Etiket: yaş

  • Rusya’ya Yaş Sebze Ve Meyve İhracatının Durması

    Afyonkarahisar Yaş Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği Başkanı Ali Çiloğlu, uçak krizinin ardından Rusya’nın yaş sebze ve meyve ihracatını kesmesinin ardından üreticilerin iç piyasaya yönlendiğini kaydederek, “Yaş sebze ve meyve ihracatı devam etmez ise iç piyasada eskiye nazaran daha bolluk ve ucuzluk olur kanaatindeyim” dedi.

    Başkan Çiloğlu, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine yaptığı açıklamada, sektör temsilcileri olarak durumu hassasiyetle takip ettiklerini belirterek, temennilerinin krizin bir an önce aşılması yönünde olduğunu ifade etti. Uçak krizi ile başlayan ve sonrasında tırmanan gerginliğin devam ettiğini anımsatan Başkan Çiloğlu, “Bilindiği üzere ülkemiz ile Rusya arasındaki uçak krizinin ardından gerilim devam ediyor. Bu gerilim sektörümüze de olumsuz yansıyor. İsteğimiz sorunun bir an önce çözülüp eski haline dönmesi. Bilindiği gibi yaş sebze ve meyve sektörü Akdeniz bölgesinde yoğun bir şekilde. Üretimi yapılan meyve ve sebzeler iç piyasada tüketilse de geriye kalan bölümü Rusya’ya ihraç edilip orada tüketilmekte. Krizin ardından Rusya’ya ihracat yapılamadığı için yaş sebze ve meyve iç piyasaya dağıtılmakta, kriz ile birlikte de piyasada sebze ve meyve bolluğu olacağı sinyallerini almaktayız. İnşallah dileriz önümüzdeki günlerde bu gerginlik biter. Yeni eski durumuza döner, sebze ve meyvelerimiz Rusya’ya göndeririz” diye konuştu.

    “ÜRÜNLERİN İÇ PİYASADA DEĞERLENDİRİLDİĞİNDEN KİMSENİN ŞÜPHESİ OLMASIN”

    Üretilen domates, portakal gibi sebze ve meyvelerin üreticilerin elinde kalacağı ve büyük zararlar olacağı yönündeki bilgilerin yanlış olduğunu da aktaran Başkan Çiloğlu şunları söyledi:

    “Hiçbir şekilde üreticinin elinde Rusya’ya veya başka ülkelerde gitmese de ürün üreticinin elinde kalmaz. Bir şekilde ucuz veya değerinde iç piyasada pazar bulur değerlenir. Bu ürünlerin iç piyasada değerlendirildiğinden kimsenin şüphesi olmasın. Böyle gitmesini hiçbir şekilde temenni etmiyoruz. Bu yönde de ümidimizi kaybetmiyoruz. Üreticinin gözünde iç piyasadan önce ihracat daha önemli. İnşallah ben ilişkilerin düzeleceği kanaatindeyim. Yaş sebze ve meyve ihracatı devam etmez ise iç piyasada eskiye nazaran daha bolluk ve ucuzluk olur kanaatindeyim.”

    “BU DÖNEMDE ALLAH BAŞKA ÜLKELERDEN DAHA GÜZEL DAHA ILIMLI KAPILAR AÇAR”

    Başkan Çiloğlu, son olarak üretimi yapılan ürünlerin kısa zamanda olmasa da yakın bir zamanda Rusya dışında başka ülkeleri gönderilmesi yönünde olumlu gelişmelerin olabileceğini aktararak, “Geçmişte de bu tür sıkıntılar oldu, Rusya’ya geçmişte sebze ve meyve ihracatı yoktu. ‘A’ ülkesi olmaz ise ‘B’ ülkesi olur. Herkesin rızkını Allah veriyor, bu dönemde Allah başka ülkelerden daha güzel daha ılımlı kapılar açar. Ama ben Rusya ile ilişkilerin düzeleceğinden eminim. Kimsenin endişesi olmasın” dedi.

  • Ağızdaki En Büyük Problem: 20 Yaş Dişleri !

