Etiket: Yetersiz

  • CHP’li Engin: “Tasarının İçeriği Olumlu Fakat Yetersiz”

    CHP İstanbul Milletvekili Didem Engin, önümüzdeki günlerde Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek olan AR-GE Kanun Tasarısı’nın içeriğinin olumlu fakat yetersiz olduğunu söyledi.

    TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’nda görüşmeleri tamamlanan ve Genel Kurul’a gelecek olan AR-GE Kanun Tasarısı’nın içeriğinin olumlu fakat yetersiz olduğunu belirten CHP İstanbul Milletvekili Didem Engin, “Bize günü kurtaran geçici çözümler değil, ülkemizi AR-GE, teknoloji ve yenilikçilikte küresel rekabette ön plana çıkartacak devrim niteliğinde reformlar gerekiyor” dedi.

    Hükümetin AR-GE reform paketi olarak lanse ettiği tasarının hayal kırıklığı yarattığını, tasarının yapısal reformlar içeren vizyoner bir yaklaşım içermediğini söyleyen Engin, ülkenin geleceği için son derece önem arz eden bu konuların detaylıca tartışılabilmesi ve konunun paydaşlarının görüşlerinin alınabilmesi için Meclis komisyonunda yeterli sürenin kendilerine tanınmadığını belirtti. Ülke gündeminin başkanlık sistemi ile meşgul edildiğini kaydeden Engin, “Aylarca ülkemizin enerjisini başkanlık sistemi tartışmalarına harcayacağımıza keşke aylarca AR-GE’yi, teknolojiyi, inovasyonu tartışabilsek ve ülkemizi küresel rekabette daha güçlü bir konuma getirebilmek için ortak akılla yol alabilsek” diye konuştu.

    Tasarıdaki düzenlemelerin önemli ama yetersiz olduğunu vurgulayan Engin, bilgi toplumu temelli kalkınma için gündelik sorunları çözmeye yönelik bir yaklaşımdan ziyade radikal bir bakış açısıyla bütüncül ve kapsamlı bir vizyonla yapısal reformları içeren, devrim niteliğinde stratejik adımların atılmasının zorunlu olduğunu dile getirdi.

    “TASARININ EĞİTİM AYAĞI EKSİK”

    Tasarının eğitim ayağının eksik ve yüzeysel kaldığını söyleyen Didem Engin, “Eğitim konusundaki eksiklerimizi YÖK Kanunu’nda birkaç değişiklik yaparak düzeltemeyiz. Bizim okul öncesi dönemden başlayarak yaratıcı, sorgulayan, araştıran, sınırları zorlayan nesiller yetiştirebilmemiz gerekli. AR-GE ve yenilikçiliğin önündeki en büyük engel yaratıcılığın olmamasıdır. En önemli zenginliğimiz olan genç nüfusumuza ne yazık ki iyi bir eğitim veremiyoruz. Eğitim sistemimizde çok sık değişiklik yapılması sebebiyle süreklilik ve istikrar yok. Gençlerimiz üniversiteden mezun olurken ‘acaba iş bulabilecek miyim’ kaygıları ve ümitsizliği içinde mezun oluyor. Diğer taraftan işverenler kalifiye personel bulamamaktan şikayet ediyor” şeklinde konuştu.

    AK Parti’nin 2023 hedeflerine de değinen Engin, 60. Hükümet Programı’nda AK Parti’nin AR-GE harcamalarının milli gelir içindeki payının 2013 yılına kadar yüzde 2’ye yükseltilmesini hedeflediğini hatırlatarak, “Bırakın 2013’ü, 2015 yılında bile bu oran yüzde 1.02’de kaldı” dedi.

