Etiket: yetki

  • Ege’nin başkanları turizmde yetki istedi

    Ege’nin turizm kentlerinin önde gelen belediye başkanları, iki yıldır kötü geçen sezonun büyük darbe vurduğuna dikkat çekerek yerel yönetimlere turizm planlamasında yetki verilmesini istedi.

    GL Platform tarafından Kuşadası- Efes Kongre Merkezi’nde düzenlenen Ege Bölgesi 2. Ağırlama Konaklama Teknolojileri ve Ev Dışı Tüketim Fuarı’nın (Aegean Hosttech) ilk gününe Egeli belediye başkanları damga vurdu. Kuşadası Kaymakamı Muammer Aksoy ile Selçuk Kaymakamı Ayhan Boyacı’nın da dinleyiciler arasında yer aldığı “Kriz Yönetiminde Kamu Kurumları, Yerel Yönetimler ve Sivil Toplum Örgütlerinin Turizm Sektörüne Destek Mekanizmaları” konulu panele katılan farklı siyasi partiden başkanlar, turizmi düzenleyen yasaların yeniden ele alınarak yerel yönetimlere yetki verilmesi çağrısı yaptı.

    Kıyı Ege Belediyeler Birliği Başkanı da olan Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur’un oturum başkanlığını yaptığı panelde konuşan Selçuk Belediye Başkanı Zeynel Bakıcı, turizmde krizin dışında olağan bir dönem yaşansa dahi, “Sürdürülebilir” turizm için yerel yönetimlerin elinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

    KRİZDEN ÇIKIŞIN YOLU YENİDEN YAPILANMA

    Kuşadası Belediye Başkanı Özer Kayalı sektörün son krizlerle ciddi bir şekilde etkilendiğini tüm kesimlerin bildiğine dikkat çekerek, yetki karmaşasının öncelikle çözülmesi gerektiğini söyledi. Kayalı, Kuşadası Belediyesi olarak yine bir turizm kenti olan Selçuk ile “Turizm Birliği” kurmak istediklerini, ancak Kuşadası Aydın’a ve Selçuk da İzmir’e bağlı olduğu için bunu yapamadıklarını ifade etti. Turizm konusundaki yetki ve otorite dağınıklığının giderilmesinin hayati önem taşıdığını kaydeden Kayalı, turizm illeri kurulması gerektiğinin altını çizdi. Turizmde yeniden yapılanmanın krizden çıkış için “tek yol” olduğunu vurgulayan Özer Kayalı, “Turizm kentiyiz ama turizm politikalarına yön verecek ne yetkimiz var ne de gücümüz var” dedi.

    OTOPARKTAN BAŞKA GELİR YOK

    Selçuk’ta ören yerleri ziyaretçi sayısında yüzde 65, gelirde ise yüzde 57 oranında düşüş yaşandığına dikkat çeken Bakıcı, “Bunlar çok ciddi rakamlar. Yerel yönetimlerin gücü artırılmalı. Örneğin ören yerleri girişlerinde bizlerin aldığı pay, bir zamanlar yüzde 40’lardayken şimdi bu oran yüzde 5’e düştü. Büyükşehir yasasına tabi olan ilçelerin aldığı pay hemen hemen ise hiç yok. Yani bizim ören yerleri girişinden, müzelerden elde ettiğimiz gelir yok. Sadece buralardaki otoparklardan gelir elde etmeye çalışıyoruz. Turizmde daha ileriye gidebilmek için yerel yönetimlerin elinin güçlü olması lazım” dedi.