    Dt. A. Doğan Bircan, ağızdaki en büyük problemin 20 yaş dişleri olduğunu söyledi. Bircan, “20 yaş dişleri diş arkı dediğimiz diş dizisinin en sonunda yer alan ve 17-26 yaşlarında sürmesi gereken üçüncü büyük azı dişleridir. 20 yaş dişleri ağız içerisinde üç ayrı pozisyonda bulunabilir. Bunlardan ilki diğer dişler gibi sürmeye yer bulup ağız içerisinde konumlandıkları durumdur. İkincisi sürmeye yeterli yer bulamayıp yarı gömülü olarak kaldıkları durumlardır. Üçüncü ve son olarak ise sürmeye hiç yer bulamazlar ve tam gömülü olarak çene kemiği içerisinde kalırlar” dedi.

    20 Yaş Dişlerinin üç ayrı pozisyonu da kendi içerisinde ayrı ayrı değerlendirmek gerektiğini anlatan Dt. A. Doğan Bircan, “İlk olarak 20 yaş dişlerinin ağız içerisinde sürmeye yer bulup konumlandığı durumları değerlendirelim. Bu durumlarda 20 yaş dişlerinde herhangi bir sağlık problemi bulunmadığında çekime gerek yoktur. Fakat bu dişler ağız içerisinde çok geride konumlandıkları için genelde yeterli fırçalama işlemine tabii tutulamamaktadır ve bunun sonunda da çürük, kırık veya enfeksiyon tarzı durumlarla karşılaşılmaktadır. Bu hallerde dişin çekimi en idealidir çünkü; ekseriyetle 20 yaş dişleri ağızda sürseler bile fonksiyonel olarak görev yapmamaktadırlar.

    İkinci durum 20 yaş dişlerinin yarı gömülü olduğu durumlardır. Bu durumlar ağız içerisinde 20 yaş dişlerinin enfeksiyona en çok sebep olduğu durumlardır. Özellikle vücut direncinin düştüğü akut faranjit, tonsillit tarzı reaksiyonlarda enfeksiyon akut hale gelir ve hasta ağzını dahi açmakta zorlanır. Bu durumda diş etinden çıktıkları bölgede gıdaların sıkışmasına ve birikmesine yol açarak enfeksiyona neden olurlar. 20 yaş dişinin çevresindeki diş etinde şişlik ve kızarıklık, boyuna ve kulağa yayılan şiddetli ağrı, lenf bezlerinin şişmesi, ağız açma ve yutkunma sırasında ağrıya neden olan bu tabloya perikoronitis adı verilmektedir.

    Son durumda ise 20 yaş dişleri tam olarak gömülü halde çene kemiğinin içinde lokalize olurlar. Bu durumlarda öndeki ikinci büyük azı dişini itme, sıkıştırma vs. gibi problemlere yol açma ihtimalleri vardır. Bu tarz durumlarda lokal anestezi altında uygulanacak küçük bir cerrahi operasyonla 20 yaş dişi ağızdan uzaklaştırılmalıdır.” diye konuştu.

    ÇEKİM SONRA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER NELERDİR?

    Dt. A. Doğan Bircan, çekim sonrası dikkat edilmesi gerekin hususlar konusunda ise şunları kaydetti; “Çekim yapılan bölge üzerine yerleştirilen tampon kanamayı durdurmak içindir. Dolayısıyla yarım saat süre ile tamponun ısırılması gerekmektedir ve tampon atıldıktan sonra ilk 24 saat ağızda kan tadı, sızıntı şeklinde kanama dahi hissedilse tükürülmemelidir. Ayrıca 24 saat süre ile sıcak yiyecek ve içecekler, alkol ve sigara kullanılmamasına özen gösterilmelidir. Çekim sonrasındaki gece yüksekçe bir yastıkta yatılmalı ve kesinlikle ağrı kesici olarak aspirin ve benzeri ilaçlar kullanılmamalı, doktorunuzun size önerdiği ilaçlar kullanılmalıdır. Eğer cerrahi bir çekim veya zor bir çekim yapıldı ise, çekim yapılan bölgeye dışarıdan aralıklı olarak buz uygulanmalıdır. Buz doğrudan cilde uygulanmamalıdır. Cerrahi olarak gerçekleştirilen çekimlerden sonra çekim bölgesinde hafif bir ödem olması normal kabul edilmektedir.”