    AK Parti’nin koyduğu hedefleri kararlılıkla uygulamak için gerekli yapısal reformları gerçekleştirmede yetersiz kaldığını söyleyen Engin, hedeflerin neden tutturulamadığı konusunda detaylı analiz yapılmadan AK Parti’nin hedef yükselterek başarısızlığını kapatmaya çalıştığını savundu. Yüzeysel düzenlemelerde AR-GE, teknoloji ve inovasyonda ve dolayısıyla yüksek teknolojili sektörlerde beklenen sıçramanın gerçekleştirilemeyeceği konusunda hükümeti uyaran Didem Engin, bugünden yeterli önlemler alınmazsa 2023 hedeflerinin tutturulamayacağını belirtti.

    “TÜRKİYE ORTA TEKNOLOJİ TUZAĞINDAN KURTULMALI”

    Dünya Bankası’nın verilerine göre Türkiye’nin ihracatında yüksek teknolojili ürünler payının yalnızca yüzde 2 olduğunu söyleyen Didem Engin, ülkenin orta teknoloji tuzağından çıkması için sadece ihracatın arttırılmasının yeterli olmadığını, yüksek teknoloji ürün ve hizmet ihracatında artış yakalanması gerektiğini, ancak AR-GE tasarısının bu artışı sağlamakta yetersiz kalacağını belirtti.

    Meclis komisyonunda yaptığı konuşmasında 2015 yılı Avrupa Birliği Türkiye İlerleme Raporu’na da değinen Didem Engin, raporda yer alan “2015 Birlik İnovasyon Skorbordu’na göre Türkiye neredeyse tüm göstergelerde AB ortalamasının oldukça altında kalarak ‘mütevazı seviyede yenilikçi’ olarak sınıflandırılmaya devam etmiştir” vurgusunu Meclis komisyon üyelerine hatırlattı.

  • “Yetersiz Bakiye” Bursalıları Kahkahaya Boğdu

    Sevilen sanatçılar Hakan Yılmaz, Hande Subaşı, Turgut Tunçalp ve Eylül Öztürk´ün sahne aldığı iki perdelik komedi oyunu “Yetersiz Bakiye” Bursa’da sahnelendi.

    Günümüzde sadece tüketen ve tüketmeyi alışkanlık edinmiş insanların asıl değerlerinden nasıl koptuklarını anlatan ‘Yetersiz Bakiye’ adlı tiyatro gösterisi, Merinos AKKM Orhangazi Salonu’nda Bursalılarla buluştu. Mizah sanatçısı Murat Kürüz´ün uzun bir aradan sonra yazıp yönettiği, sevilen sanatçılar Hakan Yılmaz, Hande Subaşı, Turgut Tunçalp, Eylül Öztürk´ün sahne aldığı tiyatro oyunu ilgi gördü. İki perdelik komedi oyununda, izleyenler eğlenceli dakikalar yaşadı. Yüksek tempolu bir oyun sergileyen oyuncular, peş peşe gelen esprilerle seyirciyi kahkahaya boğdu. Gereksiz harcamalar yapan evli çiftin, kredi kartı borçlarını ödeyebilmek için evlerinin odasını kiraya vermeleriyle gelişen komik olayları anlatan oyun sonunda, oyuncular izleyenler tarafından uzun süre alkışlandı.

  • Yetersiz Meyve Ve Sebze Tüketimi Öldürüyor

    Diyetisyen Doç.Dr. Barış Öztürk, meyveler ve sebzelerin sağlıklı beslenmenin vazgeçilmezleri olduğunu belirterek, “Günlük olarak yeteri kadar tüketildiklerinde kalp damar hastalıkları ve pek çok kanser tipi için koruyucu olmakla birlikte obezite ve yaşlanmaya karşı da bir kalkan görevi görmektedir” dedi.

