Etiket: Yendi

  • Kellenin Fendi Hindiyi Yendi

    Adana’da 36 yıldır faaliyet gösteren ve Avusturya’ya dahi ‘kelle’ gönderen paça salonu yetkilisi, her yılbaşı aldıkları kelle siparişinin arttığını belirterek “Hindi olayı yavaş yavaş kalkacak artık” dedi.

    Yılbaşı geceleri kızarmış hindi geleneği Adana’da yerini kızarmış kelleye bırakıyor. Seyhan ilçesindeki Sular Yolu Caddesi’nde faaliyet gösteren bir paça salonunun vitrinini 36 yıldır her yeni yılda süsleyen “Yılbaşına Özel Kızarmış Kelle Siparişi Alınır” afişi, dikkat çekiyor.

    Paça salonu yetkililerinden Yılmaz Alptekin, kelle etinin beyaz etten daha sağlıklı olduğunu belirterek, “Kellenin özelliği başka, onu yemesinin zevki başka” ifadesiyle kellenin kendine has bir müşteri kitlesi olduğunu ifade etti.

    “ÖNCE PAÇA SONRA MAÇA”

    Yılbaşı gecesi kelle satışlarının artık bir gelenek haline geldiğine değinen Alptekin, “Her zaman diyoruz; ‘Önce paça, sonra maça.’ Kelleyi evde herkes hazırlayamaz. Kendine has bir özelliği var. Et lezzeti var. Hindiyi her zaman yersin ama kelleyi yiyemezsin. Her yılbaşı gecesi özel müşterilerimiz önceden sipariş veriyor, ödemesini yapıyor, ‘şu saatte gelsin’ diyor ve hazırlayıp gönderiyoruz” diye konuştu.

    Her yılbaşında aldıkları kelle siparişi sayısının arttığını dile getiren Yılmaz Alptekin, şöyle devam etti:

    “BİLMEYEN ŞEHİRLER VAR”

    “Kelle, hindiden daha ekonomiktir. Bu parçayı her zaman yiyemezsin. Geçen sene yılbaşında 70 civarı kelle sattık ancak bu sene daha 3 gün oldu sipariş almaya başlayalı, 40 tane sipariş geldi. Kelle satışı gittikçe artıyor, hindi olayı yavaş yavaş kalkacak artık. Kelle-paça dediğin zaman Adana geliyor akla ilk önce. Kelleyi bilmeyen şehirler var. Buradan paket yapıp gönderiyoruz İstanbul’a. Avusturya’ya bile gönderdik.”

    Kızarmış kellenin fiyatlarına da değinen Alptekin, kemikli kellenin 20, özel hazırlanmış ’buğulama pizza kelle’nin fiyatının ise 26 lira olduğunu kaydetti.

  • Ekiz Yumurta Foça Basketbol Rakibini Farklı Yendi

    Kadınlar Bölgesel Basketbol Ligi B Grubu’nda zirve yarışı veren Ekiz Yumurta Foça Basketbol, Aydın deplasmanında Doğa Kültür’ü 52 sayı farkla 94-42 mağlup etti.

    Kadınlar Bölgesel Basketbol Ligi B Grubu’nda Ekiz Yumurta Foça Basketbol deplasmanda Doğa Kültür ile karşı karşıya geldi. Yeşil beyazlı Foça takımının kızları, mücadeleyi tam 52 sayı farkla 94-42 tamamlayarak rakibini mağlup etti. Takımda yer alan Tülin Okumuş ise 15 sayı, 5 ribaunt, iki asist ve üç top çalma ile galibiyette takımına önemli destek sağladı. Fpça basketbol takımı, bu galibiyetle ise ligde büyük bir avantaj yakaladı.

    Ekiz Yumurta Foça Basketbol Başantrenörü Erman Okerman, hedefledikleri şampiyonluk yolunda ilerlediklerini belirterek, “Kolay bir deplasman galibiyeti aldık. Beni alınan farklı galibiyetten çok, ortaya konan basketbol, mücadeleye ve oyuncularımın arasındaki paylaşım ilgilendiriyor. Çünkü bunlar güçlendikçe sonuca ulaşmamız daha da kolay olacak. Tüm oyuncularımı gösterdikleri istekli mücadeleden dolayı kutluyorum” dedi.