    “TEK GEÇİM KAYNAĞIMIZ TURİZM”

    Çeşme Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç da aynı fikirde olduğunu belirterek “Yerel idarelere, turizm planlamalarının önünü açabilecek çok fazla yetki verilmeli. Çünkü bizim tek geçim kaynağımız turizm” dedi. Çeşme’den örnek veren Dalgıç, “Termal turizmden bahsediyoruz, ancak suyun yönetiminin kimin tarafından olacağı, yerel yönetimin ne kadar işin içinde olacağı belli değil. Kuyu açsanız başınıza bela alırsınız. Bu konunun acil çözülmesi yazım. Planlama gerekiyor ve bunun için de yerel yönetimlerin elinin güçlendirilmesi şart” diye konuştu.

    “UMUDU KAYBETMEDEN ÇALIŞIYORUZ”

    Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon da ilçenin krizi hafif atlatan şansı turizm merkezlerinden olduğuna dikkat çekti. Turizm kentlerinin tanıtıma ağırlık vermesi gerektiğini bunun da bütçeyle olabileceğini ifade eden Kocadon, “Turizm, krize çabuk girer çabuk çıkar, umudu kaybetmeden çalışıyoruz. Bodrumun bütçesini turizmin tanıtımında yetkim olduğu kadar kullanıyorum. Tanıtıma yönelik para harcamaktan çekinmeyin, aksi halde ayakta kalamazsınız” dedi. Turizmin beklenen faydayı sağlayabilmesi için yerel yönetimlere de önemli görevler düştüğünü vurgulayan Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka da sürdürülebilir turizmin en çok yerel yönetimlere bağlı olduğunu, bunun için yetkinin gerektiğini belirtti.

    SEKTÖR DE YENİDEN YAPILANMA İSTEDİ

    Kuşadası Otelciler ve Yatırımcılar Derneği Başkanı Tacettin Özden de turizmi yeniden yapılandırmak ve rehabilite etmenin bugün için en önemli misyon olduğunu ifade etti.. Oturum Başkanı Batur, turistik kentlerin belediye başkanlarının, şehirlerin tanıtımı için yurtdışına çıkışlarında İçişleri Bakanlığı tarafından izin almaları gerektiğini hatırlatarak, en azından bu konuda kolaylık sağlanması yönünde de talepleri olduğunu söyledi. Kültür ve Turizm Eski Bakanı Bahattin Yücel de turizmde “dijitalleşmenin” önemine dikkat çekti. Her cep telefonun birer “turist” olduğunu ifade eden Yücel, “Geçen yıl dünyada turizme yönelik toplam satışın yüzde 15.5’i cep telefonları üzerinden gerçekleşti. Bu da 96 milyar dolarlık bir meblağ tutuyor. 2020’de bu yüzde 27’leri bulacak. Bu alana yatırım yapılması lazım” dedi. Panelin ardından katılımcılara plaket verildi.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Hedeflere ulaşmak istiyorsak yetki ve sorumluluk sahibinin belli olduğu bir yönetim sistemine ihtiyacımız var”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, referandum ile ilgili değerlendirmelerde bulunarak, “Şayet ülke ve millet olarak hedeflere ulaşmak istiyorsak, güçlü, etkin, yetki ve sorumluluk sahibinin beli olduğu bir yönetim sistemine ihtiyacımız vardır. Esasen bugün üzerinde konuştuğumuz Cumhurbaşkanlığı sistemi konusu bir günde, bir yılda ortaya çıkmış değildir. Gerisinde böylesine derin ve düşündürücü bir arka plan vardır” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Sistemi Sempozyumu’na katıldı.

    Açılışta konuşan Erdoğan, Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmek için tarihi karar arifesinde olduğu günlerde böyle bir sempozyum düzenlenmesinin önemli olduğunu söyledi.

