Etiket: Yargıya

  • Sofulu Çöplüğü yargıya taşındı

    Adana’nın merkez Sarıçam ilçesi Sofulu Mahallesi’nde Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından ‘Yap İşlet Devret Modeli’ ile ITC Adana Enerji Üretim Sanayi ve Ticaret A.Ş’ye yaptırılan Sofulu Katı Atık Entegre Tesisi yargıya taşındı. Sarıçam Platformu üyeleri, tesisin çevre ve insan sağlığına zararları nedeniyle ‘tedbiren faaliyetlerinin durdurulmasına’ yapılacak yargılama sonucunda da tesisin tamamen kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle İdare Mahkemesi’ne başvurdu.

    Sarıçam Platformu sözcüsü Av. Bülent Maraklı, Sofulu Katı Atık Entegre tesisisin standartlara aykırı olduğuna dikkat çekerek, bu durumun bölgede yaşayan Adanalılar için ciddi tehdit oluşturduğunu vurguladı.

    Tesisin yer seçiminin de yanlış olduğuna dikkat çeken Av. Maraklı, “Sofulu Katı Atık Entegre Tesisinin kuruluş aşamasında ÇED raporları alınmış ancak yeterli inceleme yapılmamış. Projenin gündeme geldiği yıllarda o bölgede çok fazla bir yapılaşma yoktu. Ancak şehrin o bölgeye kayması, stadyum, üniversite gibi yatırımların gelmesiyle birlikte hem yapılaşma hem de nüfus yoğunluğu arttı. Sadece bu durum bile tesisin bu haliyle faaliyetini imkansız hale getiriyor” dedi.

    Halkın ruh sağlığı bozuldu

    Çöp taşıyan kamyonlardan dökülen sıvıların yaydığı kötü koku ve mikropların bölgede yaşayan Adanalıların yaşamını kabusa çevirdiğine işaret eden Av. Bülent Maraklı, bölge halkının ruh sağlığının da bozulduğunu ifade etti.

    Yaşanan sıkıntılarla ilgili Büyükşehir Belediyesi’ne başvurduklarını dile getiren Maraklı, “Ancak belediye sözleşmenin iptal edilemeyeceğini, işletmenin sözleşme sonuna kadar faaliyetini sürdüreceğini belirterek iyileştirme tedbirleri için şirketin uyarıldığını söylemekle yetindi. Bunun üzerine biz de Sarıçam Platformu olarak yasal yollardan hakkımızı aramak için hukuki süreç başlattık” diye konuştu.

    “Bilirkişiyle gerçek ortaya çıkar”

    Sofulu Katı Atık Entegre Tesisiyle ilgili her gün şikayetler geldiğini belirten Bülent Maraklı, “Bizim iddiamız tesisin standart dışı bir yapılaşma ve faaliyetinin olduğu. Tesisin faaliyetinin bu bölgede devam etmesi halinde ciddi bir halk sağlığının meydana geleceğini düşünüyoruz. Mahkeme tarafından atanacak bilimsel bir bilirkişi heyetini tarafından yapılacak inceleme sonucunda tesisin faaliyetlerine devam etmesinin imkansız olduğu, çevre ve insan sağlığına verdiği zararın boyutu ispatlanmış olacaktır” dedi.

    İdare mahkemesinin, yaptıkları başvuru doğrultusunda tesisin faaliyetini durduracağına inandıklarını söyleyen Maraklı, aksi bir durumda ise konuyu üst mahkemelere taşıyacaklarını kaydetti.

  • Çeşme’nin verimli ovasına jeotermal girişimi yargıya taşınıyor

    İzmir’in Çeşme ilçesinin en verimli ovasında açılmak istenen 9 jeotermal kuyu için “ÇED gerekli değildir” kararı tepkilere yol açarken, Çeşme Kent Konseyi’nin çağrısıyla Ovacık Mahallesi’nde toplanan STK temsilcileri ve vatandaşlar, yargıya gitme kararı verdi.

