Etiket: Yeme

  • Çocuklarda yeme sorununun sebebi, korumacı anneler

    Psikolog Danışman Levent Erdem daha çok üç yaş civarında görülen yemek yedirme probleminin ebeveyn davranışlarındaki hatalardan kaynaklandığını, çocuktaki sorunu çözmek için önce anne baba davranışlarını değiştirmek gerektiğini söyledi.

    “Çocuklar iletişim sorunu yaşayan yetişkinlere dönüşebilir”

    Anne ve babanın yeme davranışında etkin rol aldığını belirten Psikolojik Danışman Levent Erdem, “Çocuğunun peşinden, elinde tabak ile koşturan ve kaşığın ucundaki yemeği çocuğun ağzına tıkıştırmaya çalışan anneleri görmeyeniniz var mı? Bunu da anne için ye, bu lokmayı da baba için… Anne ve babalar bununla da yetinmiyor ‘Yemezsen üzülürüm, ağlarım’ gibi duygusal şantajlara başvuruyor” derken, bu duygusal baskılar çocuğun ilerideki yaşamında anne babayı üzmemek için istemediği, inanmadığı bir davranış yapısını sergilemesi gibi olumsuz izler bırakabilir. Bu çocuklar beklentilerini doğrudan söylemeyen, kendini ifade ederken ilgisiz ve dolaylı yolları kullanan, iletişim sorunları yaşayan yetişkinlere dönüşebilir” şeklinde konuştu.

    “Yememe davranışının sebebi anne ve baba”

    Çocuğun yemek yememe davranışının nedeni, eğer tıbbi bir rahatsızlık yoksa, çoğu zaman anne babadır diyen Psikolog Levent Erdem “Bir başka deyişle anne babalar ‘yemeyen’ çocuk davranışına neden oluyor. Bunda bizim kültürünün aşırı sevecen ve korumacı olmasının etkisi de var elbette. Gittiğiniz tatil yerlerinde hangi anne ve babaların çocuğun peşinden koşarak ‘hadi çocuğum şunu da ye’ diye dört döndüklerine bakın. Çoğu zaman bizim insanımızdır. Yabancılarda bu durumu daha az görüyoruz. Dolayısıyla anne baba davranışı değişmedikçe çocuğun sorununda da değişiklik olmuyor” dedi

    “Bırakın aç kalsın”

    Psikolog Levent Erdem, elinde tabakla saatlerce çocukların peşinde koşan anne ve babaların tabağın yarısındaki yemeği yedirince kendimi mutlu hissettiğini, çoğunlukla da bu davranışla kendi anneliğini onaylayarak başarılı hissettiğinin altını çizerek, “Zaman içinde yapılan bu hatalı anne baba tutumu, güçlenerek devam edecek. Ayrılan zaman, dökülen dil artacak. Tüm bu çabalara paralel, çocuktaki yememe davranışı daha da güçlenecek. Annelere tavsiyemiz, bırakın çocuklar aç kalsın. Elinizde tabakla etrafında dolaşmayın. Sofra düzeninizi kurun ve bu düzen içinde çocuğunuzun mama sandalyesinde bile olsa sofraya gelmesini sağlayın. Masada yemek için aileye bir süre tanıyın. Çocuk yarım saat içinde yemeğini bitirip kalkmıyorsa sofrayı kaldırın. Bir sonraki öğün ya da ara öğüne kadar bir şey vermeyin. Abur cubur yedirmeyin. Gün içinde sabırla bu rutini tekrar edin. Bir süre sonra o size uymak zorunda kalacak. Bedeni güçsüz kalmaz, acıkınca kendisi yemek yemek isteyecektir merak etmeyin” diye konuştu.

    “Anne ve baba kendini düzeltmeli”

    Anne ve baba tarafından, farkında olmadan ortaya çıkarılan çocuktaki yememe davranışı, yine anne baba tarafından, doğru yöntem ve davranışlar kullanılarak ortadan kaldırılabilir. Psikolog Erdem bunun için gerekirse anne babanın doğru davranış için eğitim almasının doğru olacağını, anne babanın tutarlı ve doğru davranışları ile çocuğun sorununun da azalacağını ifade etti. Erdem “Bu davranışların çocuk tarafından kullanılmaya başlaması yani ‘yemek yerim ama istediğimi yaparsanız’ şekline dönmesi çocuk açısından bir uzmana başvurulması zamanının geldiğini gösterir. Bu davranışın düzeltilmemesi yaşam kalitesini ve ilişkilerini zaman içinde bozacak çocuğu ben merkezci ve rüşvetçi bir davranış kalıbına sokacaktır” dedi.

