Etiket: Yaşanıyor

  • Prof. Dr. Tarhan: “Dünyada çocuk ve aile sebebiyle medeniyet krizi yaşanıyor”

    Üsküdar Üniversitesi Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan “Çocuk ve Aile” konulu konferansta Konya Ticaret Odası (KTO) Karatay Üniversitesi öğrencileri ile bir araya geldi.

    KTO Karatay Üniversitesi Çocuk Gelişimi Topluluğu tarafından Üsküdar Üniversitesi Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın konuşmacı olarak katıldığı “Çocuk ve Aile” konulu konferans düzenlendi. KTO Karatay Üniversitesi Sosyal Tesisleri’nde düzenlenen konferansa, KTO Karatay Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Sade, fakülte dekanları, akademik ve idari personel ile çok sayıda öğrenci katıldı.

    Programın açılış konuşmasını yapan KTO Karatay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Birol Özkalp, Prof. Dr. Nevzat Tarhan gibi kıymetli bir bilim adamını üniversitede ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti.

    “Gelişme ve kalkınma iyi eğitilmiş çocuklarla mümkün”

    Üniversite olarak planladığımız etkinliklerle, değerli konuklarla, gençlerimizin ufkunu açarken bir taraftan da topluma yararlı, sosyal konuları irdelemeye çalışıyoruz diyen KTO Karatay Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bayram Sade, “Çocuk ve aile bizim toplumumuzda önemli bir yapı. Ülkemizin gelişmesi ve kalkınması, iyi eğitilmiş çocuklar ve değerlerimize sahip aileler ile mümkün olacaktır. Bu nitelikli programı tertip eden öğrencilerimize ve topluluğumuza teşekkür ediyorum” diye konuştu.

    “Ailenin olmadığı bir toplumda nitelikli insan yetiştirmek zordur”

    Gençlerdeki heyecanı gördüğünü ve KTO Karataylı öğrencilerle bir arada olmaktan dolayı duyduğu mutluluğu dile getiren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Çocuk ve aile insanlığın geleceği konusunda kritik noktalardan biridir. Dünya günümüzde çocuk ve aile sebebiyle medeniyet krizi yaşıyor. Bilgisayar ile doğan dijital nesil ile karşı karşıyayız. Geçtiğimiz yıllarda ailenin etrafında sosyal bir duvar vardı, şu an o duvar yıkıldı ve sorunlar baş gösterdi. Ailenin olmadığı bir toplumda nitelikli insan yetiştirmek çok zordur. Doğru aile ortamında insan kendini mutlu edebilmelidir ki toplum da mutlu olsun” dedi.

    “İnsan ilişkileri de bir sermayedir”

    “Hayatta başarılı olmanın sırlarından biri de insan ilişkilerinde başarılı olmaktır” diyerek empatinin önemine vurgu yapan Tarhan, “Her alanda iyi olabilirsiniz ama insan ilişkilerinizi geliştiremezseniz, eksik kalırsınız. 21. yüzyılda girişimci, yenilikçi ve insan ağları güçlü bireyler olmak zorundasınız. İçerisinde bulunduğumuz dönem artık bize insan ilişkilerini de bir sermaye olarak sunuyor” ifadelerini kullandı.

    Program öğrencilerin sorularının cevaplaması ve hediye takdimi ile sona erdi.

  • Aydın’da TYP mülakatlarında yoğunluk yaşanıyor

    Aydın’da İŞKUR üzerinden Toplum Yararına Program (TYP) kapsamında çalıştırılacak olan bin kişi için, başvuruların sona ermesinin ardından başlayan mülakatlarda yoğunluk yaşandı.

    Toplum Yararına Program kapsamında Aydın’da kamu kurum ve kuruluşlarında çalıştırılmak üzere alım yapılacak bin kişilik kadro için mülakatlar devam ediyor. İŞKUR üzerinden başvurularını yapan ve mülakata girmeye hak kazanan binlerce vatandaş mülakat alanlarında uzun kuyruklar oluşturdu. Başvuruların 08 Aralık’ta sona ermesinin ardından, bugün sabahın erken saatlerinde mülakat yapılacak alana gelen vatandaşlar zaman zaman izdihama yol açtı. Vatandaşlar mülakat alanlarında uzun kuyruklar oluştururken, görevliler mülakata gelen vatandaşlara izdiham yaşanmaması için yardımcı oldu. Mülakat sonucu Aydın il genelinde yapılacak olan bin kişilik kadroya girmeye hak kazanan ve gerekli şartları taşıyan vatandaşlar 6 ay süre ile kamu kurum ve kuruluşlarında çalışma imkanı bulacak.

