Etiket: Yaptığımız

  • Başkan Demircan: “Çocuklarımız için yaptığımız her şey ülkemizin geleceğine yatırımdır”

    Beyoğlu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni ziyaret ederek okul yönetimi, öğrenci ve velilerle bir araya gelen Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, “Çocuklarımıza dokunan kültürel, sanatsal ve sportif etkinlikler düzenliyoruz. Çünkü geleceğimiz çocuklarımız. Onlar için yaptığımız her şey ülkemizin geleceğine yatırımdır” dedi.

    Beyoğlu’nda hayata geçirilen “Okulda Buluşalım” Projesi ile okulların sorunları yerinde çözüme kavuşturuluyor. 14 yıldır devam eden proje kapsamında ilçedeki okulları tek tek ziyaret eden Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın son durağı Beyoğlu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi oldu. Okul bahçesinde öğrencilerle sohbet eden Başkan Demircan’ın Anıtkabir’i ziyaret etmek isteyen öğrencilerin taleplerine olumlu cevap vermesi coşkuyla karşılandı. Demircan, daha sonra okulun toplantı salonunda öğretmen, okul aile birliği üyeleri, mahalle muhtarları, mahallelerden sorumlu meclis üyeleri ve veliler ile de bir araya gelerek talep ve önerilerini dinledi. Ziyarette, okulun öğrencilerinden oluşan müzik grubunun Başkan Demircan için hazırladığı mini konser büyük beğeni topladı.

    “Çocuğun neye ihtiyacı olduğunu daha yakından görme fırsatımız oluyor”

    Beyoğlu Belediyesi olarak çocukların gelişimine katkıda bulunacak her türlü etkinliğe destek verdiklerini belirten Başkan Demircan, “İnsan çevresiyle var. Tek başına bir varlık değil. Çevresine ne kadar hükmediyorsa o kadar anlamlı. Dolayısıyla biz böyle düşünüyoruz. Bu amaçla da çocuklarımızı sosyalleştirecek ve kendilerini geleceğe daha iyi hazırlamada onlara yardımcı olabilecek etkinlikler düzenlemenin gayreti içerisindeyiz. Okul Buluşmaları bu anlamda çok önemli. Çünkü çocuğun neye ihtiyacı olduğunu daha yakından görme fırsatımız oluyor. Burada yaptığımız gözlemler düzenlediğimiz etkinliklerin oluşmasında bize bir nevi yol gösteriyor. Böylelikle çocuklarımıza dokunan kültürel, sanatsal ve sportif etkinlikler düzenliyoruz” dedi.

    “Geleceğimiz çocuklarımız”

    Bilişim Çağı ile birlikte eğitimin daha da önemli hale geldiğini de ifade eden Başkan Demircan,

    “Artık her şeyin makinelere verilen komutlarla yapılır hale geldiği çağımızda çocuklarımıza verdiğimiz eğitimin önemi daha da arttı. Çünkü kodlama dediğimiz yazılım hayatımızın her alanına sirayet etmeye başladı. Onun için çocuklarımızın bir taraftan kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlerle kendisini geliştirirken bir taraftan da Kodlama dediğimiz yazılımı öğrenerek hayata hazırlaması gerekiyor. Biz de Beyoğlu Belediyesi olarak bunun farkındayız. Bu amaçla Semt Konaklarımızda ve Kütüphanelerimizde Yazılım (Kodlama) kursları açtık. Gençlik Merkezlerimizde de açacağız. Çünkü geleceğimiz çocuklarımız. Onlar için yaptığımız her şey ülkemizin geleceğine yatırımdır” şeklinde konuştu.

  • Maliye Bakanı Naci Ağbal: “Eğitime yaptığımız yatırım 2 kat arttı”

    Maliye Bakanı Naci Ağbal, çeşitli programlar kapsamında geldiği Erzurum’da Atatürk Üniversitesi öğrencileriyle bir araya geldi. Türkiye’de eğitimin geldiği son noktaya değinen Ağbal, “Bizden önce savunmaya daha fazla yatırım yapılıyordu, biz geldikten sonra bütçelerimizdeki önemli kaynağı eğitime harcadık” dedi.