    “Ağzındaki lokmayı saatlerce yutmuyorsa intikam almak istiyor”

    Ağzına verilen lokmayı yutmayan, saatlerce tutan çocukların ailelerinin dikkatini çekmeye çalıştığını, intikam almak için lokmaları yutmadığını söyleyen Psikolog Levent Erdem, ailenin bir karşı strateji geliştirip sevgi bağını zedelemeden prensip oluşturması gerektiğini söyledi.

  • Tırnak Yeme Alışkanlığı Dişlere Zarar

    Diş Hekimi İsmail Beker, tırnak yeme alışkanlığının dişlere zarar verdiğini söyledi.

    Beker, “Çocuklarda sık görülen yalancı emzik, solunum şekli, diş gıcırdatma ve tırnak yeme gibi alışkanlıklar zamanında terk edilmezse ciddi ortodontik sorunlara neden olabiliyor” dedi.

    Diş Hekimi İsmail Beker, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Ortodonti, çarpık dişleri düzelterek, ve çeneler arası ilişkiyi yeniden konumlandırarak daha estetik bir yüz yapısı, profili ve fonksiyonel çene ilişkileri elde etmeyi hedefleyen bir bilim dalıdır.Çene kemiğinin ve dişlerin doğru yerde ve doğru konumda yerleşmesini sağlamak amaçtır. İki yunanca kelime olan ortos (düzeltmek) veodontos (diş) kelimelerinden oluşmuştur. Çapraşık dişlere sahip olunca ağız hijyenini sağlamak zor olacaktır ve diş-dişeti hastalıkları kaçınılmaz olacaktır. Çapraşıklık yüzünden kapanışta veya çene ilişkileri yüzünden eklem ilişkilerinde bozukluklar varsa tam yapılamayan çiğneme sindirim sorunları da yaratacaktır. Dişlerin estetik dizilimi ve çene kapanışlarının düzelmiş olması kişiye estetik bir görünüm kazandırmanın yanında ağız bakımını daha kolay ve etkili yapabilme imkanı sağlar.Çiğneme fonksiyonu daha başarılı yapılır.Böylece diş ve dişeti hastalıklarının önüne geçilmiş olur” diye konuştu.

    Diş Hekimi İsmail Beker, Ortodontik problemlerin nedenlerini ise şöyle sıraladı:

    “Genetik olarak yatkınlık: Çocuğun çene boyutuyla dişlerin genişlikleri arasında bir uyumsuzluk varsa çapraşıklık kaçınılmaz olacaktır.Örneğin küçük çene yapısını anneden ama büyük diş formunu da babadan alan bir çocuğun diş diziliminde sorunlar mutlaka olacaktır.

    Parmak Emme: Emme içgüdüsünü tatmin edememiş bebek parmak emme alışkanlığı kazanır.Emilen parmağa ve sayısına bağlı olarak daimi damaklarda yaratacağı etki farklı olur.Parmak yerine anatomik yapılı yalancı emzikler 1,5 yaşına kadar kullandırılabilir.

    Süt dişlerinin erken kaybı: Yerine yenisi gelecek düşüncesiyle tedavi edilebilecekken çekilen süt dişleri çene gelişimini olumsuz.Süt dişleri daimi dişlerin süreceği bölgede yer tutucu görevi yaparlar.Erken çekilen süt dişi aralığını diğer dişler kapatacağından sürekli diş ya eğri ve sürmemesi gereken bir yerden sürer ya da gömülü kalır.Sistem bozulmuş olur. Erken kaybedilen sürekli dişler yüzünde oluşan aralanmalar ve kapanış ilişkilerinin bozulması;

    Beslenme Bozuklukları: İyi beslenme çene ve yüz gelişimini olumlu etkiler.Hacimleri büyü daimi dişlerin yerlerini alacağı çenelerimiz yeteri kadar gelişmiş olmalıdır.

    Ağızdan nefes alma, yatış şekli,diş sıkma, tırnak yeme, kalem ısırma vs. gibi devamlı kronik travma yaratabilecek alışkanlıklar 20 yaş dişlerinin çenenin ön bölgesindeki dişlere baskı yapıp çapraştırması.”