    “Devlet yönetiminde bir aktör varsa bu sembolik olmaz”

    Dünyada Birleşmiş Milletler üyesi 200’e yakın ülke bulunduğuna ve bunların her birinin kendine özgü yönetim sistemleri olduğuna dikkat çeken Erdoğan, “Yönetim sistemleri konusunda yapılan çeşitli tasnifler varsa da bunlar sadece genel bir fikir edinmeye yarıyor. Örneğin Parlamenter sistemle yönetilen ülkelere listesini incelediğinizde pratikte birbirinden farklı idare tarzlarının aynı başlıkta toplandığını görüyoruz. Yine devlet başkanlığı sistemi ile yönetilen ülkelerde de benzer bir manzara ile karşılaşıyoruz. Teoriden parlamenter sistem monarşiye ve totalizme karşı verilen mücadelenin ürünüdür. Avrupa ülkelerine baktığınızda pek çoğunda kral ve kraliçelerin bulunduğunu görüyoruz. Japonya gibi, Tayland gibi dünyanın başka yerlerinde de benzer durumlarla karşılaşılabiliyor. Birileri hemen çıkıp ‘efendim bunlar semboliktir aslında oralarda parlamenter demokrasi vardır’ diyecektir. Devlet yönetim sisteminde bir aktör varsa bu hiçbir zaman sembolik kalmaz. Bir ülkede kral varsa o kraldır, kraliçe varsa o kraliçedir. Bu taht sahibi de öyle veya böyle ülkenin yönetiminde söz sahibidir. Sadece başkanlık veya cumhurbaşkanlığı sistemi ile yönetilen ülkelerde monarşi yoktur. Adında Cumhuriyet geçtiği halde fiilen diktatörlükle idare edilen, hatta makamların babadan oğla geçmesi itibariyle monarşiyi andıran yönetimle de mevcuttur. Her ülke kendi şartları özgü yönetim biçimine sahiptir” diye konuştu.

    “Ana muhalefet sana sesleniyorum, önce tek partili, daha sonra çok partili döneme geçildi”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin son 200 yılda farklı tecrübeleri yaşadığını vurgulayarak, “18. Yüzyıl boyunca süren arayışlar, tanzimattan meşrutiyete kadar pek çok denemeyi beraberinde getirmiştir. Bu süreçte ülkemiz savaş ve krizlerle sürekli küçülmüş, ağır bedeller ödemiştir. Her mücadele o mücadeleyi fiilen yürüten ekibin tercihlerinin, yönelimlerinin de önünü açar. İstiklal harbinin başarıya ulaşmasının ardından Cumhuriyetin ilanı işte böyle bir tercihin ürünüdür. Avrupa ülkeleri monarşi ile demokrasiyi birlikte yaşatma yoluna giderken, biz hanedanı ülke dışına çıkartıp cumhuriyeti ilan ettik. Önce tek partili, ardından da çok partili bir hükümet sistemi ile ülkemiz bu günlere geldi. Ana muhalefet sana sesleniyorum. Önce tek partili, daha sonra çok partili döneme geçildi. Cumhuriyet dönemi de kendi içinde yek pare değildir. 1924, 1961 ve 1982 anayasaları da geçmişe göre oldukça keskin farklılıklar içerir. Aynı şekilde Gazi Mustafa Kemal’in cumhurbaşkanlığı ve parti başkanlığı dönemi ile İnönü dönemi arasında da önemli farklılıklar bulunmaktadır” şeklinde konuştu.

    “Ülkemizde hükümetlerin ömrü 16 ay bile değildir”