  • CHP’li Onursal Adıgüzel: ‘’Geleceğimizi 50 Yaş Üstü Siyasetçiler Değil Gençler Yönlendirsin’’

    CHP İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel, ‘’Geleceğimizi 50 yaş üzerindeki siyasetçiler değil biz gençler yönlendirmeliyiz, çünkü bu gelecek bizim’’ dedi.

    Hukuk, ekonomi, siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler gibi alanlarda faaliyet gösteren 80’e yakın üniversite kulübünü ve alanında uzman 9 akademisyen ile siyaset dünyasının önemli isimlerini bir araya getiren 1. Ulusal Gençlik Çalıştayı Haliç Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleşti.

    CHP İstanbul Milletvekilleri Dursun Çiçek, Ali Şeker, Onursal Adıgüzel ve AKP İstanbul Milletvekili Ravza Kavakçı, alanlarında uzman 9 akademisyen ve hukuk, ekonomi, kamu yönetimi, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanlarında faaliyet gösteren 80 üniversite kulübü ile 11 üniversite konsey başkanı katıldığı ve iki gün süren etkinliğin açılış konuşmalarını Haliç Üniversitesi Öğrenci Konseyi Başkanı Şahin Gürz, Haliç Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Kulübü Başkanı Oğuzhan Tulu ve Genç Sosyal Bilimciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Burak Öztürk yaptı. Etkinliğe katılan ve genç bir milletvekili olan CHP İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel, ‘‘Ülkemizde hep 50 yaşın üzerindeki siyasetçiler geleceğimizi tayin ediyor. Biz gençler olarak artık bizler karar verelim, sizler bizim yerimize geleceğimizle ilgili kararlar vermeyin. Çünkü bu gelecek bizim diyoruz’’ ifadelerinde bulundu.

    ‘’BURADAN ÇIKACAK SONUÇLAR SİYASİLERE DE REHBER OLACAK’’

    Öğrencilerin farklı düşüncelerinin, Türkiye’yi ileriye götürecek fikir ve buluşlarının ortaya çıkabileceğini dile getiren Adıgüzel, ‘’Gençlerin burada bir araya gelmesi sorunlarını konuşması ve daha önemlisi hiçbir siyasi partiye yakın olarak değil objektif bir şekilde Türkiye’nin bütün sorunlarını, kendi sorunlarını konuşuyor olmaları mutluluk verici. Umarım buradan çıkacak sonuçlar siyasilere de rehber olacak’’ dedi.

    ‘’TARAFSIZLIK’’ EN DİKKAT EDİLEN NOKTA

    Etkinliğin düzenlenmesinde öne çıkan isimlerden olan Genç Sosyal Bilimciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Burak Öztürk, ‘’Arkadaşlarımızla fikirlerimizi paylaşıyoruz ve ekip olarak çeşitli programlar ortaya koyuyoruz. Bunlar bizim için çok önemli ve değerli. Programlarımızın amacı kendimizi hem akademik ve siyasi anlamda hem de sosyal ağ bağlamında geliştirmek’’ diye konuştu. Siyasi içerik taşıyan projelerinde en önemli noktanın ‘’tarafsızlık’’ olduğuna dikkat çeken Öztürk, ‘’Etkinlikte yer alacak akademisyenler, kendilerini ispatlamış ve objektiflik noktasında emin olduğumuz kişiler’’ dedi.

    GENÇLER KONUŞUYOR, SİYASETÇİLER DİNLİYOR

    Geçtiğimiz 2 sene boyunca Ulusal Gençlik Çalışmaları adı altında programlar yaptıklarını söyleyen Genç Sosyal Bilimciler Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Haliç Üniversitesi Kulüpler Birliği Başkanı Ömer Rasim Şişman, bu yıl etkinliğin genişleyerek bir çalıştay halini adlığını belirtti. Türkiye genelindeki 80 üniversitenin, siyaset, hukuk ve sosyal bilimler alanlarında faaliyet gösteren kulüplerinin bir araya geldiğini vurgulayan Şişman, ‘’Bu arkadaşlarımız biz siyasetçileri yeterince dinledik artık gençler konuşsun dediler. Siyasetçiler bu programlara sadece dinleyici olarak katıldılar ve gençleri dinlediler. Gençler de Türkiye’nin stratejik sorunları ile ilgili fikirlerini bu programlarda anlattı’’ dedi.

