Etiket: Yaşıyorlar

  • (Özel Haber) Futbolcu gibi transfer oluyorlardı şimdi son demlerini yaşıyorlar

    TEKİRDAĞ (İHA) – Eskiden futbolcu gibi transfer olurken şimdi ise bir elin parmaklarının sayısını geçemeyecek kadar kalan Tekirdağ’daki ayakkabı ustaları teknolojiye direniyor.

    Geçmiş dönemlerde en parlak meslekler arasında olan ayakkabı tamir ve imalatçılık mesleğinin ustaları, eskiden futbolcu gibi transfer olurken şimdi ise teknolojiye direnerek son demlerini yaşıyor. Tekirdağ’da eskiden bu işi 100 kişiyle yaptıklarını ve İstanbul’un ayakkabı ihtiyacını gidermek içinde dönem dönem futbolcu gibi transfer olduklarını belirten ayakkabı ustaları, şimdi ise bu mesleği yapan 3-4 kişi kaldıklarını belirtti.

    “Bazı arkadaşlarımız vefat etti”

    İmalata İstanbul’da başladıklarını ifade eden ayakkabı tamir ustası Ayhan Kantarcılar, seneler sonra teknolojinin getirdiği şartlar dolayısıyla atölyelerin kapandığını belirterek, “Bazı arkadaşlarımız vefat etti. Tekirdağ’da birkaç tane tamirat yapan arkadaşlar var. Hatırladığım kadarıyla, Tekirdağ’da 15-20 tane atölye vardı, tahminim imalatta çalışan en azından 100 kişi vardı. Şu anda saysanız 10 kişi yok yani. Tamirat yapan imalat bitti. İşte teknoloji, dünya pazarı, bunlar bu hale getirdi. 20-30 liraya ayakkabı mı olur, imalatta yapmaya kalksan normal şartlarda en azından 50-60 lira, bunu en azından 100 liranın üzerinde satılması lazım. 20-30 liraya ayakkabı olursa bu atölyeler nasıl kapanmasın” dedi.

    “Futbolcu gibi transfer olurduk”

    Eskiden ustaların değeri olduğunu, mesleğin çok parlak olduğunu ifade eden ayakkabı tamir ustası Rasim Erim ise, “Eskiden ustalar değerliydi, futbolcu gibi transfer olurduk. Bizim Tekirdağ’lı ustalar birinciydi. Sık sık İstanbul-Tekirdağ arası gidip gelirdik. Meslek ustalığı değerliydi. Şimdi hep teknolojik, fabrikasyon. Rafta 150-200 çift ayakkabı var bunun hepsi fabrikasyon, el yapımı ayakkabı kalmadı. Biz zamanında yaptık yaranamadık. Şimdi kaça aldın 300-400 lira biz yapmış olsak burada sorun yaşarız. Tamir yapıyoruz burada. El yapımı ayakkabı kalmadı yani. Her şey fabrikasyon. Vatandaşın yüzde 90’ı marka peşinde. Marka ama fabrikasyon, her şey Çin malı. El yapımı kalmadı” şeklinde konuştu.

    Ayakkabı tamir ustası Tolga Atmacalar da eskiden alınan ayakkabının daha sağlıklı olduğunu ifade ederek, “Tabi şimdi teknoloji ile beraber üretimin artışı var. Üretim artışı insanların ayakkabıya kolay ulaşmasını sağlıyor ama bu kalite ve sağlamlık olarak yansımıyor. Tabi eski sistem olmuş olsa, elde yapılan sade deri ve kösele kullanılırdı. Naylon ya da imitasyon ürün yoktu. Yani teknoloji insanlara fayda sağlıyor, ama onun yanında getirdiği olumsuzluklar da var tabi. Eskiden bir ayakkabıyı aldığın zaman ne ayağın terler, ne kokar ne su girerdi. Şimdi adam yeni ayakkabı alıyor, giyiyor ayağı su içinde oluyor. Böyle bir teknoloji olsa ne olur olmasa ne olur” ifadelerini kaydetti.

