciz’ suçundan ise 10 ay ceza aldı.

    “Çocuklar konuşun, biz sizi duyarız”

    Mahkeme sonrası Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği (UCİM), Cumhuriyet Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Dernek adına konuşma yapan Avukat Esra Ergon, “Biz bugün karar duruşmasındaydık. 16. celsede karara çıktı dosyamız. Ve sanık 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mutluyuz, umutluyuz. Bu kararın Türkiye’deki tüm ağır ceza mahkemesi başkan ve üyelerine emsal olmasını istiyoruz. UCİM olarak tüm çocuklarımızın yanında olduğumuzu ayrıca belirtmek istiyoruz. Çocuklar konuşun biz sizi duyarız” dedi

    F.V.Ö.’nün rehber öğretmenine olayı anlatmasıyla böyle bir olayın ortaya çıktığını söyleyen dernek üyesi Avukat İlknur Temur, çocuklara sahip çıkılması gerektiğinin altını çizdi. Temur, “Çocukları susturmayalım, onları konuşturalım ki her suç cezasını bulsun. Adalet geç de olsa tecelli etsin.” diye konuştu.

    UCİM basın açıklamasında yer alan anne G.B. ise, “UCİM ve ailesine çok teşekkür ediyorum. Adaletin yerini bulduğunu düşünüyorum. Darısı diğer çocuklarımızın başına” diyerek Avukat Serap Candoğan’a teşekkür etti.

  • Bartın Üniversitesi “2020-2021 Akademik Yıl Açılış Töreni” gerçekleştirildi

    Bartın Üniversitesi “2020-2021 Akademik Yıl Açılış Töreni” gerçekleştirildi

    Bartın Üniversitesi 2020-2021 Akademik Yıl Açılış Töreni pandemi dolayısıyla alınan önlemlerle birlikte çevrimiçi olarak gerçekleştirildi. Yoğun katılımın olduğu akademik yıl açılış töreninde Türk Standartları Enstitüsü (TSE) Başkanı Prof. Dr. Adem Şahin tarafından “Yükseköğretimde Kalite Standartları” konulu açılış dersi verildi.

    Geçtiğimiz akademik yılda Türkiye’nin en başarılı üniversiteleri arasında yerini alan Bartın Üniversitesi’nin 2020-2021 Akademik Yıl Açılış Töreni, yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle çevrimiçi olarak gerçekleştirildi. Tören Bartın Üniversitesi web sayfası ve sosyal medya hesaplarından canlı olarak yayınlandı.

    “Sorun küresel, mücadele ulusal”

    Akademik yılın açılış konuşmasını yapan Bartın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Orhan Uzun zorlu günleri birlikte aşıp, başaracaklarını kaydederek “Bizimle yol arkadaşlığı yapan tüm öğrencilerimizle birlikte akademik ve idari insan kaynağımızın tüm bileşenlerine de yeni akademik yılın hayırlı olmasını diliyorum. Bir yandan ‘Sorun küresel, mücadele ulusal’ diyerek devletimizle birlikte salgına karşı önemli bir mücadele ortaya koyarken diğer yandan ‘Her anını birbirimizden öğrenerek’ sürdürdüğümüz eğitim-öğretim faaliyetlerimize devam ediyoruz. İnanıyorum ki bu zorlu günleri birlikte aşacak ve birlikte başaracağız” dedi.

    “Tüm imkânlarımızla çalışmaya devam ediyoruz”

    Rektör Uzun, Bartın Üniversitesi ailesinin her geçen daha da büyüdüğüne dikkat çekerek “Üniversitemiz 9 fakülte, 3 meslek yüksekokulu, 1 yüksekokul ve Lisansüstü Eğitim Enstitüsü ile Araştırma ve Uygulama Merkezlerinde gerçekleştirdiği faaliyetlerle bölgemizden başlayarak ülkemizin yükseköğretim alanına katkı sunmaktadır. 617 akademik ve 419 idari insan kaynağımızla 81 ilden ve 64 farklı ülkeden Bartın’a gelerek bizleri tercih eden 18 bini aşkın öğrencimizi geleceğe hazırlamaktayız. Ülkemizin muasır medeniyetler üzerine çıkmasında en büyük görevin üniversitelere düştüğünün bilinciyle bu yolda tüm imkânlarımızla çalışmaya devam ediyoruz” diye konuştu.

