Etiket: yapılmak

  • TBMM Başkanvekili Prof. Dr. Mustafa Şentop’tan tren kazası değerlendirmesi -TBMM Başkanvekili Prof. Dr. Mustafa Şentop: “Milletimiz müsterih olsun” – “Yapılmak istenen tren kazasındaki acıları istismar etmektir”

    Çorlu’da düzenlenen bir programa katılan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Tekirdağ Milletvekili Prof. Dr. Mustafa Şentop gazetecilerin Çorlu’da yaşanan ve 25 kişinin ölümü ile sonlanan tren kazasına ilişkin olarak sorularını yanıtladı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından tren kazası ile ilgili olarak verilen meclis araştırma önergesinin AK Parti ve MHP oyları ile reddedildiğinin kamuoyuna yansıması sonucu oluşan tepkiler konusundaki değerlendirmesi sorulan Prof. Dr. Mustafa Şentop gazetecilere açıklamalarda bulundu.

    Sadece CHP değil İYİ Parti’de bu şekilde bir iddiada bulunuyor diyen Prof. Dr. Şentop, “Tabii bazı milletvekillerimiz daha yeni. Araştırma önergesi nedir? Grup önerisi nedir? Bunu bilmeyebilirler. Bazı vekillerimiz de eski olduğu halde bilmeyebilir, olabilir. Şimdi İYİ Parti bir gün önce, bir gün sonra da CHP konuyla ilgili tren kazası ile ilgili vermiş oldukları araştırma önergelerinin sırası var bu önergelerin. Bu önergelerin öne çekilmesi ile ilgili grup önerisi, parti grubu önerisi verdiler. Mecliste yapılan görüşme tren kazası ile ilgili bir araştırma önergesi görüşmesi değil, bu araştırma önergesinin sırasının ne olacağına dair bir görüşmeydi. İYİ Parti’nin önergesi de bu CHP’nin de buydu” dedi.

    Bu anlamdaki istismarı ifade etmek için ben size süreci söyleyeyim diyen Şentop, “Diyelim ki bu kabul edilmiş olsaydı önerge öne çekilecekti. Önerge ne zaman verildi. CHP’nin ki Çarşamba günü. Meclis ise bir gündem belirlemiş o gündem mevcut tahminim çünkü meclis 1 Temmuz’da tatile giriyor anayasa gereği. Bunu görüşüp biraz uzatılmış görüştükten sonra tatile gidilecek başka gündem yok. Dolayısıyla araştırma önergesi ile ilgili öne alınması önerisi kabul edilseydi bile arkasından bir araştırma önergesi yapılması görüşmesi yapılacaktı o kabul edilirse araştırma komisyonu kurulacaktı. Bütün bunların, meclis tatile girdikten sonra bu süreçlerin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını bu grup önerisini veren İYİ Partili arkadaşlardan bilenler var. CHP’den de bilenler var. Burada yapılmak istenen tren kazasındaki acıları ki milletimizin ortak acısıdır bu acıları istismar etmektir” diye konuştu.

    TBMM Başkanvekili Prof. Dr. Mustafa Şentop açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Şu anda konu ile ilgili adli soruşturma devam ediyor. 6 savcımız görevlendirildi bu konuyla ilgili. İdari soruşturma da sürdürülüyor. Bazı bulgular var, bazı konular daha derinleştirilmesi gerekiyor. Bunlarla ilgili tabii bizim açıklama yapmamız mümkün değil. Bir şeyi daha ifade etmek isterim. Anayasamızda çok açık bir hüküm var. Yürütülmekte olan soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki konularla ilgili mecliste araştırma önergesini bir kenara bırakalım. Söz talep edilip konuşma bile yapılamaz diyor. Anayasada böyle bir hüküm de var. Dolayısıyla bu sadece tribünlere yönelik bir hareketti. Biz bunu bildiğimiz için, bunlar da bunu bildiği için aslında yapılan şey bir yanlışın bir suiistimalin önlenmesiydi. Bu konuda milletimiz müsterih olsun tren kazası ile ilgili gelişmeleri hem adli bakımdan hem idari bakımdan yapılan soruşturma ve incelemeleri yakından takip ediyoruz. Bu konuda bir kusur, bir yanlış ortaya çıkarsa bununla ilgili gerekenin yapılacağından da kimsenin şüphesi olmasın. Biraz sabırla beklemek gerekiyor.”