  • Kanseri Fotoğrafçılıkla Yendi

    Manisa’da bir kadın, yakalandığı meme kanserini fotoğraf tutkusuyla yendi. Fotoğraf tutkunu 45 yaşındaki Mehtap Kayın, 2013 yılı baharında meme kanserine yakalandı. Ev hanımı olan 1 çocuk annesi Kayın, o dönem hobi olarak başladığı fotoğrafçılığa daha da tutkuyla sarıldı ve kanseri yenmek için bir motivasyon olarak fotoğrafçılığı kullandı. Kansere yakalanmasının ardından hemen ameliyat olup kemoterapi sürecine başlayan Kayın, kendisini hayata bağlayan en büyük unsurun oğlu ve fotoğrafçılık olduğunu söyledi. Kansere yakalandığını öğrendiği ilk dönemleri anlatan Kayın, “Hiç beklemediğim bir olaydı. Kimse kendini hastalığa hazırlamaz tabi ama ciddi bir sürprizdi. Ondan sonra çok çabuk gelişti. Operasyon, kemoterapi radyo terapiler peş peşe 2013’ün sonuna kadar onların hepsini hallettik. Olmayacak bir şey değildi. Ama mutlaka hayata bağlanmanız gereken bir nokta olması gerekiyordu. Bu da benim bir oğlum var. Oğlumla fotoğraf makinem beni bağlayan unsurlar oldu. İmkansız değil tabi ki başarılacak bir şey. Böyle bir katkı varsa eğer hayatınızda çok daha kolay oluyor” diye konuştu. Kanseri yenmesinin ardından lösemili çocuklarla ilgili projelerde yer aldığını belirten Kayın, şöyle konuştu: “Lösemili çocuklarla çalışıyoruz şu an. Onların yararına sergilerimiz var. İzmir’de Kan Ordusu Derneği isminde bir derneğimiz var. Onların sergi açılışları var. Çalıştığım her konuda proje bazında çalıştığım için. Örneğin torakçı çocuklarla çalışmıştık. Onların sergileri devam ediyor.”

    “FOTOĞRAF BANA İYİ GELDİ”

    Kansere yakalandığı dönem en büyük motivasyon kaynağının fotoğraf makinesi olduğunu anlatan Kayın, “Fotoğraf iyi geldi bana. Öyle diyorum ben kısaca. Kemoterapiler ciddi anlamda zor bir süreç. Kendinize gelemediğiniz zamanlar oluyor. Ama ilk gözümü açtığımda da aklıma ilk gelen fotoğraf oluyor. Kalksam bir an önce de şu projeyi yapsam. Bir an önce ayaklansam şunu alsam. Yattığım yerden internetten fotoğraf malzemesi alan bir insandım. O beni sürekli motive ediyordu” diye konuştu.

    “MAKİNEM HEP BAŞUCUMDA DURURDU”

    Kanserle mücadelede erken teşhisin önemine değinen Kayın, şunları söyledi: “Çok kılişe bir laf var. Erken teşhis çok önemliymiş. Her şeyi önce kendi kafanızda bitiriyorsunuz. Ben teşhis konduktan yarım saat bir saat sonra ’Evet artık iyileşme sürecim başlamalı’ dedim kendime. Ondan sonra her şeyi iyileşme yönünde kullandım. Fotoğraf da buna dahil. Çok güzel destek olan bir ailem vardı.”

    Kemoterapi sürecinde bedensel olarak güçsüz olduğunu ancak kendisini iyi hissettiği dönemde kalkıp fotoğraf çekmeye devam ettiğini söyleyen Kayın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kemoterapi çok zor bir süreçti benim için. Kendinizi bedensel gücü zor buluyorsunuz. Ama ilk ayağa kalktığımda da o aralıkta hemen kendime gelir gelmez ilk yaptığım şey makinemi alıp dışarı kaçmak oluyordu. Çok güzel dostlarım var. Beni gelir alırlardı. Yakın yerlere giderdik. Sırf fotoğraf çekmek için. Çünkü daha çabuk, kemoterapi yan etkilerini daha çabuk attığıma inandım. Evet fotoğrafla iç içeysem daha çabuk atlatıyordum. Bütün yan etkileri daha çabuk atlattım. O yüzden o dönem hiç bırakmadım makinemi. Baş ucumda duruyordu.”

    LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR YARARINA FOTOĞRAF SERGİSİ

    Kayın’ın son projesi ise İzmir merkezli ve lösemili hastalar için çalışmalar yapan Kan Ordusu Derneği’yle birlikte açacağı fotoğraf sergisi. Sergi gelirlerinin lösemili çocuklar için kullanılacağını anlatan Kayın, serginin 19 Aralık Cumartesi günü İzmir Konak’ta Çetin Emeç Sanat Galerisinde açılacağını söyledi. Ünlü fotoğrafçıların da kendilerine sergi için fotoğraflarını gönderdiğini belirten Kayın, herkesi bu sergiyi görmeye ve katkı vermeye davet etti.

  • (Özel Haber) Kanseri Uzay Teknolojisi Robot İle Yendi

    Adana’da sağ kolon kanseri hastası, uzay teknolojisinin ameliyathanelere girmiş hali olarak tanımlanan ve kamu hastanelerinde sınırlı sayıda bulunan robotik cerrahi sistem ‘Da Vinci’ ile gerçekleştirilen ameliyatla sağlığına kavuştu.

    Osmaniyeli Hasan Yılmaz’a kontrol için gittiği hastanede ‘sağ kolon kanseri’ teşhisi kondu. Ardından Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gelen Yılmaz, burada doktorların önerisiyle robotik cerrahi sistem ‘Da Vinci’ ile ameliyat olmaya karar verdi. Prof. Dr. Abdulkadir Bedirli gözetiminde, Gastroenteroloji ve Cerrahi Onkoloji uzmanları Doç. Dr. Oktay İrkörücü, Op. Dr. Alper Sözütek ve Doç. Dr. Enver Reyhan’ın katıldığı ameliyat oldukça başarılı geçti.

    Sağlığına kavuşan emekli Hasan Yılmaz, “Kızımın sayesinde geldim buraya. Alper Bey ile görüştük. Doktorlarım bana nasıl ameliyat olmak istediğimi sordu. Ben de ‘size güveniyorum’ dedim. Atatürk’ün; ‘Beni Türk hekimlerine emanet edin’ dediği gibi ben de geldim bu şekilde ameliyat oldum. Ameliyattan 2 gün sonra ayağa kalktım ve bol bol yürüdüm. Bir haftada da taburcu oldum. Herhangi bir şikayetim yok” dedi.

    “KAMU HASTANELERİNDE BU TEKNOLOJİNİN KULLANILMASI ÖNEMLİ”

    Doç. Dr. İrkörücü, ‘Da Vinci’in robotik cerrahi alanında kullanılan yeni teknolojilerden bir tanesi olduğuna dikkat çekerek, “Şu anda ağırlıklı olarak kanser cerrahisinde kullanılan bir yöntemdir. Robotik cerrahisinde hastalar ameliyat sonrası işlerine daha erken dönebiliyorlar. En önemli avantajlarından bir tanesi bu. Daha küçük kesilerden ameliyatlar gerçekleşebiliyor. Daha kontrollü ve iyi bir görüntü ile cerraha konforlu bir ameliyat imkanı sağlıyor. Bu nedenle kamu hastanelerinde bu tip teknolojilerin kullanılması son derece önemli. Bu tip operasyonlar genellikle özel ve vakıf üniversitesi hastanelerinde gerçekleştirilmekteydi. Son dönemde kamu hastanelerinde de ileri teknoloji ile bu tip operasyonlar gerçekleştirilmektedir” diye konuştu.

    “ADANA’DA ‘DA VİNCİ’ İLE YAPILAN İLK KOLON KANSERİ AMELİYATI”

    Hasan Yılmaz’ın sağ hemikolektomi ameliyatının son derece başarılı geçtiğini kaydeden Doç. Dr. İrkörücü, “Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sağ kolon kanseri olan bir hastaya robotik yöntemle ameliyat gerçekleştirilmiştir. Bu operasyon genel cerrahi kliniği tarafından Adana’da gerçekleştirilen sağ kolon tümörü olarak ilk vakadır. Bu ameliyat son derece başarı ile sonuçlandı. Sağlık Bakanlığı bünyesinde kamu hastanelerinde bu tip operasyonların gerçekleşmesi büyük önem arz etmektedir” şeklinde konuştu.

    ’Da Vinci’ robotu, hareket kabiliyeti sayesinde cerraha 7 eksende hareket özgürlüğü sağlıyor. Üç boyutlu ve yüksek görüntüleme sistemi bulunan robot, insan bileğinin yapamayacağı hareketleri kendi çevresinde 540 derece dönüş yaparak gerçekleştiriyor. Da Vinci ile kardiyovasküler, üroloji, genel cerrahi, kulak burun boğaz, kadın hastalıkları ve doğum ile göğüs cerrahisi yapılıyor.

