Etiket: Yavuz’dan

  • AK Parti Aydın Milletvekili Yavuz’dan 7 Eylül mesajı

    AK Parti Aydın Milletvekili Yavuz’dan 7 Eylül mesajı

    AK Parti MKYK Üyesi ve Aydın Milletvekili Metin Yavuz, 7 Eylül Aydın’ın düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü dolayısıyla bir mesaj yayımladı.

    AK Parti Aydın Milletvekili Metin Yavuz mesajında şu ifadelere yer verdi; “Milli Mücadele meşalesinin ilk yakıldığı Efeler diyarı Aydın’ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 98. yıl dönümünü kutlamanın mutluluğu, gururu ve heyecanı yaşıyoruz. Kurtuluş Savaşımızda ülkemizin her köşesinde gösterilen mücadelelerle parlak zaferler elde edilmiş ve milletimiz tarihin içinden bugünlere güçlü bir şekilde gelmiştir. 98 yıl önce şehrimizi işgal eden Yunanlılar, Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe, Kel Mehmet Efe, Söke’li Cafer Efe gibi nice yiğitlerimiz ile birlikte kahraman Türk ordumuzun yazdığı destan ile topraklarımızdan temizlenmiştir. Kurtuluş destanımızda atalarımızın gösterdikleri vatanperverlik, büyük bir onur payesi olarak tarihteki yerini almıştır. Bize düşen ecdadımızın bu onurlu mücadelesini unutmamak, onları yad etmek ve emanetine sahip çıkmaktır. Bilindiği üzere Ege ve Akdeniz’de Yunanistan kendince bir gerginlik yaratma gayretinde. Bölgede söz sahibi olan biziz ve haklı mücadelemizi veriyoruz. Bakınız, yavru vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin katılımıyla Şehit Yüzbaşı Cengiz Topel Akdeniz Fırtınası Tatbikatını başlattık. Hava, Deniz ve Kara Havacılık unsurlarının da katılımıyla; Hava Hücum, Muharebe Arama Kurtarma Harekatı Tatbikatı ve eş zamanlı Tabur Görev Kuvveti Tatbikatları şeklinde, Birleşik, Müşterek ve Fiili olarak icra ediliyor. Ülkemizin yerli ve milli olarak geliştirdiği silah sistemleri ve mühimmatların kullanıldığı tatbikat planlandığı gibi başarıyla devam ediyor. Kendileri bilir… Söz konusu bağımsızlık ve vatan savunması olduğunda Türk’lerin neler yapabileceklerini en iyi onlar bilirler. Bu düşüncelerle, Efeler Diyarı Aydın’ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 98. yıldönümünü büyük bir onur ve sevinçle kutluyor, başta milli mücadelemizin önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi saygı ve şükranla anıyorum.”

  • Dr. Mehmet Yavuz’dan, ’Yol Hipnozu’ ile ilgili önemli yazı

    Dr. Mehmet Yavuz’dan, ’Yol Hipnozu’ ile ilgili önemli yazı

    Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, beynin gözler açıkken girdiği trans hali olan ’Yol hipnozu’ ile ilgili önemli bir yazı kaleme aldı. Yavuz, bu durumda sürücülerin farkında olmadan aracı kullanmaya devam ettiklerini ancak zihnin başka bir yerde olduğunu dile getirdi.

    Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, araç kullanırken kazalara sebebiyet veren en önemli noktalardan ’yol hipnozu’ ile ilgili önemli bir yazı kaleme aldı. Dr. Yavuz’un hayati konulara vurgu yaptığı yazısı şöyle:

    “Trafik kazalarından sonra yapılan araştırmalarda, sürücülerin söylemlerinin de çok benzer olduğu görülüyor; ’Nasıl olduğunu anlayamadım. Her şey çok ani gelişti. Sadece çarptığımı hatırlıyorum.’ Bu türden kazaların sebepleri yorgunluk, dalgınlık, uyuyakalma ya da dikkat eksikliği gibi durumlara dayandırılarak açıklansa da aslında durum biraz farklı.