  • Bakan Eroğlu: “Antalyalılar cennette yabancılık çekmeyecek, cennet gibi bir şehirde yaşıyorlar”

    Bir dizi ziyaret için Antalya’ya gelen Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Antalyalıların cennete gidince yabancılık çekmeyeceğini ve cennet gibi bir şehirde yaşadıklarını söyledi.

    Bir dizi etkinlik için Antalya’ya gelen Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, ilk olarak Antalya Valiliği’ni ziyaret etti. Bakan Eroğlu, Antalya Valiliği’nde anı defterini imzaladı. Bakan Veysel Eroğlu’na Antalya Valisi Münir Karaloğlu, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel ve AK Parti İl Başkanı Rıza Sümer eşlik etti.

    “Antalyalılar cennet gibi bir kentte yaşıyorlar”

    Antalya Valiliği’nde basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Eroğlu, Antalya’nın her açıdan dünyanın yıldızı olduğunu ve mavi bayrak açısından Antalya’nın çok zengin olduğunu söyledi. Eroğlu, “Antalya dünyanın incisi, Türkiye’nin de turist ağırlayan en önemli şehri. Antalyalılar cennete gidince yabancılık çekmeyecek, cennet gibi bir şehirde yaşıyorlar” dedi.

    Mühendislik stajını Antalya’da yaptığını ifade eden Bakan Eroğlu, Antalya’nın o zamanlarda köy gibi olduğunu, şimdilerde ise çok güzel bir dünya kenti haline geldiğini dile getirdi. Bakan Veysel Eroğlu, “Antalya gönüllüsü olarak bu durumdan bahtiyarlık duyuyorum. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Menderes Türel başkan seçildikten sonra beni Antalya’ya gönderdi ve taşkın problemini çözmemizi istedi. DSİ’nin bütün araçlarını seferber ettik ve çok faydalı oldu” şeklinde konuştu.

    “100 müjdeden 49’u tamam”

    Antalya’ya 100 müjde verdiklerini söyleyen Bakan Veysel Eroğlu, 1 milyar 620 milyon TL’lik yatırım yaptıklarını belirtti. Verdikleri 100 müjdeden 49’unu tamamladıklarını söyleyen Eroğlu, “İçinden otomobil geçecek büyüklükte hatlarımız var. Hükümetimiz Antalya’ya büyük önem veriyor. Antalya’ya hükümet olarak 18 milyarlık yatırım yaptık. Antalya şaha kalktı. Antalya’yı bir marka şehir yapacağız. Antalya için muhteşem projeler var. Her türlü desteği vereceğiz. 18 baraj ve gölet. 420 bin dekar araziyi sulamaya açtık. Yıllık gelir arttı. İlave 320 milyon TL para giriyor. Burada en önemli sorun taşkınlardı. Arazinin yapısı nedeniyle 78 derenin ıslahını yaptık. Yerli ve yabancı ziyaretler için mesire alanları yaptık ve 141 mesire yeri kazandırdık. Gelir getirici çalışmalar yaptık. Orman köylerine tam destek veriyoruz” dedi.

    “Antalya’nın 2060 yılına kadar su sorunu olmayacak”

    Antalya’nın 2060 yılına kadar su problemi olmayacağını dile getiren Eroğlu, “Eskiden işimiz kolaydı bir baraj olurdu ballandıra ballandıra anlatırdık. Şimdi sayıyı okuyarak size söyleyebiliyorum. Antalya’yı barajlar ve göletler diyarı yapacağız” diye konuştu.