    İzmir Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından alınan “ÇED gerekli değildir” kararı, Ovacık Mahallesi’nde yaşayan vatandaşların ve Çeşmelilerin tepkisine yol açtı. Çeşme’nin en verimli ovasında Jeotermal Enerji Santrali kurulmasının kabul edilemeyeceğini belirten çevreciler, Çeşme Kent Konseyi’nin çağrısıyla, Ovacık Mahallesi’nde düzenlenen kahve toplantısında bir araya geldi.

    Çeşme Kent Konseyi Başkanı Ömer Önal’ın çağrısıyla gerçekleştirilen toplantıya, Yarımada’da girdiği çok sayıdaki çevre davalarıyla adını Çevreci Avukat olarak duyuran Şehrazat Mercan, Gücücek Koyu Doğal Yaşamı Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkan Yardımcısı Avukat Seher Gacar, Türkiye – Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırma Vakfı Yönetim Kurulu ve Mütevelli Heyeti Üyesi Dr. Ahmet Güler, Ovacık Mahallesi Muhtarı Mehmet Koç, Ovacık Mahallesi’ndeki sitelerin temsilcileri, Ovacıklılar ve Çeşmeli çevreci vatandaşlar katıldı.

    “Artık hukuk devreye girmelidir”

    Toplantının açılış konuşmasını yapan Çeşme Kent Konseyi Başkanı Ömer Önal, Çeşme Yarımadası’nın yaşam alanlarına sistemli bir müdahale olduğunu dile getirerek, “Bizler de yaşam alanlarımıza yapılan müdahalelere direnmeye çalışıyoruz. Hepimizi ilgilendiren yaşam alanlarımıza yapılan müdahalelere, tüm Çeşme olarak karşı çıkmayı isterdik. Son olarak Çeşmemizin en verimli ovasına Jeotermal Enerji Santrali kurulmak istenmesi ve İzmir Valiliği tarafından verilen ’ÇED gerekli değildir’ kararı üzerine avukatlarımızı da davet ederek bu toplantıyı gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Bu konuyla ilgili üçüncü kez bir araya geliyoruz. Artık hukuk devreye girmelidir diyoruz. Avukatlarımız bu konuda bizleri bilgilendirecekler. Biz Çeşme Kent Konseyi olarak, çevre sorunlarını çok önemsiyoruz. Bizi kimse yıldıramayacak. Yaşam alanlarımıza yapılan müdahalelere karşı, tüm yasal haklarımızı kullanarak direnmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    “Sadece tarım alanları değil, bütün bölge etkilenecek”

    Ovacık Mahallesi Muhtarı Mehmet Koç da yaptığı konuşmada, Ovacık Ovası’na büyük darbe indirecek Jeotermal Enerji Santrali sorununda gösterilen destekten duyduğu memnuniyeti belirterek, “Biz ne kadar karşı çıksak da ne yazık ki bizi dinlemiyorlar. Daha önce de RES sorununu yaşamış ve RES’lere karşı olmadığımızı ama hemen evlerimizin dibine yapılmasına karşı çıktığımızı belirtmiştik. Buna rağmen RES pervanelerini tepemize diktiler. Şimdi de ovamıza jeotermal kuyular açmak istiyorlar. Kimseye bir şey sormadan ’ÇED gerekli değildir’ dediler. Şirket, en verimli ovamızda 9 tane jeotermal kuyu açacak. Jeotermal için açılacak derin kuyulardan çıkarılacak jeotermal su, yüzey sularına karışacak. Tarlalarımızı sulayamaz hale geleceğiz. Bu jeotermal kuyulardan sadece tarım alanları değil, bütün bölge etkilenecek. Onun için hep beraber mücadele etmeliyiz” şeklinde konuştu.

    “Böyle bir verimli ovayı yok etmenin ekonomik veya sosyal değeri nedir?”