    Dünya Sağlık Örgütünün 2013 verilerine göre dünya çapındaki ölümlerin 5.2 milyonunun yetersiz meyve ve sebze tüketimine bağlı olduğunun raporlandığını anlatan Doç.Dr. Barış Öztürk, “Dünya çapında mide barsak kanserlerine bağlı ölümlerin yüzde 14’ü, kalp hastalıklarına bağlı ölümlerin yüzde 11’i, felce bağlı ölümlerin yüzde 9’unun yetersiz meyve ve sebze tüketimi nedeniyle olduğu görülmüştür. Yetersiz meyve sebze tüketiminin sindirim sistemi kanserlerinin de inanılmaz artış sebebi olduğu bilinmektedir” diye konuştu.

    “OBEZİTENİN ÖNLENMESİ DE MEYVE SEBZELERE BAĞLI”

    Doç.Dr. Barış Öztürk, açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “Meyve ve sebzeleri yeteri kadar tüketmenin yanı sıra beslenmemizde tuz, şeker ve yağ tüketimimizi azalttığımızda şişmanlık ve şişmanlığa bağlı hipertansiyon, diyabet gibi hastalıkların çok daha önlenebilir olduğu bilinmektedir. Vücudumuzun üretemediği ve dışarıdan alması gereken yararlı besin öğelerinin en önemli kaynakları meyve ve sebzelerin zengin vitamin ve mineral içeriğinde bulunmaktadır.

    Yağ yakımı için gerçekleşen olaylarda bile vitamin mineral gibi kilit besin öğelerinin gerekliliği düşünüldüğünde sadece kalori kısıtlaması şişmanlık için uygun çözüm olmamakta vücudun besinlerle alınan vitamin mineraller açısından desteklenmesi gerekmektedir.

    KALP HASTALIKLARINA ’DUR’ DEMENİN ÇARESİ DE AYNI YOL ÜZERİNDEN GEÇİYOR

    Meyve ve sebzelerde bulunan suda çözünür liflerin kolesterol dengeleyici etki oluşarak kalp hastalıkları riski azaltılabildiği bildirilmektedir. Ayrıca içeriğindeki steroller ve antioksidan özellikteki doğal maddeler damar içerisindeki yağ birikimini ve tıkanmaları önlemede çok önemli role sahip olduğu görülmüştür.”

    Doç. Dr.Barış Öztürk, tüm ana ve ara öğünlerde yenilebilecek sebze ve meyvelerin mevsiminde olmak üzere farklı renk ve farklı çeşitlerinin tüketilmesine özen gösterilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

  • Yetersiz Sıvı Alımı Taş Hastalığına Neden Oluyor

    Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Gürkan Özkan, yetersiz sıvı alımının taş hastalığına neden olduğunu belirterek, “Günde 3 litre su tüketilmeli” dedi.

    İdrar yolu taşlarının, böbrekte veya idrar yollarının herhangi bir yerinde oluşan, idrarda çözülemeyen ve atılamayan kimyasal maddelerin zamanla kristalleşmesi ve birikmesi ile oluşan sert cisimler olduğunu ifade eden Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Opr. Dr. Gürkan Özkan, “taş hastalıkları ve korunma yolları” bilgiler verdi.