    İlk defa 1921 yılında kaleme alınan bir makalede geçen yol hipnozu kavramı, aracı süren kişinin bir noktaya kilitlenmesi, transa girmesi anlamına geliyor. 1929 yılında yapılan bir çalışmada ise ’gözler açık şekilde uyumak’ olarak özetleniyor. Yol hipnozu, bilincin ve bilinçaltının farklı şeylere konsantre olmasıyla, beynin hiçbir şeyden etkilenmeyen, kendi kendine çalışan özelliğinin ortaya çıkmasıdır. Yol hipnozunu, ’otoyol hipnozu’ veya ’beyaz çizgi ateşi’ şeklinde tanımlayanlar da vardır.

    Değişik bir farkındalık hali olarak açıklanabilecek bu kavram, bilincin yaşadığı bir ayrışma durumu olarak da ifade edilebilir. Yol hipnozu sırasında bilincin bir tarafı hipnoz etkisindeyken diğer tarafı da otomatik şekilde eylemi sürdürmeye devam ediyor. Yani zihnimiz otomatik pilot etkisinde, düşünmeden sürüşü gerçekleştiriyor. Bilincin bir kısmı hipnoz altına girerken, diğer kısmı otomatik bir şekilde yaptığı işi gerçekleştirmeye devam edebilir. Kişi bu süreçte kısmi ya da tam bir idrak yitimi yaşayabilir.

    Yıllarca aynı yolu kullanan sürücülerde bu türden bir otomatik pilot etkisi görülmesi oldukça muhtemeldir.

    Yol hipnozu bir trans halidir

    Yol hipnozuna; yolun tekdüzeliği nedeniyle beynimizin gözlerimiz açıkken girdiği trans hali de diyebiliriz. Bu trans durumu, aynı ritimde ve aynı frekansta uzun süreli müzik dinlenildiğinde yaşanabilen özel hipnoz durumuna benzetilebilir. Bu sebeple de sürücü farkında olmadan aracı kullanmaya devam ediyor, ama zihni başka bir yerde oluyor. Özellikle uzun süren yolculuklar yaptığınızda ve aralıksız şekilde araç kullandığınızda yol hipnozuna girebilirsiniz. Yol çizgileri, sileceklerinizin uzun süreli çalışması, yol kenarlarında ki parıltılı ışıklar, karşıdan gelen araçların far ışıkları, sürekli aynı mesafelerle geçilen direkler ve müziğin sakin ritmi, beyninizin çalışma biçimini ve sürecini farklılaştırabilir. Eğer gözleriniz bir noktaya takılıyor, kafanız ya da göz kapaklarınız ağırlaşıyorsa dikkatli olmalısınız.

    İnsan zihni sürekli maruz kaldığı uyarıcıları bir süre sonra dikkate almaz

    İnsan zihni süreklilik arz eden bir uyarıcıya maruz kalırsa, bir süre sonra o uyarıcıyı dikkat alanının dışında bırakır. İnsan zihni maruz kaldığı herhangi bir dış unsur için ilk etapta keskin bir dikkat geliştirir ve durumu inceler, fakat aynı uyarıcı düzenli bir biçimde, sürekli tekrar eden bir akışa sahipse bilinç buna artık dikkat etme ihtiyacı hissetmez. O nesneye karşı duyarsızlaşır. Sürekli aynı ritimde müzik dinleyen birisi bir süre sonra başka unsurlara odaklanıp, müziği neredeyse duymayabilir. Tıpkı havaalanına yakın yerleşim birimlerinde ikamet eden insanların, bir süre sonra inip, kalkan uçak seslerine dikkat etme ihtiyacı duymamaları ve uçak sesine duyarsızlık geliştirmeleri gibi.

