Etiket: Yaptığınız

  • “Başarının sırrı yaptığınız işi sevmekle başlar”

    Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, ortopedik engelli gazeteci Suat Salgın, ilçe halkının ‘Endüstri Meslek Lisesi’ olarak anımsadığı Şehit Abdullah Tayyip Olçok Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin son sınıf öğrencileriyle bir araya geldi.

    Okul Müdürü Nadir Çağıl ile okulun Din Kültürü Ahlak Bilgisi Öğretmeni Merve Çakmak’ın da katıldığı söyleşide bu yıl mezun olmaya hazırlanan 12. sınıf Elektrik Bölümü öğrencileriyle sohbet eden Salgın, hangi meslekte olursa olsun başarının sırrının kişinin yaptığı işi sevmesinden geçtiğinin mesajlarını verdi.

    40 dakikalık söyleşi de gazeteciliğe başlayış ve meslekte yaşadığı ilginç anılarını öğrencilerle paylaşan Suat Salgın, “Ben gazeteciliği seviyorum. Belki de sevmeseydim günümün çok büyük bir bölümünü bu işe vermezdim. Sizlerde gelecekte meslek sahibi olduğunuzda, mesela birer elektrik operatörü olarak iş hayatına atıldığınızda, başarıyı yakalayabilmek için o mesleğe emek verirken, tutkuyla da bağlanılması halinde iş hayatında yükselişiniz kaçınılmaz olacaktır” dedi.

    Gazeteciliğin göründüğü gibi kolay bir işe olmadığını anlatan Salgın, “Haber niteliği taşıyan; trafik kazaları, cinayet gibi asayiş olaylarının günün hangi saatinde meydana gelebileceği belli olmadığı için, bu meslekte harcayacağınız mesailerin saati yoktur. Bu yüzden de ben ve meslektaşlarım gece-gündüz demeden her an teyakkuzda bir yaşam sürmek zorundayız.”ifadelerini kulandı.

    “Ortalıkta ‘gazeteciyim’ diye dolaşan şarlatanlar var”

    Gazeteciliğin zor ve meşakkatli bir iş olmasının yanı sıra saygın bir meslek de olduğunu hatırlatan Salgın, “Ama bu mesleğin saygın olmasından yararlanmak isteyen birçok art niyetli şarlatan, ne yazık ki kendilerini gazeteci olarak ilan edip, bu mesleği hunharca kullanmaya da yeltenebilmektedir. Gerçekte gazeteciliğin yanından bile geçmeyen bu tiplemeler, sadece şantaj ve tehditlerle sadece ceplerini doldurabilmenin hesaplarını yapabilmektedirler. İşte biz gerçek basın emekçileri de yıllardır kendi içimize sızmaya çalışan bu şarlatanlarla da mücadele etmek zorunda kalıyoruz” diye konuştu.

    Öğrencilerin sorularını da yanıtlayan Salgın, biri uluslar arası olmak üzere iki ulusal haber ajansının yanı sıra bir çok ulusal ve yerel yayın kuruluşuna haber servis ettiğini ve bu haberlerin çoğunlukla televizyon ekranlarıyla, günlü gazetelerde de yer aldığını kaydetti.

    “Haber istihbaratım halkın kendisi”

    Haber istihbaratlarını genelde halkın içerisinden aldığını ifade eden İHA Muhabiri Suat Salgın, “Gazetecilikte istihbarat ve doğru bilgi çok önemlidir. Sağolsun Ayvalık halkı gerek kişisel sosyal paylaşım sitemden, gerekse de telefonlarla çevrelerinde gördükleri haber niteliği taşıyan konularda bilgi vererek, o haberleri kamuoyuyla paylaşmama yardımcı oluyorlar. Bu vesile ile de Ayvalık halkına sonsuz şükranlarımı sunuyorum” ifadelerini kullandı.

    Sohbet havasında gerçekleşen söyleşinin ardından söyleşi öğrenciler ve öğretmenlerle çekilen hatır fotoğrafı ile sona erdi.

  • “Evde CD koyarak yaptığınız spor, duruşunuzu bozabilir”

    Batı ülkelerinde yaygın olan ‘Egzersiz Eğitim Danışmanlığı’nı Türkiye’de uygulamaya başlayan Hülya Özlem Şener, evde CD koyarak ya da telefonlara egzersiz programı indirerek spor yapmanın, tansiyon sorunundan duruş bozukluğuna varan sorunlara yol açabileceğini söyledi.