    “Antalya Türkiye’nin değil dünyanın en güvenilir kenti”

    Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nda (ATSO) sabah saatlerinde yaşanan patlamayla ilgili olarak Antalya Valisi Münir Karaloğlu ve Belediye Başkanı Menderes Türel’den bilgi aldığını dile getiren Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, “Antalya Türkiye’nin değil dünyanın en güvenli şehirlerden bir tanesi. Bazen kazalar olabiliyor. Belediye Başkanımız Menderes Türel orada bir toplantı yaptı. Şu anda bir mesele yok. Ben Amerika’da birçok şehri gezdim. Gece oralarda dışarı çıkamazsınız. Bazen bazıları turizmin önünü kesmek için asparagas haberler yapılıyor. Örneğin 2008 yılında Antalya Taşağıl’da bir yangın çıkmıştı. Yangın sonrası büyükelçilere mesaj çekmişlerdi Antalya’ya gitmeyin yanıyor diye. Antalya neresi Taşağıl neresi. Kaldı ki biz o zaman yangını Taşağıl’dayken kesmiştik” dedi.

  • 9 aydır elektriksiz, susuz evde yaşıyorlar

    Hatay’ın Dörtyol ilçesinde yaşayan 5 kişilik İşçi ailesi, maddi imkansızlık nedeniyle elektrik ve suları kesik evde yaşam mücadelesi veriyor.

    Özerli Mahallesi, Pınar Sokak’ta eşi Ayten İşçi (42), çocukları Tufan, Mustafa ve Yusuf ile birlikte ikamet eden Osman İşçi (43) cezaevinden çıktıktan sonra birçok yere iş başvurusuna rağmen 9 aydır iş bulamadığını, maddi yokluk nedeniyle elektriksiz ve suyu kapalı evde karanlıkta zor günler geçirdiklerini, mahalle sakini ve komşularının yardımlarıyla yaşamaya çalıştıklarını belirtti.

    Osman İşçi, “Cezaevinden çıktıktan sonra yaklaşık 9 aydır evimde elektriğim ve suyum yok. İşsizim her nereye başvurduysam sadece CV doldurup telefon numaramı alıyorlar ancak bir iş bulamadım. Şu anda elektriğim kesik, suyum kapalı, karanlıkta oturuyorum. 3 çocuğum var maddi durumun olmadığı için onları da okula gönderemiyorum. Allah rızası için hayırseverlerimizden ve büyüklerimizden bana iş konusunda yardımcı olmalarını, çocuklarımın gelecekleri için okula gitmelerini istiyorum. 9 aydır çok kötü durumdayız artık yaşayacak ve dayanacak gücüm kalmadı” dedi.

    Anne Ayten İşçi ise komşuları gibi elektriği, suyu, çamaşır makinesi olan bir evde yaşamak istediğini belirterek, “7 aydan bu yana çamaşırlarımı elde yıkamak zorunda olduğumdan dolayı elimdeki dikişlerim patladı. Maddi durumumuz yok, çocuklarım okula gitmek istiyor, gönderemiyoruz. Yetkililerden yardım bekliyoruz” diye konuştu.

    Okula gitmeyi çok istediğini söyleyen ailenin küçük ferdi Mustafa da, “Arkadaşlarımın okula gidip geldiğini görünce çok üzülüyorum. Kardeşlerimle birlikte okula gitmek istiyorum. Babamın parası olmadığı için okula gidemiyoruz. Evimizde elektriklerimiz yok akşamları kardeşlerimle karanlıkta yatıyoruz” dedi.

  • 4 Aydır Karanlıkta Yaşıyorlar

    Gaziantep’te 2 çocuğu ve hasta eşi ile birlikte yaşayan Hamide Tüylü, biriken elektrik faturası nedeniyle 4 aydır karanlıkta kalıyor.

    Gaziantep’in İslahiye ilçesine bağlı Hürriyet Mahallesi’nde oturan Hamide Tüylü, eşi Ökkeş Tüylü ve 2 çocuğu ile birlikte elektrik faturaları birikince karanlıkta kaldı. Yaklaşık 3 bin TL’yi bulan elektrik borcu nedeniyle 4 aydır elektrikleri kesik olan çift, maddi imkansızlıklardan çocuklarını okula bile gönderemediğini ifade etti. Harabe bir evde yaşam mücadelesi veren Tüylü ailesi, hayırseverlerden uzanacak yardım elini bekliyor.