    Maliye Bakanı Naci Ağbal, çeşitli programlar kapsamında Erzurum’a geldi. Atatürk Üniversitesi öğrencileriyle Güzel Sanatlar Fakültesi Konferans Salonunda buluşan Ağbal, Eğitim konusunda yapılan değişimlere değindi. Hükümet bütçelerindeki payın geçmiş dönemlerde büyük çoğunluğunun savunma ve güvenliğe harcandığına ama yeni dönemde pastadan payı ağırlıklı olarak eğitimin aldığını söyledi. Programa AK Parti Erzurum Milletvekilleri Zehra Taşkesenlioğlu, Mustafa Ilıcalı ile öğrenciler katıldı.

    Türkiye’nin büyümesinin ve kalkınmasının olmazsa olmazını eğitim olarak gördüklerini belirten Ağbal, “14 yıldır yaptığımız bütün bütçelerde en fazla kaynağı hep eğitime ayırdık. Bizden önceki dönemlere bakıldığında savunma, güvenlik ve faiz harcamaları her zaman önde oldu.” ifadesini kullandı.

    2002 yılından itibaren eğitime yapılan yatırımların 2 kat arttığında değinen Naci Ağbal, “Biz iktidara geldikten sonra eğitime ayrılan bütçeyi artırdık. 2002 yılında 11,3 milyar lira eğitime bütçe ayırdık. 2017’de yaklaşık 645 milyarlık bütçemizin 122 milyar lirasını tek başına eğitime ayırdık. Bu son derece önemli. Eğitime ayırdığımız kaynak iki kat artmış oldu. 2002’de 510 bin öğretmen vardı, şu anda 950 bin civarında öğretmenimiz var. Böylelikle öğretmen başına düşen öğrenci sayısında ve sınıf başına düşen öğrenci sayısında son derece olumlu gelişmeler kaydettik. Bugün geriye dönüp baktığımızda derslik başına düşen öğrenci sayısı 2002’de ilköğretimde 36, şimdi ise 25’e düşmüş. Bu eğitimin kalitesini artırıyor.”

    Birçok ülkenin gıptayla baktığı Fatih Projesi’ni hayata geçirdiklerini hatırlatan Ağbal, şunları söyledi:

    “Sınıflarımızda akıllı tahtalar var, çocuklarımızın elinde bilgisayarlar var. Sanal dersler yapılıyor. Birleşmiş Milletler’de örnek proje olarak takdir edilen bir projedir. Ciddi anlamda buna yatırım yaptık. Önümüzdeki dönemde eğitime en büyük bütçeyi ayırmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın bizlere bütçe yaparken başta verdiği talimat, ’eğitimde kesinlikle taviz vermeyeceğiz, eğitime en büyük kaynağı ayıracağız’ talimatı olmuştur. Her ile bir üniversite kurduk. Tüm vilayetlerimizde çocuklarımızın gittiği üniversiteler var. Yeni fakülteler açtık. 2002’de 53 iken şu anda Türkiye’de 111 devlet üniversitesi var. Vakıf üniversiteleri dahil 180’in üzerinde üniversite var.”

    Ağbal, Amerika’yı Amerika, İngiltere’yi İngiltere yapan şeyin üniversiteleri olduğunu belirterek, rekabetçi Türkiye’yi de o seviyeye getirecek olan şeyin üniversiteler olduğunu dile getirdi.

    Ağbal, “Türkiye’yi dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına sokmak istiyoruz. Ülkeleri karşılaştırırken en çok kullanılan göstergelerden biri, o ülkede yapılan Ar-Ge harcamalarının milli gelire oranıdır. Bu oran arttıkça, o ülkenin rekabetçi olma oranı artıyor. 2002’de bu oran 0,50 ama 15 yıl sonra şu anda biz bunu ikiye katladık ama bunu yeterli görmüyoruz. Bizim hedefimiz yüzde 3’e varabilmek. Onun için bütçeden her yıl Ar-Ge’ye, inovasyona kaynak aktarıyoruz. 2002 yılında Türkiye’de özel sektör, kamu sektörü ve üniversiteler toplam 1,8 milyar lira Ar-Ge’ye harcama yapmış. Türkiye’nin Ar-Ge’ye yıllık 70 milyar para harcaması lazım. Türkiye son 5-6 yıldır araştırma laboratuvarlarına çok ciddi kaynak harcadı. Laboratuvarları kurduk şimdi o laboratuvarlarda araştırma yapacak elemanları almamız lazım.” dedi.

    Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı, programın sonunda Ağbal’a hediye takdim etti.