  • Hollandalı turistin cesedi otopsi yapılmak üzere Adana’ya gönderildi

    Mersin’in Silifke ilçesinde 37 günden bu yana 80 kişilik ekip tarafından aranan kayıp Hollandalı Joey Hoffman’ın cesedini, Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü’nden 3 gün önce getirilen ve arama çalışmalarına katılan kadavra arama köpekleri ‘Endy’ ve ‘Obert’ buldu.

    Bugün saat 06.00’da kadavra arama köpekleri ile çalışmalarına başlayan ekipler, 08.00 sıralarında Joey Hoffman’ın cesedine daha önce arama yapıldığı belirtilen bölgede ulaştı. Kayalık ve sarp bölgedeki cesedin çürüdüğü ve Hoffman’ın kaybolduğu günlerde ölmüş olabileceği belirtildi.

    Sigortacı Joey Hoffman, Hollandalı arkadaşı 34 yaşındaki Björn Breukers ve Tarsuslu eşi 26 yaşındaki Derya Ün Breukers ile birlikte 8 Temmuz’da Narlıkuyu’da tatil yapmak ve arazi satın almak için bu bölgeye geldi. Dağlık alanda arazi bakan 3 arkadaştan, Derya ile eşi Björn Breukers iddiaya göre ayrılıp geldikleri yoldan dönüşe geçti. Hoffman ise, “Ben tırmanamam, aşağı yola doğru gideceğim” diyerek ayrıldı. O günden sonra da izine rastlanılmadı. Kayıp olan Joey Hoffman’dan haber alamayan ailesinden ağabeyi Robin Hoffman ve arkadaşları Angelo Durei ile Jaimy Gewald, Mersin’e geldi. Joey Hoffman, ağabeyi ile en son 8 Temmuz’da konuştuklarını belirtti.

    Joey Hoffman’ın bulunması için polis, jandarma, AFAD Mersin ve Adana’dan gelenlerin de aralarında bulunduğu yaklaşık 80 kişilik arama kurtarma ekibi oluşturuldu. Polis ekipleri, bölgede 100’e yakın kişinin ifadesine başvurdu.

    Drone ve detektör köpeklerle dik yamaç, kayalık ve ağaçlık bölgede aranan Joey Hoffman’ın cesedi bu sabah Kuruçay Deresi yakınında kayalıklar arasında Ankara’dan gelen arama ekibindeki kadavra köpeği tarafından bulundu. Cesedin bulunduğu bölgede Cumhuriyet Savcısı’nın incelemesi devam ederken, cesetteki ilk muayenede bıçak ya da ateşli silah izine rastlanmadı.

    Hoffman’ın cesedi ölüm nedeninin tam olarak belirlenebilmesi için Adana Adli Tıp Kurumu morguna gönderildi.

    Silifke Kaymakamı Şevket Cinbir yaptığı açıklamada, “Silifke’de kayıp olan Hollandalı Joey Hoffman Narlıkuyu Mahallesi’ndeki Kuruçay deresi içinde ölü olarak bulundu. İlk belirlemelere göre cinayet olmadığı değerlendiriliyor. Ancak Adlı Tıp Kurumu ölüm sebebini belirleyecektir. 8 Temmuz’dan beri haber alınamayan Hollanda vatandaşı Joey Hoffman’ın bulunması ile ilgili 5 Ağustos gününden itibaren 200 dönümlük engebeli ve zor bir arazide jandarma polis ve narkotik daire başkanlığından kadavra arama için gelen Endy ve Obert isimli köpekler tarafından Kuruçay mevkiinde bulunmuştur. Emniyet Müdürümüz ve Jandarma Komutanımızın işbirliğiyle başarılı bir çalışma yapılmıştır. Görev alan emniyet ve jandarma mensuplarımızı kutluyor ve teşekkür ediyorum” dedi.