    Erdoğan, “Çok partili siyasi hayata geçtikten sonra demokrasimizi hep darbeler altında ayakla tutmaya çalıştık. Son 14 yıl boyunca bu sıkıntıların tamamını biz de iliklerimize kadar hissettik. Milletimizden aldığım güçle sorunları aşmayı başarmış olmamız, temelde yatan yapısal bozuklukları ortadan kaldırmıyor. Bu çarpıklıkların en öneli sorunu istiklal ve güven ortamının tehdit altında olmasıdır. Siyasi istikrarsızlık beraberinde ekonomik ve sosyal sorunları da getirmektedir. Cumhuriyetimiz geçmişi 93 yıl iken 65. Hükümet işbaşındadır. Hale bakın. Bir başka ifade ile ülkemizde hükümetlerin ömrü 16 ay bile değildir. Türkiye böylesine kısa ömürlü hükümetler tarafından yönetilirken benzer şartlarda gelişme yarışına girdiği ülkeler tarafından birer birer geçilmiştir. 25 gün ömrü olan hükümetler olmuştur bu ülkede. Böyle devlet yönetilir mi ya. Bunu yönetmeye çalıştılar. Şimdi biz bunu temelden düzeltiyoruz. Şayet şu 14 yıllık dönemde ülkedeki sıçrama harekatı bizim siyasi hareketimiz tarafından yapılmasaydı biz hala nal toplamaya devam ederdik. Son 200 yılık arayışlarımız, cumhuriyet dönemindeki tecrübelerimiz ve özellikle son yıllarda yaşadıklarımız bir gerçeği gösteriyor. Şayet ülke ve millet olarak hedeflere ulaşmak istiyorsak, güçlü, etkin, yetki ve sorumluluk sahibinin beli olduğu bir yönetim sistemine ihtiyacımız vardır. Esasen bugün üzerinde konuştuğumuz Cumhurbaşkanlığı sistemi konusu bir günde, bir yılda ortaya çıkmış değildir. Gerisinde böylesine derin ve düşündürücü bir arka plan vardır” ifadelerini kullandı.

    “Tartıştığımız sistem, Türk milletinin asırlardır devam eden beka sorununun çözüm yoludur”

    “Kesinlikle bu mesele cumhuriyet, demokrasi ve özgürlük meselesi değildir” diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Tartıştığımız sistem Türkiye’nin ve Türk milletinin asıllardır devam eden beka sorununun en doğru çözüm yoludur. Mesele budur. Cumhuriyetin ilanından çok partili hayata geçişe kadar olan dönemin adına demokrasi diyen ya kendini kandırıyor, ya bizi kandırmaya çalışıyor. Bu dönem tek parti yönetimidir. Ey ana muhalefet önce kendini bir sigaya çek bakalım. 1950’de geçtiğimiz çok partili hayatın sık sık darbelerle kesintiye uğramasının gerisinde, beli bir kesimin tek parti dönemine özleminin bulunduğunu ifade etmek herhalde yanlış olmaz. Türkiye gücü ve yetkiyi elinde bulunduran, ancak millete karşı sorumluluğu olmayan vesayet kurumlarının elinden çok çekti. Ülkemizde ne zaman milli iradeye dayalı yönetimler iş başında bulunduysa, o dönemlerde büyük sıçramalar yaşanmıştır. Başbakanlığım döneminde bürokratik oligarşiden ne kadar şikayet ettiğimi hatırlıyor olmanız lazım. Bütün bu tecrübeleri, tarihi okumaları bir araya getirdiğimizde ülkemizin yeni anayasaya ve yeni bir yönetim sistemine olan ihtiyacı ortaya çıkıyor”

  • Uludağ; “Asıl yetki Meclise verilmeli”

    ÖDP Uşak İl Başkanı Mahmut Uludağ TBMM’den geçen ve halk oyuna sunulacak olan anayasa değişikliği hakkında değerlendirmelerde bulundu.

    Değişikliğin Türkiye’deki demokrasiyi ortadan kaldıracağını iddia eden Uludağ ; ” Eğer bu ülkede demokrasi aranıyorsa, demokrasiden söz ediliyorsa Cumhurbaşkanının yetkileri alabildiğine daraltılmalı ve sembolik bir yer haline getirilmeli, asıl yetki Meclise verilmeli” dedi.

  • Yetki tartışması vatandaşı canından bezdirdi

    Son yerel seçimlerin ardından büyükşehir olan Aydın’da Büyükşehir ile bağlı ilçe belediyeleri arasında yaşanan yetki karmaşası vatandaşı canından bezdirdi. 153 numaralı zabıta hattına yapılan ihbarlardan yetki karmaşası nedeniyle sonuç alınmayınca Aydın’da vatandaş kaldırımlardan yürüyemez hale geldi.