    “Başarılarla dolu bir akademik yılı daha geride bıraktık”

    Bartın Üniversitesi’nin her alanda sürdürülebilir bir yükseliş kaydettiğini de ifade eden Rektör Uzun, konuşmasına şöyle devam etti:

    “İki günü aynı geçirmemek adına gayret gösteriyoruz. Sürekli iyileşme anlayışıyla büyüyor, gelişiyor ve yeni tecrübeleri dağarcığımıza ekleyerek geleceğe kararlı adımlarla yürüyoruz. Bu heyecanla geride bıraktığımız yıla birçok başarıyı sığdırmayı başardık. URAP 2020-2021 akademik yılı performanslarının değerlendirildiği üniversiteler Türkiye sıralamasında Üniversitemiz, 166 üniversitenin değerlendirildiği makale puan sıralamasında 39’uncu oldu ve 30 basamak birden yükselmeyi başardık. Dünyada yer alan yükseköğretim kurumlarını boyut, görünürlük, açıklık ve mükemmeliyet göstergeleri üzerinden değerlendiren Webometrics Dünya Üniversite Sıralamalarında ise 2017’den itibaren 3 yılı kapsayan değerlendirmede 3 bin 879 basamak birden yükselmeyi başardık. SCImago Kurumlar Sıralamasında ise bu yıl ilk defa sıralanmaya değer bulunduk. Üniversitemiz, sıralanan 3 bin 897 yükseköğretim kurumu arasından Amerika, Rusya ve Çekya gibi ülkelerden 12 üniversite ile birlikte 605’inci sırayı paylaştı. Araştırma performansında ise 389’uncu sırada yer aldık. Oluşturmaya gayret gösterdiğimiz ekosistemin bir sonucu olarak Üniversitemiz, TÜBİTAK 1001 desteklerinde kabul edilen 3 projesi ile üst sıralarda yer aldı. İhtisaslaşan üniversiteler arasında ilk sırada yer alan Üniversitemiz, 2000 yılından sonra kurulan üniversiteler arasında 2’nci ve tüm üniversiteler arasında ise 16’ncı oldu. Bir başarı haberi ise ABD’den Dünya’nın en saygın üniversitelerinden birinden geldi. Stanford Üniversitesi’nin koordinatörlüğünde ABD ve Hollandalı bilim insanlarından oluşan bir ekip tarafından yapılan çalışmayla oluşturulan ‘‘Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları’’ listesine 2 öğretim üyemiz girmeyi başardı.”

    “Salgınla mücadelemize önemli katkılar sunduk”

    Küresel bir sorun haline gelen Koronavirüs salgınına karşı verilen bilimsel mücadelenin önemine değinen Rektör Uzun, Bartın Üniversitesi’nin tüm bileşenlerinin pandemiyle mücadeleye katkı sunmaya gayret gösterdiklerini söyledi.

    Rektör Uzun, “Ülkemizde, Cumhurbaşkanlığımız bünyesinde Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu tavsiyeleri doğrultusunda Koronavirüs pandemisinin önlenmesine yönelik ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Bu doğrultuda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız, Yükseköğretim Kurulumuz ile birlikte TÜBİTAK’ın da destekleri ve koordinasyonunda üniversitelerimiz çalışmalar yürütmektedir. Bu çalışmaların ilkinde Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi ile birlikte Covid-19 tanı kitinde kullanılan enzimlerin yerli olarak üretilmesi sağlanmıştı. Yeni proje kapsamında ise öğretim elemanlarımız Covid-19 için üretilecek ilaçların klinik deneylerinde kullanılacak enzimi yerli olarak üretmeyi başardılar” şeklinde konuştu.