  • Biyonik Kulakta Kritik Yaş 4

    İşitme duyusunu tamamen yitiren insanları sessiz dünyalarından kurtarıp, hayata bağlayan biyonik kulak teknolojisi (Koklear İmplant) doğuştan işitme kaybı olan ve konuşamayan çocuklara en fazla 4 yaşına kadar uygulanabiliyor. Bu nedenle tedavi şansını ıskalamamak için çağrıldığında, televizyon izlerken veya ani gürültü olduğunda tepkisiz kalan çocukların acilen doktora götürülüp, işitme testlerinin yaptırılması gerekiyor.

    Başkent Üniversitesi Adana Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde görevli Kulak, Burun, Boğaz Uzmanı Prof. Dr. İsmail Yılmaz, sesleri şifrelenmiş elektriksel uyarılara dönüştürüp, beyne aktararak işitme duyusu sağlayan elektronik aygıt Koklear İmplant’ın doğuştan işitme kaybı olan çocuklarda başarıyla uygulandığını, ancak 4 yaş sınırının kritik önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. İsmail Yılmaz, 1998’den beri Başkent Üniversitesi’nde bu ameliyatların yapıldığını ve günümüzde maliyeti 32 bin 500 lirayı bulan Koklear İmplant ameliyat giderlerinin sosyal güvenlik kapsamında devlet tarafından karşılandığını vurguladı.

    “BU TEDAVİ TOPLUMUN SOSYAL SORUMLULUK PROJESİDİR”

    Başkent Üniversitesi Adana Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde Koklear İmplant tedavisini ek bir ücret talep etmeden gerçekleştirdiklerini aktaran Prof. Dr. İsmail Yılmaz, “Hastanemizdeki operasyonlarda uygun adaylar arasında 1-4 yaş arasında olan bebek ve çocuklar en büyük grubu oluşturuyor. Dikkat edilmesi gereken en önemli konu, doğuştan işitme kaybı olan çocukların 4 yaşını bitirene kadar bu tedaviden faydalanma şansının olmasıdır. 4 yaşını bitirene kadar tedavi olmayan doğuştan işitme kayıplı ve hiç konuşamayan çocuklar maalesef Koklear İmplant imkanından mahrum kalıyor. Hayatlarını hiç istemediğimiz sessiz dünyalarında kendi başlarına geçirmeye mahkum ediliyor. Bu yönüyle Koklear İmplant aslında toplumun doğal üyesi olduğu bir sosyal sorumluluk projesidir” dedi.

    “AİLELER SABIRLI OLMALI”

    Her iki kulakta ileri derecede sinirsel tipte işitme kaybı olan hastalar için tasarlanan Koklear İmplant’ın çocuğa duyma ve konuşma yeteneği kazandırdığını anlatan Yılmaz, “Ameliyattan sonra ilk bir ay iyileşme sürecidir. Birinci ayda implantın dış parçası takılır ve ilk ayarlar yapılır. Kişi artık duyuyordur. Ama ilk zamanlarda ne duyduğunu kendisi de anlayamaz. Zamanla alışır. Önceden duyup, konuştukları için erişkinlerde bu alışma süreci daha kısa ve kolaydır. Ama bebekler ve çocukları uzun süreli ve zahmetli bir eğitim dönemi bekler. Sabırla ve bıkmadan çocuğunu eğitime götüren ve kendini bu eğitimin bir parçası olarak gören aileler, sonunda mutlaka başarıyorlar. En az 1-1,5 yıl süren yoğun eğitimin ardından çocuklar konuşmaya başlar ve eğitimleri okul çağına kadar devam eder” diye konuştu.

