Etiket: Yaşı

  • Dünya Çocukları Göz Yaşı İçinde Arkadaşlarından Ayrıldı

    Kocaeli’de düzenlenen 23 Nisan Uluslar arası Çocuk Şenliği’ kapsamında 41 ülkeden çocuklar ülkelerine dönmeye devam ediyor.

    Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 23 Nisan Uluslararası Çocuk Şenliği’ için Kocaeli’ye gelen dünya çocukları, gözyaşları içinde arkadaşlarından ayrıldı.

    Dünyanın 41 ülkesinden bin çocuğun katılımıyla Kocaeli’de yapılan etkinliğe katılan çocuklar, Kocaelili ailelerin evlerinde misafir kalarak Türkiye’deki kültürü öğrenme fırsatı elde etti. Binlerce kilometre uzaktan gelen çocuklar, Kocaelili ailelerin yanında kalarak kısa sürede birçok farklı ırk ve dini inançtan çocuklarla dostluklar kuruldu. Festival sonunda Kocaeli’den ayrılan çocuklar, arkadaşlarından ayrılmanın üzüntüsünü yaşayarak, göz yaşlarına hakim olamadı.

  • Meme Kanseri Yaşı Düştü

    Mersin Üniversitesi (MEÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Dağ, meme kanseri yaşının çok düştüğünü söyledi.

    Kanser Haftası etkinlikleri çerçevesinde Belediye Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Meme Kanserinde Erken Teşhis ve Güncel Tedavi Yöntemleri” konulu konferansa Mersin Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Meme ve Endokrin Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Dağ, Silifke Sağlık Müdürü Dr. Yüksel Eren, Dr. Fidan Sayar, Kanser Şube Müdürü Hülya Sadıkoğlu, Toplum Sağlığı Merkezi çalışanları ve vatandaşlar katıldı. Silifke Sağlık Müdürü Dr. Yüksel Eren, konferansta yaptığı konuşmada, kanserin dünya genelinde giderek artan bir sağlık problemi olduğunu belirterek, “Yeni yayımlanan dünya kanser istatistiklerine göre ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Dünyada toplam 14,1 milyon yeni kanser vakası gelişmiş ve 8,2 milyon kansere bağlı ölüm gerçekleşmiştir. Kanserde benzer seyir devam ettiği takdirde 2030 yılına gelindiğinde yıllık 22 milyon yeni vaka ortaya çıkması, yani 2008 verilerine göre yeni vakalarda yüzde 75 artış olması beklenmektedir” dedi.

    20’Lİ YAŞLARDA SIK GÖRÜLMEYE BAŞLADI

    MEÜ Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Dağ, artık her 8 kadından birinde meme kanserinin görüldüğünü ifade ederek, “Normalde meme kanseri saptanma yaşı 50’dir. Ancak artık günümüzde 30’lu, 20’li yaşlarda sık görülmeye başladı. Hatta 15 yaşında kanser olmasa da memede büyük kitlelere yol açmış iyi huylu tümörler görmeye başladık. Hem yaş aralığı düşme şeklinde hem de her yıl yeni vaka sayısı artıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 30 binin üstünde yeni vaka bildiriliyor. Rakamlar dünyada da aynı şekilde doğudan batıya gittikçe bu rakamlar artıyor” dedi.

    Doğu illerinde meme kanseri vakalarının az görüldüğünü vurgulayan Dağ, “Bunda tabi sosyoekonomik düzey arttıkça en önemli konulardan biri olan doğurma. Genelde Batılı ülkelerde doğurma daha geç yaşta olduğu için bu da suçlanabilecek etkenlerden birisidir. Beslenme türü etkili olabiliyor. Batıda yine çalışan kadın sayısı fazla ve emzirme daha az oluyor. Koruyuculuk için en az 12 ay emzirme gerekiyor ama çalışan bir bayanın 6 aydan fazla emzirmesi mümkün olmuyor. Çocuk doğurma yaşının 25’in altında olması ciddi anlamda meme kanserinden koruyucu. Batıya gidildikçe doğurma yaşı ilerledikçe meme kanseri riski otomatikman artmış oluyor” diye konuştu.

  • Şiddetin Yaşı Yok

    Dünyada her iki kadından birinin hayatının bir döneminde psikolojik ya da cinsel şiddete maruz kaldığını söyleyen Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Gönüllüsü Hazal Günel, bir yaş grubu bebeklerin veya 80 yaş grubunda ki kadınların da şiddete maruz kaldığını açıkladı. Başvuruların 0-90 yaş aralığında değiştiğini de söyledi.

    Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Gönüllüsü Hazal Günel, şiddete maruz kalmanın yaş, eğitim veya sosyoekonomik durumla ilgisi olmadığını, eğitim ve ekonomik düzeyi düşük kadınların şiddete uğradığı algısının doğru bir kanı olmadığını dile getirdi.

    Günel, ‘’Şiddete uğrayan kadınlar başka başka kadınlar değil aslında hepimiziz,bizim de bu kapıdan dışarı çıkıp adım attığımızda şiddete maruz kalmayacağımız dair bir garanti söz konusu değil. İki kadından birisi şiddete uğruyorsa demek ki o kadar sayıda da erkek kadına şiddet uyguluyor. Bu erkekler her zaman tanımadığımız kişiler olmuyor hatta çoğu zaman çok iyi ve yakından tanıdığımız, çok güvendiğimiz, sevdiğimiz kişiler oluyor. Yakınlarımız bize şiddet uyguluyor. Dolayısıyla şiddete maruz kalan kadınlarda şiddet uygulayan erkeklerde başka erkekler veya kadınlar değil’’ dedi.

    DİJİTAL ŞİDDETE DE DİKKAT!

    Teknolojik gelişmelerle birlikte ortaya çıkan dijital şiddete de dikkat çeken Günel, ‘’ Dijital şiddet çok fazla konuşulmayan ama çok yaygın olan bir şiddet türü. Gençler arasında yaygın olduğunu söyleyebiliriz fakat diğer yaş grubunda ki kadınlarda da görebiliyoruz. Mesela sürekli konum atmasını, mesaj atmasını istemesi, her aradığında telefonunu açmasını istemesi, sürekli telefon etmesi veya sosyal medya araçlarında tehdit etmek, onların şifrelerini isteyip hesaplarını kontrol etmeyi istemek ya da izinsiz fotoğraflarını, görüntülerini alıp bunları yayınlamakla tehdit etmek, yayınlanmak gibi sosyal medya veya diğer iletişim araçlarıyla sürekli olarak bir şiddet uygulamak söz konusu olabiliyor’’ diye konuştu.

  • Ankara’nın Yası Sosyal Medyada

    Ankara’daki bombalı saldırının ardından itibaren Twitter’da 2 milyona yakın mesaj paylaşıldı. Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ümit Atabek, bu tür olaylarda bilgi gereksinimin hızla arttığını ve sosyal medyanın hızlı bir haber alma aracı haline dönüştüğünü belirterek, ’’Halkın hızla, doğru bir şekilde bilgilendirilmesi için önceden bir medya kriz planı hazırlanmalı’’ dedi.

    Ankara’da 37 kişinin yaşamını yitirdiği bombalı saldırı, yalnızca Türkiye’de değil tüm dünyada sosyal medyada geniş yankı buldu. Dünyaca ünlü sanatçılardan sokaktaki vatandaşa kadar sosyal medya hesabı olan neredeyse herkes Ankara’daki saldırı için tepki ve üzüntüsünü sanal alemde sayısız tweet atarak dile getirdi.

    Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ümit Atabek, bu tür olaylarda bilgi gereksiniminin hızla arttığını ve sosyal medyanın hızlı bir haber alma aracı haline dönüştüğünü belirterek, “Halkın hızla, doğru bir şekilde bilgilendirilmesi için önceden bir medya kriz planı hazırlanmalı. Nasıl afet gibi olaylarda arama, kurtarma, ilk yardım acil eylem planları bulunuyorsa, bu tarz olaylarda da acil bir medya kriz planı bulunmalı. Bu plana göre hareket edilip toplum en doğru şekilde ve en kısa sürede bilgilendirilerek dezenformasyonların da önüne geçilmeli” dedi.

    SABAHA KADAR 1.5 MİLYON TWEET

    Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Araştırma Görevlisi Göker Gülay Ankara’daki bombalı terör saldırısının meydana geldiği andan itibaren Twitter’da, #Ankara hashtagi ile yapılan paylaşımların, kısa süre içinde dünya gündeminde bir numaraya yükseldiğini belirtti.

