Etiket: Yaşanıyor

  • Karadeniz’de Yosun Ölümleri Yaşanıyor

    Akçakoca balıkçı barınağı Kooperatif Başkanı Mustafa Karakaş, Karadenizde zaman zaman bu aylarda yosun ölümlerinin yaşanmasıyla deniz renginin yeşile döndüğünü söyledi.

    Batı Karadeniz sahilinde deniz renginin yeşile dönme sebebinin Yosun ölümleri nedeniyle yaşandığı ifade edildi. Akçakoca Balıkçı Barınağı Kooperatif Başkanı Mustafa Karakaş, Karadeniz’de deniz renginin yeşile dönerek berraklığın gitmesine yönelik yaptığı açıklamada, ’’Her yıl Nisan ve Mayıs aylarında Deniz sıcaklığının değişmesiyle birlikte Yosun ölümleri yaşanır. Kıyıya vuran ölü yosunlar güneşin yardımıyla renk değiştirerek yeşilimtrak rengi denize yansıtır. Bu nedenle Karadeniz’in rengi biraz yeşile döner. Bir süre sonra tekrar mavi rengi almaya devam eder. Yosun ölümleri hemen hemen her mevsim değişikliği bu aylarda meydana gelir’’ diye konuştu.

  • Bünyan Belediyesi’nde Sosyal Denge Sözleşmesi Sevinci Yaşanıyor

    Bünyan Belediyesi ile Bembir-Sen Kayseri Şubesi arasında sosyal denge sözleşmesi imzalandı. Başkan Şinasi Gülcüoğlu, “Çalışanlarımızın daha mutlu ve verimli olması için çalışıp, vatandaşlarımız için daha iyi hizmet üretmelerini sağlayacak adımlar atmaya gayret ediyoruz.” dedi.

    Düzenlenen törene Bünyan Belediye Başkanı Şinasi Gülcüoğlu Bembir-Sen Şube Başkanı Mehmet Karakaş, sendika temsilcileri ve belediyede çalışan memurlar katıldı.

    Çalışanların motivasyonunu artırmak, verimliliği sürekli kılmak için çalışanların özlük haklarında sürekli bir iyeleştirmeyi hedef edindiklerini belirten Bünyan Belediye Başkanı Şinasi Gülcüoğlu;” Belediye çalışanlarımızın mensup olduğu Memur-Sen ailesine bağlı belediye çalışanları sendikası Bembir-Sen sendikamızla. Çalışanlarımızın maddi özlük haklarının iyileştirilmesi yolunda sosyal denge sözleşmesi imzasıdır. Çalışanlarımızın özlük haklarına yönelik brüt 380 TL’lik bir sözleşme yapıyoruz. Hayırlara vesile olsun diyorum. Tabi biz burada işveren olarak aynı zamanda sendikalaşmayı da önemsiyoruz. Tüm çalışanlarımızın hangi iş kolunda olurlarsa olsunlar, hangi sektörde olurlarsa olsunlar. Sendikalaşmalarının emeğin organize olması bakımından ve diğer bakımlardan yararlı olduğunu düşünüyoruz. Eski bir sendikacı olarak da yine böyle bir belgeye imza atıyor olmanın mutluluğu içerisindeyim. Çalışanlarımıza hayırlı uğurlu olsun diyorum” şeklinde konuştu.

    Bembir-Sen Şube Başkanı Mehmet Karakaş ise “Örgütsel bir yapı içersinden gelen Başkanımızla çalışmak, Sendika faaliyetlerini yürütmek tabi daha kolay oluyor. Çalışmalarımız da sağ olsun kendisi her zaman yanımızda destekçi olarak gördüğümüz bir başkanımız. Bünyan belediyemize daha önce yaptığımız sözleşmenin süresi dolmasından dolayı ikinci bir vefa daha olarak başkanımıza bu sözleşmeyi arkadaşlarımızın adına akdetmiş oluyoruz. Hayırlı olsun.” ifadelerini kullandı.