    VANLI MUSTAFA, SAĞLIĞINA KAVUŞTU

    200’e yakın Koklear İmplant operasyonunun başarıyla sonuçlandırıldığı Başkent Üniversitesi Adana Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde biyonik kulak ile işitme şansını yakalayan son çocuk Van’ın Gevaş ilçesinden gelen 4 yaşındaki Mustafa Özdemir oldu. Saliha ve Cemşit Özdemir çiftinin 4’üncü çocuğu olan Mustafa’nın 6 aylık olarak dünyaya geldiğini, ikiz gebelik ve erken doğumdan kaynaklanan sorunlar nedeniyle işitme kaybı yaşadığını anlatan Yılmaz, “Minik Mustafa da 4 yaşını tamamlamadan ailesi tarafından hastanemize getirilen şanslı çocuklardan biri. Yaptığımız tetkiklerin ardından Koklear İmplant’ı uygun gördük. En kısa zamanda ameliyatı gerçekleştirip, sağlığına kavuşmuş şekilde taburcu edeceğiz” diye umut verdi.

  • (Özel Haber) Yaş Meyve, Sebze Üreticileri Diken Üstünde

    Rus savaş uçağının düşürülmesinin ardından gerilen Türkiye-Rusya ilişkilerinin ekonomiye de yansıması, özellikle narenciye olmak üzere yaş meyve ve sebze üreticileri ile ihracatçılarını kara kara düşündürüyor. Mersin Ziraat Odası Başkanı Cengiz Gökçel, “Ambargonun sadece söylentisi bile olumsuzluk yaşanmasına yetti. Umutsuzuz, hükümetten bir an önce önlem almasını talep ediyoruz” dedi.

    Türkiye ile Rusya arasında Rus uçağının düşürülmesiyle başlayan kriz, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Türkiye’ye yönelik ekonomik tedbirler içeren 6 maddelik yaptırım kararını imzalamasıyla doruk noktasına ulaştı. Bu yaptırımlar içinde Türkiye’den ithal edilen bazı ürünlerin alımının da geçici olarak durdurulacağının veya yasaklanacağının yer alması, Rusya’ya ihracat yapan Türk firmaları ile özellikle yaş meyve-sebze üreticilerini ağır şekilde etkileyecek. Rusya’nın, narenciye başka olmak üzere yaş meyve ve sebzede Türkiye’nin en önemli ihracat kapısı olması, yaptırımların ekonomiye de sıçramasıyla gelişmeleri adeta diken üstünde izleyen Türk üretici ve ihracatçılarını endişelendirdi. Üreticiler, ihracattaki olası olumsuzluklara karşı hükümetin şimdiden önlem almasını istiyor.

    “AMBARGONUN SÖYLENTİSİ BİLE YETTİ”

    Rusya krizi ve ihracata olumsuz etkilerini İHA muhabirine değerlendiren Mersin Ziraat Odası Başkanı Cengiz Gökçel, Rusya’nın Türk ürünlerine ambargo uygulayacağının konuşulmasının bile yaş meyve-sebze sektöründe olumsuz bir hava esmesine yettiğini söyledi. Türkiye’nin, özellikle narenciye ve yaş sebze, meyvede en fazla ihracat yaptığı ülkenin Rusya ve Rusya’dan dağıtımını yaptığı diğer komşu ülkeleri olduğunu belirten Gökçel, Rusya ile Türkiye arasında son günlerde yaşananları yakından takip ettiklerini ve endişelerinin giderek arttığını dile getirdi. Türkiye’nin yaş meyve, sebze üretiminin son yıllarda sürekli artış gösterdiğine işaret eden Gökçel, “Bu üretim fazlası ürünleri ihracat yoluyla yurt dışına satamazsak, biz iç piyasanın oluşmasında çok büyük sıkıntılar çekiyoruz. Dolayısıyla ürünlerimiz para etmiyor. Şimdi elimizde tek bir pazar diye söyleyebiliriz Rusya’yı. Rusya ile son günlerde yaşanan olayları biz de takip ediyoruz. Rus hükümetinin özellikle meyve, et, süt gibi Türkiye’den aldığı ürünlerde ambargo uygulamasına geçilmesi yönünde 6 maddelik kararlar almasını kaygıyla izliyoruz. Başta bizi ilgilendiren ürünlerle alakalı ambargo uygulayacağını söylüyor ki, burada zaten bunun konuşulması, sadece söylentisi bile şu anda yaş meyve-sebze sektöründe olumsuz bir ortamın yaşanmasına sebep oldu. Dolayısıyla umuyoruz ve bekliyoruz ki, Rusya böyle bir ambargo uygulamasına geçmez, biz de bundan ekonomik olarak etkilenmeyiz” diye konuştu.