    Yol hipnozu, otomatik vitesli araçlarda daha çok görülmektedir. Özellikle gece yolculuğunda sakin sakin ilerlerken daha fazla görülür. Uykusuz ve yorgun olmak, yolun monotonluğu, seyir esnasında zihinsel olarak başka sorunlara odaklanmak tetikleyici unsurlardır. Yol hipnozu için sanılanın aksine, araçla bir süre geçirmek gerekmese de mola verilmeyen yolculuklarda daha sık görülmesi muhtemeldir. Kişi yorgun ve uykusuz ise, ağır bir yemekten sonra aracına bindiyse ya da zihnini meşgul eden önemli bir mesele varsa, aracına biner binmez bile yol hipnozuna girebilir. Aslına bakılırsa zihin yoğun şekilde bir mevzuya odaklandığında ya da sürüş esnasında önemli bir telefon görüşmesi yapılırken, beyin tüm enerjisini bu alana kaydırarak sürüşü, farklı bir bilinçlilik durumuyla yol hipnozuna çevirebilir.

    Yol hipnozu direksiyon başında uyumaktan farklıdır

    Yol hipnozunu direksiyon başında uyumakla da karıştırmamak lazım, yol hipnozunda gözler açıktır ve bilinçli farkındalık olmadan aracını kullanmaktadır. Hatta kişi de, sürüş esnasında bir başkası ile konuşurken bile anlık yol hipnozları gelişebilir. Her zaman gördüğü tabelayı görmeyebilir, dönmesi gereken sapağı kaçırabilir.

    Yol hipnozu sırasında, araç kullanma ile ilgili işlemler çoğunlukla doğru bir şekilde yerine getiriliyor olsa da, ufacık bir hatanın ölümcül sonuçları olabileceğinden, bu bilinç durumuna girme konusunda dikkatli olmalıyız. Dümdüz yolda öndeki araca çarpma, tırın altına girme, duran bir nesneye çarpma gibi kazaların büyük bir çoğunluğu yol hipnozu nedeniyle olmaktadır.

    Yol hipnozundan korunmak için şunlar yapılabilir;

    1- Uzun mesafe yolculuklarında mutlaka şöförün yanında uyumayan biri, yardımcı pilot vasfıyla bulunmalıdır.

    2- Önemli bir problem yaşadıysanız, zihninizi sakinleştirmeden direksiyona geçmeyiniz.

    3- Sürüş esnasında mümkünse müzik dinlemeyiniz, eğer dinleyecek olursanız sürekli temposu ve ritmi değişen melodileri tercih ediniz.

    4- Yola çıkmadan önce ağır yemek yemeyiniz, az da olsa asla alkol almayınız.

    5- Asla uykulu araç kullanmayınız. Eğer gece de yol gitmeniz gerekiyorsa bir dinlenme tesisinde uykunuzu alıp sonra yola devam ediniz

    6- En az iki saatte bir çay-kahve ve ihtiyaç molası veriniz.

    7- Arada bir camı indirerek içeriye temiz hava girmesini sağlayınız.

    8- Aynalardan sürekli etrafınızı kontrol etme alışkanlığı edininiz.

    9- Sürüş esnasında bol bol su içiniz ya da sakız çiğneyiniz.

    10- Seyir esnasında bedeninizin ağırlaştığını, hareketlerinizin yavaşladığını, göz kapaklarınıza bir ağırlık bindiğini hissederseniz yol hipnozuna veya uykuya dalmak üzeriyseniz demektir ki; ikisi de kaza ve hayati tehlike demektir. Acele ile bir yere gitmeniz gerekse bile aracınızı uygun bir yere çekip uyuyunuz.

    11- Bakışınızı aynı noktaya sabitlemeyin, yol çevresindeki unsurları gözlemleyin.

    12- Günlük hayatta uyuduğunuz saatlerde uzun sürüşlerden kaçının, biyolojik saatiniz size rehavete sokup yol hipnozunu tetikleyebilir.