  • AB Bakanı Çelik: “Türkiye’nin rejimi bellidir, bizim yaptığımız şey sistem değişikliğidir”

    Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, “Türkiye’nin rejimi bellidir. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Bizim yaptığımız şey sistem değişikliğidir. Peki nedir bu sistem değişikliği. Demokratik, laik sosyal diyoruz. Bu saydıklarımızı Türkiye’de kim ortadan kaldırdı? Darbeler ortadan kaldırdı. Yani rejim değişikliği yapan darbelerdir. Peki o darbelerin olduğu zamanlarda bu darbeleri en çok destekleyen siyasi parti hangisiydi? CHP’ydi. Demek ki rejim değişikliğini onlar istemişti” dedi.

    AK Parti Osmaniye Teşkilatının İl Danışma Meclisi Toplantısı Cebelibereket Kültür Merkezi’nde yapıldı. Toplantının başlangıcında 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin video gösterimi yapıldı. Ardından konuşma yapan AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, şu an dünyanın enteresan bir dönemden geçtiğini belirterek, “Türkiye’nin kuzeyindeki ülkelerde ciddi bir ekonomik kriz var. Türkiye’nin güney dediğimiz Suriye ve Irak gibi ülkelerde ise ciddi bir siyasi kriz var. Ciddi bir demokrasi krizi var. Bütün bunların içerisinde Türkiye ekonomisini güçlendirmeye çalışan, demokrasisini güçlendirmeye çalışan, dış politikada daha büyük bir katılım üretmeye çalışarak ciddi performansını devam ettiriyor” diye konuştu.

    Son dönemlerde ‘parlamenter rejimden neden vazgeçiyoruz’ gibi soruların sorulduğunu belirten Çelik, “Açık ve net bir şeklide söyleyelim. Türkiye’de hiçbir zaman parlamenter rejim olmadı. Parlamenter rejim her zaman darbelerle sakatlandı, darbelerle örselendi ve bir türlü parlamenter sistem Türkiye’de yerleşmedi. Ben siyasi tarihle ilgilenirim. Türkiye’de parlamenter sistemin örselenmeden, sakatlanmadan, iyi kötü performansını gösterebildiği dönem AK Parti dönemidir. AK Parti döneminde de Cumhurbaşkanlığı sistemine müdahale etmek istediler hatta partiyi kapatmak istediler” ifadelerini kullandı.

    Kendilerine sorulan bir diğer sorunun ise ‘Türkiye’de rejim değişikliği olacak mı’ sorusu olduğunu belirten Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bakın biz net bir şekilde söylüyoruz. Türkiye’nin rejimi bellidir. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Bizim yaptığımız şey sistem değişikliğidir. Peki nedir bu sistem değişikliği. Demokratik, laik sosyal diyoruz. Bu saydıklarımızı Türkiye’de kim ortadan kaldırdı? Darbeler ortadan kaldırdı. Yani rejim değişikliği yapan darbelerdir. Peki o darbelerin olduğu zamanlarda bu darbeleri en çok destekleyen siyasi parti hangisiydi? CHP’ydi. Demek ki rejim değişikliğini onlar istemişti. Bu rejim değişikliği yaygarasının arkasından halkın kendiler oy vermediği, kendilerine güvenmediği birileri çıkar. Bunlar sandıktan çıkan sonuçlara tahammül edemedikleri için, sandıktan çıkan irade ile mücadele etmeyi göze alamadıkları için, kendileri sandıktan çıkamadıkları için rejim değişikliği diyerek ülkedeki sistemi krize sürüklediler. Hemen arkasından rejimin bekçisi olduklarını söylerler. O rejim bekçilerinin arkasından siyasete müdahale ederek hükümetleri yıktıkları zaman hemen rejimin tüccarlığına çıkarlar.”

    Bu kesimin sandıktan hep korktuğuna değinen Çelik, “Çünkü sizlerin değerlerine uygun siyasetçileri devletin başına getirdiğinizi biliyorlar. Sizden sandığı kaçırmaya çalışıyorlar. Sandığa gittiğiniz zaman, vatandaşın önüne sandık koyduğunuz zaman nasıl bir tablo çıkacağını biliyorlar. O tabloda da kendilerine yer olmadığını biliyorlar” şeklinde konuştu.

    Çelik, “Mesele güç meselesi olsa şu anda Cumhurbaşkanımızın gücüne sahip kim var Avrupa’da. Vatana ihanet dışında hiç bir şeyden yargılanamaz. Kendisinin liderlik ettiği parti meclisin çoğunluğuna sahip. Ya da bizim açımızdan bakalım. Cumhurbaşkanımız bizim partimizden çıkmış. Meclis çoğunluğuna biz sahibiz ve hükümet bizde. Yani biz güç peşinde koşsak bizim bu sistemi hiç değiştirmememiz lazım” dedi.

