Etiket: Yazar

  • Yazar Nurdan Damla, Gercüşlü öğrencilerle buluştu

    Yazar Nurdan Damla, Gercüşlü öğrencilerle buluştu

    BATMAN (İHA) – Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2007 yılı çocuk edebiyatı ödülüne layık görülen Nurdan Damla, Batman’ın Gercüş ilçesi Ziya Gökalp Ortaokulu öğrencileriyle uzaktan eğitim kapsamında buluştu.

    Yazar Nurdan Damla, Ziya Gökalp Ortaokulu yazar -okur buluşmaları etkinliği kapsamında bir söyleşi gerçekleştirdi. Veli ve öğrencilerin katılımının yoğun olduğu programda yazar Nurdan Damla program sonunda veli ve öğrencilerin sorularını cevapladı. Nurdan Damla, Gercüş Ziya Gökalp Ortaokulu öğrencilerine yazarlıkla ilgili önerilerde bulunurken, yazar olmak isteyen Ziya Gökalp Ortaokulu öğrencilerine çok kitap okumalarını ve çok hayal kurmaları gerektiğini söyledi.

    Söyleşi sonunda Ziya Gökalp Ortaokulu Müdürü Zübeyir Çetin Nurdan Damla’ya teşekkür etti.

  • TYB Erzurum Şubesi’nden Yazar Ahmet Kekeç için başsağlığı mesajı

    TYB Erzurum Şubesi’nden Yazar Ahmet Kekeç için başsağlığı mesajı

    Türkiye Yazarlar Birliği Erzurum Şubesi tarafından Gazeteci, yazar Ahmet Kekeç’in vefatı dolayısıyla taziye mesajı yayınlandı.

    TYB Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu adına Şube Başkanı M. Hanefi İspirli tarafından yapılan açıklama şöyle;

    ‘’Gazeteci, yazar ve hikâyeci Ahmet Kekeç’in, tedavi gördüğü hastanede 59 yaşında hayatını kaybettiğini öğrenmiş bulunuyoruz.

    1997 yılında Türkiye Yazarlar Birliği “Basın-Fıkra” ödülünü de almış olan Kekeç, kalemini ve inandıklarını her daim, her şart altında savunan bir yazardı.

    Bütün dünyayı kasıp kavuran virüse yenik düşerek vefat etmesi ile büyük bir yazarı daha kaybetmiş olmanın hüznünü yaşıyoruz.

    Mekânı cennet olsun, kederli ailesine, yakınlarına, camiamıza başsağlığı ve sabırlar diliyoruz.”

    AHMET KEKEÇ KİMDİR?

    Ahmet Kekeç 3 Ocak 1961’de Malatya’da doğdu. Star Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapıyordu.

    Ahmet Kekeç, sırasıyla Atatürk İlkokulu, Atatürk Ortaokulu, Atatürk Lisesini okudu. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nden atıldı. Aylık Dergi, Mavera ve Yöneliş dergilerinde hikâye, deneme ve eleştiri yazıları yazarak yazı hayatına başladı. 1985’te ilk hikâye kitabı olan “Son İyi Şeyler”i çıkardı. Bir kısmı gazete yazılarından oluşan 10 kitabı bu dönemden sonra yayımlandı. Millî Gazete, Yeni Haber, Zaman, Vahdet, İmza ve Akit gazetelerinde muhabir, editör ve köşe yazarı gibi görevler üstlendi.

    Uzun süredir gazetecilik mesleğini sürdüren Kekeç’in gazetelerde yazdığı yazılar 1997 yılında MGV Gençlik Dergisi ve Türkiye Yazarlar Birliği tarafından ödüllendirildi. Son yıllarda çalışmalarını roman üzerine yoğunlaştıran Ahmet Kekeç, 28 Şubat dönemini anlatan Yağmurdan Sonra adlı bir romana imza attı. 2006 yılından beri Star Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapmaktadır.