    ORTODONTİK TEDAVİ SIRASINDA DİŞLER NASIL YER DEĞİŞTİREBİLİR?

    Diş Hekimi İsmail Beker, daha sonra unları kaydetti; “Üzerine braketler ve teller yardımıyla bir kuvvet alan dişin hareket yönünde hızlı bir kemik yıkımı, arkasında bıraktığı boşlukta da kemik yapımı olur. Diş yeni konumunda en az 6 ay kadar kalmalıdır ki geride bıraktığı bölge kemikleşmiş olsun tedavi pekişmiş olsun ve diş eski konumuna dönmesin.

    ORTODONTİK TEDAVİ DE YAŞ SINIRLAMASI VAR MIDIR?

    Hayır yoktur. 7 yaşını doldurmuş çocuklarımızı, ortodontik problemlerinin olup olmadığını öğrenmek için diş hekimimize götürmeliyiz. Ancak dişlerini çevreleyen kemik dokuları sağlam olan her birey de ortodontik tedaviden faydalanabilir.

    SABİT ORTODONTİ

    Dişlerin üzerlerine yapıştırılan minik braketlerle yapılan bir tedavidir.Eskiden sadece metal olan braketlere artık diş renginde braketlerde eklenmiştir.Bunlar daha estetik görünüm sağlamaktadır.

    HAREKETLİ ORTODONTİ

    Daha basit vakalarda kullanılan bu apereyi hasta kendisi takıp çıkartır.

    ÇENE ORTOPEDİSİ

    Çeneler arası ilişkinin bozuk olduğu vakalarda (alt çene üst çeneye göre önde veya gerideyse vs.) ortodontik tedaviye paralel olarak hastanın yüzüne takılan apareylerle gerçekleştirilir.”

  • Yemek Yeme Alışkanlığı Mide Kanseri Görülme Sıklığını Etkiliyor

    Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emin Ersoy, dünyada akciğer, meme ve kolon kanserlerinden sonra en çok görülen kanser tipinin mide kanserleri olduğunu belirtti. Prof. Dr. Emin Ersoy, mide kanseri hastalarının 5 yıllık sağkalım oranının ortalama yüzde 27 olduğuna dikkat çekti.

    Prof. Dr. Emin Ersoy, mide kanseri hastalarının 5 yıllık sağkalım oranının ortalama yüzde 27 olduğuna dikkat çekerek, bu hastalıkta erken tanı ve alışkanlıklardaki değişikliklerle görülme şansının azaltılmasının mümkün olduğunu, hatta beklenen yaşam süresinin uzatılabileceğini vurguladı.

    “TÜTÜN KULLANIMI MİDE KANSERİ GÖRÜLME SIKLIĞINI ARTTIRIR”

    Türkiye Endoskopik ve Laparoskopik Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Emin Ersoy, mide kanseri ile ilgili şu bilgileri verdi:

    “Aşırı tuzlu, tütsülenmiş gıdalarla beslenenlerde mide kanseri görülme sıklığı artar. Diyetteki nitratlar, kanser sıklığını artırır. Yüksek oranda C vitamini alanlar, sebze ve meyveyi bol tüketenler, E vitamini alanlarda ise mide kanseri daha az sıklıkla görülür. Dondurulmuş gıdalardan uzak duranlarda da, daha az sıklıkla kanser gelişir. Tütün kullanımı mide kanseri görülme sıklığını artırırken, alkol kullanımının mide kanseri gelişmesinde bir etkisi yoktur. Düzenli aspirin kullanımı mide kanseri oluşmasını engeller. Helikobakter Pilori, Kanser riskini, sağlıklı insanlara göre 3 kat artırır. Mide ülseri olanlarda kanser riski artarken, onikiparmak barsağı ülseri olanlarda bu oran daha azdır. Eğer Helikobakter Pilori mikrobu ile birlikte midede ülser ve gastritis gibi hastalıklar varsa, bu mikroba yönelik tedavi yapılmalıdır.”

    Epstein-Barr virüs taşıyanlarda gastrik kanser gelişme olasılığının yüzde 10 olduğunu bildiren Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emin Ersoy, genetik olarak ailesinde mide kanseri olanların kendilerinde de kanser gelişme potansiyellerinin yüksek olduğunu ifade etti.

