Etiket: Yapmalı

  • Rektör Bilgiç: “Akademisyenler üzerine düşeni yapmalı”

    Türkiye’nin dünyada söz sahibi bir ülke olabilmesi için akademisyenlerin üzerine düşeni yapması gerektiğini belirten Ondokuz Mayıs Üniversitesi(OMÜ) Rektörü Prof. Dr. Sait Bilgiç, akademisyenlerin hayata geçen bilgi ve teknoloji üretmeleri gerektiğini söyledi.

    Rektör Prof. Dr. Sait Bilgiç, üniversitelerin insanlığın gelişimindeki katkısının her geçen gün katlanarak büyüdüğüne dikkat çekerek, “Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçişin yaşandığı günümüzde üniversitelerden beklentiler daha da artmış durumdadır. Bir ülkenin geleceğe emin adımlarla ilerleyebilmesi, nitelikli insan gücü, ürettiği bilginin gücü ve bunların ticarileşmesiyle çok yakından ilgili. Artık üniversitelerin kendi kabukları içine kapandığı dönem çoktan geride kalmıştır. Geride kalmışlığın da bir göstergesi olan bu durumu devam ettirmek böyle hareket edenlerin üzerlerindeki vebali arttıracaktır” dedi.

    “65 bin civarındaki nüfus gücümüzü iyi kullanmak zorundayız”

    Başarı sıralamasında 18. sırada bulunan OMÜ’nün, 65 bin civarında olan öğrenci ve çalışanıyla büyük bir nüfus gücüne sahip olduğunu belirten Rektör Bilgiç “Bu gücü iyi kullanamazsak devletin üzerine bir yük olmaktan, eline diplomasını vererek mezun ettiğimiz öğrencileri işsizler ordusuna katmaktan öteye bir iş yapmış olmayacağız. Yaptığımız işin gereğini yerine getirmek; günümüz şartlarını, dünyanın gidişatını, üniversitelerden beklenenin ne olduğunu çok iyi bilmekten geçiyor” diye konuştu.

    “Yarara dönüşen bilgi ve teknoloji üretmeliyiz”

    Akademisyenlerin hazırladığı pek çok çalışmanın yayına dönüşmediğini, yayına dönüşenlerin ise pek çoğunun yarara dönüşmediğini kaydeden Prof. Dr. Bilgiç, “Dünyaya hükmetmek isteyen güçlerin önüne geçmek için akademisyenler üzerlerine düşeni yapmalıdır. Yarınlarımızı düşünerek yarara dönüşecek bilgi ve teknolojiyi üretmeliyiz” ifadelerini kullandı.

    “Proje kaynaklarımız bugün itibariyle 40 milyon TL civarında”

    AR-GE ve inovasyon çalışmalarını arttırdıklarını anlatan Rektör Sait Bilgiç, sanayinin istenen güce ulaşması ve üniversite şehir iş birliğini sağlamak için çalışmalar yaptıklarını da söyledi. Prof. Dr. Sait Bilgiç, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Bu nedenle Teknoloji Transfer Ofisini uyumlu, esnek, kaynaştırmayı sağlayacak bir kurum hâline getirmek için nitelikli insan kaynağına da önem vererek yeniden yapılandırıyoruz. OMÜ bu iş birliği hamlelerini, AR-GE alt yapısını güçlendirmeyi, proje üretme kapasitesini arttırmayı sağlayarak koordine etmeyi öngörmektedir. Halen yürütmekte olduğumuz projelerin bütçe kaynakları bugün itibariyle 40 milyon TL civarındadır.”

    Sektörel iş birliklerinin önemin farkında olduklarını da belirten Bilgiç, Teknopark’ı da bu anlayışla yeniden yapılandırmaya başladıklarını belirtti.

    “Üniversite Danışma Kurulunun 2. projesi yolda”

    Üniversitelerin temel görevlerinden biri olan eğitim alanında altyapı güçlendirme çalışmalarını stratejik planlarına dahil ettiklerini açıklayan Prof. Dr. Sait Bilgiç, 2018 yılına kadar bu husustaki bütün alt yapı eksikliklerini tamamlayacaklarını söyledi. Üniversite-sanayi-şehir bütünleşmesi için oluşturulan Üniversite Danışma Kurulunun da çok olumlu sonuçlar verdiğini kaydeden Rektör Bilgiç, bu kurul sayesinde gerçekleşmek üzere olan ağız sütü projesinin yanında Türkiye ekonomisine katkı sağlayacak 2. bir proje girişimine başlandığını dile getirdi.