    Cine5’te Rasim Ozan Kütahyalı ve Salih Tuna ile birlikte Memleket Meselesi ve Derin Mevzu adlı iki program sunmuştur. Daha sonra 24 TV’de Nagehan Alçı ile birlikte Nerede Kalmıştık, Nevin Ateş ve Mustafa Armağan ile birlikte Tarihçe, Ülke TV’de de Turgay Güler ve Yusuf Ziya Cömert ile birlikte En Sıra dışı adlı üç televizyon programını daha sunmuştur.

  • SAMÜ yazar Sadık Yalsızuçanlar’ı ağırladı

    SAMÜ yazar Sadık Yalsızuçanlar’ı ağırladı

    Samsun Üniversitesi (SAMÜ) Düşünce ve Sanat Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (DÜSAM), Öteki Buluşmalar kapsamın da yazar Sadık Yalsızuçanlar’ı ağırladı

    Samsun Üniversitesi DÜSAM , Öteki Buluşmalar 2020 Güz Dönemi kapsamında SAMÜ Genel Sekreteri Doç. Dr. Salih Kesgin’in moderatörlüğünde yazar Sadık Yalsızuçanlar’ı ağırladı. Online bir platform üzerinden gerçekleştirilen programda “Bir Memleket Sevdalısı: Tevfik İleri” başlığı altında Yalsızuçanlar, Tevfik İleri’nin memlekete adanmış hayatını ve Türkiye için yaptığı çalışmaları izleyenlerin dikkatine sundu.

    “Tevfik Bey, köylerde imam kalmadığı bir ortamda imam-hatip mektepleri açtı”

    Tevfik İleri’yi özellikle Samsun Üniversitesi’ndeki dostlarla konuşmanın apayrı bir heyecan vesilesi olduğunu ifade ederek sözlerine başlayan Sadık Yalsızuçanlar, “Tevfik İleri 1950 ila 27 Mayıs 1960 kanlı darbesi arasında Samsun milletvekilliği yapmış dört dönem. İlk Nafia Vekilliği (Bayındırlık Bakanlığı) ilk kabinede, 1950 yılında kısa bir süre dört ay kadar yapmış. Daha sonra Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) olmuş. 1950-51 aralığında 7 tane imam hatip okulu açmış. İstanbul, Ankara, Adana, Konya, Isparta, Kayseri gibi. 1950 yılına kadar Türkiye’nin hiçbir köyünde ilkokulu yok. Ortaokulu zaten yok. 1950’den itibaren yani Maarif Vekili olduktan sonra 1960’a kadar hem köylerde okullar açmış hem de ilçelerde o zaman için YI·BO adı verilen Yatılı Bölge Okulları adıyla Yatılı Bölge Mektepleri adıyla okullar açmış. Oraya köylerden çocukları yurtlarda barındırarak getirip okutmuş. Mesela Süleyman Demirel merhum Ispartalı idi. Süleyman Demirel merhumun okuduğu Afyon Lisesi, Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından açılan Türkiye’deki 42 liseden birisi. Tevfik İleri’nin farkı burada biraz daha belirginleşiyor. Çünkü 1951 yılında o ilk dört aylık Bayındırlık Bakanlığı’ndan sonra Maarif Vekili olunca hızla kolları sıvıyor. İlk olarak Demokrat Parti’nin 1950 seçimleri sürecinde millete verdiği sözlerden biri olarak İmam Hatip kursları açmışlar. Daha sonra imam hatip mektepleri açılmış fakat bunların bir ara sayıları biraz yükselmiş ama 1940’ların ikinci yarısında bu okullar kapatılmıştır. Dolayısıyla neredeyse 7-8 yıl kadar imam hatip kursları ve mektepleri yok. O yüzden imam yetiştiren okullar, hatip, imam, vaiz yetiştiren okullar da yok. Mesela merhum Kamil Aydoğan, Ankara Milli Eğitim Müdürümüz, yazar ve şair bir roman yazmıştı. Kısık Vadisi diye, amcası ölüyor romanda bunu anlatıyor. Tabutunu omuzluyorlar. Köyün ileri gelenleri dört saat tabutu omuzlarda taşımak suretiyle imamın olduğu ilçeye götürüyorlar. Yani köyden pek çoğunda maalesef cenaze namazı kıldıracak imam yoktu” dedi.