  • Hamsi satışlarında patlama yaşanıyor

    Ordulu balıkçıların yüzünü hamsi satışları güldürdü.

    Fatsalı balıkçılardan Yusuf Aktaş, “Hamsi yöremizde çıkmaya başladı. Ağ atan balıkçılarımız kasalar dolusu hamsilerle limana dönüyorlar. Kilosunu 10 TL’den satıyoruz. Vatandaşlar da fiyattan çok memnun ve evlerine rahatça hamsiyi alıp götürüyorlar. Fakirin sofrasını palamuttan sonra hamsi güldürüyor. Çinekop, istavrit, tirsi ve mezgit satışlarımızda çok güzel. Ucuz fiyatı bulunca vatandaş balık alıp yiyor. Palamut sezonu ile hamsi sezonu arasında bir durgunluk yaşansa da o boşluğu fazlasıyla kapattı” dedi.

    Hamsiyi çok sevdiklerini ve sezon boyunca neredeyse her akşam alarak sofralarına götürdüğünü söyleyen Hacı Şahin ise, “Hamsi ucuz olunca bizler de çok mutlu oluyoruz. Balık seven kişiler olarak sezonunda hamsiyi bol tüketiyoruz. Bol çıkan hamsi sofralarımızın bereketi oluyor” diye konuştu.

    Tezgahlar balık fiyatları ise şöyle: Hamsi 10 TL, mezgit 20 TL, çinekop 20 TL, çupra 15 TL.

  • Hamside son 17 yıldır inişli çıkışlı av sezonları yaşanıyor

    Hamsi avında son 17 yıldır inişli çıkışlı av sezonları yaşanırken, 2000 yılında 280 bin ton gerçekleşen hamsi avı 2017 yılına gelindiğinde 158 bin tona kadar geriledi. Bu sezon da hamsi avı beklentileri bugüne kadar karşılayamazken, halk arasında “Palamut bol olursa hamsi az olur?” söylentileri yeniden ayyuka çıktı.

    Bugünlerde Karadeniz’de avlanarak tezgahlarda yerini alan yerli hamsi, miktar ve fiyat olarak ne balıkçıyı ne de vatandaşı memnun etmedi. Yerli hamsinin fiyatı 10 TL’den aşağıya düşmezken, halk arasında “Palamut bol olursa hamsi az olur ?” söylentilerine cevap veren Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cemal Dinçer, bu durum ile ilgili tam olarak bilimsel bir açıklama yapmanın mümkün olmadığını söyledi. Hamsi avının son 17 yıllık periyotta inişli çıkışlı grafik çizdiğini belirten Dinçer, bu durumun avcılığın doğru yönetilmediğinden kaynaklandığını söyledi.

    Hamsi stoklarının mutlaka korunması yönünde hamlelerin yapılması gerektiğine dikkat çeken Dinçer, “Hamsi 2 bin yılında 280 bin ton avlanırken, 2017 yılında ise 158 bin tona kadar geriledi. Yine yıllara göre değerlendirecek olursak hamsi 2001 yılında 320 bin ton, 2002 yılında 373 bin ton, 2003 yılında 295 bin ton, 2004 yılında 340 bin ton, 2005 yılında 138 bin 500 kilo. 2006 yılında 270 bin ton. 2007 yılında 385 bin ton. 2008 yılında 251 bin 600 kilo. 2009 yılında 204 bin 600 kilo. 2010 yılında 229 bin ton. 2011 yılında 228 bin 500 kilo. 2012 yılında 164 bin ton. 2013 yılında 180 bin ton. 2014 yılında 96 bin 500 kilo. 2015 yılında 193 bin 500 kilo. 2016 yılında 102 bin 500 kilo. 2017 yılında ise 158 bin ton. Bu rakamlara baktığımızda en fazla avlanmasının 385 bin ton ile 2007 yılında olduğunu görüyoruz. Yine aynı dönemde palamut avına bakacak olursak 6 bin tonlara kadar düştüğünü görmekteyiz. Yani genel olarak bakıldığında palamutun bol olduğu dönemde hamsi az olmuş, hamsinin çok olduğu sezonda palamut az olmuş” dedi.