    İDRAR YOLU TAŞ HASTALIĞI ERKEKLERDE 23 KAT DAHA SIK GÖRÜLÜR

    Günlük sıvı alımı 1.52 litrenin altında olanlarda, taş hastalığı riski daha fazla olduğunu ifade eden Opr. Dr. Gürkan Özkan, “Diyet yaparken; kalsiyum, oksalat, sodyum ve karbonhidratların gereğinden fazla alınması, yetersiz miktarda turunçgil tüketimi ve aşırı derecede güneş ışınlarına maruz kalmak taş hastalığı için risklidir. Ailevi taş hastalığı olanlarda yüzde 25 risk vardır. Hareketsiz yaşam tarzı da taş hastalığında tetikleyici faktörlerdendir. Doğuştan böbrek ya da idrar kanalında anatomik bozukluğu olanlarda, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu geçirenlerde ve idrar yollarının herhangi bir bölgesinde darlık gelişen hastalarda daha fazla görülür. Taş hastalığında ağrı, genellikle boşluk olarak adlandırılan, kaburgaların altından başlayıp sırttan öne, kasıklara doğru vuran şiddetli ağrı şeklindedir. Genellikle hastayı kıvrandıracak kadar şiddetlidir. Çoğunlukla bulantı, bazen de kusma görülmektedir. Bazı hastalarda idrardan kan da gelebilir. İdrar yaparken yanma, sızlama, sık idrara çıkma, gece idrara gitmek için uyanma, acil idrara çıkma, tuvalete gidince az idrar yapma ya da hiç idrar yapamama gibi idrar yolu şikayetleri olabilmektedir. Taş hastalığı tekrar edebilen bir hastalıktır. Bir defa taş oluştu ise 5 yıl içinde yüzde 50 ihtimalle yine oluşacaktır. Bu yüzden idrarla ilgili en ufak bir şikayetiniz olduğunda, hemen bir üroloji uzmanına başvurmanız gerekir” diye konuştu.

    ALINACAK ÖNLEMLER

    Opr. Dr. Gürkan Özkan idrar yolu taş hastalığına karşı alınacak önlemleri şöyle sıraladı: “Günlük yaklaşık olarak 3 litreye yakın su içmek gereklidir. Bol egzersiz ve hareketli bir yaşam tarzı oluşturmaya çalışmak önemlidir. Tuzlu gıda ve içeceklerden uzak durulmalıdır. Ailenizden herhangi bir bireyde idrar yollarında taş saptandı ise şikayetiniz olmasa bile kendiniz kontrol ettirmeniz faydalı olacaktır. Kalsiyumdan zengin gıdaları aşırı tüketmemeniz gerekir (Süt, yoğurt, peynir ve dondurma gibi tüm süt ürünleri, fasulye, çikolata, brokoli ve beyaz ekmek). Oksalattan zengin gıdaları aşırı tüketmek de doğru değildir (kola, ıspanak, pancar, kakao tozu, çikolata, yeşil yapraklı bitkiler, çerezler, koyu çay ve aşırı kahve). Diyetle birlikte turunçgilleri sık olmamak kaydıyla almaya çalışmakta fayda vardır (portakal, limon, mandalina gibi). Hazır sebze ve çorbalar, hazır yemekler, fastfood ürünleri gibi hazır ürünlerden uzak durmanız gerekir. Kırmızı et tüketiminde aşırıya kaçmayınız, bol miktarda balık ve balık yağı ürünlerini tüketmeniz önerilir.”

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Dr. Özkan, idrar yolu taş hastalığının tedavi yöntemleri hakkında ise şu bilgileri verdi: “Taş hastalığı tedavisinde son yıllarda en sık uygulanan yöntem ESWL’dir.(2 cm den küçük böbrek taşlarının tedavisinde en etkili yoldur). Böbrek ile idrar torbası arasında yer alan üreterde (idrar kanalı) takılıp kalan taşların tedavisinde ‘üreteroskopi’ uygulanmaktadır. Taş hastalığının tedavisinde uygulanan ‘perkütan taş cerrahisi’ de etkili bir yöntemdir. Bu işlem sırasında; ciltte açılacak küçük bir delikten böbreğe girilerek, böbrek içindeki taşlar gözle görülüp, tamamen temizlenebilmektedir. Taşın çapının çok büyük olup, böbreğin hemen hemen tüm boşluklarını doldurduğu hastalarda, ‘açık ameliyat’ tercih edilmektedir.”

  • Kadınların İşgücüne Katılım Oranı Yetersiz

    Çukurova Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (Çukurova SİFED) Başkanı Süleyman Sönmez, son 2 yılda kadınların işgücüne katılım oranının yüzde 3’lük artış göstermesinin yetersiz olduğunu söyledi.

