Etiket: Yapılması

  • Nurettin Soykan Tesisleri’nin yıkılıp yeniden yapılması için onay çıktı

    Evkur Yeni Malatyaspor’un kullandığı mevcut Nurettin Soykan Tesisleri’nin yıkılıp yerine yenisinin yapılması için gerekli izinlerin alındığı ve yeni yapılacak tesisisin proje çizim çalışmalarının sürdüğü belirtildi.

    Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’nin aracı olarak konuyu ilettiği TFF Başkanı Yıldırım Demirören’in de ‘olur’ vermesinin ardından gerekli onayların alındığı ve sarı siyahlı kulüp tarafından proje çizim çalışmalarının başlatıldığı belirtildi.

    Yeni Malatyaspor’un geçtiğimiz günlerde yapılan kupa töreninde konuşan Kulüp Başkanı Adil Gevrek, TFF Başkanı Demirören ile yaptıkları görüşmenin olumlu geçtiğini söylemişti. Bu görüşmenin ardından sarı-siyahlıların mevcut tesisle ilgili kapsamlı bir dosyayı TFF’ye sunduğu ve daha kullanışlı bir kompleks için proje çizim aşamasına geçildiği ifade edildi.

    “Tesisimiz şuanda çizim aşamasında”

    Konuyla ilgili konuşan Kulüp Basın Sözcüsü Erdal Gündüz, “Gerekli izinleri aldık. İnşallah Malatya’ya Türkiye’nin en modern tesisi yapılacak. Tesisimiz şuanda çizim aşamasında. En kısa süre içerisinde çalışmalara başlanması taraftarıyız. Bunun için çalışmalarımız yoğun bir şekilde sürüyor” dedi.

    Yaklaşık 45 yıldır kullanılan Nurettin Soykan Tesisleri, İl Özel İdaresi kapatılınca Malatya Büyükşehir Belediyesi’ne devredilmişti. Efsane tesis dönemin Malatyaspor Kulüp Başkanı Nurettin Soykan tarafından yaptırılmıştı. Türkiye’nin doğal güzellik bakımından en gözde tesislerinden biri olma özelliğini taşıyan Nurettin Soykan Tesisleri, Turgut Özal Tabiat Parkı içerisinde bulunuyor.

  • Hoca Ahmet Yesevi hakkında film yapılması planlanıyor

    Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Prof. Dr. Musa Yıldız, maddi destek bulunması halinde Hoca Ahmet Yesevi hakkında film ve belgesel yapılmasının planlandığını söyledi.

    Ankara Düşünce ve Araştırma Merkezi ’Cuma Konferansları’nın bu haftaki konuğu Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Prof. Dr. Musa Yıldız oldu. Konferansta, Hoca Ahmet Yesevi’nin kültürel bir abide olduğundan bahseden Prof. Dr. Yıldız, Ahmed Yesevi’nin eserlerinin çağlar aşan bir etki gücüne sahip olduğunu ve günümüze kadar da bu gücünü koruduğunu ifade etti. Prof. Dr. Yıldız, 2016 yılının UNESCO tarafından Ahmet Yesevi yılı ilan edildiğini hatırlatarak, Yesevi Hazretleri hakkında genel bilgiler verdi.

    Prof. Dr. Yıldız, dergah geleneğinden gelen Yesevi Hazretleri’nin halktan uzak bir alim olmayıp aksine halkla iç içe olduğunun altını çizdi. Ahmet Yesevi’yi anlamak için manevi değerlerin gözetilmesinin elzem olduğunu kaydeden Yıldız, Ahmet Yesevi’nin eserleri Divan-ı Hikmet ve Fakr-name’den hikmetler ve menkıbeler okudu. Prof. Dr. Yıldız, Divan-ı Hikmet’in en önemli özelliğinin İslam dinini oldukça anlaşılır manzum şeklinde anlatması olduğunu söyledi ve maddi destek bulunması halinde Hoca Ahmet Yesevi hakkında film ve belgesel yapılmasının planlandığını aktardı.

    Ahmet Yesevi Üniversitesi ile ilgili bilgiler veren Prof. Dr. Yıldız, üniversitenin Türkiye’nin yurt dışında eğitim veren iki devlet üniversitesinden birisi olduğu hususunu belirterek, üniversitenin Türk dünyası ile ilişkilerin güçlenmesi için oldukça önemli bir misyona sahip olduğunu da ifade etti.