    KANSERE DÖNÜŞEBİLEN MİDE HASTALIKLARI

    Prof. Dr. Emin Ersoy, kansere dönüşebilen mide hastalıkları ile ilgili şu bilgileri verdi:

    “Polipler: Birçok tipi olmalarına rağmen nerede olursa olsun takip edilmesi ve gerekirse çıkartılmaları gerekir. Özellikle 2 cm’lik boyutu aşanlar, yüksek derecede kanser olma eğilimindedirler. Ayrıca vücudun diğer barsak sistemlerinde de birlikte görülenleri olabilir.

    Atrofik gastritis: Uzun süreli gastriti yani mide içerisi iltihabı olan hastalarda bir süre sonra mide iç bölgesi yapısal değişikliğe uğrayabilir. Bu tür değişikliğe uğramış bölgeden de kanser gelişebilir.

    İntestinal Metaplazi: Uzun süreli yapısal değişikliğe uğramış mide iç cidarı, ince barsağa benzer bir yapıya dönüşebilir. Bu bölgelerden de kanser gelişme riski yüksektir.

    Mide Ülserleri: Mide içerisinde gelişen her ülser kansere dönüşebilir. Çok yakın takip ve tedavi edilmeleri gerekir.”

    “MİDE AMELİYATI OLANLARIN TAKİBİ SON DERECE ÖNEMLİ”

    Mide ameliyatı geçirmiş hastaların yakın takibinin son derece önemli olduğunu söyleyen Türkiye Endoskopik ve Laparoskopik Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Emin Ersoy, mide kanseri olan hastaların ilk olarak kilo kaybettiğini ve iştahsızlık yaşadığını dile getirdi. Prof. Dr. Emin Ersoy, “Hastalığın çok önceden başlamasına karşın yaygın olarak hastalar bu şikayetlerini geçmişten gelen alışkanlıkları ile ya bir antiasid ilaç alarak ya da etraftan buldukları yöntemlerle geçiştirmeye çalıştıklarından olay en son aşamaya gelmeden doktora gitmezler. Asıl problem budur” dedi.

    “ERKEN TANI ÇOK ÖNEMLİ”

    Hastalığın sinsi bir şekilde ilerlediğini belirten Ersoy, “Hastaların mideleri kazınır, hazımsızlıkları vardır, ağızlarına acı ekşi sular gelir fakat hiç doktora gidilmez. Ne zaman anlamsız kilo kaybı ve iştah azalması olur o zaman gidilir fakat hastalık ilerlemiştir. Bazen halsizlikleri olur, yavaşça kanayan kanser hastada kan kaybına neden olur. Renkleri bembeyaz olabilir. Bazen kanser o kadar büyür ki, yemek yiyemez, su içemez hale gelirler. Önemli olan küçük şikayetlerle başlayan mide kanserini zamanında yani erken olarak saptamaktır. En iyi tanı erken tanı ve acil yapılacak endoskopidir. Endoskopi sırasında kansere tanı konulur ve biopsiler alınır” diye konuştu.

    “MİDE KANSERİNDE TEDAVİ SEÇENEKLERİ”

    Mide kanseri tedavisinde cerrahi ve kemoterapinin ana yöntemler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Emin Ersoy konuşmasını şöyle tamamladı:

    “Erken tanıda yapılacak başarılı bir cerrahi hayat kurtarıcı olabilir. Tümörün tipine ve tümörün yerleşim yerine göre laparoskopik (kapalı) ameliyatlar yavaş yavaş açık cerrahi yerine tercih edilmektedir. Ameliyatta tümörlü doku ile birlikte lenf dokularının da çıkartılmasının önemi büyüktür. Bu hastanın yaşam süresini uzatan çok önemli bir faktördür. Bölgesel olarak ilerlemiş bazı mide kanserlerinde ise öncelikle kemoterapi ve sonra cerrahi tedavi planlanır. Laparoskopik tedaviye ilave robotik cerrahi girişimler de, gelecekte mide kanseri tedavisindeki yerini alacaktır”.

  • Prof. Dr. Ertem: “Kanserden Korunmak İçin Fazla Yeme Spor Yap”

    İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Melikşah Ertem, kanserden korunmak için aşırı et, kızartma tüketiminden kaçınılması, hayatımızdan sigara, alkolün çıkartılması gerektiğini söyledi. Doç. Dr. Çağatay Arslan ise, kanseri yenmenin yolunun erken tanıdan geçtiğini belirterek “Kanserden korunmak için sağlıklı beslenmeye dikkat edilmeli ve obezite ile mücadele etmeliyiz” dedi.