    Karadeniz’de en fazla avlanan balık cinsinin hamsi olduğunu dolayısıyla son yıllarda hamsi avında gözle görülür bir düşüşün yaşandığına dikkat çeken Dinçer, halk arasında ’Palamutun çok olduğu dönemde hamsi az olur’ anlayışının bilimsel olarak henüz kanıtlanmadığını söyledi. Dinçer, “Bu konuda kesin bir bilgi yok ancak bizde bu durumu merak ettik. Geçmiş yıllardaki av verilerini karşılaştırdık. Yani palamut verileriyle hamsi verileri arasında bir ilişki var mı yok mu ?Varsa nedir diye önce bunlara bakmak istedim. Özellikle ana piklerin olduğu yerde gerçekten de örneğin 2007 yılında palamut bir önceki yılda 10 bin tondan 70 bin tona çıktı. 2004-2005 yılında baktığımızda ise hamside büyük bir düşüşün olduğu gözlemlenmektedir. Diğer piklere de baktığımız zaman gerçekten palamutun bol olduğu yerde hamsi düşmüş. Hamsinin düşük olduğu yerde de palamut bol olmuş. Ancak bilimsel olarak bu her zaman böyledir diye bir şey demek mümkün değil. Hatta tersini bile söyleyebilmemiz mümkündür. Çünkü bilimsel olarak besin zinciri açısından baktığımızda palamutun ana besininin hamsi olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla palamut bol olabilmesi için bolca beslenebilmesi lazım. Bolca beslenebilmesi için ana besini olan hamsinin de bol olması lazım. Dolayısıyla bu açıdan baktığımızda biri varsa diğerinin de olması, var gibi söylemek daha gerçekçi durmaktadır. Gerçekten ana piklerde biri var olduğu zaman diğeri daha az olarak gerçekleşmektedir. Dolayısıyla son 17 yıllık av verilerine baktığımızda bunu söylemek mümkün görünüyor. Ancak bunu bilimsel verilerle kesin olarak desteklememiz mümkün değil. Hatta bunun aksini bilimsel olarak söylemek daha doğru olurdu” diye konuştu.

    Hamsi sezonu çık kısa sürüyor

    Hamsi sezonunun çok kısa bir periyoda sıkıştığını dolayısıyla avlanmanın da kısa sürdüğünü kaydeden Dinçer, “Karadeniz’de ağırlıklı olarak hamsi avlandığını söyleyebiliriz. Ancak son dönemlerde avcılık iyi yönetilmediğinden dolayı hamsinin durumu kritik olduğunu belirtmek istiyorum. ’Hamsi sezonu çok kısa bir periyoda sıkıştı, erken bitiyor’ diyebiliriz. Eylül-Ekim’de avlanmaya başlanıyor, Kasım’da bitiyor, Aralığa bile gitmiyor. Balıkçılarımız da daha sonra Gürcistan taraflarına giderek hamsiyi avlamaya çalışıyorlar. Bence bu avcılık doğru yönetilmiyor. Özellikle stokların korunması yönünde yapmamız gereken hamleler vardır” şeklinde konuştu.

    Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler arasında Türkiye’de balıkçılık filosu bakımında en yüksek kapasiteye sahip olduğunu belirten Dinçer, “Bizdeki av filosu yüksek kapasiteye sahip. Gürcistan bizim kadar hamsi avlayamamaktadır. Aslında Karadeniz’de avlanan balığın yüzde 90’nını Türkiye tek başına avlamaktadır. Buna bütün Karadeniz sahilindeki ülkeleri dahil. Yani Romanya, Bulgaristan, Ukrayna, Gürcistan’da dahil olmak üzere. Karadeniz’deki balığın çoğunu avlayan Türkiye. Yüzde 90’nını Türkiye tek başına avlıyor” ifadelerini kullandı.