  • (Özel Haber) Bitkilerle Kanseri Yendi

    2012 yılında meme kanserinin 4. evresinde olduğunu öğrenen ve yaşama dair bütün umutlarını yitiren hemşire Zeynep Değirmenci kullandığı bitkisel ürünlerle kanseri yenerek tekrar işinin başına geçti. Değirmenci, hastanedeki işinin yanında 112’de bile geçici görev yaptığını ve kendisini eskisinden çok daha sağlıklı hissettiğini söyledi.

    Balıkesir’in Edremit ilçesinde hemşire olarak çalışan 40 yaşındaki Zeynep Değirmenci, 37 yaşında yakalandığı meme kanserinden bitkisel tedavilerle kurtuldu. Manisa’nın Kırkağaç ilçesinde Ege Lokman olarak bilinen Şevki Güngör’e ulaşan Değirmenci yaşama dair tüm umutlarını yitirmişken bitkisel tedaviyle birlikte 8 ay gibi bir sürede tüm değerleri normale dönerek hem kanseri yendi hem de eskisinden çok daha sağlıklı bir yaşam sürmeye başladı.

    “AĞLAYA AĞLAYA GİTTİM GÜLE GÜLE DÖNDÜM”

    Bugün 40 yaşında olan hemşire Zeynep Değirmenci 2012 yılında elle muayene sonucu meme kanseri olabileceği şüphesiyle doktoruna başvurdu. Yapılan tahliller sonucu meme kanseri olduğunu ve kanserin 4. evresine ulaştığını öğrenen Değirmenci yaşama dair bütün umutlarını kaybederken bir tavsiye üzerine ulaştığı Ege Lokmanı olarak bilinen ve bitkisel tedavilerle birçok hastanın iyileşmesine katkı sağlayan Şevki Güngör’ün önerdiği bitkisel tedavi yöntemiyle kanseri yendi. 2012 yılında kanser olduğunu öğrendiğini kaydeden Zeynep Değirmenci, “Kanser olduğumu öğrendikten sonra kemoterapi, radyoterapi süreçleri başladı. Bu arada 4. evrede olduğumu öğrendim. Evde bir gün ağlarken 112’de çalıştığım dönemde bir yeğenim vardı. Annesi de rahim kanseriydi. Ege Lokman diye bir yer olduğunu söyledi. O gün hemen internetten takip etmeye başladım. Gerçekten de baktım Ege Lokman’ın metastas yapan hastaları bile iyileştiğini gördük. Tamamen ümidimi kesmiştim. İkinci kemoterapide bırakın merdivenleri çıkmayı yürüyemiyordum bile. Ege Lokman’la görüşmem anında annesinin de böyle bir durumu olduğunu hatta şu an babasına baktığını söyledi. Yolda ağlaya ağlaya gitmiştim dönerken de güle güle geldim. İyileşeceğimi söyledi kendisi. Oradan ilaçlarımızı aldık. Onun tarif ettiği bir şekilde belli süre içinde bitkisel ilaçları kullandıktan sonra inanmazsınız belki ama 3. kata kahvaltıya asansörle gidiyordum. Daha önce hastalanmadan önce asansörle çıktığım kata merdivenleri yürüyerek çıktım Şevki Beyin ilaçlarından sonra” dedi.

    “ESKİSİNDEN SAĞLAMIM”

    “Şu an eskisinden daha sağlamım” diyen Değirmenci, eskisinden daha çok çalıştığını anlatarak şunları söyledi: “Eskiden bu kadar çok çalışmıyordum. Şu an işime döndüm. Allah razı olsun kendisinden. Önce inanç tabii ki önce Allah’a inanarak, önce Allah’tan şifa bulduk sonra Şevki Beyin ilaçlarından. Daha çok hastaların iyileşeceğine inanıyorum. Kendisiyle bir ara irtibatı kestiğimde Akçay’da bir eczaneden böyle bir şey alayım aynısından diye. Bir ay içerisinde laboratuar testlerimde karaciğer enzimlerinin yükseldiğini gördüm. Şevki Beyin ürünlerini kullandığımda laboratuar tetkiklerinin hiçbirinde oynama, kemoterapi anında bile kan değerlerinin düşmediğini gördüm. Bundan çoğu zaman doktoruma bahsetmedim, bilsin bile istemedim. Ama şimdiki doktorlarıma hepsine bahsediyorum. Hatta Şevki Beyin kitabını istiyorlar, yazdığı kitabı bile istiyorlar onların tedavilerini reddedince. Gerçi Şevki Bey ‘Asla tıbbi tedavinizi kullanmamazlık yapmayın, ona da devam edin’ dedi. Bana sorarsanız ben hala bu işin içindeyim. Sağlık camiasının içindeyken kemoterapi ve radyoterapiye hayır diyorum. Bu ürünlerle yola devam etmenin açıkçası daha doğru olduğunu düşünüyorum kim ne derse desin.”