    Özellikle şehir merkezinde bulunan Cumhuriyet Mahallesi Cumhuriyet Caddesi’nde kaldırımın tamamen işgal edilmesi hiçbir yetkilinin dikkatini çekmezken, caddeden geçmek zorunda kalan çocuklu kadınlarla yaşlılar adeta işkence yaşıyor. Cumhuriyet Caddesi üzerinde spotçuluk yapan esnaflar tarafından kaldırıma bırakılan çamaşır makinesinden, çekyat ve koltuğa, iş yeri tabelasından masa ve sandalyeye kadar kaldırım işgalini belediye yetkililerin görmemesinin ya da görememesinin endişe verici olduğunu belirten vatandaşlar, “Vatandaş olarak biz bir şey dediğimizde üzerimize saldırıyorlar. Savunmasız olduğumuz için zabıtanın 153 numaralı hattını arıyoruz. Önce uzun bir müzik dinledikten sonra telefona çıkan yetkiliyi durumu anlattığımızda bizi başka bir numaraya aktarıyorlar. En son ulaştığımız kişi sorumluluğun Büyükşehir’de değil Efeler Belediyesi’nde olduğunu söylüyor. Efeler Belediyesi’nin telefonunu bulup arıyoruz. Yol falan metrenin üzerinde sorumluluk Büyükşehir Belediyesi’nin deniyor. Sıkıntımızı dile getirmek için sokağa şerit metre ile mi çıkmalıyız bilmiyoruz ama sorumlu kim ise şu sokaklarda bebek arabası ile bir gün halimizi anlamak için dolaşmasını istiyoruz” diye konuştular.

    Özellikle Cumhuriyet Mahallesi’nde oturanlar olarak durumdan daha çok muzdarip olduklarını belirten vatandaşlar, açıkça şikayet etmeyi korktuklarını çünkü rahatsızlıklarını dile getirdiklerinde bazı esnaflar tarafından tehdit edildiklerini ileri sürdüler. Yaşanan sıkıntının bir günlük ya da geçici bir durum olmadığını belirten M.I. isimli mahalle sakini “Yasa karşısında herkes eşit ise herkese de eşit şekilde muamele edilmesini istiyoruz” diyerek mahalledeki sorunun çözümünü istediler.

  • Başkan Altepe’nin çevre için yetki isyanı

    Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, çevre konusunda denetim ve yaptırım için Çevre Şehircilik Bakanlığı’ndan 4 kez yetki istediklerini her defasında red cevabı aldıklarını belirterek, “Şimdi 5.kez bakanlığa başvuruyoruz. Sorumluluk bizde, düdük başkasında. Bursa olarak Türkiye genelinde pilot il olalım. Bakanlık; denetim ve yaptırım yetkisini bize versin, çevre konusunda sıkıntıları çok daha kolay aşarız” dedi.

    Başkan Altepe, Sağlıklı Kentler Birliği’nin karbon ayak izi çalışmasıyla ilgili basın toplantısında gazetecilere açıklamalarda bulundu.

    “Bursa olarak elimizi taşın altına koymak istiyoruz” diyen Başkan Recep Altepe, çevre konusunda bakanlıktan bir kez daha yetki istedi. Fabrikaların, evlerin şehri kirlettiğini ancak iyi bir kontrol mekanizması olmadığını belirten Başkan Altepe, “Devamlı yetki istiyoruz. 4 defa başvurduk, reddedildi. Şimdi 5.kez isteyeceğiz. Bazı yaptırımların uygulanması gerekiyor, tedbirlerini almayanların tespit ve cezalandırılması gerekiyor. Burada elimizi taşın altına koymak istiyoruz. “Vaziyeti idare edelim, kimseyle kötü olmayalım, sanayici ve yatırımcılarla ters düşelim” demiyoruz. İnsanlar zehirlenip, kanser olduktan sonra yapılan işin ne kıymeti var. Sorumluluktan kaçsak bu işlere bulaşmayız, “bakanlığın görevi” deriz Diğer konularda olduğu gibi herkese yetki vermezsen bize ver, Bursa pilot olsun. Ancak bakanlık bu sefer yetkiyi vereceğini söylüyor. Geçen yılki başvurumuz reddedildi. Yeniden başvuruyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Sanayici filtreyi mecburen takacak”