    Adnan Menderes’in Ezan-ı Muhammedi aslına çevirmek ve imam hatip mekteplerini açmak için verdiği mücadeleden söz eden Yalsızuçanlar, “Siyaset hizmet üretmek için yapılır biliyorsunuz. Toplumsal talepleri dile getirir, yansıtır ve hizmet eder. O taleplere uygun hizmetler üretirler politikacılar. Adnan Menderes’in ilk verdiği söz, yani eğer iktidar olursak Ezan-ı Muhammedi’yi aslına çevireceğizdir. Demokrat Parti hükümetinin Meclis’te çıkardığı ilk kanun Ezan-ı Muhammedi ile ilgili kanundur. Maalesef o zamanki Reis-i Cumhur Celal Bayar merhum, imzalamak istememiş, öteleyelim bunu, daha sonra çıkaralım demiş. Adnan Bey ’Ben meydanlarda milletime söz verdim. Ben sözümde durmak isterim. Dolayısıyla bu kanunu çıkarmamız lazım’ demiş. Aralarında bir gerilim de olmuş. Hatta tabiri caizse restleşmişler ve önce Celal Bayar blöf yaptığını zannediyor. İstifa etmiş edeceğim, ya bu kanun çıkacak ya da istifamı kabul ediniz, Başvekil olarak diyor. Hasılı kanun çıkıyor. İkinci olarak da imam hatip mektepleri açılmaya başlanıyor. 1950 ila 51 aralığında arz ettiğim gibi yedi tane imam hatip mektebi açılmıştır. Birincisi İstanbul’da, Vefa’da çok bağışlayın beni mütevazı, kâgir. Böyle bir ahır gibi bir binada tabiri caizse, daha sonra Fatih’te daha kâmil bir binaya taşınmış. Şimdi üçüncü yerinde. Şu an İstanbul İmam Hatip Lisesi, Fatih Anadolu İmam Hatip Lisesi. İşte Tevfik Bey’in açtığı ilk imam hatip mektebidir” diye konuştu.

    “Merhum Celalettin Ökten son mohikanlardandır”

    Tevfik İleri’nin Celalettin Ökten ile olan ilişkisinden söz ederek sözlerini sürdüren Yalsızuçanlar, “Merhum Celalettin Ökten hoca Tevfik Bey’in hocasıdır. Tevfik Bey Hemşinlidir. Fakat babası emekli nahiye müdürü. 3 yaşında İstanbul’a taşınırlar ve Fatih’te yaşarlar. Fatih’te Gelenbevi okulunda okur. Şu an orası ortaokul ve lise bölümüyle üniversiteye çok öğrenci veren, iyi üniversitelere öğrenci veren başarılı bir lisedir, kendisi oranın ilk bölümünde okur ilk ve ortaokulunda . O ilkokulda okurken bir yandan Celal Hoca’dan da dini dersler almıştır. Tabiri caizse kendisi son mohikanlardan diyebiliriz. Kendi oğlu Profesör Doktor Sadettin Ökten hocamızın ifadesiyle son Osmanlı kuşağından ve gerçekten de Sadettin hoca şöyle demişti babasıyla ilgili olarak: ‘Yani ben biraz birazcık babamı anlayabiliyorum. Ama bizim kuşakların babam ve babamın kuşağından insanları anlaması çok zor. Kendi kuşakları arasında bile, kendi muhitinde bile babam yeterince anlaşılmış bir şahsiyet değil’ dedi maalesef. Tevfik İleri ve babası ile ilgili bir dizi projesi vardı, onun için görüşmeye gitmiştim. Orada bahsetti. O yüzden ‘Mümkünse babamı diziye koymayın. Doğru yansıtılabileceğini zannetmiyorum’ dedi. Hocam ben de aynı kanaatteyim dedim” şeklinde konuştu.