  • “AB mevzuatına uygun üretim yaptığımız bilinen bir gerçek”

    İSO meslek komiteleri ve 16 STK ile ortak açıklama yaptı.

    İstanbul Sanayi Odası’ndan (İSO) yapılan açıklamaya göre tekstil, hazır giyim, deri ve deri mamülleri sektörleri temsil eden komitelerini ve 16 STK’yı BBC’nin ’çocuk mülteciler’ haberi sonrası bir araya geldi. Açıklamada, “Geçen hafta İngiliz yayın kuruluşu BBC’de yayımlanan, gerçeklerle bağdaşmayan haberden çok büyük üzüntü duyan sektörlerimizin ve firmalarımızın haberde yer alan ağır suçlamaları hiçbir şekilde hak etmediğini özellikle belirtmek istiyoruz.

    Ortaya atılan asılsız iddiaların tam aksine, Türk tekstil ve hazır giyim sanayimiz, rakiplerine göre birçok açıdan çok daha uygun şartlara ve etik değerlere bağlı bir çalışma ortamına sahiptir. Türk tekstil ve hazır giyim sanayicileri olarak bu koşulları da yeterli bulmadığımızı; insana yakışır iş standartlarına sahip olma adına kesintisiz iyileştirmeye inandığımızı ve koşulsuz temiz üretimi esas aldığımızı özellikle vurgulamak istiyoruz. Böyle bir anlayışa sahip olan biz sanayicilerin sadece Suriyeli mülteci çocuklar değil, hiçbir çocuğun çalıştırılmasından yana olmayacağı aşikardır. Bu konuda hep duyarlı olduk, olmaya da devam edeceğiz.

    Türk sanayicileri ve ihracatçıları olarak global arenada her dönemden daha büyük ve zorlu bir rekabet savaşı vermekteyiz. Böyle bir dönemde böylesi bir haberin tedarikçiler ve asıl önemlisi tüketiciler üzerinde bırakacağı olumsuz etki açıktır. Kaldı ki, kayıtlı çalışan, yıllardır en büyük ihracatını Avrupa’ya yapan biz sanayicilerin AB mevzuatına uygun olarak üretim yaptığı, Avrupalı müşterilerimizin de zaman zaman bu üretim sürecini baştan sona gözden geçirdiği bilinen bir gerçektir. Öyle ki, ülkemizin ihracat yelpazesinde tekstil ürünlerinin otomotivden sonra büyük bir paya sahip olması, yaptığımız işin her açıdan kaliteli ve etik kurallara uygun olduğunu ortaya koymaktadır.

    Bu haksız suçlamaları yapanlar, Türkiye’nin üç yıldır büyük bir insani görevi yerine getirmekte olduğunu ve 3 milyon Suriyeli kardeşimize kucak açtığı gerçeğini görmezden gelmektedir. Birçok ülke bu ağır mülteci sorununa maalesef yüzünü çevirirken biz ülke olarak 5 yılı aşkın bir süredir büyük bir yardımseverlik ve misafirperverlik örneği sergileyerek ev sahipliği yapıyoruz. Böyle bir süreçte Avrupalı dostlarımızdan bu tür gerçeklerden uzak haberler yerine, mültecilerin buradaki imkanlarını iyileştirmek için daha güçlü destek beklediğimizi de belirtmek durumundayız. BBC’nin haberi, bugün artık hayatımızın bir parçası haline gelmiş olan Suriyeli mülteci kardeşlerimizin topluma uyum sağlamasının ne kadar önemli, hassas ve acil bir konu olduğunu bize bir kez daha hatırlatmaktadır. Bu bir gerçek ve bu gerçeği siyasilerden bürokratlara, biz STK’lardan akademi dünyasına kadar hepimizin görmesi gerekmektedir.