    Konuşmaların ardından Bünyan Belediye Başkanı Şinasi Gülcüoğlu ve Bembir-Sen Şube Başkanı Mehmet Karakaş sosyal denge sözleşmesini imzaladı.

  • Sismoloji Merkezinde Her Gün 12 Farklı Deprem Yaşanıyor

    Kocaeli Sismoloji Merkezi’nde Türkiye’de meydana gelen 12 farklı depremi yansıtılarak vatandaşların depremin farkına varmaları sağlanıyor.

    Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Sismolojik İzleme ve Deprem İzleme Merkezi bünyesinde bulundurduğu simülasyon cihazı ile 12 farklı depremi gerçek hareket ve ses kayıtları eşliğinde vatandaşlara yaşatıyor. Deprem bilincinin ve farkındalığının oluşturması amacıyla yapılan çalışmalarla bugüne kadar 4 yılda ortalama 16 bin kişi depremi birebir yaşadı.

    Simülasyon cihazı ile 12 farklı deprem ölçekli olacak şekilde bire bir katılımcılara yaşatılıyor. Deprem üstünde duyulan ve yerin 17 kilometre derinlikteki fayın kırılma sesinin verildiği cihazda katılımcılar depremi yaşayarak öğrenebiliyor. 30 santimetrelik bir hareket alanına sahip cihaz ile Kocaeli, Bolu, Adıyaman, Elazığ, Gebze, Tekirdağ, Bala, Simav gibi depremlerin sarsıntıları yaşatılabiliyor. Büyükşehir Belediyesi 2004 yılından itibaren 55 bin kişiye deprem eğitim verdi. Sismolojik İzleme ve Deprem İzleme Merkezi’nin kurulduğu 2012 yılından itibaren ise ortalama 16 bin kişiye simülasyon cihazı ile depremi yaşayarak neler yapılması gerektiği konusunda bilgilendirilme yapıldı.

    Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı bünyesinde hizmet veren Sismolojik İzleme ve Deprem İzleme Merkezi, 2012 yılında kuruldu. Merkezde sismolojik izlemeler sağlanırken, özel simülasyon cihazı ile de özellikle öğrencilere yönelik deprem eğitimi veriliyor. Ev ortamı şeklinde kurulu simülasyon cihazı yukarı-aşağı, ileri-geri ve sağa-sola hareket etme özelliği ile deprem öncesi, sırası ve sonrasında neler yapılması gerektiğinin bilgileri uygulamalı olarak veriliyor.

  • “Otomotivde 130 Yılın En Büyük Değişimi Yaşanıyor”

    KPMG Türkiye Otomotiv Sektör Lideri ve Şirket Ortağı Ergün Kış, KPMG Türkiye Otomotiv Yöneticileri Araştırması 2016 yılı sonuçlarının açıklandığı toplantıda otomotivde 130 yılın en büyük değişiminin yaşandığını dile getirdi.

    Otomotiv sektörde yükselen trendleri ve gelecekte karşılaşılabilecek risklerle fırsatları ortaya koyarak yatırımcılara ve sektörün diğer oyuncularına yol gösterme amacıyla yapılan “KPMG Türkiye Otomotiv Yöneticileri Araştırması 2016” açıklandı.