    ÇOĞU GÜNLER AÇ DOLAŞIYORLAR

    Kaldıkları evin kayınpederine ait olduğunu ve kira ödediklerin belirten Hamide Tüylü, çoğu zaman aç kalarak günlerini geçirdiklerini kaydetti. Fakirlik ve sıkıntılar nedeniyle doğum ve evlilik tarihini bile hatırlayamadığını söyleyen hamide Tüylü, “Fakirlik ve yokluk nedenliye yaşımı ve kaç yıllık evli olduğunu dahi unuttum. Yokluk bana her şeyi unutturdu. Oturduğum evde bir insanın kalabilmesi çok zor ancak elimde başka bir şey gelmiyor. Bu şartlarda alıştım ve yaşamaya da çaba sarf ediyorum. Bakkaldan alışveriş yapıyordum ancak veresiyeyi kesince alışveriş yapamaz olduk. Bir ekmek bile alamıyoruz. Bazen aç yatıyoruz. Bir kadın olarak bu yaşamı kabullensem ne olur kabullenmesem ne olur. Hayatımız böyle. Elimden geldiği kadar çaba sarf ediyorum. Bir kadın olarak bu yaşamdan memnun değilim ancak aç ve susuz olsam da kaderimizi çekiyoruz” dedi

    5 AMELİYAT OLDU

    1 kez kalp ve 4 kez damar tıkanıklığı nedeniyle ameliyat olan 56 yaşındaki Ökkeş Tüylü, İŞKUR vasıtası ile bir okulda işe başladığını söyledi. Ağır işlerde çalıştırılmadığını anlatan Ökkeş Tüylü, çalıştığı işin geçici olduğunu, 2-3 ay sonra yeniden işsiz kalacağını ifade etti. Kazandıkları paranın ay başına kadar yetmediğini belirten Ökkeş Tüylü, komşularının ve hayırseverlerin yardımı ile ay başını getirebildiklerini kaydetti. Kimi zaman tok, kimi zaman ise aç kaldıklarını kaydeden Ökkeş Tüylü, “Kalp ameliyatı olduğum için ağır iş yapamıyorum. 4 aydır elektriğimiz kesik. 3 bin TL’ye yakın bir borcumuz var, ödeyemiyorum. Aldığım maaşı yetiştiremiyorum. Bazı günler ay başına kadar eve ekmek dahi alamıyorum. Allah komşularımızdan razı olsun evlerinde pişirdikleri yemeklerden bize de ikram ediyorlar. Onlar da olmazsa aç susuz yatıyoruz. Bugün sabah kahvaltısı yapamadık. Evde yiyecek bir şeyimiz yok. Çocuklar ve biz açız, çocukları komşular evlerinde kahvaltıya götürüyor. Biz de bulursak doyururuz, karnımızı. Bulamasak aç kalırız” diye konuştu.

    ÇOCUKLARI OKULA GÖNDEREMİYOR

    Tüylü çiftçi çocukların okumasını çok istediğini fakat ekonomik sebeplerden okula gönderemediklerini kaydetti. Ekmek parası bile bulamadıkları için okula gönderemediklerini belirten Ökkeş Tüylü, “Çocuklarımın ikisi de okul çağında. Ben de okumasını, bizim çektiğimiz sıkıntıları yaşamamalarını istiyorum ama paramız yok, nasıl gönderelim. Okul, malzemeleri, ihtiyaçları, beslenme derken dünya masrafı var. Bunları karşılayamıyoruz. Bu nedenle okula gönderemiyoruz” ifadelerini kullandı.

  • (Özel Haber) Türkiye’de Değil Kendi Ülkelerinden Çıkarken Sorun Yaşıyorlar

    Rusya’dan Türkiye’ye eğitim için gelen Rus uyruklu öğrenciler, kendi ülkelerinden çıkarken çeşitli sorunlar yaşadıklarını ancak Türkiye’ye girişte, çıkışta ve burada herhangi bir sorunla karşılaşmadıklarını söylediler.