    Bu nedenle Suriyeli mültecilerin mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde toplumumuza uyum sağlamaları gerekiyor. Bu uyumun bir ayağı da Suriyeli göçmenlerin istihdam edilmesinde çalışma izinlerinin daha da kolaylaştırılması ve bu konudaki prosedürlerin rahatlatılmasıdır.Bütün bu çerçevede bir değerlendirme yapılacak olursa; içinde bazı Suriyeli üreticilerin de olduğu merdiven altı işletmeler ve bunların üretimi, kayıtlı çalışmaya her zaman önem veren biz sanayiciler için de ağır bir haksız rekabet unsurudur. Bu tür işletmelerin ciddi bir denetime tabii tutulması gerektiğini düşünüyoruz. Biz kayıtlı çalışan sanayiciler, merdiven altı üretime ve kayıt dışılığa karşı her düzeyde mücadelemizi sürdürüyoruz, sürdürmeye de devam edeceğiz. Sonuç olarak; birçok maksatlara ve önyargılara dayalı bu tür asılsız haberlerle tüm sektörümüzün töhmet altında bırakılmasının ve ülkemiz imajının olumsuz etkilenmesinin büyük bir haksızlık olduğunu değerlendiriyor, bahse konu olan haberi yapanları habercilik etiği açısından duyarlı davranmaya davet ediyoruz” denildi.

  • Milli Savunma Bakanı Işık: “Yaptığımız FETÖ yerine yarın METÖ’nün gelmesini engellemektir”

    Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) yönelik düzenlemelere ilişkin, “FETÖ ile mücadelemizi yapacağız ama yarın FETÖ yerine METÖ gelmesini de engelleyeceğiz. Yaptığımız tüm düzenlemeler buna yöneliktir” dedi.

    Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Kara Havacılık Okulu inşasının inceleme ve Valilik ziyaretinin ardından şehit ailelerine ziyarette bulundu. Ardından Isparta’nın MHP’li Belediye Başkanı Yusuf Ziya Günaydın’ı makamında ziyaret eden Bakan Işık’a, Günaydın belediye hizmetleri hakkında bilgi verdi. Bakan Işık burada yaptığı konuşmada Isparta halkının 15 Temmuz’da demokrasiye sahip çıktığını belirtti. Bakan Işık, “O gün bugündür millet olarak kenetlendik. Siyasiler bile tatlı rekabeti bir kenara bırakıp bir milli mesele olarak her konuda dayanışma sergiliyor. Sayın Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin darbe karşısındaki duruşu Türk milletinin takdirini kazandı. Bunu tüm illerde siyasetin içinde karşılıklı anlayışa dönüşmesi çok önemli. İnşallah bu birlik beraberlik daim olur. Siyaset elbette rekabettir. Ama söz konusu vatansa gerisi teferruat anlayışını unutmayacağız. Bu anlayışla hareket ettiğimiz sürece önümüzdeki engelleri tek tek aşarak yolumuza devam edeceğiz. Türkiye olarak çok mesafe aldık. Bazı ülkelerin 15 Temmuz’da ortaya koyduğu tavırdan Türkiye’nin belli güce eriştiğini herkes net olarak anladı. Ama daha almamız gereken yol var. Bu yolu en hızlı şekilde almamızın yolu milli birlik ve beraberliğimizi korumamız ve güçlendirmemizdir” dedi. Bakan Işık, Belediye ziyaretçi defterini imzaladıktan sonra AK Parti İl Başkanlığını ziyaret etti.

    “Millet 15 Temmuz’da sandığı beklemedi”

    Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, AK Parti İl Başkanlığı’nda yaptığı konuşmada AK Parti iktidarının 14 yılda pek çok engellemelerle karşı karşıya kaldığına vurgu yaptı. Bakan Işık, “1 Kasım seçimlerinden sonra demokratik ülkedeki işleyiş gibi bizim ülkemizde işleyiş devam eder derken tarihin en büyük ihaneti ile karşı karşıya kaldık. 15 Temmuz gecesi asker elbisesi giymiş haniler darbe teşebbüsünde bulundu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu en kritik anlardan biriydi. Öncelikle Allah’ın yardımı var. Bir kahraman binbaşı bu darbeyi ihbar etmese, darbe teşebbüsü öne çekilmese ve Sayın Cumhurbaşkanımız bulunduğu yerden 15 dakika öncesi çıkamasa bugün bambaşka bir Türkiye’de olabilirdik. Bunların tamamı Allah’ın yardımıdır. Ama Allah bize aklımızı kullanmayı emrediyor. İşte Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla Türk milleti sokağa döküldü. Teşkilatlarımızın büyük gayreti oldu. Önce siz çıktınız. Orada askerlerin aman ateş etmeyin, sizler bu vatanın evladısınız telkinleri olayın ne olduğunu farkında olmayan pek çok askeri milleti kurşun sıkmaktan alıkondu. Ama o haşhaşiler, o afyon yutmuşlar gözler, kararmış şekilde millete ateş açtılar. Fakat ne oldu milletin iradesine kimseni ipotek koyamadığı ortaya çıktı. Millet daha önceki darbeleri sandıkta mahkum etti. Ama 15 Temmuzda sandığı beklemedi. Sokağa çıktı darbeyi akamete uğrattı. Isparta halkı sokağa çıkmasaydı, bu hainlerin planlarına göre her şey yürüseydi çok daha fazla insanımızı kaybedebilirdik. Darbe girişimi başarıya ulaşamazdı. Ama şehit sayımız binlerle ifade edilebilirdi. Isparta halkı ölüme meydan okudu, ölümü korkuttu. Havalimanına gelip askerleri Ankara’ya götürmek isteyen hainler emellerine ulaşamadı” dedi.