  • Bakan Albayrak: “Trakya’da yapılmak üzere termik santral düşünüyoruz”

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, önümüzdeki dönemde enerjide dışa bağımlılığı azaltacak önemli adımlar atılacağını belirterek, Trakya’ya da termik santral düşündüklerini söyledi.

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, beraberindeki Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ) Genel Müdürü Nevzat Şatıroğlu ve partililerle birlikte Çanakkale’deki Çan Termik Santrali’nde incelemelerde bulundu. Silivri ve Çerkezköy’e termik santralin gündeme gelmesiyle ilgili soru üzerine Bakan Albayrak, “İstanbul’da bir termik santral olmayacak. Fakat Trakya’daki kömür rezervleri üst seviyede, burada planlıyoruz. Çerkezköy’de olur mu olmaz mı? Henüz daha net bir durum yok. Ayrıca vatandaşların endişeleri olmasın, şuan Çan Termik Santralindeyiz ve sizler de, bizler de buradayız. Herhangi bir zararının olmadığını tamamen burada görüyoruz. Her şey devletin kontrolünde” dedi.

    “Soba bacasından çıkan duman kadar zararı yok”

    EÜAŞ Genel Müdürü Nevzat Şatıroğlu ise, mevcut sistemli termik santralin bir evin soba bacasından çıkan karbonmonoksit gazı kadar zararsız olduğunu vurgulayarak, “Bin 600 dönüm alan üzerine kurulu Çan Termik Santrali’nde toplam 350’ye yakın istihdam sağlanıyor. Vatandaşların kafasındaki termik santral zararlıdır, kükürt yutacağız gibi düşünceler tamamen gerçek dışıdır. Kömür rezervlerinin olduğu alanda santralden kömürü alıp işliyoruz. Santral, Çevre Şehircilik Bakanlığı ekiplerinden gelen yetkililerce her ay denetlenip, emisyon raporları alıyor. Bu emisyon rakamları Bakanlığın istediği rakamın üzerinde olduğu mührü basıyorlar. Yıllık, 350 milyon TL sadece baca arıtma tesisi için harcanıyor ve bu meblağ ile yapılan sistem sadece 1 yıl kullanılıp, diğer seneye yenisi yapılıyor. 15 sene önceki zararlı, kükürt buharı salan santraller ülkemizde yok” diye konuştu.

    “Kükürt katı hale getiriliyor”

    Bacalardan kesinlikle kükürt salınmadığını söyleyen Şatıroğlu, “Bacalarımızdan kesinlikle kükürt salmıyoruz. Buna devlet izin vermiyor ve yapıldığı an santral kapatılır. Kükürt yapılan filtreleme sistemi ile katı hale getirilip, santral içinde bulunan boş alanda biriktiriliyor. Uzun zaman sonra ise bu alanın üzeri toprakla kapatılıp, ağaç ekiliyor. Görüldüğü üzere santral alanımızda şeftali ağaçları, erik ağaçları yetişiyor. Bu santral etrafında üç köy var. Bu köylerden tek bir rahatsızlık söz konusu değil. Aklında soruları olan vatandaşlarımız varsa santralimizin kapıları ardına kadar açık” şeklinde konuştu.

  • AGD Genel Başkanı Turhan: “Darbe İslam coğrafyasına karşı yapılmak istendi”

    Anadolu Gençlik Derneği (AGD) Genel Başkanı Salih Turhan, darbe girişiminin sadece Türkiye’ye değil, İslam ve mazlumlar coğrafyasına karşı yapılmaya çalışıldığını söyledi.

    AGD öncülüğünde yaklaşık 50 siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları, darbe girişimini protesto etmek Fuzuli Caddesi’nde toplandı. Buradan konvoylar halinde İncirlik 10. Tanker Üs Komutanlığı’na hareket eden grubun önü Sezai Karakoç Bulvarı’nda polis tarafından kesildi. Türk bayrağı ve çeşitli pankartlar taşıyan grup, “Kahrolsun ABD, kahrolsun İsrail” ve “Darbeye karşı omuz omuza, Avrupa değil İslam Birliği” sloganları attı. Kalabalık grup, ABD bayrağını yaktı, İsrail bayrağını parçaladı.