  • Başkan Kalkan: “Çin işkencesi tabirinin bugünkü somut karşılığı Doğu Türkistan’da hergün değil her an yaşanıyor”

    Eğitim Bir Sen Kayseri 1 Nolu Şube Başkanı Aydın Kalkan, Doğu Türkistan’ın 1949 yılından bu yana Çin işgali altında olduğunu söyleyerek, “O günden bu yana Doğu Türkistan’dan feryatlar hiç eksik olmadı. Fakat kulaklar sağır, gönüller körleşmiş modern dünyada. Ne Çin işkencesi görüldü, ne de zulüm altında yükselen feryatlar duyuldu” dedi.

    Sendika binasında düzenlediği basın toplantısında konuşan Kalkan; bugün Cenevre’de BM İnsan Hakları Komisyonunda Çin Hükümetiyle karşılıklı olarak Çin’deki insan hakları ihlallerinin değerlendirileceği bir toplantının düzenleneceğini ifade ederek; “Bugünkü yapısına rağmen BM’nin, Çin’in Doğu Türkistan’da gerçekleştirdiği jenosidi/soykırımın en azından dünya kamuoyuna duyurması bakımından önemsiyoruz. Tabi buradan hemen şu uyarıyı da yapalım; Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı soykırımı, son zamanlarda gittikçe şiddetini artıran Amerika-Çin rekabetine politik meze yapmaya çalışanlara izin verilmemeli. Doğu Türkistan ve milyonlarca insan, iki emperyalist devletin çıkar kavgasında araç haline getirilmemeli. Biz bu noktada dünyanın bütün iyi insanlarına, insanlığa önemli vazifeler düştüğüne inanıyoruz. Eğer dünyanın iyi insanları bu konuyu sahiplenip, zulme karşı bir hat oluşturmazsa, Doğu Türkistan başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde yaşayan mazlumlar iki zalimden birinin zulmüne maruz kalması kaçınılmazdır. Bu yüzden dünyanın bütün iyi insanları zulme karşı güçlü bir hat oluşturmalı, adalet ve özgürlük dünyamıza hakim kılınmak için sorumluluk almalı. Ve hep birlikte haykırmalı; İnsan onuru dokunulmaz, özgürlükler kısıtlanamaz. Evet. Çin, Doğu Türkistan’da bir soykırım gerçekleştiriyor. Bunu yaparken de kendince meşrulaştırıcı bazı politik argümanlar geliştiriyor. Zaten modern dünyada bütün katliamlar, zulümler bu kılıf altında, yani masum gibi görünen teoriler ve politik söylemlerle gerçekleştiriliyor. Çin hükümeti de, Doğu Türkistan’daki soykırımı, zulmü gizlemek için ’Sosyo-ekonomik reformlar’ söylemini kullanıyor. Bu söylemin altında neler gizli, gelin birlikte bakalım. Yükselen ejderha olarak gösterilen Çin, komünist parti oligarşisi altında tam bir kölecilik düzeni kurmuştur. Bu yüzden, insan hakları ihlalleri bütün ülke sathına yayılmıştır. Bugün Çin’in zenginlerinin kimliğine baktığınız zaman hep Çin Komünist Partisinin yöneticilerinin çocukları olduklarını görürsünüz. Bunlara küçük prensler denilmektedir. Çin rüyası pazarlanan budur. İşte, ’sosyal-ekonomik reformlar’ bu küçük azınlık için geliştirilmiş sömürü politikalarının kılıfıdır. Değerli dostlar, bu gerçek anlaşılmadan, Doğu Türkistan’da neler oluyor sorusunun cevabını tam olarak anlayamayız. Peki sosyal-ekonomik reformlar adı altında nasıl bir politika izleniyor?

