Etiket: Yaşı

  • Şahinbey’de öğrenmenin yaşı yok

    Şahinbey’de öğrenmenin yaşı yok

    Şahinbey Belediyesi’ne bağlı Yaşar Torun Gençlik Merkezi’nde üniversite sınavına hazırlanan gençler ve yeniden okuma yazma öğrenen anneler hayatlarına yön vermenin mutluluğunu yaşıyorlar.

    Eğitimin her alanına önemli destekler veren Şahinbey Belediyesi, gençlik merkezlerinde ve sosyal tesislerde her yaştan vatandaşa sunduğu imkanlarla çeşitli dallarda eğitimler veriyor. Pandemi tedbirleri çerçevesinde Yaşar Torun Gençlik Merkezi’nde eğitim gören öğrenciler üniversite sınavlarına hazırlanarak geleceklerine yön verirken, diğer tarafta ise gençlik yıllarında okuyamamanın burukluğunu yaşayan anneler yeniden okuma-yazma öğrenmenin mutluluğu yaşıyor.

    “Başkanımız bize önemli imkanlar sunuyor”

    Üniversite sınavına hazırlanan gençler Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu’nun eğitim anlamında büyük desteğini gördüklerini belirterek, “Gençlik Merkezlerinde ve sosyal tesislerde eğitimde fırsat eşitliği sağlanıyor. Üniversiteye hazırlanıyoruz. Bizim için bu dönemde çok önemli, özel kurslar yerine Yaşar Torun Gençlik Merkezi’ne gelmeyi tercih ettik. Oldukça doğru karar vermişiz. Burada bizlere ücretsiz test ve kaynak kitapları dağıtılıp hocalarımız bizleri sınava hazırlıyor. Başkanımız Mehmet Tahmazoğlu’na bizlere vermiş olduğu bu imkânlardan ve sık sık bizleri ödüllerle teşvik etmesinden dolayı teşekkür ediyoruz” dediler.

    “Başkanımız sayesinde okuma yazma öğreniyoruz”

    Çocukluklarında ve gençlik yıllarında okuma-yazma öğrenememenin burukluğunu yaşayan anneler ise, “Zamanında ailelerimiz bizi okutmadı. Gençlik yıllarımızda da evlenip çocuk sahibi olduğumuz için okuma yazma öğrenmeye imkanlarımız elvermedi. O dönemler de böyle gençlik merkezleri ve sosyal tesislerde yoktu. Allah Başkanımız Mehmet Tahmazoğlu’ndan razı olsun. Onun yaptırdığı Yaşar Torun Gençlik Merkezi’ne gelerek okuma yazma öğreniyoruz. Okuma yazma bilmemek çok kötü. Hastaneye ve alışverişe giderken, hatta bir otobüse binerken dahi çok zor anlar yaşıyoruz. Sürekli birilerine soruyoruz. Yaşar Torun Gençlik Merkezi’ndeki okuma yazma kursuna gelerek bu sıkıntılarımız ve sorunlarımızı aştık. Bizlere bu imkânı sunanBelediye Başkanımız Mehmet Tahmazoğlu’na teşekkür ederiz” diye konuştular.

  • Göz yaşı kanal tıkanıklığına dikkat

    Göz yaşı kanal tıkanıklığına dikkat

    Göz Hastalıkları Uzmanı Op.Dr. Şeyda Atabay, gözyaşı tıkanıklılığına dikkat çekti. Atabay, “Biz ağlamasak da gözümüzde sürekli bir gözyaşı üretimi olur. Biz bu durumun farkında olmayız, çünkü bu gözyaşı üretimi dengeli bir biçimde üretilip gözyaşı kanalından atılır. Göz kemik boşluğunun üst dış kısmındaki lakrimal bez ve göz kapakları kenarındaki yardımcı gözyaşı bezleri sayesinde gözyaşı üretimi olur. Bu gözyaşı yüm göz yüzeyini ıslatıp temizleyerek göz kapakları iç kısmında bulunan ve halk arasında gözyaşı pınarı denilen alandan uzaklaştırılır. Gözyaşı pınarının iç kısmında gözyaşı emilimin gerçekleştiren ve adeta bir pompa görevi gören gözyaşı kanalı ve punktumlar aracılığıyla burun arka kısmından genzimize akarak uzaklaştırılır” dedi.