    “Uluslararasılaşma düzeyimiz Türkiye ortalamasının üzerinde”

    Uluslararasılaşmaya verdikleri önemin altını çizen Rektör Prof. Dr. Bilgiç şöyle konuştu: “Üniversitelerin gelişmesi için bu husus önemli hale gelmiştir. Dünya genelinde 4 buçuk milyon öğrenci hareketliliği var. Bu öğrencilerin yaklaşık 800 bini ABD’de eğitim alıyor ve bu ülkeye sağladıkları kaynak 30 milyar dolar civarında. Türkiye’de ise 110 bin uluslararası öğrenci var. OMÜ olarak uluslararasılaşmayı strateji olarak ön plana almamızın avantajıyla Türkiye genelinde yüzde 1 olan uluslararasılaşma düzeyi bizde yüzde 4’ü geçmiş durumdadır. Amacımız bu rakamı en kısa zamanda yüzde 10’a çıkartmaktır.”

    “Yaşanabilir ve engelsiz OMÜ”

    Kampüsün yaşanabilir ve güzel olması, engelli öğrencilerin hiçbir engele takılmadan eğitimlerini sürdürmeleri için yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren Rektör Bilgiç, ayrıca sağlık ve havacılık alanında yapılan çalışmaları da katılımcılarla paylaştı. Bilgiç, 130 yataklı Onkoloji Hastanesi, Havza Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi ve Merkez Kütüphanenin çok yakın bir zamanda hizmete açılacağını müjdeledi.

    “Böbrek naklinde ön plandayız, kornea naklinde bölgede tekiz”

    OMÜ’nün sağlık alanında öne çıkan çalışmalarını da sıralayan Sait Bilgiç “Böbrek nakliyle ön plan çıkıyoruz. Kornea nakli Karadeniz’de sadece bizim Tıp Fakültemizde yapılıyor. Karaciğer transplantasyonu çalışmalarını en kısa zamanda yeniden başlatacağız ve bunun için gerekli adımı attık” bilgilerini verdi.

    “Öğrencilerimiz bize yeni enerji ve heyecan kattı”

    OMÜ’ye yeni katılan öğrencilere de seslenen Rektör Prof. Dr. Sait Bilgiç sözlerini şöyle tamamladı: “OMÜ ailesine katılmanız bize yeni bir enerji ve heyecan kattı. Yeni gelen öğrencilerimiz ve bütün öğrencilerimizin bilmesini istediğimiz şeyler de var. Eğer sizler dünyadaki gidişatı görmez, sadece sınıf geçmek için çalışırsanız gerçek anlamda bir vatansever olamazsınız. Bunun birtakım sorumlulukları var. Hem kendi alanınızda çok iyi yetişip donanım sahibi olmalısınız hem de sizi hataya düşürecek yanılgılardan uzak durmanız gerek. 15 Temmuz’un üzerinden çok fazla zaman geçmedi. İradelerini başka birilerine teslim eden 10 binlerce insanın sonu vatan hainliği oldu. Bu nedenle birey olarak özgür kalmaya dikkat edelim. Unutmayın Allah hepimizi tek tek sorguya çekecek.”

  • Poroşenko: “Uluslararası örgütler, Rusya’ya baskı yapmalı”

    Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko, “Uluslararası örgütler, Minsk anlaşması uygulanana, Rus askerleri işgal ettiği toprakları terk edene kadar Rusya’ya baskı yapmalı” dedi.

    Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko, temaslarda bulunmak üzere Gürcistan’a 3 günlük ziyaret gerçekleştiriyor. Dün akşam saatlerinde Tiflis’e gelen Poroşenko, bugün çeşitli temaslarda bulunuyor. Gürcistan cumhurbaşkanı Giorgi Margvelashvili ile ikili görüşme gerçekleştiren Poroşenko daha sonra Gürcü mevkidaşı ile ortak basın toplantısı düzenledi. Poroşenko “Bölgesel sorunlarımız var. Gürcistan için Abhazya ve Güney Osetya, Ukrayna için ise Kırım ve işgal altındaki Doğu Ukrayna” dedi. Uluslararası toplumun Rusya’ya yönelik baskısını arttırması gerektiğini sözlerine ekleyen Ukraynalı lider, “Uluslararası örgütler, Minsk anlaşması uygulanana, Rus askerleri işgal ettiği toprakları terk edene kadar Rusya’ya baskı yapmalı” dedi.