    Türkiye – Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırma Vakfı (TAVAK) Yönetim Kurulu ve Mütevelli Heyeti Üyesi Dr. Ahmet Güler de yaptığı konuşmada, 35 yıldır Çeşme’de yaşadığını belirterek, “Bu konuyu çok yakından takip eden birisi olarak çok iyi biliyorum. 26 Ocak 2018 tarihinde, Geoid adlı bir firma, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na 230 sayfalık bir proje sundular. Ne hikmetse, proje verildikten 6 gün sonra Bakanlığın internet sayfasında duyuru yayınlandı. Normalde 15-20 makamı ilgilendiren proje, yıldırım hızıyla bakanlığın sayfasında yayınlandı. Jeotermal Enerji için 180 derece sıcaklık gerekiyor. Bu bölgede ulaşılabilen en yüksek sıcaklık 42 derece. Bir şirket para kazanacak diye böyle bir verimli ovayı yok etmenin ekonomik veya sosyal değeri nedir? Bu şirkete gerekirse bağış yapalım. Kazanacakları parayı toplayarak kendilerine verelim, bu projeden vazgeçsinler. İki kişi zengin olacak diye koskoca bir bölgeyi yok edebilecek rizikoya girmenin mantığı nedir?” diye sordu.

    “26 Haziran’a kadar itiraz edilmezse proje uygulamaya geçecek”

    En tehlikeli olaylardan birisinin de, bu bölgedeki suyun denize kaçması olduğunu ifade eden Güler, “Bu bölgede çok sayıda yazlık site var. Bu sitelerin tek su kaynağı kendi kuyuları. Bu sulara jeotermal suyun karışması ya da suyun denize kaçması halinde, bu sitelerde oturunca binlerce insan susuz kalacak. Çeşme’de yeraltı suları zaten yetersiz. Bir de jeotermal kuyuları ile var olan suyu riske etmek mantığa sığmıyor. Bizlerin bu konuyla ilgili yaptığı iki toplantının ardından Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne 26 tane şikayet dilekçesi gitti. Müdürlükteki ilgili memur, ’Ben bu kadar şikayet görmedim’ dedi. Ama 26 Mayıs tarihinde, ’ÇED gerekli değildir’ kararı çıktı. Bir ay içinde, yani 26 Haziran tarihine kadar hukuksal olarak itiraz olmazsa, bu proje uygulamaya geçiyor. Böylece istedikleri yerde jeotermal kuyu açma hakkına sahip olacaklar. Makinelerin önüne geçerseniz, hapse girme tehlikeniz var” diye konuştu.

    Çevreci Avukat Şehrazat Mercan, yargı sürecini anlattı

    Açtığı çevre davaları nedeniyle Çevreci Avukat olarak tanınan Şehrazat Mercan da bir konuşma yaparak, “’Ben bu bölgede yaşıyorum ve zarar göreceğim’ diyenler, tapuları ile, tapu yoksa kira belgeleri, mirasçı ise tapu kayıt belgeleri ile ve vekaletname çıkararak bize gelecekler. Bu davalar, avukat için de, sizler için de fedakarlık gerektiren davalar. Elde edeceğiniz bir para yok. Çevreye ilişkin hakkınızın mücadelesini vereceksiniz. Öncelikle bir ekip oluşturarak Belediye ile görüşmemiz gerekir. Belediye’nin, bu bölgedeki gayrimenkulleri, planları nedeniyle bir şekilde Belediye Kanunu’ndan kaynaklanan sorumlulukları da var. Ayrıca sosyal sorumlulukları da var. Ben hazırlıklara başladım. Bu konuyla ilgili Aydın’da da davalar açılmıştı. Ben o davaların bilirkişi raporlarını aldım. Burası ile ilgili de Belediye’den imar durumlarını ve planlarını isteyeceğiz. Vekaletlerin de çıkarılmasının ardından yürütmeyi durdurma ve iptal davalarını açacağız. Dava açıldıktan sonra burada keşif ve bilirkişi incelemesi yapılır. Bu aşamadan sonra rapor lehimize geldiğinde, ne kadar itiraz olursa olsun, biz genelde iptal kararlarını alıyoruz. Temyiz edilebilir. Temyize itirazlarımızı hazırlarız” diyerek yargı süreci hakkında bilgi verdi.