    Yukarıda dediğimiz gibi Doğu Türkistan’da 1949 yılından bu yana yaşanan bir zulüm var. Bir noktada bu zulmün temelinde Doğu Türkistan’ı Müslüman Uygur Türklerinden arındırmak yatıyor. Bu politika işgalin ilk yıllarından bugüne kadar aralıksız uygulandı. Özellikle 1960’la 1990 arasında başkent Urumçi’nin güney doğusundaki Lop Nor çölünde yapılan atom denemeleri neticesinde on binlerce Uygur Türkü radyoaktif maddeler yüzünden ölmüştür. Şimdilerde ise bizzat Çin Komünist Partisinin geliştirdiği politikalarla insanlar, ya ölüme sürükleniyorlar ya da yerlerinden yurtlarından ediliyorlar. Aslında herkesin bildiği bu politikaların birkaçını burada bir kere daha hatırlatmak istiyorum. Çin fikri ıslahat adı altında bir milyondan fazla insanı hapishanelerde tutuyor. Çin komünist yönetimi ‘Kardeş Aile’ projesi adı altında her Doğu Türkistanlının evine bir Çinli erkek yerleştirerek Uygurların aile birliğini dağıtıyor. Evlenmemiş 16-25 yaş arası Uygur kızları Çin’in iç bölgelerine sürüldü. İlk yıl 240 bin, ikinci yıl ise bir milyon Uygur kızı ailesinin elinden zorla alınarak fabrika ve tarlalarda işçi yapıldı. 2001’de bir uygulama başlattılar. Adı ’Sincan Sınıfı’. Müslüman Uygur çocuklarını ailelerin elinden alarak, Çin’in iç bölgelerindeki yatılı okullara götürdüler. 2003 yılında Doğu Türkistan’daki bütün okullarda Uygurca yasaklandı.O tarihe kadar eğitimini Uygurca yapmışların diplomaları elinden alındı.Mühendis, doktor, profesör, öğretmen bütün akademik kadro bir günde ’vasıfsız işçi’ yapıldı. Çin’in Doğu Türkistan’da tek orijinal ürünü işkencedir, zulümdür. Bu yönüyle ’Çin işkencesi’ tabirinin bugünkü somut karşılığı Doğu Türkistan’da hergün değil her an yaşanıyor. Çin sadece yaşayanları öldürmüyor; doğacak olanların da hayata gelmesine engel oluyor. Nüfus planlaması altında anne karnındaki dokuz aylık bebeği sezeryanla alıp katleden Çin hükümeti, terör söylemleriyle oluşturduğu sahnede İslam medeniyetinin kadim bölgelerinden biri olan Doğu Türkistan’ı insansızlaştırmaya ve müslümansızlaştırmaya hunharca devam ediyor. Kur’an okumanın, terör eğitimi, namaz kılmanın terör eylemi ve oruç tutmanın devlete başkaldırı olarak ilan edildiği Doğu Türkistan fotoğrafı Çin’in bu yüzyıla hediye ettiği utanç tablosudur. Değerli dostlar, Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz anlattıkları gerçekten tüyler ürpertici. Çin hükümeti, kendi politikalarını meşrulaştırmak için El-Kaide, DEAŞ söylemlerinin arkasına gizlense de mızrak artık çuvala sığmıyor” diye konuştu.

    MEMUR-SEN ailesi adına Çin hükümetine seslenmek istediklerini, Doğu Türkistan’ın İslam Medeniyetinin kadim bölgelerinden biri olduğunu vurgulayan Kalkan konuşmasını şöyle sürdürdü;

    “Hangi politikaları uygularsanız uygulayın, hangi söylemin arkasına gizlenirseniz gizlenin; Doğu Türkistan’dan İlk Müslüman Türk Hakanı Satuk Buğra Han’ı, ’Dîvânı Lugati’t-Türk’ adlı eseri yazan ilk Türk dil bilgini Kaşgarlı Mahmud’u, ’Kutadgu Bilig’ adlı eserin sahibi şair, yazar ve devlet adamı Yusuf Has Hacip’i silemezsiniz. Biz insanlığın vicdan sesi olarak Doğu Türkistan’ın yanında Çinin ve zulmünün karşısındayız. Bizler, insanlık ailesinin onurlu fertleri ve özgürlük sesleri olarak; soykırıma sessiz kalmayacağız, Çin’e karşı ses vermekten geri durmayacağız. Bizler, medeniyetimizin değerlerine yüklenen adil insanlar olarak Doğu Türkistan adaletle, kardeşlerimiz özgürle bulaşana kadar susmayacağız. Biz inanıyoruz ki, insanlığın onur ve özgürlük savaşı karşısında ne Çin ne de Çin seddi dayanır.”