    Ukrayna’dan tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan eden Donetsk Halk Cumhuriyeti liderlerinin “Malorossiya” kurmayı planladıklarına ilişkin sorulara, “ Novorossiya projesi rafa kalktı. Ukrayna Donbass ve Kırım’ın egemenliğini yeniden alacak” dedi.

    Ukrayna ve Gürcistan arasında deklarasyon imzalandı.

  • Bem-Bir-Sen Genel Başkanı Turbay: “Katil Esed acilen durdurulmalı, BM derhal gereğini yapmalı”

    Belediye ve Özel İdare Çalışanları Birliği Sendikası (Bem-Bir-Sen) ve Uluslararası Emek Hareketi Konfederasyonu (ICLM) Genel Başkanı Mürsel Turbay, “Katil Esed acilen durdurulmalı, BM derhal gereğini yapmalı” dedi.

    Suriye rejim uçaklarının İdlib’te gerçekleştirdiği kimyasal saldırıyı lanetleyen Bem-Bir-Sen ve ICLM Genel Başkanı Mürsel Turbay, 6 yıldan bu tarafa eli kanlı katil Esed tarafından Suriye’de tam bir soykırım suçu işlendiğini ifade etti. Turbay, Suriye rejimi ve destekçilerinin insanlık suçu kapsamına giren saldırılarına karşı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyini göreve davet etti. Suriye’de yaşanan vahşetin dayanılmaz boyutlara ulaştığına dikkat çeken Turbay, “Uluslararası toplum derhal harekete geçmelidir. Bu vahşete karşı sadece Türkiye değil, bütün ülkeler sorumluluklarını yerine getirmelidir. İnsanlık bu zulme daha fazla seyirci kalamaz, kalmamalıdır. Başta ABD olmak üzere birçok Batılı ülke kimyasal silah kullanımını ‘kırmızı çizgi’ olarak deklare etmiştir. Zalim Esed kendi halkına karşı vahşette aşılmadık hiçbir çizgi bırakmamıştır. Çoluk çocuk demeden onlarca kez kimyasal silahlarla adeta toplu kıyıma girişen bu zalimi durdurmanın zamanı gelmiş, hatta geçmektedir. Dünyanın gözü önünde alenen savaş suçu işleyen bu cani için Birleşmiş Milletler derhal harekete geçmeli ve gereğini yapmalıdır” dedi.

    Suriye rejiminin başındaki eli kanlı katil Esed’in tamamen kontrolden çıktığını belirten Turbay, şöyle devam etti:

    “Devlet terörü estiren zalim Esed, acilen Lahey’de Savaş Suçları Mahkemesinde yargılanmalıdır. Masum insanların katledilmesi karşısında tepkisiz kalmak, küçücük bebeklerin hayatını rejimin insafına bırakmak, yeni katliamlara davetiye çıkarmak anlamı taşımaktadır. Başta ABD ve Rusya olmak üzere Ortadoğu’da masum çocukların kanları üzerinden çıkar paylaşımına girişen ülkeler, eğer azıcık vicdanları kaldıysa bu katili derhal yargılamalı ve en ağır cezayı vermelidir.”

    İdlib’te ölen masumların kimyasal gazla adeta kuş gibi çırpınarak can verdiklerine işaret eden Turbay, “Bu manzara karşısında gözü yaşarmayan, vicdanı sızlamayanlar tamamen insanlığını yitirmiş demektir. Esed rejimine göz yuman ve destek veren Rusya ve bölge ülkeleri bilmelidir ki adili mutlak olan Allah, ortak oldukları bu vahşetin bedelini eninde sonunda onlara ödetecektir” dedi.

  • Erdem: “Devlet TMO’lar aracılığı ile kritik stok yapmalı”

    Bursa’nın Karacabey Ziraat Odası Başkanı Erhan Erdem, çiftçilerin mısır ve çeltikte umduğunu bulamadığını, mağduriyetin giderilmesi için devletin TMO’lar aracılığı ile kritik stok yapması gerektiğini söyledi.

    Karacabey Ziraat Odası Başkanı Erhan Erdem, mısır ve çeltikte sıkıntısı olduğunu ifade ederek, ”Mısırda geçmiş yıllarla bugünü mukayese ettiğimizde, çiftçi para kazanmıyor. Eskiden çiftçi mısırdan kazandığı parayla borcunu ödeyebiliyordu, şimdi ise eline bir şey kalmıyor. ısırın dekar başına maliyetini 800 lira. Dekar başına yılda 1 ton mısır alınıyor. 14 rutubetli mısır 700 liraya alınıyor. Bu da maliyeti bile karşılamıyor. Fiyat rutubete göre değişiyor. Rutubet arttıkça fiyat 10 lira düşüyor” ifadesini kullandı.