    Bir fabrika yada bir evin bütün mahalleyi kirlettiğini, Bursa’da bu şekilde yüzlerce fabrika olduğunu hatırlatan Başkan Altepe, şunları söyledi: “Fabrikalar isterse filtreyi takıyorlar, takip edilir ve yaptırım uygulanırsa bunu yapıyorlar. Karşıdan bakıp bacaları görüyoruz, kirlilik konusunda birkaç ay takiple filtre taktırdık. Takip edince taktırdılar, ancak daha önce de takabilirlerdi. Herkesin kurallara uyması ve hassas davranması gerekiyor. Kurallara uymayan, çevreyi kirletenlerin de tepesinde durulması, gece gündüz takip edilmesi gerekiyor. Vatandaş hastalanıp kanser olduktan sonra tedbir almanın da kıymeti yok. Vatandaş çevreyi kirletiyor. Bir semtte bir ev, bir bölgede bir fabrika yetiyor. Bize imkan verilirse, tüm fabrikaları tüm evleri denetleriz. Yetki alırsak bunda sonuca da ulaşmış olacağız. Herkes temiz nefes alsın. Sanayici de mecbur kontrolü görünce kurallara uyacak. 30 bin dolarlık filtreyi takmak için kurumlar peşinden koşmayacak. Çünkü o fabrika çalışamayacak. Günde kazandığı parayı oraya harcamayan 30-40 bin dolarlık yatırım yapmayan fabrikalar, denetim ve yaptırımlarla bunu yapar. Her konuda her türlü imkan var. Tespit zor değil. Yerelde bu işin yapılması ve yetki önemli. Yerel yönetimde yetki olunca torpil yok”

    “Halk bana hesap soruyor, Çevre Müdürünü tanımıyor”

    Yerel yöneticilerin her zaman halkın karşısında hesap verdiğini anlatan Başkan Altepe, “Ben Heykel’de, Altıparmak, Beyazıt Caddesi’nde yürüyeceğim. Diğer kurumların yöneticilerini kim tanıyor. Halk bana soracak. Vatandaş kime hesap soracak. Halkın karşısına çıkmıyor ki bürokrat. Halk yanına da gidemiyor. Yetkili onlar ama halka sorumlu değiller. Onun için “bir yeri kontrol et” dendiğinde “kimseyle bozuşmayayım” mantığı hakim oluyor. Burada halka karşı biz sorumluyuz. Bir ucundan diğerine yanlışlık bize geliyor. Yatırımı da biz yapıyoruz. Yol. kavşak. metro. tramvayı biz yapıyoruz. Düdüğü başkası çalıyor. Gelirini başkası alıyor. Aynı zamanda biz yönetelim, yerelde de hesabı biz verelim istiyoruz. Böyle olursa kısa zamanda kalite artacak” şeklinde konuştu.