    “Tevfik İleri ’kim bize taş atar ise, güller nisar olsun ana’ diyor”

    Tevfik İleri’nin sadece bir bürokrat, politikacı, mühendis olmadığını kendisinin bir derya olduğunu anlatan Yalsızuçanlar, “Mesela bir kültür insanı, mesela irfan sahibi bir insan, aşk sahibi bir insan. Yani bugün böyle insanlar çok değil. Bu topraklar çok bereketli. Tevfik Bey Osmanlı kuşağındandır. Kuzeni Murat Karayalçın’dan da kendisini ve ailesini dinledim. ‘Onlar bambaşka insanlar. Siyasi görüşleri farklı olsa bile çok enteresan insanlardı onlar. Yani bir edep hali vardı. Bambaşka bir gramer kullanırlardı. Konuşmaları farklıydı, kelimeleri farklıydı’ dedi. Karayalçın bana bir fotoğraf göstermişti. O fotoğraftaki herkes bir şekilde Türkiye’nin 40’lı, 50’li, 60’lı yıllarda kaderinde pay sahibi olan insanlardı. Tevfik İleri’nin büyük kızı Cahide Abla bana ‘Adnan Menderes babamı ne zaman görse ceketini ilikler, eğilerek selam verirdi. Babama çok saygısı vardı’ derdi. Tevfik İleri Ortadoğu Teknik, Karadeniz Teknik ve Atatürk olmak üzere Türkiye’ye üç üniversite armağan etti. Kendisi o zaman adı İstanbul Yüksek Mühendis Mektebi olan şimdi İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bildiğimiz Yüksek İnşaat Mühendisliği bölümüne giriyor. Oradan parlak bir dereceyle mezun oluyor. Milli Türk Talebe Birliği’nin üniversite başkanlığını yapıyor, Milli Türk Talebe Birliği Genel Başkanlığı’na kadar yükseliyor. Doğu Türkistan meselesiyle ilgileniyor. Kıbrıs meselesi ile ilgileniyor. Razgrad hadisesi var. Müslüman Türk mezarlarına hakaret ediyorlar. Bulgar fanatikler taşlarla, taşlarla kitabelerini kırıyorlar, insan dışkısı bırakıyorlar. Tevfik Bey hemen Milli Türk Talebe Birliği’ni harekete geçirerek bir miting tertip ediyor, basın açıklaması yapıyor ve İstanbul’daki Bulgar Mezarlığı’na giderek karanfil bırakıyorlar. Yani Tevfik İleri ‘kim bize taş atar ise, güller nisar olsun ana’ diyor” ifadelerini kullandı.

  • Fransız yazar Emile Zola’nın 122 yıl önce yazdığı mektup yine gündemde

    Fransız yazar Emile Zola’nın 122 yıl önce yazdığı mektup yine gündemde

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Fransız yazar Emile Zola’nın 122 yıl önce zamanın Fransız Cumhurbaşkanına yazdığı ve Fransa’nın “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik” söylemindeki çifte standardı ortaya koyan “İtham ediyorum!” başlıklı meşhur mektubun günümüze uyarlanmış bir versiyonunu sosyal medya hesabından paylaşarak, Fransa’nın bugünkü ırkçı, İslamofobik ve Cumhurbaşkanı Erdoğan karşıtı söylem ve adımlarına dikkati çekti.