    Çeltikte de durumun aynı olduğuna işaret eden Erhan Erdem, çeltiğin dönüm başına 850-900 lira arasında maliyeti olduğunu ve hasadın yılda ton başına 600 kiloyu geçmediğini ifade etti. Erdem, çeltiğin tonunun bu yıl bin 400 liraya alınmasıyla çiftçinin zarar ettiğini ileri sürdü. Erhan Erdem, çeltikte mağduriyetin önlenmesi maksadıyla devletin TMO’lar aracılığı ile kritik stok yapması gerektiğini savunarak, ”Buğdayda olduğu gibi çeltikte de 150-200 bin ton kritik stok yapılıp, fiyatının önceden belirlenmesi gerekir. Devlet mısır ve çeltik ekiminin 3 ay önce ve 3 ay sonra yurt dışından ithalatı durdurmalı. İthalat doğru yapılırsa Karacabey çiftçisi ve Türkiye’deki çiftçiler mağdur olmamış olur. İhtiyaca göre ithalat yapılmalıdır. Doğru zamanlarda ithalat yapılırsa çiftçiler mağdur olmaz” dedi.

  • Kronik hastalıklara sahip anne adayları ne yapmalı

    Kalp ameliyatı olmuş, kalp krizi geçirmiş, kemoterapi almış, böbrek nakli olmuş ya da diyabetli anne adayını nasıl bir gebelik dönemi bekliyor? Bu soruların cevaplarını Medicana Çamlıca Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Tüp Bebek, Jinekolojik Minimal İnvaziv Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ömer Faruk Vanlıoğlu verdi.

    Medicana Çamlıca Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Tüp Bebek, Jinekolojik Minimal İnvaziv Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ömer Faruk Vanlıoğlu, kronik hastalıklara sahip anne adaylarının yakın takip ve tedavileri düzenlendikten sonra gebe kalmalarında sakınca olmadığını söylüyor. Ancak gebelikte takip sıklığının diğer gebelere göre daha fazla ve daha özellik göstermesi gerektiğinin altını çiziyor.

    Kalp hastalıkları olan anne adayları

    “Gebelik 9 ay boyunca metabolizmanın değiştiği bir süreçtir” diyen Op. Dr. Vanlıoğlu, “Gebe kalmadan önce anne adayının rutin tetkikleri yaptırması gerekiyor. Ancak bunu uygulayan anne adayı maalesef çok az. Özellikle kardiyak problemleri olan anne adayları yakın takibe alınmalı, çünkü gebelik başlı başına kalbi yoran bir süreçtir. Kan volumu artar ve kalp daha fazla kan pompalamaya maruz kalır, kalbin iş yükü artar. Özellikle 5’inci gebelik ayından sonra kalbin yorulması artmış olur. Daha önceden kalp krizi geçirmiş anne adayları gebelik planlamadan önce kardiyoloji ve kadın doğum uzmanına başvurarak, her iki doktorun vereceği karardan sonra gebelik planı yapması uygun olacaktır” dedi.

    Kalp ameliyatı geçirmiş, özellikle kalp kapakçığı operasyonu geçirmiş anne adaylarının da yine gebelik öncesi kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurarak kardiyoloji ile ortak konsultasyonunun yapılması gerekliliğinin altını çizen Op. Dr. Vanlıoğlu, “Özellikle kalp kapakçığı metal kapakçık ile değiştirilmiş olan anne adayları ömür boyu kan pıhtılaşmasını engelleyici ilaç kullanmak zorundadır. Gebe kaldığında ise kanı sulandıran ilacın dozunun ayarlanması gerekli. INR denilen laboratuvar testi yapılarak, bu ilacın dozajı ayarlanmalıdır.Gebelik kan pıhtılaşmasını arttırıcı bir süreç olduğundan çoğu zaman cilt altından yapılan enjeksiyonlarla gebeliğin sonuna kadar bu enjeksiyonların yapılması gereklidir. Kalp krizi geçirmiş bir anne adayı için ana problem gebelik esnasında artan kalp yükünün taşıyıp taşımayacağına karar verilmesidir. Bu amaçla stres testleri yapılarak gebeliğe izin verilebilir bazen uygun olmayan ve kalp yetmezliği gelişen ileri yaş anne adaylarında gebeliğin oluşmasına izin verilmeyebilir. Yapılan testler bize yol gösterici olacaktır” diye konuştu.