  • Hak-İş Genel Başkanı Arslan: “Ülkemizin geleceği için ve millet iradesinin gereğinin yapılması için ’evet’ diyoruz”

    Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, “Ülkemizin geleceği için ve millet iradesinin gereğinin yapılması için ’evet’ diyoruz. Ben ülkemin krizler yaşamasını istemiyorum. Bu anayasa değişikliğine ’evet’ derken de özellikle 2007’den sonra Cumhurbaşkanını halkın seçtiği hükümetin gücünün daha da hakimleştiğini görüyoruz. Bu tıkanıklıkları gidermek için anayasa değişikliğine ’evet’ denilmesi konusunda kararlıyız” dedi.

    Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan “Anayasa değişikliğine tam destek, geleceğimiz için evet” kampanyası kapsamında Ankara Atatürk Kapalı Spor Salonunda Hak-İş üyeleri ve vatandaşlarla bir araya geldi. Programa Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Hak-İş Genel Sekreteri Osman Yıldız, AK Parti Ankara İl Başkanı Mustafa Nedim Yamalı ve AHİD Genel Başkanı Hilmi Yaman’ın yanı sıra çok sayıda vatandaş katıldı. Spor salonunda büyük bir coşku yaşandı.

    Arslan, Hak-İş olarak sadece bu referandumda değil 1982 Anayasası’nın millete zorla dayatıldığı dönemde nasıl bir anayasa istediklerini, o günkü şartları zorlayarak bir sempozyum düzenlemek istediklerini ama darbecilerin, cuntacıların tayin ettiği sıkıyönetim komutanlığının bu toplantıya izin vermediğini ifade etti. Arslan, “Anayasaya ’hayır’ demek, anayasa konusunda konuşmak, anayasayla ilgili yorum yapmak veya yazı yazmak suçtu” ifadelerini kullandı.

    Konfederasyonun kuruluşundan bu yana sivil, demokratik, katılımcı, çoğulcu ve milletin temelinin mutabakatını sağlayan bir anayasa taleplerini sürdürdüklerini kaydeden Arslan, şöyle konuştu:

    “1987 yılında siyasi yasakların kalkması konusunda yine ‘evet’ diyerek yeni bir yol haritası oluşturmuştuk. 2007 yılındaki anayasa değişikliği referandumunda da yine ‘evet’ diyerek Türkiye’nin önünün açılması konusunda Hak-İş katkı yapmıştır. Özellikle 12 Eylül referandumunda darbelerin karanlığından demokrasinin aydınlığına ‘evet’ diyerek yeni bir başlangıç yapmıştır. Anayasa değişikliğine tam destek, geleceğimiz için evet derken bu tarihsel yürüyüşümüzün herkes tarafından bilinmesini istiyorum. Konfederasyonumuzun kuruluşundan bu yana sivil, demokratik, katılımcı, çoğulcu ve milletin temelinin mutabakatını sağlayan bir anayasa talebimizi hep sürdürdük ve bundan sonra da sürdürmeye devam edeceğiz. Anayasa değişikliğine ’evet’ derken, yeni anayasa talebimizden vazgeçmiş değiliz, bu konudaki kararlılığımızı devam ettireceğiz.”

    “Keşke muhalefet teklif getirseydi”

    “Bir tarafta Ak Parti ve MHP’nin sunduğu Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ve bir tarafta da ana muhalefetin önümüze koyacağı yeni bir öneriyi bekledik” diyen Arslan, bu iki öneriyi birlikte tartışabilmeyi istediğini ama bundan mahrum bırakıldıklarını ifade etti. AK Parti ve MHP’nin ortaklaşa önerdiği anayasa değişikliğinin dışında muhalefetin bir öneri getirmediğini kaydeden Arslan, “Sadece şunu istiyorlar ’buna razı olun, krizleriyle, darbeleriyle ve sorunlarıyla mevcut sisteme razı olun’ diyorlar. Biz bu sisteme razı olursak geleceğimizi kaybetme riski var. Eğer parlamenter sistemin sorunlarını çözecek, parlamenter sistemi adam gibi işletecek, darbeleri ve krizleri önleyecek bir model getirselerdi bunu da tartışacaktık. Parlamenter sistemi dünyadaki gibi hayata geçiremedik. Yaşadığımız 67 yıl ülkemizdeki bir çok sorunu önümüze koydu ve bundan ders almamız gerekiyor” diye konuştu.