    13- Bedeninizde bir ağırlaşma hissettiğinizde, klimayı açarak araç içi ısıyı düşürünüz, soğuk hava sizi geçici de olsa daha dinç ve dinamik kılacaktır.”

  • Vali Yavuz’dan yeni yıl denetimleri

    Ordu Valisi Seddar Yavuz, yeni yıl gecesinde görev yapan personelleri yerinde ziyaret ederek çalışmalarında kolaylıklar diledi, yeni yıllarını kutladı.

    Ordu Valisi Seddar Yavuz, yeni yıl öncesi alınan tedbirleri yerinde inceledi. Uygulama görevini gerçekleştiren polis ekiplerinin durdurduğu araçların şoförleri ile görüşen Vali Yavuz, sürücülerin yeni yılını tebrik ederek, çikolata ikramında da bulundu. Vali Yavuz, Altınordu ilçesinde bulunan polis uygulama noktalarını, 112 Acil Çağrı Komuta Merkezini, İtfaiye Müdürlüğünü ve devlet hastanesini ziyaret ederek personellere kolaylıklar diledi. Vali Seddar Yavuz, Ordu’da yılbaşı için gerekli bütün tedbirlerin alındığına dikkat çekti.

    Yeni yıl gecesinde görev yapan personellere moral ve motivasyon vererek alınan tedbirleri yerinde incelemek için ziyaretlerini sürdüren Vali Yavuz’a Emniyet Müdürü Mehmet Erduğan, Ordu İl Jandarma Komutanı Albay Tolunay Başer, Ordu İl Sağlık Müdürü Dr. Ergün Yanmaz ve yetkililer de eşlik etti.

  • Naz Naz’ın teknik patronu Ahmet Yavuz’dan ’geçmiş olsun’ mesajı

    Nazilli Belediyespor Teknik Direktörü Ahmet Yavuz, Nazilli Taraftar Derneği’nde geçtiğimiz günlerde çıkan yangına yaralanan ’Alem Gençlik taraftar grubu liderleri için geçmiş olsun mesajı yayınladı.

    Kulübün resmi sosyal medya hesabından teknik patron Ahmet Yavuz’un imasını taşıyan mesajda şu ifadelere yer verildi, “Nazilli Şehir Stadyumu’nda bulunan Nazillispor Taraftar Derneği’nde çıkan yangında aralarında Alem Gençlik taraftar grubumuzun liderlerinden İbrahim Tuncel, Ali Çuvak, Mehmet Erdemir ile Ekrem Koyuncu kardeşlerimizin yaralandığı haberini üzülerek öğrenmiş bulunmaktayım.İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma hastanesine sevk edilerek tedavilerine başlanan İbrahim Tuncel ve Ali Çuvak kardeşlerime, Nazilli Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alınan Ekrem Koyuncu ve Mehmet Erdemir kardeşlerime büyük geçmiş olsun dileklerimi iletir Rabbim’den Acil şifalar dilerim. Tez zamanda kendilerini aramızda görmek dileğiyle,Nazilli Belediyespor Camiasına, Alem Gençlik taraftar grubumuzun üyelerine ve kardeşlerimizin ailelerine büyük geçmiş olsun.”

  • Doktor Mehmet Yavuz’dan çocuklara ve ebeveynlerine öneriler

    2018-2019 Eğitim ve Öğretim yılı ilk kez okula gidecek çocuklar için uyum eğitimi ile başladı. Uzman Doktor Mehmet Yavuz, okul konusunda kaygı yaşayan çocuklara ve ebeveynlerine yardımcı olabilecek öneriler verdi.