    Hastalanmadan önceki performansından bile daha fazla çalıştığını kaydeden Değirmenci, “Bu kadar çalışmıyordum. Şu anda hastaneden hariç 112’lerde bile geçici görev yapıyorum. Verilen ürünlerde bağışıklık sistemini güçlendirici çok fazla şey olduğu için, kanser de bağışıklık sistemini yenince, düşünce vücutta başlıyor. Yani bu ürünler bağışıklık sistemini yukarıda tuttuğu sürece biz kanseri yeniyoruz. Bunu ben kendimde denedim. Çoğu hastaya da tavsiye ettik. Onlarda da aynı şeyi görüyoruz. İddiamı herhangi bir profesörle, doktorla paylaşabilirim” diye konuştu.

    Şu anda tedavinin üzerinden yaklaşık 4 sene geçtiğini anlatan Değirmenci, “Hiçbir metastasım yok. Kendisinden koruyucu da kullandım. Onlarla birlikte spor da yapıyorum, yürüyüş yapıyorum. Bunlarla beraber yiyeceklerime dikkat ediyorum. Ama ürünlerden daha çok fayda gördüğümü her yerde anlatıyorum” dedi.

    “KEMOTERAPİNİN ÖLDÜRDÜĞÜNE İNANIYORUM”

    Son 5 yıl içinde her 3 kişiden birinin kanser olacağının günümüzde tespit edildiğini vurgulayan Değirmenci şunları söyledi: “Bu beklenen bir şey. Kanser hastalarına şöyle bir tavsiyem var. Kemoterapi vücut direncini düşürdüğü için, daha doğrusu kan değerlerinin hepsini alt üst ettiği için daha da iyileştireceğine kötü hücreleri yok ederken, iyi hücreleri de yok ediyor. Bu yüzden insan farklı bir durum içine giriyor, toparlayamıyor. Bazen kanserin değil de kemoterapinin öldürdüğünü düşünüyorum. Sonuçta vücuda verilen artı bir zehir. O yüzden kemoterapiyi almadan bu ürünlere başlamak daha bir net açıklık getirir. Daha bir iyileştirici olur. Beraberde kullanılır ama kemoterapiye hala karşıyım, karşıyım diyorum.”

    “ÜRÜNLERLE TEDAVİ BİRLİKTE YAPILMALI”

    Ege Lokman olarak bilinen Şevki Güngör ise Zeynep Değirmenci’nin kendisine geldiğinde moralinin çok kötü olduğunu ve umutsuz bir durumda olduğunu belirterek, “’İyileşemeyeceğim’ kaygısı vardı. Biz onu aydınlattık. Kendisi de bu sektörde olduğundan bu işin inceliklerini, nasıl yapılacağını hepsini anlattıktan sonra kafası da yattı ve uygulamayı başlattık. 4. evre olan bir kanserin tıpta iyileşmesi oldukça zordur, yüzde 10-20 ihtimaldir. Biz de Allah’ın izniyle yüzde 80-90 netice aldığımız kişiler oluğu için bizde aynısını kendisine ilettik. 4 yıl önce başlayan bu tedavi yapılan ürünlerin kullanılması tabi o kadar uzun sürmedi ama 4 yıldan beri şu anda sağlıklı gayet iyi, hiçbir rahatsızlığı yok. Şu anda görevine devam ediyor. Kendisi de bizden memnun. Haklı çıktığımızı gördük. İnşallah bunun gibi her türlü hastalık iyileşir. Elimizden gelen gayreti biz gösteriyoruz zaten. Bizim tavsiyemiz önce bu verdiğimiz ürünleri başlayıp daha sonra kemoterapiye başlarlarsa yıpranması daha az olur diye düşünüyorum” dedi.