    Gülay, şu bilgileri verdi: “Saldırının olduğu gün saat 19.00 ile 21.00 arasında #Ankara hashtagiyle yaklaşık 300 binin üzerinde tweet atıldı. 13 Mart akşamından ertesi sabaha kadar #Ankara hashtagiyle atılan tweet sayısı ise 1,5 milyona yakın. Ankara saldırısıyla ilgili diğer başlıklarla atılan tweetler eklendiğinde bu sayı 2 milyona yaklaşıyor. Dünya gündeminde de 13 Mart akşamından itibaren Ankara saldırısıyla ilgili atılan tweetler hep bir numarada yer aldı. Twitter’da üretilen Türkçe içeriğin neredeyse tamamının Ankara’yla ilgili olduğunu gördük. Hashtagler haricinde yazılan tweet sayıları ise bu rakamların çok üstünde gerçekleşti. Diğer sosyal ağ mecralarında da insanlar tepkilerini dile getirip acıyı paylaştı.’’

    MEDYA KRİZ PLANI OLMALI

    Bu tür olaylarda vatandaşların bilgi gereksiniminin hızla arttığını ifade eden Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ümit Atabek, şunları söyledi:

    “Vatandaşlar, geleneksel medyadan hızlı ve doğru haber alamadığına inanırsa sosyal medya hızlı bir haber alma aracı haline dönüşüyor. Ancak bu gibi durumlarda bilgi kirliliğinin ve dezenformasyonun da en yoğun yaşandığı alanlardan biri haline geliyor. Halkın hızla, doğru bir şekilde bilgilendirilmesi için önceden bir medya kriz planı hazırlanmalı. Kamu otoriteleri, böyle durumlarda geleneksel medyaya ilişkin daha kolay çözüm üretebiliyor. Ancak iş sosyal ağ medyasına gelince, oldukça fazla sorunla karşılaşılıyor. Yasakların bir çözüm olmadığını görüyoruz. En doğrusu, yetkililerin hızlı ve doğru bilgilendirmeye inanarak bu yönde hareket etmeleri. Şüphesiz, dezenformasyon sosyal medyada en büyük sorun ve bu sorunun tek çözümü, hızlı, doğru ve kapsamlı bilgilendirme yapmak.”

    KISA SÜREDE EN DOĞRU BİLGİLENDİRME YAPILMALI

    Aksi halde dezenformasyon ve bilgi karmaşasının daha da yayıldığını vurgulayan Atabek, “Halkın hızlı, doğru ve kapsamlı bilgi edinme hakkına özen gösteren kamu görevlilerine duyulan saygı ve güven artar; bu ise çağdaş kamu düzeni açısından yaşamsal önemdedir. Bu nedenle, nasıl doğal afet gibi olaylarda arama, kurtarma, ilk yardım gibi acil eylem planları bulunuyorsa, bu tarz olaylarda da acil bir medya kriz planı bulunmalı. Bu plana göre hareket edilip toplum en doğru ve en kısa sürede bilgilendirilerek dezenformasyonların da önüne geçilmeli” dedi.

  • Yaşı Küçük Yükü Büyük

    Suriye’de yaşanan savaştan kaçarak ailesiyle birlikte geldikleri Adana’da çadırda yaşayan 9 yaşındaki kız çocuğu, yalın ayak olan 3 yaşındaki kardeşine sırtında taşıyarak bakıyor.

    Suriye’deki savaştan dolayı Türkiye’ye göç devam ediyor. Canlarını kurtarıp Adana’ya gelen Suriyelilerin bir kısmı naylon çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor. Her şeylerini Suriye’de bırakıp sadece canlarını kurtaran aileler de özellikle çocuklar çok zor günler geçiriyor. Bu ailelerden biri de 8 çocuğuyla çadırda yaşam mücadelesi veren Selomo ailesi. Suriye’nin Halep şehrindeki evlerini terk etmek zorunda kalan aile Adana’da çadırda yaşam mücadelesi veriyor. Ne yiyecek ekmekleri ne de ayaklarına giyecekleri bir ayakkabıları yok. Çocukların ya ayakkabısı yok ya da terlik giyip öylece çadırların önündeki çamur alanda oyun oynuyorlar. Anne 8 çocuğu olduğu için çocukların hepsiyle ilgilenemeyince 9 yaşındaki Hanel Selomo, 3 yaşındaki kardeşi Kevser Selomo’ya bakıyor. Selomo kardeşinin giyecek ayakkabısı olmadığı için onu sırtına ya da kucağına güçlükle alıp taşıyor. Kendisi de terlikli olan küçük kız, her şeye rağmen hayata gülümseyerek bakıyor.