    2018-2019 Eğitim ve Öğretim yılı ilk kez okula gidecek çocuklar için uyum eğitimi ile başladı. Öğrenciler, sınıf öğretmenleri ve arkadaşları ile tanışmak için okullara alınırken, yine bazıları mutlu bazıları ise tedirgindi. Uzman Doktor Mehmet Yavuz, okul konusunda kaygı yaşayan çocuklara ve ebeveynlerine yardımcı olabilecek öneriler verdi. “Sorunu çözebilmek için okul korkusunun sebeplerini anlamamız gerekir” diyen Yavuz, temelde 2 sebep olduğunu, çocuğun kaygılarının genellikle ev ya da okul ortamından kaynaklandığını belirtti. Buna göre okula yeni başlayanlar genellikle girdikleri ortamda aşırı otoriter kişiler gördükleri ya da utangaç oldukları için zorlanırlar. Ancak bazen de kendi aile ilişkileri nedeniyle okul konusunda isteksiz olabilirler. Aşırı korumacı anne babalar, çocuklara dış dünya ile ilgili korkular yükleyerek onların sosyalleşmesini geciktirebilir. Bunlara ek olarak, eğer evde hasta ya da yaşlı bir anne, baba veya anneanne varsa çocuk kendisi giderse bu kişinin ölebileceğinden, onu bir daha hiç görmeyeceğinden korkabilir yani bir çeşit ayrılık anksiyetesi hissedebilir.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından uygulanan ’Okula Uyum Haftası’, öğrencilerin okul kaygılarını gidermek ve okul ortamını sevdirmek; dersler başlamadan önce öğrenme ortamını, öğretmen ve arkadaşlarını tanımalarını sağlamak amacıyla 2006-2007 Eğitim ve Öğretim yılından beri sürüyor. Bu uygulamanın temel amacı, çocuk, aile ve öğretmelerin tanışmasının yanı sıra öğrencilerin arkadaşları ile birlikte oyun oynayarak kaynaşmaları.

    Bu arada pazartesi günü başlayan uyum haftası, 14 Eylül Cuma günü sona erdi.

    ’Uyum Haftası’, pek çok çocuğun yabancılığını atmasına yardımcı oluyor

    On yılı aşkın süredir, ilk kez okula gidecek öğrencilere uyum eğitimi veriliyor. 10 Eylül Pazartesi günü oryantasyon için diğer öğrencilerden bir hafta önce sınıflara giren çocukların yine son derece heyecanlı oldukları görüldü. Önceki yıllarda daha çok rastlanan ağlayıp annesinin elini bırakmayan çocukların sayısı daha azalsa bile bazı çocuklar için ailelerinden uzakta, tek başlarına yabancı bir ortama girmek hala tedirgin edici bir durum. Bu nedenle aileleri ile birlikte okullara gelen çocuklardan bazıları son derece mutlu ve istekli bir şekilde sınıflara girerken kimi öğrenciler ise anne-babalarından ayrılmakta güçlük yaşadılar.

    REEM Nöropsikiyatri Klinikleri’nin Kurucusu ve Yöneticisi olan Uzman Doktor Mehmet Yavuz, sınıf öğretmenleri ve pedagogların desteğine karşın, çocuklarının okula uyumu konusunda zor bir hafta yaşayan anne babalara, öncelikle kendi kaygılarını dizginlemelerini öneriyor.

    Anne ve babadan ayrı kalmak, çocuk için temel korkulardan biri

    Doktor Mehmet Yavuz’a göre çocuk için en temel korkulardan biri anne ve babadan ya da bakım veren kişiden ayrı kalmaktır. Çocuk için anne, güven ve sığınılacak liman demektir. Çocuk okula başlama ya da benzeri nedenlerle annesinden ayrılırken, ona ne zaman tekrar kavuşacağı konusunda kaygı yaşar. Hatta bir daha annesini hiç göremeyeceği korkusu içerisinde olabilir. Bu nedenle ayrılık anksiyetesi ve korkusu yaşayan çocuklarda, anne-çocuk arasındaki güven ilişkisi tam olarak oturmamış olabilir. Ya da çocuk, annesi ile tekrar bir araya geleceği konusunda şefkatli ve anlayabileceği bir şekilde ikna edilememiştir. Benzer şekilde evde bir evcil hayvan olması, hasta ya da yaşlı kişilerin bulunması durumunda okula yeni başlayan çocuklar, kendileri gittiğinde bu kişilere ya da arkadaşlık ettikleri ev hayvanlarına bir daha ulaşamayacaklarını düşünerek kaygılanabilirler.