    Bayraklı Belediyesi çağımızın en büyük hastalığı olan “kanser ile mücadele ve erken teşhis” konulu bir konferans düzenledi. Bayraklı Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü, İzmir Üniversitesi Hastanesi işbirliği ile kanserde erken tanı ve korunma konulu konferans Osmangazi hizmet binasında gerçekleşti. Konferansa İÜ’den Prof. Dr. Melikşah Ertem ile Doç. Dr. Çağatay Arslan konuşmacı olarak katıldı. İki akademisyen yaptıkları sunumda kanserin nedenleri ve bu hastalıktan korunma yolları ile ilgili katılımcılara sunum yaptı.

    HAFTADA 150 DAKİKA SPOR ŞART

    İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Melikşah Ertem, kanser ölümlerinin yüzde 30’unun beslenme ve davranış alışkanlıklarıyla ilgili olduğunu söyledi. Prof. Dr. Melikşah Ertem, hücresel düzeyde kansere neden olan serbest radikaller olduğunu belirterek, şöyle konuştu: “Bunların ortaya çıkmasına ve artmasına neden olan en büyük unsur sigara. Aşırı kızartma serbest radikalleri harekete geçiriyor. Haftada birden fazla kızartma tüketilmemeli. Aşırı yağlı yiyecekler tüketmek kansere neden olan faktörlerden biri. Sporsuz bir hayat sürmek. Haftada 150 dakika spor yapmak gerekiyor. Orta şiddetli spor. Hızlı yürüyüş, pinpon oynamak, düz yolda bisiklet sürmek gibi… İyi beslenmemiz gerekiyor. A, C ve E vitamin ağırlıklı beslenmek önemli. Aşırı et tüketimi serbest radikallerin oluşmasına neden oluyor. Alkol de kanserojen nedenlerden biri. Hava kirliliği kanser sebebi. Tabi su ve toprak kirliliğini de eklemek gerekiyor. Oda parfümleri çok tehlikeli. Bazılarının içinde kanserojen maddeler var. Beslenmenin iki ucu var. Biri iyi beslemek. A, C, E vitaminlerini gerektiği kadar almak. Bu beslenmenin faydalı tarafı. Kurutulmuş incir, kayısı, biber gıdaların için okrotoksin maddeleri var. Bunlar kansere neden olabiliyor. Plastik kaplarda hazırlanmış gıda tüketilmemeye çalışılmalı. Gıda katkı maddelerinin bazıları kansere neden olabiliyor. Erken tanı için tarama çok önemli.”

    “KANSERE NEDEN OLAN ÇEVRESEL NEDENLERİ DEĞİŞTİREBİLİRİZ”

    Doç. Dr. Çağatay Arslan, kanserin iki temel nedeni olduğunu bunlardan birincisinin genetik diğerinin çevresel faktörler olduğunu belirterek şunları söyledi: “Ancak şunu belirtmem gerekir ki ağırlıkla çevresel nedenler kansere neden oluyor. Genetik nedenleri değiştiremeyiz ama çevresel nedenlerin birçoğunu değiştirebiliriz. Ayrıca kanseri yenmenin yolu erken tanıdan geçer. Kanser için önerilen tarama yöntemlerine uymak gerekir.”

    “BELLİ YAŞLARDA TARAMA YAPTIRIN”

    Özellikle belli bir yaştan sonra kontrollere dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Arslan, sözlerine şöyle devam etti: “Özetle söyleyecek olursak meme kanseri için kırklı yaşlardan itibaren mamografi ve meme ultrasyonu yılda bir olmak üzere, kolon kanseri için yine yılda bir olmak üzere, 50 yaşından sonra en azından 10 yılda bir olmak üzere kolonoskopi, rahim ağzı kanseri için yirmili yaşlardan itibaren yılda bir yapılmak üzere rahim ağzı süngüsü genel tarama yöntemleri yapılabilir. Kanserden korunmak için sağlıklı beslenmeye dikkat edilmeli ve obezite ile mücadele etmeliyiz. Bunlara bağlı olarak fiziksel aktiviteleri artırmak gerekiyor”