    Geçtiğimiz 3 yıl boyunca BRIC ülkelerindeki üreticilerin Avrupa pazarına girmesinden emin olan Türkiye otomotiv yöneticilerinin bu yıl fikir değiştirdiğini söyleyen KPMG Türkiye Otomotiv Sektör Lideri ve Şirket Ortağı Ergün Kış, başarılı olamayan Çinli üreticilere olan inancın sarsıldığını ifade etti. Avrupa pazarının isteklerinden oluşan bariyerlerin Çin şirketleri için aşılamayacak kadar yüksek göründüğünü söyleyen Kış, geçtiğimiz yıllarda bir Çinli markanın yaşadığı hayal kırıklığını hatırlatarak, Çin araçlarının kalite bakımından uluslararası düzeyde olduğu düşünülmesine rağmen düşük kalite algısı, satış ağının yetersizliği ve sınırlı model sayısının diğer Çinli şirketler için de tehdit oluşturduğunu söyledi. Özellikle AB pazarında etkin bir bayi sisteminin oluşturulmasında her yeni marka için önemli zorlukların olduğuna dikkat çeken Kış, “Pazar bariyerleri yüksek. Öte yandan aracın ikinci el değerinin oluşması da yerleşik markalara göre çok uzun sürüyor. Bu, tüketici talebi için çok olumsuz bir durum. Bu koşullarda Çin otomotiv ürünlerinin AB pazarına girişi olumsuz görünüyor. AB’de üretim yapmasına rağmen AB dışı markaların pazar paylarının hala yetersiz düzeyde olduğu da dikkate alınmalı” dedi.

    “PAZARIN BÜYÜMESİ “MİLLİ GELİRDE ARTIŞA BAĞLI”

    Otomotiv pazarının büyümesi için kişi başına düşen milli gelirin artış hızının, pazar oyuncuları tarafından en önemli etken olarak görüldüğü ve ilk defa bu beklentinin sektör üzerindeki vergi yüklerinin azaltılmasından daha önemli olarak ortaya çıktığını belirten Ergün Kış,kar merkezlerinde önümüzdeki 5 yıl değişiklik beklenmediği sonucu alınan araştırmada,sektör beklentilerini şöyle ifade etti: “Zaten kullanılmış araç pazarının yeni araçtan 4-5 kat fazla oluşu, düşük gelir nedeniyle yeni araç alınmadığı tablosunu doğrular nitelikte bir sonuç. Ekonomideki genel konjonktür değişimleri doğal olarak her sektörde talebe yansıyor ancak bu taraftaki büyüme, yeni araç alımına yansımıyor. Çünkü sektör için milli gelirin dağılımı da artışı kadar önemli. Bu durum, sektörün sanayiden ticarete her kesimindeki olumsuz etkilerinin azaltılması için daha dengeli bir sisteme ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyuyor”.

    Yetkili satıcıları etkileyen en önemli dış faktörler arasında, yoğun rekabette değişen tüketici beklenti ve davranışlarının dikkatle izlendiğini aktaran Ergün Kış, finansal risklerle karşı karşıya kalan ve yoğun rekabet içinde olan yetkili satıcılar nezdinde ikinci el pazarının internet üzerinden büyümesinin beklendiğini söyledi.

    Yetkili bayilerin, artan rekabetin yanı sıra hızla değişen tüketici isteklerinin yer aldığı farklı bir pazar gelişimini yakından izlediğini dile getiren Kış, “Özellikle bu durum yeni nesil tüketicilerde daha fazla izleniyor. Tüketici, bayiden daha fazla hizmet ve seçenek sunmasını bekliyor. Öte yandan pazarda artan marka ve model seçenekleri de bayilerin showroomlarında daha fazla modelle tüketicinin karşısına çıkmasını gerektiriyor. Kullanılmış araç ticareti alanının ise elektronik ticaret sistemi üzerine kayması beklentisi var. Yeni araç satışlarında kullanılmış aracın uygun bedelle değişimi müşteri için kolaylık sağlıyor. Bayiinin bu araçların satışını internet üzerinden hızla satışı, işletmede nakit yönetimi acısından da önem taşıyor” dedi.

    “ÜRETİM VE KAPASİTE AÇIKLAMALARI BEKLENTİLERİ SOLLADI, 5 YILLIK TAHMİNLER YAKALANDI”

    Yöneticilerin büyük çoğunluğunun üretimde artış beklediğini belirten Ergün Kış, üretimin 1 milyon 200 bin (baz yılı 2014) 1 milyon 400 bin üzerine ve kapasitenin 1 milyon 700 binden 1 milyon 900 binin üzerine çıkmasına yönelik beklenti olduğunu, ancak bazı üreticilerin son açıklamaları ile gerçeklerin beklentileri geçtiğini ifade etti. Bazı üreticilerin, 2016 yılının başında yaptıkları açıklamalarla üretim ve kapasitenin beklentilerin üzerine çıkmasının kesinleştiğini söyleyen Kış, sektörün yeni Ar-Ge ve yatırım teşvikleriyle son yıllarda önemli bir gelişme ivmesi yakaladığını ifade etti. Sektörün beş yıl sonra geleceği noktanın şimdiden yakalandığını belirtti.