    Göz pınarından başlayan ve burun içi kısmına kadar devam eden bu yolun gözyaşı kanalı olarak adlandırıldığını ifade eden Op.Dr. Atabay, “Bu yoldaki herhangi bir tıkanıklık gözyaşının akışını bozarak gözümüzde sulanmaya neden olur. İleri evrelerde ise çapaklanma ile birlikte şiddetli enfeksiyonlara neden olmaktadır. Tedavisiz kalındığında göz çevresinde şişlik ve ciddi enfeksiyonlar meydana gelebilir.

    Bu yoldaki tıkanıklık bazen en üst seviyede punktum düzeyindedir. Bu durumda çok daha küçük bir müdahale ile punktum genişletilir ve sorun çözülür. Ancak çoğu durumda tıkanıklık burundaki açıklık öncesi kemik doku içindedir. Bu durumda daha kapsamlı bir ameliyat ile sorun çözümlenebilir. Gerekli koşullar olduğunda açılan kanala açıklığın devamını sağlamak amacıyla tüp yerleştirilebilir. Göz kanalı tıkanıklığı yeni doğan bebeklerde de görülebilmektedir. Bebeklerde tedavimiz çok daha az travmatik olan sondalama probing işlemi şeklindedir” açıklamalarında bulundu.

  • Mickey Mouse’un 90’ıncı yaşı Maltepe Üniversitesi’nde kutlanıyor

    Maltepe Üniversitesi görsel iletişim tasarımı bölümü öğrencileri, Mickey Mouse’un 90’ıncı yaşını ’MickeyGraphy Sergisi’ ile kutladı.

    Herkesin çocukluk kahramanı Mickey Mouse tam 90 yaşında. Ünlü animasyon karakterinin 90’ıncı yaş günü kutlamaları kapsamında tüm dünyada ve Türkiye’de çok sayıda sanatçı Mickey Mouse karakterine özel tasarımlar gerçekleştiriyor. Maltepe Üniversitesi iletişim fakültesi görsel iletişim tasarımı bölümü öğrencileri de tüm dünyayı saran Mickey Mouse coşkusuna ‘MickeyGraphy’ sergisi ile dâhil oldu.

    Bölümün 3’üncü sınıf öğrencileri, Öğr. Gör. Merve Poray’ın yürüttüğü ’Sayısal Tipografi Uygulamaları’ dersi kapsamında hazırladıkları tipografik afişlerle Mickey Mouse’un 90’ıncı yaşını kutladı. Marmara Eğitim Köyü içinde yer alan İletişim Fakültesi dekanlık ofisi katında gerçekleştirilen serginin açılışı Disney Türkiye temsilcilerinin de katılımıyla gerçekleştiril.

    Sergi 15 gün boyunca Mickey Mouse severleri bekleyecek.

  • Yeşilay’dan ürkütücü sigaraya başlama yaşı açıklaması:

    Türkiye Yeşilay Cemiyeti Denizli Şube Başkanı Bünyamin Yakar, sigaraya başlama yaşının Denizli ile birlikte Türkiye genelinde anaokulu yaşına kadar düştüğünü kaydederek, bunun en büyük nedeninin ise anne ve baba özentisi olduğunu ifade etti.

    Başkan Yakar beraberinde yönetim kurulu üyeleri ile birlikte bir basın toplantısı düzenleyerek cemiyetin Denizli’de gerçekleştirdiği faaliyetleri hakkında bilgiler verdi. Cemiyetin sigara ve uyuşturucu gibi madde bağımlılığı ile yıllardır mücadele ettiğini hatırlatan Yakar ayrıca gönül elçileri projesi hakkında da bilgiler verdi. Gazetecilerin soruları üzerine toplantı da sigara kullanım yaşı hakkında açıklamalarda bulunan Yakar, Denizli ve Türkiye açısından ürkütücü bir tablo çizdi. Denizli’nin sigara kullanım yaşına göre Türkiye genelinde 15. sırada olduğunu vurgulayan Yakar, “Kamusal verileri açıklamamız çok uygun değil ama ben şöyle rakamsal verileri açıklayayım; sigara kullanımına başlama anaokuluna kadar inmiş durumda, Denizli’de de aynı şekilde. Madde bağımlılığı da 9 yaşına inmiş durumda, tehlikeli bir alandayız. Riskli iller arasında da 15 il arasında 15. sıradayız, yani ilk 15’teyiz. Türkiye’de bağımlılıkta riskli görünen iller arısında 15. sıradayız” diye konuştu.