    KANSERDEN KORUNMAK İÇİN NE YAPMALIYIZ

    Prof. Dr. Ertem, kanserden korunmak için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: “A ve E vitaminlerinin bolca bulunduğu badem, ceviz tüketin. Posa açısından zengin olan tam buğday, kepekli ekmeği tercih edin. Omega 3 açısından zengin olan balık kansere karşı koruyucu etki göstermektedir. Haftada 150 dakika orta şiddetli spor yapın. Gerekli taramaları gerekli zamanda yaptırın. 35 yaş üzeri kadınlar en az 2 yılda bir rahim ağzı kanseri taraması yaptırmalı. Aşırı et tüketiminden kaçının. Aşırı yağlı gıda tüketmeyin. Kızartmaları hafta bir kez tüketin. Mobilyalarımızı seçerken kanserojen madde içermeyenleri tercih edin. İçtiğiniz suya, soluduğunuz havaya dikkat edin.”

  • Duygusal Boşluk Erkeklerde De Yeme Krizine Neden Oluyor

    Besin tüketim miktarı ve seçiminin obeziteyi etkileyen önemli faktörlerden olduğunu vurgulayan Kırklareli Özel Balkan Hastanesi Diyetisyeni Melike Hasip, “Kilolu kişiler genellikle porsiyonu fazla kaçırdıklarını itiraf ederler. Ancak bazıları ise sürekli çok miktarda yemez; sağlıklı ve normal miktarda beslenir. Fakat bu kişiler ise zaman zaman yeme krizine girerler ki bu krizler duygusal nedenlerle kadınlarda daha sık görülmesine rağmen erkeklerde de kendini gösteriyor” dedi.

    TEKNOLOJİNİN ETKİSİ

    Televizyon ile birlikte son yıllarda artan bilgisayar, tablet bağımlılığının çocuklarda, obezite riskini arttırdığı belirtildi. Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Melike Hasip, “Çocukların egzersize, aktivite içeren oyunlara gittikçe daha az vakit ayırıp televizyon, bilgisayar ve video oyunlarının karşısında daha uzun süre vakit geçirmeleri obeziteyi de beraberinde getiriyor” ifadelerini kaydetti.

    KRONİK HASTALIK

    Modern yaşamla birlikte çağın gelişen iletişim ve eğlence araçlarının obeziteyi arttırıcı etkiler oluşturduğunu söyleyen Dyt. Melike Hasip, “Obezite yani şişmanlık, genetik ve çevresel etkileşimleri olan, sadece irade yetersizliği ile açıklanamayacak kadar ciddi, psikolojik faktörlerin de etkin olduğu karmaşık ve kronik bir hastalık” diye konuştu.

    SAĞLIKLI YEMEĞE ZAMAN YOK

    Çalışan annelerin zamanla yarıştıkları tempoda yaşarken sağlıklı, besleyici yemekleri hazırlamak için yeterli vakit bulamadıklarını kaydeden Dyt. Hasip, bu durumun çocukları hazır beslenmeye ve fast food yiyeceklere yönlendirdiğini kaydetti. Dyt. Melike Hasip, “Gelişen teknoloji ve hızlı yaşam şartları; bol elektronik cihazlar, az hareket, bol abur cubur üzerine kurulmuş bir hayat ortaya çıkarır. Sonuç olarak ise obezite yani şişmanlık, daha sık ve daha erken yaşta görülmeye başlar” açıklamasında bulundu.

    Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Melike Hasip, “Çocuklarda obeziteyi önlemenin tek yolunun da ailece sağlıklı yaşam tarzının benimsenmesi ile sağlıklı beslenme ve egzersize vakit ayırmaktan geçer” ifadelerini kullandı.

    EGZERSİZ YAPILMALI

    “Çocukların ve gençlerin erişkinlerden daha aktif bir yaşam sürmesine rağmen asıl önemli olan hem o günkü hem de gelecekteki sağlık durumlarına yararlı olacak düzeyde egzersiz yapmalarıdır” diyen Kırklareli Lüleburgaz Özel Balkan Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt.Melike Hasip, şunları söyledi:

    “Modern yaşam stili hem istemli hem de istemsiz yapılan aktivitelerde azalmaya yol açmaktadır. Son yıllarda kilo alma ve obezitedeki artışın önemli nedenlerinden biri budur. Televizyon, bilgisayar, tablet başında fazla zaman geçirmek aktivitelerin azalmasına neden olur. Ayrıca metabolizma hızında da yavaşlamaya yol açar. Bunlar da obeziteyi körükler.”