    Aileleri Rusya’da yaşayan Ibrakhim Anvarov, Shamil Askarov ve Ruslan Liutfiev, çeşitli eğitim programlarıyla Anadolu Üniversitesi’nde eğitim görüyorlar. Kimisi 1 yıl, kimisi 5 yıl önce eğitim için Eskişehir’e gelen Rus uyruklu öğrencilerin, Türkiye-Rusya krizinin yaşanmasının ardından tatları birazcık da olsa kaçtı. İki ülke arasında “barış” isteyen öğrenciler, Anadolu Üniversitesi’nde ve Türkiye’de şuana kadar herhangi bir sorunla karşı karşıya gelmediklerini ancak Türkiye’ye gelişleri sırasında Rusya’da sıkıntılar yaşadıklarını söylediler. Rus uyruklu öğrenciler, Türkiye gelecekleri zaman Rus yetkililer tarafından kendilerine, “Neden Türkiye’ye gidiyorsunuz?”, “Neden burada değil de Türkiye’de eğitim alıyorsunuz?” şeklinde sorular yöneltildiğini anlattılar.

    “ÜNİVERSİTE VE REKTÖR BEY HER ZAMAN BİZİM YANIMIZDA”

    Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü 3’üncü sınıf öğrencisi Ibrakhim Anvarov, Türkiye’ye geldiğinden beri herhangi bir sorunlar karşılaşmadığını kaydetti.

    Türkiye ve Anadolu Üniversitesi’nin kendilerine çok iyi sahip çıktığını belirten Anvarıv, “Sadece Türkiye’ye gelirken gümrükte sorular soruyorlar. ‘Niye Türkiye’de eğitim, niye Türkiye, hangi bölüm?’ gibi sorularla karşı karşıya kalıyoruz. İki ülkenin arasının bozulması bizim için iyi değil. Yani her türlü tepkilerle karşı karşıya geliyoruz ve bundan rahatsızlık duyuyoruz. Özellikle Rusya’nın Türkiye’ye karşı olan tavırları… Türkiye açısından bir şey yok ama yinede huzursuz oluyoruz. Ancak Türkiye özellikle de Anadolu Üniversitesi, sadece Rus uyruklu öğrencilere karşı değil, bütün yabancı uyruklu öğrencilere çok iyi bakıyor. Geçenlerde zaten rektör beyle bile görüşmelerimiz oldu. Üniversite ve rektör bey her zaman bizim yanımızda” dedi.

    “ORDA OKUMAYIN GİBİ SÖYLEMLERLE KARŞILAŞIYORUZ”

    Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi İşletme Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Shamil Askarov, krizin iki ülke arasındaki ilişkileri çok etkilediğinin görüldüğünü ifade ederek, kendileri için sadece Rusya’dan Türkiye’ye gelişlerde gümrükte bir takım sorunlar teşkil ettiğini aktardı. Askarov, “Gidişte ve gelişte birazcık bekletiyorlar. ‘Niye Türkiye’ye gidiyorsunuz, orada okumayın’ gibi soru ve söylemlerle karşılaşıyoruz. Bugüne kadar Türkiye’de bir sorunla karşılaşmadık” diye konuştu.

    “KRİZİN BİTMESİ İKİ ÜLKE İÇİN DE DAHA İYİ OLUR”

    Krizi değerlendiren Askarov, şöyle devam etti:

    “Krizle ilgili gelişmeleri haberlerden takip ediyoruz ama haberler de iki taraflı yapılıyor. O tarafta tam zıddını konuşuyorlar, Türkiye’de tam tersi. İkisi birbirini tutmuyor. O açıdan bir ortak karara gelemiyorlar. Ama bu krizin bitmesini arzu ediyoruz. Krizin bitmesi bizim için daha iyi olur. İki ülke için de daha iyi olur.”

    “BARIŞA İHTİYAÇ VAR”

    Anadolu Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Spor Yöneticiliği Bölümü 1’inci sınıf öğrencisi Ruslan Liutfiev, barışa ihtiyaç olduğunu söyledi.