    “SORUN ÇOK CİDDİ. UMUTSUZLUĞUMUZ VAR”

    “Ama ne yazık ki, yine basından gözlemlediğimiz kadarıyla Rusya’ya giden tarım ürünlerinin Rus sınırında TIR’ların içinde bekletilmesi, gemilerin boşaltılmaması, o ürünlerin içeriye bir türlü sokulamaması zaten bir şeylerin habercisiydi. Ayrıca, Rusya’ya ticari veya turistik amaçlı giden iş adamlarımızın havalimanlarında sanki bir suçlu gibi tecrit edilmeleri, kapalı bir odada tutulmaları bizimle alakalı ne kadar ciddi bir sorunun ortada olduğunu gösteriyor. Biz inşallah diyoruz ki, böyle ekonomik bir sıkıntıya sebep olmaz bu kriz. Ama böyle bir umutsuzluğumuz var” ifadelerini kullandı.

    Rusya ile yaşanan krizin Türkiye’nin diğer pazarlarını da olumsuz etkilediğine dikkat çeken Gökçel, “Rusya dışında ihracat yaptığımız Avrupa ülkeleri ya da Irak gibi ülkelerdeki alıcılar da deyim yerindeyse fırsat bekliyorlar. Bizim buradaki olumsuz koşulları onlar da takip ediyor ve ‘Sizin iç piyasada sıkıntı var, Rusya da ürün almıyor. Biz bunu yüzde 50 düşürüyoruz ya da daha ucuz almak istiyoruz’ diyorlar. İhracatçılarımız böyle olumsuz tekliflerle karşılaşıyorlar. Yani Rusya krizi, diğer pazarladı da olumsuz etkiliyor” şeklinde konuştu.

    “ÖZELLİKLE NARENCİYEDE KAYIP ÇOK BÜYÜK OLABİLİR”

    Narenciye ürünlerinin yüzde 70’ini Rusya’ya yaptıklarını da söyleyen Gökçel, bu noktadaki endişelerini ise geçmiş yıllarda yaşadıkları olumsuzlukları anımsatarak şöyle anlattı: “Önceki yıl Moskova Hali, narenciyenin tam da hasat sezonunun başında bir süre kapandı. Mandalina gönderdiğimiz sırada bu oldu. Dolayısıyla talep gelmeyince 20 kuruşa bile biz mandalinamızı satamadık, dalda kaldı, çürüdü. Narenciye ürünlerinin yaklaşık yüzde 70’inin ihracatını yaptığımız Rusya, bizim için çok önemli. Narenciyede çok önemli, çünkü narenciyede ilk sırada ihracat yaptığımız en önemli ülkelerden bir tanesi Rusya. Dolayısıyla kayıp çok büyük olabilir.”

    “HÜKÜMET BİR AN ÖNCE TEDBİR ALMALI”

    Rusya’ya ihracatta yaşanacak olumsuzluklara karşı devletin bir an önce tedbir almasını isteyen Gökçel, şunları söyledi: “Hükümetimizden beklentimiz, buradan çiftçilerin eğer mağduriyeti olacaksa bir an önce piyasaların olumsuz bir havaya bürünmemesi için destekler açıklanması, oluşabilecek zararların devletimiz tarafından nasıl karşılanabilecekse bunun bir an önce duyurulması gerekli. Talep de ediyoruz bunu. Örneğin narenciyedeki 150 lira ihracat desteği artırılabilir ya da zarara uğrayan ihracatçıların zararları, belirlenecek bir planla karşılanabilir. Ayrıca, bir an önce yeni pazarlar oluşturulması için hükümetimizin yetkililerinin mutlaka devreye girmesi lazım. Devletin bir an önce bu kayıpların ortadan kaldırılabilmesi için yeni pazarlar bulmakla ilgili bir çabası olması, hem çiftçiyi hem ihracatçımızı rahatlatacak bir çaba ortaya konup sonuç alınması, ek olarak desteklerin artırılması, piyasada oluşacak olumsuz havanın ortadan kaldırılması gerekiyor. Yoksa bu narenciye sezonu da diğer meyveler ve sebze de bundan çok olumsuz etkilenecek. Bunun endişesi içindeyiz.”