    “Öğrencilerimizle gurur duyuyoruz”

    Bartın Üniversitesi öğrencilerine teşekkür ederek konuşmasına devam eden Rektör Uzun, “Öğrencilerimiz de aldıkları başarılarla bizleri gururlandırmaya devam ediyor. Üniversitemizin ilk elektrikli otomobilini ile insansız hava aracını üreten ve yerli imkânlarla roket tasarlayan öğrencilerimiz TÜBİTAK 2209-A Öğrenci Projeleri 2020 – 1. Çağrı Döneminde 99 üniversite arasında kabul edilen 27 projesiyle ikinci oldu. Milli sporcularımız da bu süreçte üniversitemizi en iyi şekilde temsil ettiler. Aldıkları derecelerle göğsümüzü kabarttılar. Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu tarafından geçtiğimiz yıl yapılan üniversitelerarası genel madalya sıralamasında 57 madalyayla Türkiye birincisi olan Üniversitemiz, uluslararası müsabakalarda alınan madalyalarla da kamuoyunun ilgisini çekmeyi başardı” dedi.

    “Bölgemizden başlayarak ülkemizin kalkınmasına değer katıyoruz”

    Rektör Uzun, Bartın Üniversitesi’nin büyük bir kararlılıkla “Akıllı Lojistik ve Bütünleşik Bölge Uygulamaları” ihtisaslaşma alanına yönelik çalışmalar yaptığını belirterek “Geçtiğimiz yılın belki de en önemli gelişmesi ‘Akıllı Lojistik ve Bütünleşik Bölge Uygulamaları’ alanında Üniversitemizin ihtisaslaşması olmuştur. Yükseköğretim Kurulu tarafından ‘Bölgesel Kalkınma Odaklı Misyon Farklılaşması ve İhtisaslaşma Projesi’ kapsamında ihtisaslaşmaya hak kazanan Üniversitemiz, geleceği gören ve stratejilerini hayata geçiren bir üniversite olarak öne çıkmaya devam edecektir. Bir sonucun değil başlangıcın temsili olan ihtisaslaşma başvurumuzun kabul edilmesi ile artık daha fazla çalışacak ve bölgemizin kalkınmasına değer katmaya devam edeceğiz. Bu düşüncelerle, Yeni YÖK vizyonuyla tüm yükseköğretim kurumlarımızda olduğu gibi bizleri de kalite eksenli yolculuğumuzda daima destekleyen YÖK Başkanımız Yekta Saraç’a ve YÖK üyelerimize şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca Bartın Üniversitesi kurumsal kimliğini her geçen gün daha iyiye ulaşmasını sağlayan, bu doğrultuda fedakârca çalışan tüm çalışma arkadaşlarıma, bizlere her zaman destek olan Bartın Valimiz Sayın Sinan Güner’e ve şahsında kamu kurum ve kuruluşlarımızın tüm yöneticilerimize ile özel sektör temsilcilerimize teşekkür ediyorum” şeklinde ifadelere yer verdi.

    ” Yükseköğretimde Kalite Standartları

    Açılış konuşmasının ardından Türk Standardları Enstitüsü (TSE) Başkanı Prof. Dr. Adem Şahin tarafından “Yükseköğretimde Kalite Standartları” adlı açılış dersi verildi.

    TSE’nin 16 Ekim 1954 yılında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) bünyesinde kurulduğunu ifade eden Şahin, “TSE olarak ülkemizin rekabet gücünü arttırmak, ulusal ve uluslararası düzeyde ticaretini kolaylaştırmak ve toplumun yaşam düzeyini yükseltmek için; standardizasyon, uygunluk değerlendirme, deney ve kalibrasyon faaliyetlerini tarafsız, bağımsız, etkin ve güvenilir olarak sağlamayı hedeflemekte ve bu yönde çalışmaktayız” dedi.

    “Hijyen ve Sanitasyon Yönetim Sistemi Standardını geliştirdik”

    TSE olarak TS 13811 Hijyen ve Sanitasyon Yönetim Sistemi Standardı’nı geliştirdiklerinin de altını çizen Şahin, “Değişme ihtiyacı hissedilen hijyen ve sanitasyon alanında uluslararası uygulaması olan bir yönetim sistemi standardı yaklaşık 3 yıl öncesine kadar bulunmamaktaydı. Bu ihtiyaca binaen TSE, insan sağlığını doğrudan etkileyen ürün/hizmet üreten kuruluşlarda, hijyen ve sanitasyon uygulamalarını bir sistem dahilinde yönetmek üzere TS 13811 Hijyen ve Sanitasyon Yönetim Sistemi Standardı’nı geliştirdi. Standart, 2018 yılı Ocak ayında milli standart olarak yayımlandı. Akabinde Entitümüz, bu alanda eğitim ve belgelendirme faaliyetlerine başladı. TSE bu alanda öncü yaklaşımı ile pandemiden çok önce bir ilke imza atmış bulunmaktadır” diye konuştu.