    “Kurum müdürleri kimseyle kötü olmak istemiyor”

    Çevre konusunda Büyükşehir olarak 1 milyar lirayı aşkın yatırım yaptıklarını kaydeden Başkan Altepe, “Biz çevre ile ilgili örnek yatırımlar yaptık. Her fabrikanın arıtma tesisi yapmasını beklemedik. Kolektörleri çektik, kendi arıtmamıza bağlıyoruz. Kendimiz arıtıyor bedelini alıyoruz. Öbür türlü “yüzlerce fabrika arıtmasını bitirsin” diye beklerdik. Birine kaç birine kovala demekle seneler geçen. Bir an önce somut iyileşme sağlanmalı, hava suyun temizlendiğini görelim. Sonuç aldığımızı görelim. Onun için herkesi zorlamak için kararlar alınıyor. Bunlar olması gereken şeyler. Bursa medeniyet şehri, herşeyin öncülüğünü yapıyoruz. Ayrıca çevre konusunda vatandaşların da harekete geçmesi, kurumları harekete geçirmesi lazım. Alo 153 zabıtayı arayarak çarşıyı düzeltemezsin. 200 tane zabıta var. 200’den fazla çarşı var. Herkes kendi mahallesi, çarşısı ve etrafına sahip çıkacak. Halk örgütlenecek, hesap sorulacak. Senelerce niye şikayet ediliyor. Demirtaş’ta bir fabrika. Biz gittik, takip ettik filtreyi taktı. Kimse kimseyle kötü olmak istemiyor ama insanlar zehirleniyor. üretimin ne anlamı var o zaman. Kim olursa olsun, herkes kendi şehrine sahip çıkacak. Kurumların başındaki kişiler de, “Benim tayinim çıkar, zarara uğrarım” diyerek vaziyeti idare etmemeli. Uzaktan idare edince malesef sistem böyle” diye konuştu.

    “İnegöl’de kontrollü yakılan atıklarda yüzde 50 artış oldu”

    Başkan Altepe, İnegöl’deki hava kirliliği ve mobilya atıklarının yakılması konusunda açıklamalarda bulundu. Mobilya atıklarının yakılmasının yasak olduğunu hatırlatan Altepe, “unlar tehlikeli atık sınıfına giriyorlar. Bertaraftan sanayiciler sorumlu. Belediyelerin evsel atık gibi sanayi atıklarını toplamaması gerekiyor. Böyle bir alışkanlık vardı. Bunlar tehlikeli atık olduğundan dolayı atık bertaraf tesisimize gelmesini kabul etmedik. Yakılması gerekiyor. Starwood ahşap ürünleri sanayi şirketinin lisanslı yakma tesisi var. Çevre İl Müdürlüğü, İnegöl Belediyesi, İTSO, Mobilyacılar, Büyükşehir Belediyesi 7 kurum protokol imzaladık. Starwood hiç ücret almadan atıkları topluyor ve yakıyor. Yüzde 100 başarı sağlanmadı belki ama toplanan tonajlarda yüzde 50 artış oldu. İnsanlar disipline olmaya başladı. Yine yakanlar var. Sabah 7’de denetim başlatıyoruz. Sabah sobaları yakıyorlar. Bunun önüne geçmeye çalışıyoruz. Bu alışkanlığın önüne geçmek çok zor. Bizim ısınma amaçlı olanlarda yaptırımız var, sanayicileri ise Çevre Şehircilik Bakanlığı’na bildiriyoruz. Zabıt tutup ilgili kuruma gönderiyoruz. Artık bizde olsun istiyoruz. Bizim atama, tayin derdimiz yok, halka hesap verme vicdanen rahat olma derdimiz var. Bir fabrika çalışıyor. eğer oradaki halk kanserden ölüyorsa, fabrikanın üretimi olmasa da olur. Bizim buna ihtiyacımız yok. O işçilere iş de var. Yeter ki zehirleme kardeşim. Sadece burada sorumluluk var, elini kendini taşın altına koymak var. Yetki sorumluluk sahibi olan kişilerde olmalı. Yetki ile sorumluluk aynı kişide olmalı. Hesap sorulacak kişiler belli olmalı, halkın karşısında olmalı” şeklinde konuştu.

    Başkan Altepe, Uludağ’daki yetki konusundaki bir soruya ise, “Uludağ’a artık ben bakmıyorum artık” şeklinde imalı bir cevap verdi.