    Burada konuşan AGD Genel Başkanı Salih Turhan, “Türkiye’nin yüreğine bir hançer gibi saplanmak istenen bir darbe girişimi ile karşılaştık. İnsanlarımız sokaklara döküldü. Rabbimizin inayetiyle bu darbe gerçekleştirilemedi. Bu yaşanan hadise o kadar sıkıntılıdır ki sadece 3-5 askerin gerçekleştirdiği bir çalışma değildir. Bu yapılan İslam coğrafyasına ve mazlum coğrafyalara gerçekleştirilen bir darbe sürecidir” dedi.

    İncirlik Hava Üssü’nün kapatılmasını isteyen Genel Başkan Turhan, “Bu eylemi İncirlik Hava Üssü’nde gerçekleştiriyoruz. İncirlik Üssü’nden 1954’den bu güne kadar Türkiye’yi muhafaza etmek için değil, İsrail’i muhafaza etmek için uçaklar kalktı. Bizim İncirlik mücadelemizde en önemli sebeplerden bir tanesi

    Bizler bağımsız bir ülkeyiz. Allah aşkına bu bağımsız ülkenin içerisinde NATO üssünün, Amerikan üssünün ne işi var” diye konuştu.

    Okunan duaların ardından kalabalık, sessizce dağıldı.

  • DÜ’de ihale alan firmalara ödeme yapılmak için bedelin yüzde 20’si örgüte yatırılıyor

    Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) Paralel Devlet Yapılanması’nın (PDY) üs olarak kullandığı Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nde (DÜ) yapılan ihalelerde firmalara erken ödeme yapılması için ihale bedelinin yüzde 20’sinin örgüte kaynak sağlamak için verilen hesaplara yatırıldığı ortaya çıktı. İhalenin yüzde 20’sini örgüte finans olarak istenilen hesaplara yatıran firmalardan ayrıca bu miktar kadar fatura talep edilerek, bunun da ayrı bir kalem harcama gibi gösterilip devletin zarara uğratıldığı belirtildi.

    DÜ’de görev yapan bir profesör, İHA’ya, FETÖ terör örgütü tarafından yapılan hukuksuzlukları anlattı. Profesör, “38 ay görevi kötüye kullanmaktan hapis cezası alan ve devlet hastanesinde mikrobiyoloji uzmanı üst düzey bir terör örgütü üyesi, aldığı bu cezadan aranırken zamanın Tıp Fakültesi dekanı Fuat Gürkan tarafından tıp fakültesi mikrobiyoloji ana bilim dalına öğretim üyesi olarak alındı. Hukuksuz bir şekilde alınan bu öğretim üyesi ihbar üzerine yakalandı. Yakalanan bu şahsın mağdur edilmemesi için eşi uyduruk bir kadro ile DÜ’de işe alındı” dedi.

    “10 yıl hapis cezası alan örgüt üyesinin cezası Yargıtay tarafından zaman aşınma uğratıldı”

    DÜ Tıp Fakültesi’nin ekonomik kalbi olan döner sermaye işletmesinin gözden geçirilmesi gerektiğini belirten profesör, bunların içinde özellikle hasta testlerinin incelenmesi durumunda nasıl bir vurgun yapıldığının ortaya çıkacağını kaydetti. Profesör, “2000 yılında GAP Medikal isimli bir firma o dönem yapılan ihalelerin usulsüz olduğuna dair, emniyet, savcılık, valilik ve ilgili yerlere suç duyurusunda bulundu. Bu suç duyurusu üzerine 8 ay boyunca mali şube ekipleri ihaleleri inceleyip, ismi geçenler hakkında dava açtı, açılan dava 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Devam eden mahkemede 8 yıldır DÜ merkez laboratuvarlarını yöneten Leyla Çolpan isimli şahıs 10 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Yargıtay’a taşınan mahkemede FETÖ örgütü yanlısı hakimler tarafından 10 yıl ağır hapis cezası zaman aşımına uğratıldı. Bu zaman aşımı bir aklanma değil, örgütün dosyayı yok etme taktiğiydi. Bulunduğu görevden ceza alan bu şahıs 8 yıldır aynı görevin başında olup, aynı zamanda dekan yardımcılığını görevini de yürütüp, terör örgütüne finans sağlamaktadır. İhale verdikleri firmalardan hukuksuz bir şekilde örgüte finans kaynağı oluşturmaktadır. Bu şahıs üniversitede direk rektör ile irtibatlı olan tek kişidir. İhalelerden örgüte nasıl finans sağlandığına bir örnek verecek olursak; ihale sonrası firmalar çağrılarak ihale tutarını 2 ayda mı yoksa 2 yılda mı ödenmesi soruluyor. Paranın 2 ayda ödenmesi için ihale tutarının yüzde 20’sinin belirtilen hesaba yatırılması ayrıca bu yatırılan paranın tutarı kadar çeşitli kalemlerde fatura temin edilmesi isteniyor bunu yapamayan dürüst firmaların ihaleye girmesi engelleniyor. Kesilen fatura DÜ’de ayrıca alım olarak gösterilerek bir işte iki ayrı usulsüzlük yapılıyor. DÜ’de yapılan ihalelerde böylelikle hem devlet zarara uğratılıyor, hem de ihalelerden alınan yüzde 20 ve bu yüzdeliğin karşılığında alınan faturalarla trilyonlarca vurgun yapılıyor” diye konuştu.