    “COVID-19 Hijyen, Enfeksiyon Önleme ve Kontrol Kılavuzunu hazırladık”

    Şahin, Covid-19 salgınına yönelik çalışmalardan da bahsederek “Toplum sağlığını korumak amacıyla hazırladığımız TS 13811 Hijyen ve Sanitasyon Yönetim Sistemi Standardı tecrübemiz ile Enstitümüzün misyonu gereği; sanayi altyapımızın, üretim gücümüzün salgın sürecinde de devam edebilmesi için de çalışma yürüttük. İhracatımızın bel kemiğini oluşturan sanayi sektöründe üretimin aksamaması için COVID-19 Hijyen, Enfeksiyon Önleme ve Kontrol Kılavuzunu hazırladık ve yayımladık. Bu kılavuzu hazırlarken en büyük önceliğimiz, yani kırmızı çizgimiz çalışanların sağlığını korumak oldu. İlgi ve takdir gören, olumlu geri dönüşler aldığımız kılavuza yeni çalışma alanları ekleyerek; hizmet sektörü, AVM’ler, eğitim kurumları gibi sektörlere yönelik de kılavuzlar hazırlayarak belgelendirme modeli başlattık” diye konuştu.

    “Bartın Üniversitesi HSYS Belgesi alan 2 devlet üniversitesinden biri oldu”

    Açılış dersinin sonunda Bartın Üniversitesi’nin Hijyen ve Sanitasyon Yönetim Sistemi Belgesi’ni almaya hak kazandığını açıklayan Şahin, Bartın Üniversitesi’nde salgın ile mücadele kapsamında yapılan çalışmaların önemine değindi.

    Bartın Üniversitesi’nin örnek bir hassasiyet sergilediğini de vurgulayan Şahin, “Bartın Üniversitesi bugün, TS 13811:2018 Hijyen ve Sanitasyon Yönetim Sistemi Belgesi ile toplum sağlığı açısından gerekli hijyen ve sanitasyon şartlarına uygun hizmet sunduğunu belgeliyor. Üniversitemiz sürdürülebilir kılacağına dair beyanda bulunuyor. Bartın Üniversitesinin toplum sağlığına göstermiş olduğu duyarlılığın tüm üniversitelerimize örnek olacağına inanıyorum. Böylece Bartın Üniversitesi Aksaray Üniversitesi ile birlikte bu belgeyi almaya hak kazanan 2 devlet üniversitesinden biri olmuştur. Ayrıca KTO Karatay Vakıf Üniversitesi de bu belgeye sahiptir” ifadelerini kullandı.

    Bartın Üniversitesi ailesi büyüyor

    Bartın Üniversitesi 2020-2021 Akademik Yıl Açılış Töreni kapsamında geçtiğimiz yıl öğretim üyesi kadrolarına atananların isimleri de açıklandı. 2019-2020 Akademik Yılında Bartın Üniversitesi’ne ikisi profesör, 34’ü doçent ve 36’sı Doktor Öğretim Üyesinden oluşan 72 öğretim üyesinin atamasının yapıldığı bildirildi.

    Bartın Üniversitesi’nin kurumsal sosyal medya hesaplarından da canlı olarak yayınlanan etkinlik yoğun ilgi gördü.

  • Isparta bu yıl lavanta turizminde 250 bin ziyaretçiyi ağırladı

    Isparta bu yıl lavanta turizminde 250 bin ziyaretçiyi ağırladı

    Isparta’da pandemiye rağmen lavanta sezonunda Kuyucak köyünü yaklaşık 250 bin kişi ziyaret etti. İl Kültür ve Turizm Müdürü Ali Göçer, kentin ziyaretçi sayılarının pandemiye rağmen çok düşük olmadığını söyledi.