    ‘Egzersiz Eğitim Danışmanlığı’nı Türkiye’de uygulamaya başlayan Hülya Özlem Şener, yanlış uygulanan pilates programlarının bugüne kadar omurga kırıklarından tansiyon sorununa hatta kişide duruş bozukluklarına yol açabileceğini söyledi. Dr. Fizyoterapist Hülya Özlem Şener, Ege Bölgesi’nde bir ilki gerçekleştirerek İzmir Alsancak’ta kurduğu ’FisioTerapia Egzersiz Eğitim Danışmanlığı’ ile solunum güçlüklerinden, lenf ödeme, skolyoz denilen omurga eğriliğinden idrar kaçırmaya, doğuma hazırlık egzersizlerinden sağlıklı ve fit bir vücuda sahip olmaya kadar pek çok alanda tedavi imkanı sağlıyor. Son günlerde televizyondan ya da telefonlara indirilen egzersiz programlarından yararlanarak spor yapıldığını kaydeden Şener, bilinçsizce yapılan sporun kişiye vereceği zararlar konusunda uyarılarda bulundu.

    “Bilinçli insanlarla egzersiz yapın”

    Fizyoterapinin günümüzde artık herkesin kaçınılmaz bir tedavi şekli haline geldiğini anlatan Şener, “Artık hepimiz hiçbir şeyimiz olmasa bile potansiyel bel ve boyun ağrıları çekiyoruz. Gelişen teknoloji ile birlikte de son derece pasif hayat sürüyoruz. Bu da bizim aktivite düzeyimizi azaltıyor ve çeşitli hastalıklar sürekli eklenmeye başlıyor. Bir de hasta olanları düşünürsek sonuçta tüm branş hekimleri herkese ilaçlarını verdikten sonra mutlaka egzersiz önerirler. Egzersiz bir kere anatomi ve fizyoloji temeline dayanır. O yüzden her önüne gelenle egzersiz olmaz. Bir de teknikler var günümüzde biliyorsunuz. Yani bir CD seyrederek, birisinden bakarak bunlar yapılamaz çünkü sakatlanmalara sebep olur. Bu şekilde pek çok hasta tedavi ettim. Herkes bir yer açıp bir pilates yaptırmaya başladı ya da aerobik egzersizler yaptırıyor. Kişilerin anatomik olarak düzgünlüğünü sağlanmadan bunlar yapılırsa ne yazık ki sakatlanmalar, kırıklar, kas yırtıkları oluyor. Bu konuda çok hasta tedavi ettim. O yüzden bilinçli insanlarla egzersiz yapmak çok önemli” diye konuştu.

    “Sakatlanmayı bırakın, duruş bozukluğuna yol açabilir”

    Bilinçsiz olarak spor yapmanın sakatlanma olmasa dahi duruş bozukluğuna yol açabileceğini dile getiren Özden, “Sağlıklı gibi görünsek de altta yatan bir takım problemlerimiz olabiliyor. Hiçbir şeyimiz yoksa duruş bozukluğumuz olabiliyor. Herkes aynı egzersizi aynı şiddette de yapamaz. Bir de düşünün ki telefonlarımıza indirdiğimiz uygulamalar var. Tansiyon hastası olabiliriz ya da başka bir problemimiz olabilir. Bu ani hareketlerle olayı daha da provoke ediyor olabiliriz. O nedenle herkesin mutlaka danışarak ve bilinçli insanlarla, özellikle egzersizin bilimini yapan fizyoterapistlerle yol çizmesi gerekiyor, bu çok önemli. Teşhisi koyduktan sonra her kişiye uygun egzersiz programı çizebiliyoruz. Bu kadın doğum hastalıklarından kulak burun boğaza, ortopediden nörolojiye kadar tüm branşlarda fizyoterapist vardır. Her konuda biz egzersiz programı çizebilecek kapasitede eğitim almış kişileriz” ifadelerini kullandı.

    “Evde CD alıp izleyerek sakın kendiniz yapmayın”

    Son zamanlarda CD alıp ya da telefonlara indirilen egzersiz programlarıyla spor yapmanın yaygınlaştığına dikkat çeken Özden, özellikle pilates yapanları uyararak şunları söyledi:

    “Bir zamanlar Madonnalarla, çeşitli ünlü kişilerle pilates ün kazandı, kolayca yapılır hale geldi. Oysa pilatesin temelindeki egzersizler son derece zordur. Onları temel anatomik ve fizyolojik çerçeveler içerisinde gövdemizin derinindeki kasları çalıştırmadan direkt sakatlanmalara sebep oluyor. Pilates direkt topa oturmak değildir, kırık sebebi olur. Çünkü herkesin dengesi bir değildir. Ayakta durabiliyor olmak dengemiz iyi demek değildir. Dengeyi sağlamamız, temel düzgünlükleri öğrenmemiz lazım. Med aktiviteleriyle başlayıp kişinin kendi ağırlığıyla, kendi içinde aşamalandırarak yoğunlaşan bir egzersiz programıyla kuvvetlenip sonra elastik bant ve toplara geçmemiz gerekiyor. Ancak sakın sakın ola ki CD koyup evde kendi kendinize yapmayın. Eğitimsiz kişilerle asla pilates yapmayın.”