    Fahrettin Altun’un paylaştığı “İtham Ediyorum!” başlıklı mektupta şu ifadelere yer verildi:

    “Saygıdeğer Fransız halkı, bu başlığı taşıyan mektup Dreyfus davası için bundan tam 122 yıl önce zamanın Fransız cumhurbaşkanına yazılmıştı. Ama bendeniz bu mektubu şimdi size yazıyorum. O tarihte tüm sonuçlarına katlanarak doğruyu, hakikati savunmak adına Fransız toplumundaki çürümeyi, yozlaşmayı ve Yahudi karşıtlığını eleştirmiştim. Fransız Devrimi’nin ardından biz değil miydik, avazımız çıktığı kadar özgürlük, eşitlik ve kardeşlik diye haykıran? O değerler için mücadele eden bizler değil miydik? Bu değerleri 1848 anayasamızın temel prensipleri haline bizler getirdik. Binaların üzerine, taşlara ve anıtlara kazıdık. Bizden sonraki nesiller anayasaya eşitlik, özgürlük ve kardeşlik yazdı. Bu üç kurucu değer Fransız ulusunun ortak mirası haline geldi.

    Bugün yine, 2020 yılında yöneticilerinizin ve basınımızın basiretini gitgide yitirdiğini üzülerek görüyorum. İçinden büyük yazarlar, hakikatin nice yılmaz savunucularını çıkarmış bir milletin vicdanına seslenmek kalan son çaredir. Hani nerede özgürlük, eşitlik ve kardeşlik? Fransız siyasetçiler, kendilerine ‘sanatçı’ diyenler sistematik olarak İslam’a ve Müslümanlara karşı tahkirde bulunan ifadeler kullanıyorlar. Nefretlerini kusarken aynı zamanda sistematikleştiriyorlar. Fransız ulusunun kurucu değeri, kardeşliği ayaklar altına alıyorlar. Bu, yüzyıllara dayanan ilişkilerimizde görmeyi hiç düşlemediğimiz, olmaması gereken bir durum. Fransa’da geri dönülmesi imkansız bir noktaya sürükleyen bu sorumsuzluğu paylaşmayan vicdanlı insanlar olduğunu bilmek istiyoruz. Fransız sömürgeciliğinin tüm dünyada sebep olduğu yaraları yeni yeni sarabiliyoruz. Hala Cezayir’e, Afrika’ya bir özür borcumuz var. Yaşanan acıların toplumsal hatırası tek, üstünkörü, itinasız bir özürle kapanabilecek türden bir yara değildir.

    Günümüzde ise hakareti ve dini inançlara dil uzatmayı ifade özgürlüğü kılıfıyla sunmanın inandırıcı bir yöntem olmadığı kabul edilmelidir. Dün Yahudilere karşı geliştirilen nefret söylemi ve ırkçılık bugün Müslümanlar üzerinde tekrarlanıyor. Tarihin hataları tekrar etmemeli. Tarih böyle tekerrür etmemeli. Fransa alnına sürülen bu kara lekenin ortağı olmadığını, yöneticilerinin nefret ve kin kokan ifadelerinin arkasında olmadığını yüksek sesle haykırmalıdır. Biz İslam’ı Macron’dan, Charlie Hebdo’dan öğrenecek değiliz. Fransa tarihinde İslam’ı bize layıkıyla öğretecek nice simalar vardır. Gelecekte de olacaktır.

    Maalesef özgürlük, eşitlik ve kardeşlik adına yine talihsiz bir gün yaşıyoruz. İnsan onuruna ve değerlerine yönelik hakarette sınır tanımayan Charlie Hebdo, köklü Fransız düşünce geleceğine yönelik büyük ve yıkıcı bir tehdittir. Türkiye’nin seçilmiş cumhurbaşkanını küçük düşürücü, yakışıksız ifadelere ve çizimlere yer verilmiştir. Mizahın birleştiriciliği siyasi gündemler uğruna heba edilmemelidir. Mizah silah gibi kullanılmamalıdır. Bu çirkin tavrı en başından beri açıkça kınıyor ve itham ediyoruz. Tarih önünde itham ediyoruz, insanlık önünde itham ediyoruz, vicdanlar önünde itham ediyoruz. Daha fazla nefretin yayılmasını sağlamaktan başka bir şey yapmayacak bu sorumsuzluğun dünya barışına yönelik büyük bir tehdit olduğunu da hatırlatmak istiyoruz. İyi niyetli tüm ikazları daha büyük hakaretlerle karşılayan Fransız yöneticileri ve bu saldırgan nefret söylemine ‘dur’ demeyerek doğrudan ve dolaylı rıza gösteren herkes ortaya çıkan vahim tablonun sorumlularıdır.