    Üretim ve kapasite artışında gelişmelerin olumlu devam ettiğini söyleyen Kış, “Yeni bir marka yatırımı beklenmiyor ancak mevcut şirketlerin yeni yatırımlarla genişlemesi önemli. Özellikle ‘tedarik zinciri’ bütünlüğünde olması da sevindirici. Ayrıca otomotiv sektörü için stratejik önem taşıyan yassı çelik, özel çelik ve plastik sanayisinin yanısıra elektronik ve yazılım sektörleri ile de daha sıkı ve uzun vadeli işbirliği kurmak gerektiği açık. Hızla gelişen Ar-Ge yetkinliğinin ulaştığı düzeyde tümüyle yerli olarak tasarlanan taşıtların küresel standartlarda yapılacak geliştirme testleri için önemli altyapı yatırımının en kısa surede tamamlanması gerekiyor. Bu sorun Ar-Ge’nin bir bütünleyicisi olarak görülerek mevzuatın yeniden düzenlenmesi ve genişletilmesi şart. Otomotiv ihracatının en önemli sorunu ise lojistik altyapısı. AB pazarına ulaşımda demiryolu sisteminin yeniden kurulması öncelik taşırken otomotiv limanı ihtiyacı her gecen yıl daha da artıyor” dedi.

    “TÜRKİYE, BRIC ÜLKELERİNE KARŞI REKABET GÜCÜNÜ ARTIRMALI, İRAN’A BAKMALI”

    BRIC ülkelerinin yatırım cazibesinin Türkiye için engel teşkil ettiği ve ihracat sürekliliği sağlanabilmesi için ikili anlaşmaların şart olduğunun altını çizen Ergün Kış,özellikle tedarik ve yan sanayide Ortadoğu’nun en büyük pazarı olan İran’ın çok dikkatle izlenmesi gereken bir pazar olduğunu vurgulayarak “Türk otomotiv sektörü şu anda tahminlerin ötesinde bir noktada. Ancak büyümeyi sürekli kılmak için rekabet gücünün artması gerekiyor. Özellikle BRIC ülkelerinin yatırım cazibesi ve İran’ın rakip hamlesine karşılık vermek, bu tabloda sektör için elzem görünüyor. İhracat sürekliliğinin sağlanması için serbest ticaret anlaşmalarına katılım ve gelişmekte olan pazarlar ile ikili anlaşmaların yapılması şart. Araştırma sonuçlarında tedarik sanayisinin beklentisi geleceğin kritik teknolojilerinin öne çıkması sebebiyle Ar-Ge ve tasarım yetkinliğinin artırılması olarak ortaya çıkıyor. Bölgesel aktörlerden İran’ın geçen yıl gündemde yokken bu yıl tedarik sanayisinin en önemli ülkeleri arasına girmesi de bu beklentiyi artırıyor” şeklinde konuştu. Türkiye otomotiv sektörünün küresel rekabet gücünü sürdürmenin yanı sıra, bu gücü artırmaya devam etmesi gerektiğini söyleyen Ergün Kış, bilişim sektöründeki gelişmelerin sektörü yeni nesil müşterilerle sürekli zorladığını ifade etti ve geleceğin kritik teknolojilerine entegre olmadan ilerlemenin mümkün olmadığını kaydetti.