    “Çocuklarda anaokuluna kadar sigara içme alışkanlığı başladı”

    Sigara kullanımının anaokulu yaşına kadar düşmesindeki etkenlerin sorulması üzerin Yakar şunları söyledi:

    “Bununla ilgili değişik etkenler vardır. Anne babaya özenti, anne baba sigara içiyorsa çocukların da bir özentisi var. Anaokulundaki çocuğun dışarıdaki arkadaşından öğrendi diye bir şey yok. Bu anne babaların çocuklarının yanında sigara içmeleriyle alakalı eskiden çocuğun dedesi, ‘Yak oğlum’ falan derdi. Bugün sigara içen anne babalar da bu işi devam ettirdiler ve çocuklarda anaokuluna kadar sigara içme alışkanlığı başladı. Diğer türlü, çocuğun cafede gördü de sigaraya başladı ya da arkadaş çevresi yaptı diyebileceğimiz bir durum yok. Çocukların tamamen aileden kaynaklı sigaraya başladığını düşünüyoruz.”

    “Her esnafı Yeşilay elçisi yapmıyoruz”

    Açıklamalarında son olarak ‘Yeşilay gönül elçileri’ projesinden de bahseden Yakar, elçilerin genellikle esnaflardan seçildiğini aktardı. Yakar, “Yeşilay elçisi olmak için öncelikle mahalle esnafı olmak gerekiyor. Çünkü o mahalledeki gençlerin muhatap olacağı bir esnaf olması gerekiyor. Esnafın öncelikle hiçbir bağımlılığının olmaması gerekiyor. Her esnafı Yeşilay elçisi yapmıyoruz. O mahallede sevilen sayılan, itibar gören ve sözü dinlenen bir esnaf olmasını tercih ediyoruz” dedi.

  • Kalp ve damar hastalıklarına yakalanma yaşı düşüyor

    Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde başta gelen ölüm ve iş görmezlik nedenleri arasında yer alan kalp ve damar hastalıkları hakkında açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Hamza Duygu, sigaranın bırakılması ile kalp damar hastalıkları riskinin azaldığının kanıtlandığını ve kalp damar hastalıklarına yakalanma yaşının düştüğünü ifade etti.

    Avrupa’da tüm ölümlerin yüzde 49’u, 65 yaş altındaki ölümlerin ise yüzde 30’unun kalp damar hastalıkları nedeniyle olduğunu ifade eden Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamza Duygu, kalp damar hastalıklarının birçok Avrupa ülkesinde orta ve ileri yaş grubunda en önemli ölüm nedeni olduğunu söyledi. Prof. Dr. Duygu, sürekli artış gösteren kalp damar hastalıklarına bağlı ölümler hakkında yaptığı açıklamalara şöyle devam etti:

    “20. yüzyıl başlarında kalp ve damar hastalıkları dünya genelinde ölümlerin yüzde 10’undan daha azından sorumluyken, 21. yüzyıl başında gelişmiş ülkelerde ölümlerin neredeyse yarısından, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 25’inden sorumludur. 21. yüzyılda da kalp ve damar hastalıklarının tüm dünya genelinde sakatlık ve ölümlerin en önemli nedeni olduğu kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2001 yılında yaklaşık 16,6 milyon insan kalp ve damar hastalıklarından yaşamını yitirmiştir.”

    “Kalp ve damar hastalıklarının görülme sıklığı kontrol edilebilir”

    Dünya Sağlık Örgütü’nün, kan basıncı, obezite, kolesterol ve sigara içiminin kontrolü ile kalp ve damar hastalıklarının görülme sıklığının yarıya indirilebileceğini bildirdiğini ifade eden Prof. Dr. Duygu, bu anlamda koruyucu hekimliğin, kalp ve damar hastalıklarından kaynaklı ölümlerin azaltılmasında çok önemli bir role sahip olduğunu, amacın kalp damar tıkanıklığı için yüksek risk taşıyan bireylerin saptanması ve bu kişilerdeki ilk veya tekrarlayan kalp damar tıkanıklıklarının önlenmesi olduğunu belirtti.

    Amaç; obezite, hipertansiyon ve sigara kullanımının önüne geçmek

    Prof. Dr. Hamza Duygu, “Kalp ve damar hastalıkları birden fazla faktöre bağlı hastalıklardır. Günümüzde kalp ve damar hastalıklarının her toplumda etkin olduğu kabul edilen risk faktörleri vardır. Sigara içmemenin, kilo almamanın, sağlıklı beslenmenin, en az günde yarım saat, haftada beş gün olmak üzere düzenli egzersiz yapmanın, normal şeker metabolizmasının ve aşırı stresten uzak durmanın kalp ve damar sağlığını korumak açısından önemi bilinmektedir” diyerek, kalp ve damar hastalıkları ile ilgili risk faktörleri arasında yaş, cinsiyet, genetik ve etnik etkenler “değiştirilemez etkenler” grubuna girerken, sigara, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, aşırı alkol tüketimi, oturgan (sedanter) yaşam, şişmanlık, kan yağları, kan basıncı ve kan şekeri yüksekliğinin ise “düzeltilebilir risk faktörleri” olarak ayrılabildiğini söyledi.