    Sönmez, TÜRKONFED İş Dünyasında Kadın Komisyonu’nun “Kadının Çok Yönlü Güçlendirilmesi” projesi kapsamında Adana İş Kadınları Derneği (İŞKAD) ve ÇUKUROVASİFED ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda, Adana ve Mersin’i kapsayan Çukurova SİFED çatısı altında 3’ünü kadınların oluşturduğu toplam 11 derneğin bulunduğunu söyledi.

    Federasyon bünyesinde 2 bin iş insanının bölgedeki iş hacminin ve ihracatının artmasının yanı sıra işsizliğin azalmasında ve sosyal projelerde etkin bir görev üstlendiğini belirten Sönmez, “Bölge iş dünyasında en fazla kadın üyeye sahip federasyon olma mutluluğumuzu da sizlerle paylaşmak istiyorum” şeklinde konuştu.

    TÜİK tarafından son olarak 2015 yılında açıklanan verilere göre 77 milyon 695 bin 904 olan Türkiye nüfusunun yüzde 49.8’i yani 38 milyon 711 bin 602 kişi kadınların oluşturduğunu hatırlatan Süleyman Sönmez, şöyle devam etti:

    “ERKEK EGEMENLİĞİ BARİZ ORTADA”

    “Türkiye’de 2014 yılında toplam kadın nüfusun yüzde 71.3’ü 18 ve daha yukarı yaşta iken bu oran erkek nüfusta yüzde 69.9 olarak öne çıkıyor. Bu veriler Türkiye’de kadının işgücüne katılabilme oranının erkeklerden daha yüksek olduğuna işaret ediyor ancak TÜİK verileri işgücünde erkek egemenliğini bariz bir şekilde ortaya koyuyor. Türkiye genelinde yüzde 50.8’lik işgücüne katılım oranının yüzde 71.5’ini erkekler oluştururken maalesef kadınlarda bu oran yüzde 30.8’lerde kalıyor. Okuma yazma bilmeyen kadın nüfus oranımızın da erkeklerden 5 kat fazla olduğu belirtiliyor. Yüksekokul veya fakülte mezunu olan toplam nüfus oranı yüzde 12.9 olup, bu oran erkeklerde yüzde 15.1, kadınlarda da yüzde 10.7 olarak göze çarpıyor.”

    Son 2 yıl içerisinde kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 3’lık artış göstermesine rağmen bu oranların yetersiz olduğunu vurgulayan Süleyman Sönmez, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “TÜRKİYE’YE HİÇ AMA HİÇ YAKIŞMIYOR”

    “Kamusal alanda üst düzey kadın yönetici oranı erkeklerin çok gerisinde seyrediyor. Siyaset dünyasında yine istediğimiz oranlarda kadın sayısına rastlayamıyoruz. Adanamız’da 3 kadın milletvekilimiz olmasına sevinmemize rağmen bu oranın yetersiz olduğunu biliyoruz. Bir kadın bakanımızın Adana’dan çıkması üzüntümüzü bir nebze olsun azaltıyor. İş dünyasında kadına verilen önemin artması gerektiğini her fırsatta dile getiriyoruz. Siyasilerin bu konuda atacağı adımlar bizim gibi sivil toplum kuruluşlarından kesinlikle destek görecektir. Öte yandan eğitim, iş, sanat ve siyaset arenasında kadınlarımızın güçlendirilmesine zemin ararken Türkiye’de cinayete, taciz ve tecavüze maruz kalan kadınlarımıza her geçen gün yenilerinin eklenmesi tam anlamıyla yüreklerimizi dağlıyor. 2015 yılının 11 aylık döneminde 200’den fazla kadının cinayete kurban gitmesi Türkiye’ye hiç ama hiç yakışmıyor. Etkin bir devlet politikasıyla kadınlarımızın iş dünyasında güçlü ve sayıca fazla olmasının önünün açılması gerektiğine olan inancımı yinelerken, küçük ve genç kızlarımızın eğitim olanaklarının artırılmasını, çocuk gelinlerin ve kadın cinayetlerinin son bulmasını diliyorum.”