    “Deniz Baykal milletten özür dilesin”

    “Sayın Deniz Baykal bugün utanmadan, sıkılmadan milletin önüne geçip anayasaya ’hayır’ demeyenleri suçluyor. Aslında siz 2007 yılında milleti bu hale sokarak kendi geleceğinize kurşun sıktınız” diyen Arslan, Deniz Baykal’dan yüreklice, adam gibi çıkıp milletten özür dilemesini, “2007 de yanlış yaptık özür diliyoruz” demesini istedi.

    Hak-İş neden ’evet’ diyor?

    Bu sistemin ya Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi olarak değişeceğini ya da milletin krizlere razı olacağını ifade eden Arslan, “Ben ülkemin krizler yaşamasını istemiyorum. Bu anayasa değişikliğine ’evet’ derken de özellikle 2007’den sonra Cumhurbaşkanını halkın seçtiği hükümetin gücünün daha da hakimleştiğini görüyoruz. Bu tıkanıklıkları gidermek için anayasa değişikliğine ’evet’ denilmesi konusunda kararlıyız. Ayrıca siyasi krizin neden olduğu ekonomik krizlerin en büyük faturası çalışanlara çıktı. Başbakana anayasa fırlatılması Türkiye’nin 160 milyar dolarına mal olmuştur ve bu ekonomik krizde 450 bin kişi işini ve iş yerini kaybetmiştir. Kaybeden yine biz olduk faturasını biz ödedik. O zaman bize fatura ödetenlere karşı bizim bir şey yapmamız gerekmiyor mu, susmamız mı gerekiyor, Hak-İş’e saldırıyorlar, neden meydanlardasınız diyorlar, işte bu yüzden ’evet’ diyoruz. Ülkemizin geleceği için ’evet’ diyoruz, millet iradesinin gereğinin yapılması için ’evet’ diyoruz” şeklinde konuştu.

    “15 Temmuz’a rağmen dimdik ayaktayız ama bu istikrarın devamı için sandıktan ’evet’ çıkması şart” diyen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Gökçek ise, 16 Nisan’da milletin sağduyusuna ve basiretine güvendiğini dile getirdi.

  • İşte evde en çok yaşanan kazalar ve yapılması gerekenler

    İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi İlk ve Acil Yardım Bölümü Öğretim Görevlisi Selin Deniz, günlük hayatta çok sık yaşanan ev kazalarında yapılması gerekenlerle ilgili açıklamalarda bulundu.

    İlk ve Acil Yardım Bölümü Öğretim Görevlisi Selin Deniz, özellikle evlerde temizlik sonrası kaygan zeminlerde yaşanan düşme, kayma ve çarpmalar sonucunda morluklar, şişmeler ve kesikler meydana geldiğini belirterek, “Bunun dışında özellikle kadınlarımızın temizlik maddelerini yiyecek ve içecek kutularına koymalarından dolayı çocukların bunları yemeye çalışmasıyla kimyasal madde yanıkları çok fazla yaşanıyor. Bunların etkileşimine bağlı olarak da sonradan zehirlenmeler oluşabiliyor. Kışın da soba ve şofben kullanımının artmasıyla karbonmonoksit zehirlenmeleri ile çok fazla karşı karşıya kalıyoruz” dedi.

    Çocukların yaşadığı ev kazalarına değinen Deniz, “Kimyasal maddeler ve ilaçlar kesinlikle çocukların ulaşabileceği yerlerde olmaması gerekiyor. Çünkü çocuklarımız, ulaşabildikleri yerlerdeki ilaçları şeker zannedip yemeye kalkışıyor. Aynı şekilde kola şişelerine koyulan kimyasal maddeleri yine yanlışlıkla içilebiliyor. Yine çocuklarımız hareketli olduklarından dolayı çok fazla morluklar, kesikler ve şişlikler meydana geliyor. Bir diğeri de merdivenlerden, balkonlardan ve camlardan düşmeler. Camda, pencerelerde ve balkonlarda çocukların üstüne basıp aşağıya sarkmasını sağlayabileceği herhangi bir eşya bulundurmamamız gerekiyor” diye konuştu.