    Değişen yaşam tarzı kalp hastalıklarının genç yaşlara inmesine etken

    Günümüzde teknolojinin hızla ilerlemesinin getirdiği değişimler nedeniyle toplumun gün geçtikçe farklılaşan bir yaşam tarzı sürdürmeye başladığını hatırlatan Duygu, modern yaşamın getirdiği olanaklar nedeniyle insanların daha az hareket eder hale geldiğini, yaşam tarzı değişikliğinin beslenme alışkanlıklarını da kötü yönde etkilediğini ifade ederek şöyle devam etti, “Beslenmenin daha çok hayvansal kaynaklı gıdalara dayanması, sebze ve meyvenin yeterince tüketilmemesi, aşırı yağlı, soslu, yüksek enerjili gıdalar tüketilmesi, fiziksel aktivite eksikliği ile birleştiğinde kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini arttırmaktadır. Son yıllarda yirmili otuzlu yaşlarda da kalp damar tıkanıklıklarına günlük pratiğimizde daha sık rastlamaktayız. Bunun en önemli nedeni sigara alışkanlığıdır. Buna ek olarak fiziksel aktivitedeki azalma, kilo artışı, beslenmeye yeterince dikkat edilmemesi ve stres de katkıda bulunan faktörler olabilir” dedi.

    Kalp sağlığını korumada beslenme alışkanlığı büyük önem taşıyor

    Sağlıklı beslenme sayesinde kalp damar hastalıklarına neden olan risk faktörlerinden aşırı kilo, kolesterol yüksekliği, şeker hastalığı ve yüksek tansiyon gelişiminin geciktirilebileceğini veya azaltılabileceğini kaydeden Prof. Dr. Hamza Duygu, toplumda giderek yerleşen batı tipi diyet ve fast food alışkanlığı ile mücadele etmenin bu hedeflere ulaşmak için gerekli olduğunu belirtti. Duygu şöyle devam etti,:

    “Diyet alışkanlıkları çocukluk yaşlarında başladığından, bu yaşlardan itibaren sağlıklı diyet alışkanlığının yerleştirilmesi ile toplumun kalp damar hastalığı riski azaltılabilir. Aşırı kalori ve tuz tüketiminin önlenmesi, hayvansal yağların azaltılarak bitkisel yağların, taze sebze, meyve, lifden zengin yiyecekler ve balığın daha çok tüketildiği bir diyetin benimsenmesi kalp damar hastalığı riskini azaltmaktadır. Nitekim zeytinyağı ve balık tüketiminin daha fazla olduğu bölgelerde kalp damar hastalıklarından ölümler daha az görülmektedir. Toplam tüketilen enerjinin yüzde 30’dan azının hayvansal yağlardan köken alması gerekmektedir.”

    Şişmanlık ve hareket azlığı şeker hastalığına sebep

    Öncelik verilmesi gereken bir diğer konunun da şeker hastalığı sıklığındaki korkutucu artıştan sorumlu şişmanlık ve hareket azlığı ile mücadele olması gerektiğini hatırlatan Duygu, bu konuda toplum düzeyinde verilmesi gereken mücadelenin, topluma eğitim yoluyla bilinç kazandırmak suretiyle gerçekleşebileceğini ifade etti. Okullarda fiziksel aktivite derslerinin yanında beslenme ile ilgili eğitimler de verilmesi gerektiğini ifade eden Duygu, “İlk ve orta dereceli okullarda fiziksel aktivite ve beslenmeyle ilgili eğitimlere daha çok önem verilmelidir. Okullarda öğrencilere günde bir saat beden eğitimi yapma olanağı sağlanmalıdır. Erişkinlerin ise beden eğitimi yapabileceği merkezlerin sayısı ve kalitesinin arttırılması devletçe desteklenmelidir. Yerleşim alanlarında insanların güvenle yürüyüş yapabileceği parkur olanakları sağlanmalı, var olanların kaliteleri yükseltilmelidir. Haftanın beş günü, günde en az 30 dakika süre ile yapılacak yürüyüş, koşu, jogging, step, yüzme gibi yarışmalı olmayan aerobik, spor ve aktiviteler, kalp kasının oksijenlenmesini artırmanın yanı sıra, kişinin ideal kilosuna ulaşmasına, kolesterol düzeyinin düşmesine, kan basıncının kontrol altına alınmasına, ayrıca kişinin stres düzeyinin azaltılmasına da yardımcı olacaktır” şeklinde konuştu.