    “Dernek olarak her türlü desteği vereceğiz”

    Gücücek Koyu Doğal Yaşamı Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkan Yardımcısı Avukat Seher Gacar da şunları söyledi:

    “Kağıt üzerinde her şey düzgün olabiliyor. İnsanların yaşam ve çevre haklarını koruyan düzenlemeler öngörülebiliyor. Fakat iş realiteye döndüğünde öyle olmuyor. ’Kötü komşu insan mal sahibi yapar’ derler ya, Gücücek Koyu’nda biz bunu yaşadık. Kiralayan şirket, sözleşmedeki maddelere uymayınca, 8 site, Ovacık Mahallesi Muhtarı ve Ovacıklılardan da destek alarak, kiracı şirkete karşı mücadele ettik. Sonuçta da şirket buradan gitmek zorunda kaldı. Biz de derneğimizi kurduk. Bu derneğin amacı sadece Gücücek Koyu değil, bu bölgede çevre felaketleri ile sonuçlanabilecek her riske karşı pozisyon almak, destek vermek ve katılım sağlamak. Dernek olarak biz de bu mücadelenin içinde varız. Gereken her türlü desteği vereceğiz” dedi.

    Yapılan konuşmaların ardından, hukuki masraflar için bir fon oluşturulmasına karar verildi. Avukatlara vekalet verecek vatandaşlar da isimlerini yazdırdılar. Avukatların vekaletleri almalarının ardından, en kısa sürede hukuki süreci başlatmaları da kararlaştırıldı.

  • Kura çekiminde bir toptaki iki numara bulunması yargıya taşındı

    Zonguldak’ta geçen yıl Mart ayında 12 eski hükümlünün TTK’ya işe alınmasında yapılan kura çekilişinde bir topta iki rakamın olduğunun ortaya çıkması üzerine konu yargıya taşındı. Yargılanan 6 görevliye para cezası verilirken noter görevlisi hakkında verilen 5 aylık hapis cezasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildi.

    Zonguldak’ta geçen yıl 9 Mart’ta Türkiye Taşkömürü Kurumu’nda (TTK) işe alınması planlanan hükümlü işçiler için noter huzurunda kura çekilişi yapıldı. Kura çekimindeki bazı topların ön ve arka yüzündeki farklı numaraların yer alması salonu karıştırdı. Türkiye Taş Kömürü Kurumu’na alınacak 12 eski hükümlünün işe alınması planlandı. TTK Eğitim Daire Başkanlığı’nda gerçekleştirilen kura çekiminde 6 şoför, 4 meydan işçisi, 1 aşçı ve 1 iş makinesi operatörü alımı için 336 eski hükümlü ter döktü. Zaman zaman heyecanın had safhaya ulaştığı kura çekiminde dönemin Zonguldak 2. Noteri de hazır bulundu. Açılış konuşmalarının ardından kura çekimine başlandı. Aşçı, iş makinesi operatörü ve meydan işçilerinin kura ile belirlenmesinin ardından sıra şoförler için kura çekimine geldi.

    Kürenin içerisinde yer alan topların karıştırılarak çekilmesi sırasında ilginç bir olay yaşandı. Arka yüzünde 117 yazan topun ön yüzünde 1 yazması üzerine salon bir anda karıştı. Hatalı olduğu belirlenen topun ardından başka toplarda da aynı durumun yaşanması üzerine salondaki tansiyon giderek arttı. Olaya müdahale eden polis ekipleri toplara el koyarak yaşanan tutanak tuttu.

    Mahkeme kararını verdi

    Olayın yargıya taşınmasının ardından kuraya katılan adaylar arasından 18 aday, görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla TTK görevlileri ve Zonguldak 2. Noterliği görevlisi hakkında şikayetçi oldu. 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen son duruşmada karar çıktı. “Görevi kötüye kullanmak” suçlamasıyla tutuksuz yargılanan sanıklardan noter görevlisi Ferdi A. duruşmada hazır bulunurken diğer sanıklar katılmadı. Mahkeme Ferdi A.’ya verilen 5 aylık hapis cezasında hükmün açıklanmasını geri bıraktı. TTK’da görevli 6 sanığa ise toplamda 30 bin lira adli para cezası verdi.

  • Çeşme TOKİ’de yüksek fiyat farkı yargıya taşınıyor

    İzmir’in Çeşme ilçesi Reisdere Mahallesi’nde yapılan TOKİ konutlarında, başvuru fiyatı ile teslim fiyatı arasındaki yüksek fiyat farkı yargıya taşınıyor.