    Hayatın ilk yıllarında anne ile kurulan ilişki, tüm yaşamı etkiler

    Çocuğun bakım vereni ile yaşamın ilk yıllarında kurduğu ilişki, sonraki yıllarda onun sosyal ilişkilerini büyük oranda etkilemektedir. Bakım veren kişi çoğunlukla annedir. Annenin çocuğa verdiği emniyet duygusu ve sağlanan güvenli bağlanma koşulları, duygusal gelişim üzerinde büyük etki bırakır. Maymunlarla yapılan çeşitli deneyler de bu görüşü desteklemektedir. Anneden yoksun kalan ya da güvenli bir bağlanma ortamı yakalayamayan çocuklar, ilerleyen yaşamlarında sosyal beceriler konusunda geride kalıyor; içe kapanıklık, yetersiz okul başarısı bozuklukları gösterebiliyorlar.

    Çocuğun annesi ya da annesinin görevlerini üstlenen kişiyle kurduğu ilişki, yaşamın geri kalanında da referans olacak türden bir ilişkidir. Annenin verdiği sıcaklık, bebeğin ihtiyaçlarını karşılamak konusundaki özeni, gerektiğinde orada olacağına dair güven duygusu, çocuğun ileride yaşayacağı ilişkilerde belirleyici olmaktadır. Biraz basite indirgersek çocuk anneyi nasıl algılarsa geri kalan insanları o şekilde bilir. Elbette çocuğun böyle bir ilişkiden çıkardığı tek sonuç annesiyle ilgili değildir. Çocuk kendi değerini de bu ilişkiye bakarak bulmaya çalışır. Olaylara göre gözlemler yapar ve özbenlik algısını tüm bunlarla birlikte oluşturur.

    Birkaç günde geçecek basit bir korku mu, yoksa okul fobisi mi?

    Çocuklarda okul fobisi sık karşılaşılan bir sorundur. Sabahları kendini gösteren baş ağrısı, kusma, karın ağrısı, ateş gibi belirtiler, çocuğun okula gitmeye karşı gösterdiği aşırı tepki, bu fobinin işaretleridir. Çocuğun evde kalmasına izin verildiğinde bu belirtilerin hızla ortadan kalkması şaşırtıcı olmaz.

    Her birey, tanımadığı bir ortama girdiğinde alışmak için zamana ihtiyaç duyar. Çocuklar da el üstünde tutuldukları ev ortamından, kurallara uymalarının beklendiği okul ortamına geçişte bocalayabilirler. Oldukça normal olan bu durum çocuğun inatla okula gitmek istememesi durumunda fobi başlığında değerlendirilir.

    Okul korkusu aşmak için çocuğa bir süre tolerans tanınması gerekir. Ebeveyn, belki ilk birkaç gün okula çocukla birlikte gidip onu bekleyerek, terk edilmediğini ve okula gitmenin normal olduğunu çocuğa anlattığında bu korku aşılabilir. Ayrıca okul korkusunu aşmak için, anne-babaların ilk günlerde servise binme ya da sınıfa giderken ayrılış anını fazla dramatize etmemeleri ve doğal bir duyguyla, fazla uzatmadan ayrılmaları gerekmektedir.

    Okul fobisi çözümlenemezse depresyona dönüşebilir

    Okula gitmek istemeyen çocukların pazar akşamları huysuzlaşmaya başladıklarını görürüz. Eğer anne baba, çocuğa çok tolerans tanır ve çocuğun okula gitmemek adına hastalık tablosu sergilemesine onu şımartarak yanıt verirse, bu bir alışkanlık haline dönüşebilir. Okula gitmek istemeyen çocuklarda uyku sorunları görülmesi yaygındır. Eğer okul fobisi ağırlaşırsa ileri aşamada depresyona dönüşme riski taşımaktadır.