    Çocukların küçük nesneler yutmaları durumunda yapılması gerekenleri anlatan Deniz, “Çocuklar özellikle nohut ve madeni para gibi küçük şeyler ya yutarlar ya da kulağına, burnuna sokmaya çalışırlar. Eğer bu yuttukları küçük şeyi ağız içinde görüyorsanız cımbız yöntemi ile tek ya da çift parmağınızla süpürür bir şekilde çıkarabilirsiniz. Fakat göremiyorsanız yapacağınız iki tane manevra var. Bir yaş altındaki çocuklar için bebeğin göğsünü elinizle tutacaksınız, başı yere doğru bakacak, sırtına iki kürek kemiğinin arasına beş adet el ayanızla vuru yapacaksınız. Çocuğu döndüreceğiz ve sırt üstü sert bir zemine yatıracağız. İki parmağınızla göğsünden yukarı süpürme hareketi yaparak göğsün basıncını arttırıp ağzından yuttuğu cismi çıkarmaya çalışacağız. Bir yaş üstü çocuklarda ise başparmağımızı el içine alarak yumruk yapıyoruz ve yumruğumuzu çocuğun göğüs kemiğinin alt noktası ile göbeğin arasındaki boşluğa getiriyoruz. Diğer elimizle yumruğu tutup yukarıya çekip yabancı cismin yukarıya çıkmasına neden oluyoruz. Bunu aynı periyotlarla tekrarlayabiliriz fakat yine de çıkmıyorsa hızlı bir şekilde sağlık kuruluşuna gitmeliyiz. Yabancı cisim çıksa bile sonuçta kaç tane yuttuğunu bilmediğinizden ve bu esnalarda nefessiz kalma olasılıklarından dolayı oksijen desteği almasında fayda olacaktır. Bu yüzden yine sağlık kuruluşlarına gitmeliyiz” dedi.

    Evde yanlış kullanılan temizlik malzemeleri

    Birden fazla temizlik malzemesinin karıştırılması ile ortaya çıkan zehirli gazların solunum yollarının tıkanmasına ve nefes darlığına sebep olduğunu ifade eden Deniz, “Birden fazla temizlik malzemesinin karıştırılması ile ortaya çıkan zehirli gazlar solunum yollarının tıkanmasına ve nefes darlığına sebep oluyor. Yine aynı şekilde kapalı ortamlarda temizlik malzemesi ile yapılan işlemler dolayısıyla zehirlenme vakaları ile çok fazla karşılaşıyoruz. Bu yüzden eğer kullanacaksak tek bir malzeme ile temizliğimizi yapmalıyız ve aynı şekilde kapalı ortamlarda değil dışarıdan hava gelecek şekilde camlarımızı açarak temizlik işlemine devam etmeliyiz. Hatta temizlik bittikten sonra bile iki saat boyunca oda içinin havalandırılması gerekiyor” diye konuştu.

    Zehirlendiğimizi nasıl anlarız ve ne yapmalıyız?

    Zehirlenme durumunda yapılması gerekenleri anlatan Deniz, “Eğer zehirlendiğinizi düşünüyorsanız bunun yanı sıra da bulantı, kusma, nefes darlığı, görme bozukluğu ve bilinç kaybı gibi şikayetleriniz varsa hızlı bir şekilde 112’yi aramanız ya da imkanınız varsa en yakın sağlık kuruluşuna gitmeniz gerekiyor. Toplumumuzda yanlış bilindiği üzere yoğurt vb. şeyler yememeniz, bol su içmeniz ve dediğimiz gibi bu şüphe içinde iseniz derhal sağlık kuruluşuna gitmeniz gerekiyor. Aksi takdirde yapılan başka herhangi bir müdahale ancak zaman kaybına sebep olur” dedi.

    Yanıklarda yapılması gereken ilk müdahaleyi anlatan Deniz, “Yanık yüzeye kesinlikle buz uygulamamamız gerekiyor. Yanık bölgeyi akan soğuk suyun altında 15 dakika boyunca tutmamız lazım. Zaten hafif bir yanıksa bu işlem yeterli olacaktır. Eğer ağır bir yanıksa kesinlikle su dolu kesecikleri patlatmamamız ve yüzeyde bir giysi varsa çıkartmamamız gerekiyor. Fakat giysi yanıkla birlikte deriyle bütünleştiyse eğer sabit bırakmamız lazım. Çünkü o giysiyi çıkaracağım derken yanık alandaki derinin daha da zarar görmesine neden olabiliriz” şeklinde konuştu.

    Delici ve kesicisi alet yaralanmalarında kesik alan küçükse ve kanama çok fazla değilse ılık suyla ve sabunla o bölgeyi yıkayıp, ardından da temiz ve kuru bir bezle orayı kapatmanın yeterli olacağını söyleyen Deniz, “Fakat temiz bir bezle bastırdıktan sonra kanama devam ediyorsa bir iki bez daha alttaki bezin üstüne sıkıca bastırıp basınç alanını arttırmalıyız. Üzerine yara bandı vb. şeyler yapıştırmıyoruz. Kanamanın devam etmesi ile beraber en yakın sağlık kuruluşuna gidiyoruz” dedi.