    TOKİ Güzelleştirme ve Yardımlaşma Derneğinin girişimleri ile başlatılan hukuk mücadelesinin ilk adımında hak sahipleri avukatlarla buluştu. Çakabey Kültür Merkezinde gerçekleştirilen buluşmada hak sahipleri merak ettikleri soruları avukatlara yönelterek yanıt aradı. Avukat Şehrazat Mercan ve Hadi Genç, TOKİ konutlarındaki başvuru fiyatı ile teslim fiyatı arasındaki fiyat farkının fahiş olduğunu vurgulayarak izlenecek hukuksal yol hakkında hak sahiplerine açıklama yaptı.

    “Fahiş fiyat artışının mantığı yok”

    2013 yılında TOKİ konutları için yapılan başvuru sırasında belirtilen fiyatla geçtiğimiz ay açıklanan teslim fiyatı arasında çok yüksek fiyat farkı olması nedeniyle hak sahiplerinin dava açma haklarının doğduğunu ifade eden avukat Şehrazat Mercan, “Bunun iki yönden sakat bir işlem olduğunu düşünüyoruz. Birincisi, devletin TOKİ’deki görevi ve buradaki yapılan işin amacı, Çeşme’de gayrimenkul değerlerinin çok yüksek olması sebebiyle konut sıkıntısı olan çalışan, dar gelirli kesimin konut sahibi olmasını sağlamak. TOKİ’nin de işlevi budur. İkincisi ise bu yüksek fiyat farkı ile dar gelirliyi konut sahibi yapma amacından uzaklaşılmış olunuyor. Söz verildi mi sözünde durulmalı. Söz, sözleşmeyi getirir. Yani başvurunuzu aldıklarında açıklanan bir rakam var. Bu rakamın, sözleşme aşamasına gelindiğinde çok fahiş bir miktara çekilmesinin, bize göre mantığı yok. Bir kere, maliyet artışları inandırıcı değil. Ayrıca bu fiyat artışı, TOKİ’nin dar gelirliyi ev sahibi yapma amacını karşılamıyor. Yani sizlerin karşılayabileceği bir miktar değil. Bunlardan yola çıkarak, dernek yöneticileri geldiklerinde biz de dedik ki; ’Size İdare Mahkemesinde bir iptal davası açmak için bir dilekçe hazırlarız. O dilekçeye rağmen gerekli düzeltmeyi yapmazlarsa veya yapmıyorum diye cevap verirlerse, zımni ret işleminin iptalini dava edebiliriz ve kazandığımız takdirde de fiyatları indirmeleri gerekir.’ Şunu da belirtmek istiyorum, hakkınıza sahip çıkın. Hukuka güvenin. Hukuk istemekten vazgeçmeyin” açıklamasını yaptı.

    “TOKİ’nin kuruluş amacına aykırı”

    Avukat Hadi Genç de yaptığı açıklamada, dernek yöneticilerinin kendilerine konuyu aktardıklarında, mevzuatı inceleme gereği duyduklarını belirterek, “Toplu konut, gerçekten yararlı bir müessese. 1985’lerden beri uygulanagelen ama sürekli değişen, değiştikçe de kurumların çeşitli mevzuat değişiklikleri çerçevesinde, vatandaşın külfetinde de farklılıklar oluşturan bir mevzuat. Devletin Toplu Konut İdaresini kurmaktaki amacı, gerçekten evsiz, peşin para vererek veya kısa vadelerle konut edinmesi zor olan vatandaşlara, devletin de imkanlarını kullanarak, özellikle hazine arazilerini kullanarak arsa bedelini ucuza mal edip, ev sahibi yapmak. Dernek yöneticilerinin bize getirdikleri başvuru belgesini ve internet ortamında, TOKİ’nin açıkladığı fiyatları karşılaştırdığımızda, gerçekten çok fahiş fiyat farklarının olduğunu tespit ettik. Ayrıca yapılacağı açıklanan konut sayısından 127 tanesinin eksiltilerek bin 27 konut yapılmış. Vatandaşların şifahi olarak fiyat farklarını öğrenmeye çalışması sırasında, belediyenin 4 kat yerine 3 kat istemiş olması, arsa bedellerinin artması gibi baştan savıcı cevaplar verildiğini öğrendik. Bu çerçevede savcılığa ve Kaymakamlığa yapılan başvurular olduğu da açıklandı. Bunun mevzuata aykırı oluşunun yanında en önemli unsur, TOKİ Kanunu’nun amacına aykırı olduğudur. TOKİ’nin kuruluş amacı, evsiz vatandaşı ucuza ev sahibi yapmak. Biz, yeni fiyatlandırmanın bu amaca aykırı olduğunu düşünüyoruz. Bu çerçevede de dava açma hakkınızın olduğunu düşünüyoruz” dedi.