    Fransa, geçmişte olduğu gibi bugün de büyük leke almak istemiyorsa, benim 122 yıl önce gösterdiğim cesareti göstermeli, ırkçılık ve nefret üreten bu bataklığın daha fazla koku üretmesine mani olmalıdır.

    Basın özgürlüğü, inançları tahkir etmenin aracı olamaz. Dün Yahudilere, bugünse Müslümanlara yönelen bu nefret dalgasının Fransa’nın sahip olduğunu iddia ettiği değerleri yok etmesinden önce harekete geçmek zorundasınız. Recep Tayyip Erdoğan’a yöneltilen hakaretin asıl hedefinin kim olduğunu hepimiz biliyoruz. Asıl hedef İslam’dır. Buna, çirkin nefret söylemine direnme sorumluluğu Fransa’nın hırstan gözü dönmüş siyasetçilerine bırakılmayacak kadar değerlidir. Bu sorumluluk insanlık onurunu ayaklar altına almayacak, insanları dini inançlarına göre sınıflandırmayacak, ayrımcılık gütmeyecek tüm Fransızların omuzlarında yükselmelidir.

    Bu tarihi günde sessiz kalan ve nefretin yayılmasına aracılık eden herkesi suçun ortağı olmakla itham ediyorum.”

  • “KE” 5. Sayısında Nobel Ödüllü Yazar Orhan Pamuk’u selamlıyor

    “KE” 5. Sayısında Nobel Ödüllü Yazar Orhan Pamuk’u selamlıyor

    Kartal Belediyesi tarafından çıkarılan edebiyat, sanat, kültür dergisi “KE”, 5. sayısında Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen güçlü ve özgün yazar Orhan Pamuk’u selamlıyor.

    Kartal Belediyesi tarafından 2 aylık periyotlarla çıkarılan edebiyat, sanat, kültür dergisi “KE”nin 5. sayısı çıktı. Önceki sayılarını Sunay Akın, Zülfü Livaneli, Latife Tekin ve Birhan Keskin’e ayırmış olan dergi, bu sayıda, Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen güçlü ve özgün yazar Orhan Pamuk’u selamlıyor.

    Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel’in, Orhan Pamuk’un yazar kimliğinin gücünü ortaya koyması açısından çarpıcı ve anlam yüklü sunumu da dergide yer alıyor. “KE”nin Orhan Pamuk çalışmaları Büşra Şahin, Abdullah Ezik, Belma Fırat, Erhan Sunar, İrem Uzunhasanoğlu, Esen Kunt, Abdullah Aren Çelik, Hilal Korkmaz Kurt ve Yavuz Türk’ten oluşuyor.

    Derginin sayfalarında yer alan diğer imzalar; Ayşegül Tözeren, Rozerin Doğan, Ozan Can, Demet Eker Özenbaş, Gamze Bayraktar, Güneş Nasuhbeyoğlu, Emre Aydoğdu, Ercan Yılmaz, Serkan Türk, Burak Çavuş, Bayram Zıvalı, Fırat Caner, Havva Yılmaz, Mustafa Bilgücü, Gül N. Yuyucu Yıldırım, Gökhan Arslan, Nurcan Çelik, Şenay Eroğlu Aksu, Volkan Hacıoğlu, Ramazan Parladar, Seyit Göktepe, Şerif Fatih, Şebnem Barık Özköroğlu, İlyas Tunç, Havva Yılmaz, Melih Yıldız, Hakan Sarıpolat, Büşra Küçük, Yener Çetin, Selim Çizmeci, Muzaffer Cinel ve Demet Ekmekçioğlu’na ait “Kitaplar Arasında” ve “Filmler Arasında” başlığını taşıyan sayfalar ise, her sayıda olduğu gibi, dergiye renk katmaya devam ediyor.