    Kış, teknolojik gelişmelerin dikkate alınarak yazılım ve elektronik sektörleri ile otomotiv sektörü arasında öncelikle organik işbirliğinin sağlanması ve bu amaçla özel teşvik sisteminin kurulması gerektiğini belirterek “Bilişim teknolojilerine kolay bağlanabilirlik, bir yandan yeni iş modellerinin ortaya çıkmasını sağlarken öte yandan sanayi dışındaki yeni oyuncu olan tarafların da doğrudan müşteri ilişkileri geliştirmesine imkan veriyor. Bu durumda, otomotiv endüstrisi üreticileri, gelecekteki değişik iş modellerini müşterilerinin yaşam tarzlarını yansıtmak zorunda kalacak, duruma ve uygulamaya göre harcanan zamanı ile masrafı azaltan ve yaşam kalitesini artıran çözümler geliştirmesi gerekecek. Artık otomotiv üreticilerinin son derece karmaşık bir otomotiv ürünü üreticisi olmaya ek olarak bilişim ve teknoloji alanında da hızla genişlemesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

  • Çetin: “Zeytinyağında Kaos Yaşanıyor”

    Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin, Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda ciddi rekolteler ile yüzleşeceğini belirterek, zeytinyağında bir kaos yaşandığını söyledi.

    Uzun zamandır üst üste Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği olarak seçilen Edremitli başkan Cahit Çetin, Tariş Edremit Kooperatifi binasında basın toplantısı gerçekleştirdi. Zeytin ve zeytinyağı üreticilerini savunarak, içinde bulundukları çıkmazdan kurtulma yöntemlerini anlatan Çetin, maliyetin altında fiyatlarla, fırsatçılık yapmaya çalışan tüccarlara da serzenişte bulundu. Üreticileri, markalaşmaları ve ürünlerinde coğrafi işaret tanımlaması yapmaları yönünde uyaran başkan Cahit Çetin, “Türkiye’de Tarım Bakanlığı’nın koyduğu dünya ikinciliği hedefi çok doğru bir hedefti. Bu hedefe doğru da hızla yürüyoruz. Bu hedef yürürken bazı aksaklıklarda beraberinde geliyor. Ulusal politikalar, gerek iç pazarda, gerek dış pazarda standartların Avrupa normlarına uygun bir şekilde yapabilmek çok zor bir şey değil. Ülkemiz önümüzdeki yıllarda ciddi rekolteler ile yüzleşecektir. Şu anda 180 bin, 170 bin ton önümüzdeki senelerde 250 bin, 300 bin ton gibi rakamlara hazırlanıyoruz. Bunlar sürpriz değil. Bunlar beklenen sonuçlar. Daha böyle 150 bin ton, 200 bin ton rekolte olduğu zaman karmaşa olan bir ortamın daha düzenli bir hale getirilmesi lazım. Yasal düzenlemelerle, yönetmelikler ile bunların tarifinin yapılması lazım. Şu anda zeytinyağında bu noksanlıktan kaynaklanan bir kaos yaşanıyor” dedi.

    “ÜLKEMİZİN HEDEFİNİ KARŞILAYACAK BİR AĞAÇ SAYISINA ULAŞIYORUZ”

    Türkiye’de atalardan kalma 90 milyon zeytin ağacı olduğunu ifade eden Çetin, “Bu ağaçlara, devlet desteğiyle yeni dikilen 90 milyon ağaç daha eklendi. Ülkemizin hedefini karşılayacak bir ağaç sayısına ulaşıyoruz. Zeytin ağacı hemen dikildiği yıl ürün vermiyor. Beklemek lazım. Fakat, yeni pazarlama sistemi de ülkemize gerekli. Eskiden, zeytincilik, Ege bölgesinin ürünü gibi görünürdü. Artık Akdeniz bölgesini de dikkate almak zorundayız. Akdeniz’de 80 bin ton üretim var bu sene. Türlerin tefriki de yapılmıyor. O bölgede cins ayrımı da yapılmadı. Zeytinyağı maalesef diğer bölgelerin türleriyle karıştı. Coğrafi işaretler, ürünlere verilmiyor. Akdeniz bölgesinin, kendi zeytinyağını, belli bir etiket düzenlemesiyle dikkate alması lazım. Ülkemizin, dünya birinciliği hedefi olan 700 bin ton zeytinyağı hedefine ulaştığımız zaman, uluslararası hedef pazarlarda rakip ülkelerle yarışmak zorundayız. Yarışırken de, Türkiye, bu ürünlerin hangi cins olduğunu tüketicilere ifade etmek zorundadır. Batı ülkeleri buna alışkındır. Batılı tüketici, markete girdiği zaman, şişedeki etikette yazan coğrafi bölge işaretine bakıp, yağın hangi bölgeye ait olduğunu öğrenir. Bu durum tüketiciye de saygıdır. Bizim ülkemizde bu yok” diye konuştu.