    Çin’de bir yıl önce başlayan ve ardından tüm dünyaya yayılan korona virüs (Kovid-19) birçok alan gibi turizmi de olumsuz etkiledi. Isparta’da 2019 yılında yaklaşık 750 bin kişinin ziyaret ettiği ‘lavanta kokulu köy’ olarak bilinen Kuyucak köyü, bu yıl pandemi nedeniyle 250 bin kişiyi ağırladı. Kuyucak, Temmuz ayı başında başlayan ve Ağustos ayının ortalarına kadar devam eden lavanta sezonunda kenti korona virüs tedbirleri kapsamında yerli ve yabancı turistler ziyaret etti.

    “Ziyaretçi sayısı pandemiye göre kötü değil”

    İl Kültür ve Turizm Müdürü Ali Göçer, kentte 67 konaklama tesisinde 4 bin 670 yatak kapasitesi bulunduğunu belirterek, Eylül ayı sonu itibariyle Isparta’da konaklayan yerli ve yabancı turist sayısını 240 bin olarak açıkladı. Bu rakamın pandemi şartlarına göre düşük olmadığını kaydeden Göçer, “Mayıs ayında pandemiden dolayı gül sezonunda turist kabul edemedik. Lavantada pandemiye göre ciddi talep aldık. 250 bin civarı ziyaretçi geldi. İlimizdeki özellikle bakanlık belgeli otellerle görüştüğümüzde bu sayının pandemi şartlarında konaklamaya elveren sayıl olduğunu söylediler. Pandemi şartlarına göre boş tutulması gereken yerleri de var. Eğer pandemi olmasaydı bu sayının çok daha fazla olabileceğini belirttiler. Lavantada talep, tanıtım ve potansiyel olarak iyi durumdayız fakat bu yıl pandemi bizi bu noktaya getirdi” dedi.

    “Davraz Kayak Merkezi 225 bin ziyaretçiyi ağırladı”

    Davraz Kayak Merkezi’ne 5’inci telesiyejin yapılmasıyla altyapı hizmetlerinin tamamlanacağını ifade eden Ali Göçer, “İnşallah bundan sonra da orası hak ettiği misafir ağırlayacak. Geçen yıl Davraz’da 293 bin kişiyi ağırladık. Bu yıl Ocak, Şubat ve Mart ayının bir kısmında 225 bin ziyaretçi Davraz’a geldi” diye konuştu.

  • Atatürk Üniversitesinin eğitim-öğretim yılına başlamasının 62. yıl dönümü

    Atatürk Üniversitesinin eğitim-öğretim yılına başlamasının 62. yıl dönümü

    Atatürk Üniversitesinde eğitim-öğretim 62 yıl önce bugün (17 Kasım 1958) başladı. Şair Nef’i Ortaokulu binasında 14 öğretim üyesi ve 123 öğrenci ile eğitim hayatına başlayan Atatürk Üniversitesi, günümüzde 2 bin 700 öğretim elemanı, 500 binin üzerinde öğrencisi ve 300 bin mezunuyla ülke kalkınmasına katkı sunmaya devam ediyor.

    “Üniversiteler Şehrin ve Bölgenin Kaderini Değiştirir”

    Rektör Prof. Dr. Ömer Çomaklı, Atatürk Üniversitesinin eğitim-öğretim yılına başlamasının 62. yıl dönümü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Rektör Çomaklı mesajında şu ifadelere yer verdi:

    “Üniversite sadece bir eğitim-öğretim kurumu değildir. Bir şehrin, bir bölgenin kaderini değiştirir. Eğitimin ve öğretimin yanı sıra ekonominin, sporun, sanatın, bilimin, teknolojinin, insanın ve toplumun birçok ihtiyacının şekillendirilip yönlendirildiği bütüncül bir kurumdur. Geçmişten gelen deneyimle çağdaş eğitim imkânlarını birleştirerek gelecek nesillere en doğru ve en öncü olanakları sunabilen bir kurumdur. Bu ilkeler ve öncüller etrafında şekillenen tam 64 yıllık köklü yapısını dinamik, çağdaş ve yeni nesil eğitim ilkeleri ile birleştiren, bölgesi içinde birçok üniversitenin kurucusu olan Atatürk üniversitesi, akademik bir kurumdan çok ötesidir. Sadece bir eğitim kurumu olarak disiplinli, katı ve statik bir yapı olmanın ötesinde, yaşama sımsıkı bağlı, genç ve dinamik yapısı, günceli yakalayıp zamanının önüne geçen ilerici vizyonu, deneyimli kadrosu, bilim ve teknolojiye entegre alt yapısı ile Türkiye’nin en büyük, en köklü ve en önemli üniversitelerinden biridir. Atatürk Üniversitesi öğrencisine her türlü imkânı sunabilmenin haklı gururunu yaşarken dünya genelinde meydana gelen Covid-19 salgını ile eğitim imkânlarını bambaşka bir boyuta taşımıştır. Sorunsuz işleyen uzaktan eğitim altyapısı ile bu olağanüstü dönemde fiziki kampüsünden uzak kalan bütün öğrencilerine ulaşabilmiştir. Onlarca yıldır kesintisiz devam ettirdiği eğitim ve öğretim görevini sorunsuz sürdürmenin sevincini ve gururunu da yaşamaktadır. Değerli meslektaşlarım ve sevgili öğrenciler; Bugün Atatürk Üniversitesi ailesi olarak 1958 yılında başladığımız eğitim hayatının yıldönümünü kıvançla kutluyoruz. Üstünden yıllar geçmesine rağmen ilk günkü heyecanla eğitim-öğretim faaliyetlerini sürdüren ailemizi tebrik ediyorum. Yeniden güzel kampüsümüzde yüz yüze eğitim yapacağımız günlere bir an evvel kavuşmamız dileğiyle… Hepimize hayırlı, uğurlu olsun.”

    Kuruluş Hikayesi

    Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasının ardından Mustafa Kemal Atatürk, Anadolu’da üç kültür merkezi oluşturmak için çalışmalara başlar. Bu amaçla ilk olarak batıda 1933 yılında modern tarzda bir yükseköğretim kurumu olarak İstanbul Üniversitesi kurulur. İkinci olarak İç Anadolu Bölgesinin kültür merkezi olması için Ankara Üniversitesinin kurulması yönünde faaliyetlere başlanır. Yine aynı dönemde Doğu Anadolu’da kurulması hedeflenen Doğu Üniversitesi için ön incelemeler yapılır. Ancak II. Dünya Savaşının çıkması nedeniyle bu düşünce ertelenir.

    Demokrat Partinin iktidara gelmesiyle Doğu Üniversitesi fikri yeniden gündeme alınarak başta eğitim olmak üzere ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmaya katkı amacıyla doğuda bir üniversitenin kurulması için çalışmalar hız kazanır ve Demokrat Parti Hükümeti üniversitenin adının Atatürk Üniversitesi olmasına ve Erzurum’da kurulmasına karar verir.

    23 Temmuz 1957’de Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes tarafından temeli atılan Atatürk Üniversitesi, 1958-1959 yılı eğitim-öğretim döneminde Fen-Edebiyat ve Ziraat Fakülteleri ile eğitim hayatına başlar. 1962 yılına kadar tamamlanacağı öngörülen fakülte binalarının yapımı esnasında eğitim, Şair Nef’i Ortaokulunda sürdürülür.

    Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, Milli Eğitim Bakanı Celal Yardımcı, Basın-Yayın ve Turizm Bakanı Server Somuncuoğlu ve Amerikan maslahatgüzarı ile Erzurum halkının yoğun katılımıyla 17 Kasım 1958’de eğitim-öğretim yılı açılış töreni gerçekleştirilir.

    Doğu Anadolu Bölgesinin ilk yükseköğretim kurumu olma özelliğini taşıyan Atatürk Üniversitesi, 5’i ABD’li olmak üzere 14 öğretim üyesi ve 123 öğrenci ile eğitim hayatına başlar. Ziraat Fakültesinde “Türk Ziraatında Atatürk ve Atatürk Üniversitesi” konulu ilk ders, Prof. Dr. İsfendiyar Kadester tarafından verilirken, Fen-Edebiyat Fakültesinde ise Doç. Dr. İbrahim Kafesoğlu’nun “Türk Medeniyetine Umumi Bir Bakış” adlı ders ile Atatürk Üniversitesinde ilk eğitim dönemi başlamış olur.