    Avukatların, hak sahiplerinin Kaymakamlığa verdikleri itiraz dilekçelerinin cevaplarını aldıkları tarihten itibaren 60 gün içinde dava açma hakları olduğunu açıklamalarının ardından toplantı sona erdi.

  • Batuhan Yaşar:”Almanya’dan yargıya müdahale edin talebi”

    İhlas Haber Ajansı ve TGRT Haber Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar Türkiye Gazetesi’ndeki köşesinde, “Almanya ile niçin ipler geriliyor”, “Cumhurbakanı Erdoğan’ın konumasından kimler rahatsız oldu”, “Şansölye Merkel, Başbakan Yıldırım’a ne söz verdi”, “Alman Bakan, Bozdağ’ı nasıl oyuna getirmek istedi?” sorularına cevap aradı.

    Batuhan Yaşar’ın yazısının tamamı ise şöyle:

    “Brexit ile İngiltere’nin AB’den ayrılışına çok şaşıranlar vardı. Trump Başkan seçilince benzer tepkiler geldi. Anlaşılan bu yeni siyasi projeden haberi olmayanlar var.

    Bu yeni projenin bir başka hedefi daha var:

    Ekonomik olarak ABD ile rakip olan Almanya daha da yalnızlaştırılacak.

    Merkel, her geçen gün biraz daha zayıflıyor, sıradanlaşıyor.. Avrupa Birliği içindeki ‘lider’ vasfını da yitirmek üzere.

    Eylüldeki seçimler dolayısıyla da Şansölyeliği kaybedeceği yorumları yapılıyor.

    Biz asıl konumuza gelelim.

    İşte bu Almanya, Türkiye ile çok ilgili.

    Hatta şimdilerde coşkulu bir “hayır” kampanyasına başladı.

    Olanları biliyorsunuz zaten.

    Konuşturulmayan Cumhurbaşkanı, siyasetçiler ve bakanlar.. Nerede mi? Özgürlükler ülkesi Almanya’da!

    Bugüne kadar tek bir FETÖ’cüyü bile iade etmeyen Almanya ile ipler geriliyor.

    Cumhurbaşkanını öldürmeye giden daha sonra trajikomik bir şekilde Yunanistan’a kaçan FETÖ’cü teröristlerin iade edilmemesi için Atina’ya baskı yapan Almanya ile fırtınalı günler yaşıyoruz.

    Atina yönetimine ‘iade ederseniz para yardımını, avro akışını keseriz’ tehdidinde bulundukları iddiaları çok ciddi.

    Çipras Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ne demişti, sonra neler oldu hatırlayın..

    PKK ve DHKP-C konusunda da çok farklı bir durum yok.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya’da işbaşındaki yönetimin anlayacağı dilden konuşunca yer yerinden oynadı.

    Berlin’deki Türkiye düşmanları, daha doğrusu Türkiye’nin altını oymaya çalışanlar çok rahatsız oldu.

    Ama buradan belirtelim ki Cumhurbaşkanı Erdoğan bu işin peşini bırakmayacaktır.

    Siz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı konuşmasına 2 saat kala Anayasa Mahkemesinden karar çıkartıp engellerseniz, buna karşılık kırmızı bültenle aranan, Avrupa Birliği’nin terör listesinin başında olan Cemil Bayık’ın konuşmasına izin verirseniz, herkes sizin gerçek yüzünüzü görür.. Maskeniz düşer!

    Şansölye Merkel, Başbakan Yıldırım’ı aradı ve tam 1.5 saat süren telefon görüşmesi gerçekleşti. Çok şey konuşuldu..