    “Krizin Türkiye’de bizi bir etkisi olmadı” diyen Liutfiev, “Sağ olsunlar Türk vatandaşları çok saygılılar. Hiçbir ırkçılıkları yok, insan gibi davranıyorlar. Rusya tarafında sınırı geçerken sıkıntı oluyor. ‘Niye Türkiye’yi seçtin, niye o üniversiteyi seçtin, neden Rusya’da okumuyorsun’ gibi şeylerle karşılaşıyoruz, maalesef” ifadelerini kullandı.

    “PROTOKOL HAZIRLIĞINDA BULUNDUĞUMUZ İKİ ÜNİVERSİTE PROTOKOL YAPMAYACAKLARINI BİLDİRDİLER”

    Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci Gündoğan ise, üniversitelerinin Rusya’yla çeşitli düzeylerde ilişkileri olduğunu kaydetti. Gündoğan, “Rusya’daki üniversitelerle protokollerimiz, değişim programlarımız var. Bu çerçevede Rusya’dan gelen ve Rusya’ya gönderdiğimiz öğrencilerimiz var. Şuana kadar çok ciddi bir problemle karşılaşmadık. Protokol hazırlığında bulunduğumuz iki üniversite protokol yapmayacaklarını bildirdiler. Bir iki üniversite de var olan protokollerimizin süresini uzatmadı. Ama ağırlıklı olarak çok ciddi iptaller yaşamadık” diyerek sözlerini sürdürdü.

    “RUSYA’DA BULUNAN ÖĞRENCİLERİMİZ SIKINTILI”

    Prof. Dr. Gündoğan, Rusya’da bulunan Türk öğrencilerin bir takım sorunlar yaşadığını ancak Türkiye’de bulunan Rus uyruklu öğrencilerin krizden etkilenmediğini anlatarak, “Rusya’da bulunan öğrencilerimiz bize bir takım sıkıntılarını ilettiler. Hatta bir öğrencimize, biletini alarak derhal ülkeyi terk etmesi söylenmiş. Diğer öğrencilerimiz de Rusya’da gerçekten sıkıntılı. Ama Türkiye’de bulunan Rus uyruklu öğrenciler açısından hiçbir sıkıntımız yok. Biz kendilerini hep misafirimiz olarak gördük, bundan sonra da görmeye devam edeceğiz. Anadolu Üniversitesi bünyesinde şuanda yaklaşık 5 bin yabancı uyruklu öğrenci var. Bunların bin tanesi kampüslerimizde örgün eğitim gören öğrenciler, bunların içerisinde de 17 tane Rus uyruklu öğrencimiz var. Öğrencilerimizle hiçbir sıkıntımız yok, eğitimlerine devam ediyorlar. Biz de tabi önümüzdeki dönemde de devam etmelerini istiyoruz” şeklinde konuştu.

    “RUS UYRUKLU ÖĞRENCİLERİMİZ AÇISINDAN HİÇBİR PROBLEM YAŞAMIYORUZ”

    “Buradaki Rus uyruklu öğrencilerimiz açısından hiçbir problem yaşamıyoruz” diyen Gündoğan, şöyle konuştu:

    “Biz tabi hem ülke hem de üniversite olarak bu tür gerginliklerin eğitim alanına yansımaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu tür gerginlikler ülkeler arasında zaman zaman olur ama diplomatik yolla çözülür ki diplomasi de bu tür sorunları çözmenin en iyi yoludur. Eğitimi de biz ülkeler arasındaki dostlukların köprüsü olarak görüyoruz. İnşallah önümüzdeki dönemde özellikle üniversiteler aracılığıyla, eğitim aracılığıyla var olan sorunlar yumuşatılır ve diplomasiyle de çözülür. Neticede oradaki öğrencilerimiz sıkıntılı, biz bunun farkındayız. Ama biz buradaki Rus uyruklu öğrencilerimiz açısından hiçbir problem yaşamıyoruz. Onlar eğitimlerine devam edecekler.”