    “EGE BÖLGESİNİN ÜRETİCİLERİ TALEPSİZ BİR ORTAM YAŞIYOR”

    Bu yılki zeytinyağı üretiminin 160 bin ton olduğunu, bu yağın 80 bin tonunun Güney illerinden elde edildiğini ve bu nedenle Ege bölgesi üreticilerinin yağlarına talep olmadığını vurgulayan Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin, “Eskiden, Suriye’ye dahil Ege bölgesinin zeytinyağı gidiyordu. Ama bu yıl ülkemizin 160 bin ton rekoltesinin 80 bin tonu Güney illerimizde. Bu güzel bir durum ama bu durum, buradaki üreticiyi açığa düşürdü. Ege üreticilerimiz talepsiz bir ortam yaşıyor şu anda. Üreticinin ve tüketicinin haklarının yasal düzenlemelerle belirlenmesi lazım. Yapıldığı gibi de uygulanması lazım. Örneğine bakabilmek için, İtalya ve İspanya’ya 2 tane uzman göndermek yeterlidir. Biz bu konuda Tariş olarak devletin emrinde de oluruz. Çok geç kalmadan, hızlı bir şekilde bunu yapmalıyız. Bu bölgede hiç alıcı yok. Alıcı olmaması, Güneye yoğunlaşılması ve bu bölgenin talepsiz kalması, Türk zeytinciliğinin geleceği bakımından ciddi bir eksikliktir ve tehdittir. Zeytinyağı cinslerinin, mutlaka etiketlerin üzerlerine konulmasını ve her birinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu uygulama, Tariş’in ürünlerinde var. Ama herkesin yapmasını beklemek zorundayız” şeklinde konuştu.

    “ÜRETİCİLER, MARKALAŞIN VE COĞRAFİ İŞARET BELİRLEMESİ YAPIN”

    Ege bölgesi üreticilerinin içinde bulundukları sıkıntılı dönemden kurtulmaları için ürünlerini markalaştırmaları gerektiğini ve ürünlerine mutlaka coğrafi işaret tanıtmayan etiketler koymaları gerektiğini ifade eden başkan Cahit Çetin, “Üreticiler, çok kısa zamanda organize olmalı. Ya kooperatifleşmeliler, ya da kendi aralarında kendi yağlarını pazarlayacak yeni coğrafi işaretlere müracaat edecekler. İtalya’da, Toskana’da yüzlerce coğrafi işaret olduğu gibi. Bugün üretici, kendilerinden daha ucuza yağ almak isteyen bir pazar ile de karşı karşıyadır. O yüzden, üreticiye diyorum ki; Kendi malınızı kendiniz pazarlayın. Kimsenin, gelip benim malımı alsınlar diye beklemesine gerek yok bana göre. Ya tek başınıza, ya da birkaç arkadaş birleşerek, yeni bir marka ve coğrafi işaret alarak kendi pazarınızı oluşturacaksınız. Şu anda, üreticilerin biraz daha zayıflayarak fiyatı düşürmesini bekleyen bir pazar anlayışı var. Bu hiç te etik değil. Türkiye’de yükselen zeytinyağı talebi döneminde, üreticilerin, kendi markası ve coğrafi işaretiyle, kendi ürününü kendisi pazarlaması ve satması daha etiktir” dedi.