    Şansölye Merkel’in bundan sonra bu türden engellemeler yapılmayacağına dair verdiği sözün altını çizmek gerekir.

    Bu söz tutulacak mı tutulmayacak mı hep birlikte göreceğiz..

    Alman Dışişleri Bakanı Gabriel de mevkidaşı Çavuşoğlu’nu peş peşe 2 kez aradı. Çavuşoğlu ile görüşme talebinde bulundu. Çarşamba günü yani yarın bu görüşme gerçekleşecek.

    Ankara’nın Berlin’deki “Hayırcılara” verdiği mesaj çok açık:

    “Bak kardeşim, Türkiye’de bir referandum yapılacak, Almanya’daki Türk seçmenler de oy kullanacaklar. Neye oy verecekler veya vermeyecekler bilmeleri lazım.. Olay bu.. Ama bir bakıyorsunuz, ‘Hayır’ı destekleyenlere tüm kapılar açılıyor. ‘Evet’ için düzenlenen bütün etkinlikler için türlü türlü bahaneler çıkartılıyor. Otellere aba altından sopa gösteriliyor.”

    FETÖ’ye gelince “bizim yargı sistemi” ama “Deniz’i bırakın”

    Almanya, Ankara’dan, hakkında terör örgütü PKK ile bağlantıları konusunda ciddi suçlamalar bulunan Deniz Yücel’in serbest bırakılmasını istedi. Ankara’nın cevabı ise çok netti:

    -“Yargıya intikal etmiş bir konu hakkında nasıl böyle bir talepte bulunabilirsiniz.. Siyaset, yargıya intikal etmiş bir konu hakkında nasıl talimat verebilir. Peki siz ‘hukukun üstünlüğü’ diyordunuz, ‘demokrasi’ diyordunuz ne oldu?”

    Aklıma Merkel’in Ankara’da FETÖ’cülerin iadesi ile ilgili bir soruya verdiği cevap geldi:

    -“Mahkemelerin ve bağımsız incelemelerin sonucuna saygı duymalıyız…”

    Ne komik değil mi?

    Bağımsız mahkemelerden, hukuktan insan haklarından bahseden Almanya, Deniz Yücel’in serbest bırakılması için siyasetin devreye girip talimat vermesini istiyor.

    – Almanya’da bu işler böyle mi yürüyor?

    – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının engellendiği gibi, siyaset yargı üzerinde baskı kurup istediği kararları aldırabiliyor mu?

    Alman Bakan, Bozdağ’ı nasıl oyuna getirmek istedi?..

    Malum Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın Almanya’daki konuşması iki kez engellendi.. Ama bu olayların öncesinde olanlar çok daha dikkat çekici. Bekir Beyin hiçbir şeyden haberi yok. İptal kararından haberi yok.. Daha Strazburg’dayken telefon geliyor. Efendim diyorlar Alman Adalet Bakanı arıyor..

    Özetle Alman Bakan Bekir Bozdağ’dan görüşme talebinde bulunuyor. Saat 18.00’de görüşmek üzere sözleşiyorlar.

    Bu telefon görüşmesinden 2 saat sonra Bekir Bey’e Alman Belediyesinin aldığı iptal kararı iletiliyor.

    Hâlâ her şey normal.

    Hemen ikinci bir salon tutulup toplantı oraya kaydırılıyor.

    Ama o da ne.. Peşinden ikinci iptal kararı geliyor.

    Bu kez görünürde Emniyet var!

    Bunun üzerine Bekir Bozdağ görüşmeyi iptal ettiriyor..

    Yaşananlara bakar mısınız?..

    Her şey hesaplanmış.

    İptal talimatları çoktan verdirilmiş.

    Suç bastırma senaryosu sahneye konulmuş!

    İşler Almanya’nın istediği gibi gitmiyor diye Ankara mevcut politikasını değiştirmeyecek.

    Hiçbir şekilde geri adım atmayacak.

    Son bir not: İncirlik’teki Alman Tornadolar hâlâ PKK-PYD konusunda topladıkları bilgileri Türkiye ile paylaşmıyor.”