  • Prof. Dr. Uyanık: “Kan Bağışı Sadece Bağış Yaptığınız Kişi İçin Değil; Sizin İçin De Yararlı”

    Prof. Dr. Bekir Sami Uyanık, ’Bugün sana, yarın bana ve herkesin kana ihtiyacı olacağı bir günün geleceği’ düşüncesiyle düzenli kan bağışı kültürünün yerleşmesi gerektiğini söyledi.

    Tıptaki gelişmelere rağmen kanın yerini tutacak, alternatif bir tedavinin olmamasının, düzenli kan bağışı yapmayı ne derece önemli bir ihtiyaç haline getirdiğine belirten Hisar Intercontinental Hospital Klinik Laboratuvarlar Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bekir Sami Uyanık, dünyada gelişmiş ülkelerde gönüllü kan bağışının nüfusa oranı yüzde 5’e yaklaşırken, Türkiye’de ancak bunun yarısı kadar olduğunu söyledi. Güvenli gönüllü kan bağışlarının yetersiz olması nedeniyle, kan ve kan ürünleri ihtiyacı, hasta yakınları tarafından kana kan ve bir takım zorunlu yöntemlerle karşılandığını söyleyen Uyanık, “Dolayısıyla ’Bugün sana, yarın bana ve herkesin kana ihtiyacı olacağı bir günün geleceği’ düşüncesiyle düzenli kan bağışı kültürünün yerleşmesi gerekir” dedi.

    Türkiye’de kan ihtiyacı 2 milyon 500 bin ünite kan bağışı ile karşılanabilecek iken, 2014 yılında toplam 1 milyon 860 bin 225 ünite kan bağışı olduğunu belirten Prof. Dr. Bekir Sami Uyanık, “Kadınların kan bağışı oranı artmakla birlikte, bağış yapanların yüzde 88’i erkekler iken, yüzde 12’si kadınlardır. Oysa 18-65 yaş aralığında ve 50 kg üzerinde olan herkes, önemli bir sağlık sorunu yoksa yılda dört kez kan bağışı yapabilir. 1 ünite, yani bir torba kan, ortalama 450 ml’dir. İnsan vücudunda yaklaşık 6000 ml kan olduğunu göz önüne alınırsa, bu kadar kan vermek herhangi bir risk oluşturmaz” ifadelerini kullandı.

    Prof. Dr. Bekir Sami Uyanık, kan bağışının, kan veren için yararlarını şöyle açıkladı:

    “Kan vermeden önce, sorgulama formuna verilen sağlığımızla ilgili bilgiler, boy, kilo, tansiyon, nabız, vücut sıcaklığı yanı sıra, kan grubu, kan sayımı (hemoglobin) ve serolojik tarama testleri ölçüldüğünden, mini bir check-up da yapılmış olur.

    Kan verince, kan yapan doku ve organlar uyarılarak, yeni kan yapmaya sevk edilir; böylece kan hücreleriniz yenilenmiş olur.

    Düzenli kan veren kişinin, kalp krizi geçirme riskinin azaldığı yönünde araştırmalar bulunmaktadır.

    Özellikle bacaklarda olmak üzere damar hastalıklarını engellediği, bazı komplikasyonları önleyebileceği düşünülmektedir.

    Karaciğer, akciğer, kalın bağırsak gibi bazı kanserlerin gelişme riskini azalttığı yönünde çalışmalar devam etmektedir. Bu konuda, vücuttan kan verme ile kan demirinin uzaklaştırılması, hücreler için zararlı oksidatif ajanlara karşı vücut direncinin artışının, etkili olduğu gösterilmeye çalışılmaktadır.

    Kan kolesterol, trigliserid, şeker ve üre, kreatinin, ürik asit gibi metabolit düzeylerinin normalleşmesine olumlu etkisi olduğu, böylece metabolik hastalıkların da kontrol altında tutulmasına yardımcı olabileceği ileri sürülmektedir.

    Bir ünite kan bağışı ile birkaç hastaya yardım etme düşüncesi, insanı mutlu eder, psikolojik olarak rahatlatır. Kendi ihtiyacı olduğunda da kan bağışlayacak gönüllerin olacağına ümidi artar”.

    Uyanık, kan bağışı sonrası dikkat edilmesi gerekenler hakkında şunları söyledi:

    “Kan verme işleminden sonra hemen ayağa kalkmayıp, 5-10 dakika istirahat edin.

    İstirahat sonrası yapılacak ikramları ve görevlinin önerilerini dikkate alın.

    Sigara içiyorsanız, kan bağışından sonra 1 saate kadar içmeyin.

    Kan verdiğiniz kolunuzla birkaç saat ağır şeyler taşımayın.

    Bağıştan sonraki 5-6 saat hamam, sauna gibi aşırı sıcak ortamlarda bulunmayın”.