    Anne ya da babasına aşırı bağımlı ilişki kuran çocuklar ya da sürekli endişeli ebeveynlerin çocuğu olan çocuklar, daha fazla okul korkusu yaşarlar. Okul korkusuna karşı çocuğa baskı uygulamaktan kaçınmamız gerekir. Tavrımız öğrenciye okulun faydalarını anlatmak, okulu sevdirmek üzerine kurulursa daha iyi sonuç verecektir. Bu aşamada çocuğun gerçekten okula gitmemesini gerektirecek önemli bir sebep olup olmadığı da çok iyi araştırılmalıdır. Gereği halinde aile mutlaka eğitimcilerle, okul yönetimi ya da veliler ile dayanışma içerisinde bulunmalıdır. Çok nadiren de olsa okulda şiddet davranışı sergileyen, başkalarına güç gösterisinde bulunan saldırgan çocuklar, sinirli öğretmenler ya da okul çevresindeki başka ürkütücü faktörler, gerçekten çocuğun okuldan korkmasına neden olabilir. Bundan dolayı ilk sınıfları geçen bir çocuk okula gitmek istemiyorsa ailelerin ilk görevi çocuğa çok anlayışlı davranarak gerçek nedeni ortaya çıkartmak olmalıdır. Ama zaman içinde tüm faktörler izlendiğinde, değişiklik yapıldığında bile çocuk okula gitmemek için bahaneler üretiyorsa burada dikkatimiz okuldan çok çocuğun davranışlarını yeniden düzenlemek üzerinde toplanmalıdır.

    Sadece ilk sınıflarda değil, daha büyüklerde de okul korkusu olabilir

    Okul konusunda hissedilen korkular sadece ilk güne özel değildir. Eğitim süreci boyunca farklı korkular da başlayabilir ya da var olanlar aşılabilir. Kimi zaman ilk başladığı okulu değiştiren çocuklarda da tekrar bir korku dönemi yaşanabilir. Yabancı bir ortamda, tanımadığı kişilerle bulunmak gerginlik yaratabilir. Kimileri bunu bir şaka yaparak, bisküvi ikram ederek ya da kalem isteyerek hızla aşabilir. Çok sosyal olmayanlar için ise buzları eritmek kolay değildir. Oyunlara dahil olamamak, arkadaş edinememek, sevilmeyeceklerini düşünmek yaygın durumlardır. Otoriter öğretmenler, sözlüye kalkmak, sınava girmek, ailesine şikayet edilmek, sınıfta alay konusu olmak da bu dönemin en büyük endişeleri arasındadır. Özellikle başarısız olmak ve alay edilmek, okul yıllarındaki çocukların sıklıkla hissettiği kaygılardır. Bu noktada eğitimcilerin ve idarecilerin bilinçli yaklaşımları da büyük önem taşımaktadır.

    Annelerdeki servis ve trafik korkusu, okul korkusundan daha yaygın

    Son yıllarda Türkiye’den ve Amerika gibi uzak ülkelerden okulda şiddet konusunda o kadar çok korkutucu haber aldık ki, annelerin evham duygusu eskisine göre daha da arttı. Günümüzde ailelerde hissedilen, taciz, uyuşturucu, hırsızlık, kaçırılma, okulda, serviste ya da trafikte bir sorun yaşanır mı korkusu, çocuklardaki okul fobisinden daha baskın hale geldi. O nedenle aileler tüm riskleri ortadan kaldırmak için gösterdikleri gayretlere ek olarak çocuklarına ve topluma güvenmek konusunda daha dikkatli olmalı, kendi tedirginliklerini çocuklarına yansıtmamaya özen göstermeliler.