    “Askerimize dünden daha fazla sahip çıkacağız”

    İhanete bulaşmayan TSK’nın kahraman mensuplarının da darbenin önlenmesinde büyük gayret gösterdiğini kaydeden Bakan Işık, “TSK bizim silahlı kuvvetlerimiz, ordu bizim ordumuzdur. İçinden ihanet edenler çıktı ama bu bizim silahlı kuvvetlerimiz bağlamaz. O hainlere karşı bizim duyduğumuz öfkeden çok daha büyüğünü askerimiz duyuyor. Bunların TSK’dan temizlenmesi için onlar da bizimle gayret gösteriyor. O açıdan askere bakışımızda değişiklik olmayacak. Bu ordu bizim ordumuz. Bu ordu peygamber ocağı. Onun için askerimize dünden daha azla sahip çıkacağız. Bileceğiz ki,bu ordu hakikaten içinden hainler çıkmış olmasına rağmen bu milletin öz evladıdır. Onun için TSK’nın ihtiyaçlarının giderilmesi için yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Bir taraftan bu hainlerin kökünü kazımakla diğer taraftan ordumuzun geleceğe çok güçlü hazırlanması için gayret sarf ediyoruz” diye konuştu.

    “Ordunun üstünden gereksiz yükleri alıyoruz”

    Ordunun harbe hazırlık seviyesini üst seviyeye çıkarmak için çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Bakan Işık, “Hükümet olarak siz darbeyi sokakta önleyen Türk milleti ‘bir daha beni sokağa çıkarma’ mesajını veriyor. Şu anda yaptığımız tüm çalışmalar bu darbeci anlayışı tamamen tasfiye etmek içindir. Artık Türkiye’de kimse kafam bozulursa yönetime el koyarım anlayışıyla hareket etmesin. Bunun için özellikle TSK’nın üzerindeki gereksiz yükleri alıyoruz. TSK kendi asıl işine odaklansın. Nedir bunlar harbe hazırlık, harekat, istihbarat, eğitim, muharebe bu işleri TSK tam bir emir komuta içinde yapacak. Ama TSK’ya yük olan personel, lojistik gibi yükler Milli Savunma Bakanlığı tarafından üstlenilecek. Bazıları televizyona çıkıyor ‘TSK’ya şöyle yapılıyor böyle yapılıyor’ diyor. Hiçbir şey yapılmıyor. TSK güçlendiriliyor. Fabrika ve tersaneler, okullar Savunma Bakanlığının yapacağı işlerdir. Hastane işlemeciliğini Genelkurmay yapmaz. TSK’da emir komuta zinciri bozulmuyor. Bir ordunun asli görevi harbe hazırlıktır tersane çalıştırmak değildir. Emir komuta zincirinde bozulma olmayacak. Ama kuvvet komutanları Bakanlığa bağlı olacak. Bütün gelişmiş demokrasilerde böyledir. Bu açıdan kimsenin tereddüdü olmasın TSK hem emir komuta birliği içinde yoluna devam edecek, hem asil görevleri olmayan görevleri MSB’ye devredecek hem de bir dan Türkiye’de TSK’nın darbeyle muhtırayla anılmaması için bu çalışmalar sürecek. Tüm derdimiz bu. Hiçbir subayımız askerimiz darbeyle anılmak istemiyor. Ama birilerinin bir daha TSK aracılığıyla bir şeyler yapabilirim hevesine kapılmasını önlemek de bizim görevimiz. FETÖ ile mücadelemizi yapacağız ama yarın FETÖ yerine METÖ gelmesini de engelleyeceğiz. Yaptığımız tüm düzenlemeler buna yöneliktir. Bu çalışmaların sonucunda TSK kendi alanında çok daha dinamik bir yapıya kavuşacak” şeklinde konuştu.