    Kırıklar konusunda da bilgi veren Deniz, “Kırık durumlarında evde sert ne varsa sabitleyebilecek cetvel, kitap ve tahta gibi kırık alanı eklemi de içine alacak şekilde sabitliyoruz. Sabitleyici madde ile kırık alanı arasına bez ya da pamuk ne varsa onu koyuyoruz ve kesinlikle oynatmadan bu şekilde hızlıca sağlık kuruluşlarına gidiyoruz” dedi.

  • Odyometrist Eda Güler: “Yeni doğan bebeklerde işitme taraması yapılması önemli”

    Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Odyometristi Eda Güler, yeni doğan bebeklerde işitme taramasının önemli olduğuna dikkat çekti. Güler, bebeklerin işitme kaybı yaşadığı gözden kaçtığı durumlarda bilinçli anne babaların, çocuklarının işitme kaybı yaşadıklarını anlayabileceğini, işitme kaybının belirtileri ve işitme kaybı durumunda çocuklarda kullanılan cihazlarla önlemler alınabileceğini söyledi.

    Odyometrist Eda Güler, işitme taramasının, basit bir test ile bebeğin veya kişinin işitme fonksiyonunun normal olup olmadığını anlamaya yönelik bir inceleme olduğunu ifade etti. İşitme taramasının çok kısa süren ve kulakta sorun olup olmadığını gösterebilen basit bir başlangıç testi olduğunu belirten Güler, testin sonucunda sorun olduğu izlenimi edinildiği hallerde daha kapsamlı incelemeler gerekebileceğini ifade etti.

    Yeni doğan bebeklerde işitme taraması ne zaman yapılmalı?

    Yeni doğan bebeklerde işitme taramasının bebek hastanedeyken yapılması gerektiğini söyleyen Güler, herhangi bir nedenle bebek hastaneden test yapılamadan çıkmışsa, ya da bebek hastane dışında doğmuşsa, bebeğin ilk 2 ayını doldurmadan testin uygulanması gerektiğine dikkat çekti.

    İşitme taramasında uygulanan testler

    Güler, en yaygın olarak yapılan işitme tarama testinin, bebek uykudayken uygulanan OAE (oto-akustik emisyon) testi olduğunu ifade ederek, işitme taramasıyla ilgili sözlerine şöyle devam etti:

    “Yenidoğan işitme testi, bebek doğal uykusundayken, dış kulak yoluna yerleştirilen küçük bir probe ile iç kulağa özel bir ses gönderilir ve iç kulaktaki dış saç hücrelerinin sese tepkisi ölçülür. Bu işlem bebeğe hiçbir zarar vermez ve canını acıtmaz. Birkaç dakika süren basit bir ölçümdür. İşitme objektif olarak değerlendirilir, bebeğin hiçbir katılımı gerekmez. Doğumdan sonra 48 saatini doldurmuş her bebeğe işitme testi yapılabilir.”

    Bebeğin yeni doğan döneminde işitme sorunu olmadığı saptanmış ise testin düzenli aralıklarla yinelenmesi gerekmediğini söyleyen Güler, ancak uygulanan testten sonra bebeğin önemli hastalıklar geçirmesi ya da geç beliren işitme kayıplarına yol açan genetik hastalığı olduğu anlaşılması durumunda bebeğe işitme testinin yeniden uygulanması gerektiğini ifade etti.

    Bebeklerde işitme kaybına yol açacak risklerden bahseden Güler, “Bu riskler doğum öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılabilir. Doğum öncesine ait olan riskler; anne ya da babada genetik işitme kaybı hastalığı, akraba evliliği, annenin gebeliği sırasında geçirdiği ciddi rahatsızlıklar ya da kullandığı ilaçlar. Doğum ve hemen sonrasındaki döneme ilişkin riskler; düşük doğum ağırlığı, sarılık, yoğun bakım gerekliliği, mekanik havalandırma gerekliliği (özellikle 5 günden daha uzun süreyle gerekmişse), kulağa zarar veren ilaç kullanımı, erken doğum (prematüre bebek), İşitme kaybı da yaptığı bilinen çoklu hastalıkların varlığı (sendromlar)” şeklinde konuştu.