    Kanser hastası ya da kanser geçmişi olan anne adayları

    Kemoterapi uygulaması, kanser hücrelerinin kemoterapi ilaçları kullanarak kanser hücrelerinin hücre bölünmesini durdurmak ve azalmak amacıyla kullanılmaktadır. Ancak kullanılan ilaçlar diğer vücut hücreleri üzerine de negatif etkiye sahip olduğunu vurgulayan Op. Dr. Vanlıoğlu, “Yumurtalık dokusu da bu olumsuz etkilenen organlardan birisidir. Erken yaşta herhangi bir nedenle uygulanan kanser ilaçları yumurtalık dokusunda azalmaya ve erken dönem menopoz bulgularının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bunu önlemenin yolu seçilen kemoterapik ilaç ve dozuna bağımlı olarak değişebilir ancak ideali ve kabul göreni; kemoterapi başlamadan önce yumurtalık dokusunun dondurulması seçeneğidir. Bu gibi kanser nedeniyle kemoterapi alacak hastalara yumurtalık dondurulması işlemi yapılmalıdır. İki yolla bu işlem yapılabilir. Birincisi, laparoskopi yöntemi ile yumurtalıktan doku alınması ve bunun laboratuvar şartlarında sonradan kullanılmak üzere saklanması, ikincisi ise tüp bebek tedavisi yapıyormuş gibi yumurtalık hücrelerinin uyarılması ve vaginal yoldan sedasyon anestezisi altında ultrasonografi eşliğinde uygun iğne ile girilerek yumurtalık hücresinin alınması ve daha sonrasında kullanılmak üzere dondurulması. Kemoterapi yapılacak hastalarda kemoterapi başlamadan önce bu işlemleri uygulamak sonrasında yumurtalıkların işlevini kaybetmesi gibi üzücü olan sonuçlarla karşılaşmamak için önerilmektedir” şeklinde konuştu.

    Böbrek nakli olan anne adayları

    Gebeliğin annenin kalbini yorduğu kadar böbreklerin üzerine de ek bir yük bindireceği bilgisini veren Op. Dr. Vanlıoğlu, “Herhangi bir nedenle böbrek nakli olmuş anne adayının gebelik istemi halinde böbrek fonksiyon testleri normal ve nefroloji ve transplant cerrahı uygunluk vermesi koşuluyla gebeliğin oluşmasına izin verilebilir. Gebelik özellikle 5’inci aydan sonra yakın takip edilmelidir. İlerleyen gebelik haftasında rahim büyümesi nedeniyle transfer edilen böbreğin idrar yolunda basıya bağlı değişiklikler olabilir. Ultrasonografi ile sıkı kontrolü gerekir. Aynı zamanda böbrek fonksiyon testleri de sık aralıklarla yapılmalıdır. Böbrek nakli olmuş gebelerde gebeliğe bağlı hipertansiyon,idrar yolu enfeksiyonu daha sık görülmektedir. Uygun tedavisi zaman geçirmeden yapılmalıdır” dedi.

    Diyabetli anne adayları

    Op. Dr. Vanlıoğlu, diyabetli olan anne adayları için şu bilgileri verdi:

    “Diyabeti olan bir anne adayının gebe kalmasında sakınca yoktur. Ancak diyabetin anne adayı üzerinde organ etkilenmesi varsa öncelikle en çok etkilenen organlar olan kalp, göz ve böbrek incelemesi yapıldıktan sonra gebelik oluşumuna izin verilmelidir. Anne adayı diyabetik ilaçlarını gebe kalınca doktoru tarafından değiştirilmeli ve ağızdan alacağı ilaç yerine insülin dediğimiz cilt altı iğnelere başlanmalıdır. Gebelerde insülin kullanımının bebek üzerine yan etkisi yoktur. Doğumdan sonra ağızdan aldıkları ilaçlarına tekrar başlayabilirler. Gebelik esnasında kan şekeri ölçümleri düzenli yapılmalı ve yüksek kan şekerine bebeğin maruz kalmasına engel olunmalıdır. Yüksek kan şekeri erken gebelik haftalarında fetus üzerinde beyin ve organ gelişimi üzerine istenmeyen etkileri mevcut olduğundan ve yüksek kan şekeri bebek tarafından kompanse edilemediğinden istenmeyen sağlıksız bebeklerin gelişimine yol açabilir. Kronik hastalıklara sahip olan anne adaylarının yakın takip ve tedavileri düzenlendikten sonra gebe kalmasında sakınca yoktur. Ancak gebelik takip sıklığı diğer gebelere göre daha fazla ve daha özellik göstermektedir.”