    Şişmanlık ile mücadelede medyaya da önemli görevler düştüğünü, çikolata, gofret, bisküvi, gibi atıştırmalık ürünlerin televizyon kanallarında yayınlanan reklamlarına ve okullardaki satışına kısmi kısıtlamalar getirilmesi gerektiğini de sözlerine ekleyen Duygu, abdominal obezitenin (yağın göbek çevresinde toplanması) genel obeziteden daha zararlı olduğu kavramının halka ve hekimlere benimsetilmesi gerektiğini, bel çevresi ölçümünün, hekimlerin kan basıncına yönelik yaptığı rutin ölçümlerden biri gibi olması gerektiğini ifade etti.

    “Avrupa’daki veriler sigara kullananların yaklaşık 20 yıl daha az yaşadığını göstermektedir”

    “Düzenli olarak sigara içenlerin yüzde 50’si sigara içimi ile ilişkili nedenlerden kaybedilmektedir ve bu ölümlerin yaklaşık yarısı orta yaş grubunda görülmektedir” diyen Duygu, içilen sigara miktarının, kalp damar hastalıkları, kanser ve solunum sistemi hastalıkları ile doğrudan ilişkili olduğunu belirtti. Pasif içiciliğin de benzer riskleri getirdiğini, sigara kullanımının önlenmesinde yine ilk basamağın eğitim olduğunu, bu konuda okullarda, işyerlerinde ve sağlık kuruluşlarında yoğun çabalar harcanması gerektiğini belirtti.

    Prof. Dr. Hamza Duygu, bilinen kalp damar hastalıkları olan veya yüksek risk grubuna dahil edilen bireyler için korunma tedavisinin ana hedeflerini şu şekilde özetledi:

    “Sigara dumanından uzak durun.

    Sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanın.

    Her gün düzenli spor yapın.

    Kilo almamaya dikkat edin, ideal kilonuzu koruyun.

    Kan basıncının yükselmemesine özen gösterin.

    Fazla tuzdan uzak durun.

    Kötü huylu kolesterol yüksekliğine dikkat edin.

    Kan şekeri kontrolü sağlayın.

    Günde ortalama 7 saat uyumaya dikkat edin.

    Stresli yaşamdan uzak durun, iyimser olmaya gayret edin.

    Fazla alkol tüketiminden kaçının.

    Mümkün olduğunca kirli havanın olduğu yerlerden uzak durun.”

    Sağlıklı yaşam önerileri

    “Kırmızı et, sakatat, sucuk, pastırma, sosis gibi hayvansal gıdalarda ve tereyağında bol bulunan doymuş yağlar ve trans yağ asiti içeriği yüksek margarinler yerine, tekli (zeytin yağı) ve çoklu doymamış yağlardan (soya ve mısır yağı, balık) zengin yiyecekler ve omega 3 (balık) ve 6 (soya yağı, mısır özü) yağ asitinden zengin yiyecekler tercih edilmelidir” önerilerinde bulunan Prof. Dr. Hamza Duygu, bu tip beslenme ile hem kötü huylu kolesterol (LDL-kolesterol) ve trigliserid artışının önlenebileceğini, hem de iyi huylu kolesterolün (HDL-kolesterol) artırılabileceğini hatırlattı.

    Prof. Dr. Hamza Duygu açıklamalarının sonunda sağlıklı bireylere beslenme ve yaşam tarzına ilişkin şu önerilerde bulundu;

    “Yağsız süt ve süt ürünleri tüketin.

    Haftada 1-2 kez balık tercih edin.

    Günde en az üç kez sebze meyve tüketin.

    Genellikle beyaz et (tavuk, hindi gibi) tercih edin.

    Yağsız dana veya koyun etini haşlama veya ızgara olarak tüketin.

    Katı yağlardan kaçının.

    Bol posalı yiyecekler (tahıllar, yulaflı kepekli ekmekler, bulgur, baklagiller vb.) tüketin.

    Ara öğünleri sebze meyve ile geçiştirin.

    Yatmadan önce kesinlikle yemek yemeyin.

    Aşırı alkolden kaçının.

    Sigara ve stresten uzak durun ve ideal kiloda kalabilmek için haftada 5 gün en az yarım saat egzersiz yapın.”