    Organ nakli üzerinden büyük vurgun

    İhalelerde yapılan usulsüzlük ve vurgunları örneklerle açıklayan profesör, “Vurgunların nasıl yapıldığına dair bir örnek verecek olursak, DÜ’de organ nakli olan hastalara verilen immum sistemi baskılayıcı bir ilacın düzeyini belirlemek için yapılan testin bir yıllık ihale sayısı 7 bin olarak gerçekleşmiştir. Oysa ki bu sayı Türkiye’de yapılan organ nakli sayısından çok daha fazladır. Bu sayının bu kadar yüksek olmasının sorgulanması ve incelenmesi gerekir. Kan bankaları tarafından yapılan HIV adı verilen testin ayrıca çok sayıda miktarda merkez laboratuvarı tarafından da alındığı ihalelerde görülmektedir. Bunların da yetkili kurumlar tarafından incelenmesi gerekir” ifadelerini kullandı.

    “300 TL’lik test, bin 100 TL’ye ihale edildi”

    Üniversitenin en önemli testlerinin lösemi tanı, genetik hastalıkların tanı testleri ve yeni doğan metabolik testleri olduğunu belirten profesör, bunların “Biyo kimya ve hematoloji laboratuvarından alınıp 3 yıllığına FETÖ’ nun finans kaynağı olan Burç adındaki laboratuvara hizmet alımı ihalesi ile verilmiştir. Hemotoloji laboratuvarında maliyeti 300 TL olan talesemi tanı testi, bin 100 TL’den ihale edilmiş olup bu durumun kurumu ne kadar zarara uğrattığı ortadadır. Bu dosyaların da mutlaka incelenmesi gerekir” şeklinde konuştu.

    “FETÖ yandaşlarına yapmadıkları testler için performans ücretleri ödendi”

    Yapılan usulsüzlükler için savcılık ve emniyetin harekete geçmesi gerektiğini belirten profesör, bu kurumlardan yetkililerin çağırması durumunda bildiklerini de anlatabileceğini söyledi. Profesör açıklamalarını şöyle sürdürdü:

    “Yine hizmet alım ile dışarıda yapılan testlerin üniversitede yapılmış gibi sonuç verilmesiyle örgüt üyeleri bunları kendileri yapmış gibi performans alarak bunu maaşlarına yansıtmak suretiyle devleti zarara uğratmıştır. Performans ücreti öğretim üyelerinin bire bir kendilerinin yaptığı katkılardan ödenir. Oysa DÜ’de gerek laboratuvar tekniklerinde gerekse poliklinik hizmetlerinde ve ameliyathanelerde asistanların yaptıkları tüm hasta hizmetleri yandaş öğretim üyelerince yapılmış gösterilerek haksız kazanç elde edilmektedir. Ayrıca 4-B denilen tıp fakültesine alınan personelin özellikle radyoloji ve laboratuvar gibi teknik kısımlarda çalıştırılan bölümlere alınan kişilerin mezun oldukları okulların incelenmesi gerekir”.