    Yeni doğan işitme testinin önemi

    Güler, testin öneminin işitmeyen bebeklerin bir an önce saptanması olduğunu ifade etti. Bebeklerin yaşamının en erken aşamalarında sesi tanımaya başladığını ve beyinlerinin de o yönde gelişme sürdürdüğünü söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bebeğin işitmiyor olduğu geç saptanacak olursa, bebeğin işitsel gelişiminin çok değerli bir aşaması yitirilmiş olacaktır. Yitirilen bu aşamanın telafi edilmesi belki çok kısıtlı olacak, belki de hiçbir zaman olanaklı olamayacaktır. Bu nedenle tüm yeni doğanlara işitme taraması yapılması tercih edilmektedir.”

    Bebeklerde izlenmesi gereken tedavi yöntemleri

    İşitme probleminin saptandığı andan itibaren bebeğe sırasıyla, işitme kaybının doğrulanması için ileri testler, kayıp doğrulandığı zaman boyutu, türü ve olası gelişme yönlerini belirleyici incelemeler ve düzeltici – tedavi edici seçenek araştırmaları uygulanması gerektiğini ifade eden Güler, hemen akabinde bebeğin sesleri duyabilmesini sağlayıcı işitme cihazlarının kullanımı, çocuğun velilerinin eğitimleri ve süreçte etkin şekilde yer almalarının sağlanması, çocuğa uzman eğitmenlerin bulunması ve zaman içinde gerek görüldüğü takdirde ileri tedaviler uygulaması gerektiğini vurguladı.

    Yetişkin çocuklarda işitme kaybının belirtileri nelerdir?

    Bebeklik aşamasındaki bir çocuğun işitme kaybının kolaylıkla gözden kaçabileceğini söyleyen Güler, gözden kaçıp işitme kaybı yaşayan çocukların konuşmada gecikmesi, sesin geldiği yönü fark edememesi ile çocuğun işitme kaybı yaşadığının dikkatli anne-babalarca fark edilebileceğini belirtti. Güler, yetişkin çocukların ise kendilerinin işitme kaybının başladığı anı fark edebileceğini ve durumu büyüklerine bildirebileceğini, hafif-orta işitme kayıplarında çocuklarda yüksek sesle TV izleme, seslenildiğinde duymama, okul başarısında düşme, çevre gürültülerini algılayamama gibi bulgular görülebileceğinin altını çizdi.

    (ABR/BERA) testi nasıl uygulanır?

    İşitsel Beyin Sapı Davranımı (ABR/BERA) testinin objektif, yani bebeğin katılımını gerektirmeyen ve odyolojik tanıda yaygın olarak kullanılan en geçerli elektro fizyolojik yöntem olduğu bilgisini veren Güler, bu yöntemin yeni doğan bebeklere genellikle doğal uykusunda yapılabileceğini kaydetti.

    (ABR/BERA) testinin, doğal uykusunda yapılamayan bebeklere ve daha büyük çocuklara sedasyon altında yapılabileceğini ve bu işleminin bebeğe hiçbir zarar vermediğini de sözlerine ekleyen Güler sözlerine şöyle devam etti:

    “Bebeğin alnına ve kulak arkalarına yerleştirilen ufak elektrotlar ve kulaklara takılan kulaklık ile özel bir sesli uyaran gönderilir ve işitme sinirinin uyarana cevabı kaydedilerek işitme eşikleri saptanır. Sağlıklı ve işitme kaybı açısından risk faktörü bulunmayan bebekler tarama testinden üç kez kalırsa ABR testi uygulanır. Yeni doğan yoğun bakım ünitesinde kalmış olan veya işitme kaybı açısından diğer risk faktörleri taşıyan bebekler ise tarama testine ek olarak mutlaka ABR ile de değerlendirilmelidir.”

    İşitme kaybını engelleyen cihazlar

    Birçok işitme kaybında, cihaz öncesi tedavi şansı bulunduğu bilgisini veren Güler, son olarak tedavi edilerek düzeltilememiş olan işitme kayıplarında, kulak dışına ya da kanalının içine yerleştirilebilen işitme cihazları kullanılabileceğini söyledi. Güler dışarıdan takılan cihazların yerine, vücuda takılan işitme cihazlarının yanı sıra, iç kulağa ya da iç kulak siniri – beyin sapı bölgesine yerleştirilen, biyonik kulaklar da uygulanabileceğini ifade etti.