Etiket: Yansımaları

  • “Türkiye ve AB Ortak Değerleri: Eğitim Sistemine Yansımaları” konferansı

    Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin, “Türkiye’de seçilmiş iradeye, demokrasimize, hukuk devletimize yönelik tarihte eşi görülmemiş bir saldırıyla karşı karşıya kaldığımız bir günde AB başta olmak üzere Batılı dostlarımızı yanımızda görmek isterdik. Bu, bizim için AB’nin bu değerlere yeterince sahip çıkmadığı adına bir örnektir” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü tarafından ’Öğrenciler AB’yi Öğreniyor Projesi’ kapsamında bir otelde ikincisi düzenlenen “Türkiye ve AB Ortak Değerleri: Eğitim Sistemine Yansımaları” başlıklı uluslararası konferans Ankara’da başladı. 16-17 Kasım tarihleri arasında devam edecek konferansa Avrupa’dan ve Türkiye’den çok sayıda AB ve eğitim uzmanı katıldı. Konferansta toplumda AB ortak değerlerine ilişkin farkındalığın yükseltilmesinde eğitimin ve yaratıcı dramanın nasıl bir araç olabileceği konusu ele alınıyor.

    Konferansın açılışında konuşan Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin, Öğrenciler AB’yi Öğreniyor Projesi’nin temel çıkış noktasının Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde kamuoyu desteğinin azalmaya başladığı bir dönemde bu desteği artırmak ve bu sürecin daha sağlıklı yürümesi için öğrencilere okullarda AB’yi ve AB değerlerini öğretmek olduğunu söyledi. Projeyi sağlıklı ve heyecanla yürüttüklerini ifade eden Tekin, “Bu projenin tek hedefi vardı, Avrupa Birliği sürecine katkı sağlamaktı. Bunun için de bir tane temel parametremiz vardı; Türkiye’de öğrencilerin Avrupa Birliği’ni hem kurumsal yapı itibarıyla hem de değerler itibarıyla öğrenip özümsemelerini arzu ettik. Ulus devlet paradigmasının dayattığı, siyaset tarafından çizilmiş doğal olmayan sınırların aşıldığı, evrensel değerler çerçevesinde sınırların yeniden değerlendirildiği bir dönemde Avrupa Birliği’nin sosyo-politik, ideolojik sınırlarla sınırlandırılamayacağına ilişkin değerlerinin öğrencilerimiz açısından bilinmesi için önemliydi” diye konuştu.

    İnsanlığın evrensel ortak değerlerin ve bu değerlerin üretildiği, korunduğu coğrafi alanın tarih boyunca yer değiştirdiğine değinen Tekin şunları kaydetti:

    “Bu değerler sadece AB’nin değerleri değil, insanlığın ürettiği ortak değerlerdir. Bu değerler zamanla yer değiştirirler. Bu evrensel değerleri, o coğrafyaya insanlık adına verilmiş bir emanet olarak görüyoruz. Dolayısıyla Batı bu emaneti, insanlığın ortak birikiminin ürünü olan bu emaneti korumakla mükelleftir. Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi kavramlar insanlığın ortak birikimidir. Bugün AB, bu değerlerin önemli koruyucularından bir tanesidir. Biz de bu yola çıkarken temel hedefimiz, insanlığın ortak birikim olan bu değerleri çocuklarımıza öğretmekti.”

    Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinin kendilerini çok da ilgilendirmediğini belirten Tekin, temel hedeflerinin evrensel değerlerler bağlamında oluşan bu birikimin öğrencilere aktarılması olduğunu vurguladı.

    “İnsanlığın ortak birikimine sahip çıkmak noktasında AB’den yeterince destek alamadık”

    Hem Türkiye- AB ilişkileri açısından hem de evrensel değerlerin Avrupa Birliği tarafından korunmasına ilişkin algılar itibarıyla bazı problemlerle karşı karşıya kalındığının altını çizen Tekin, AB ülkelerinin 15 Temmuz darbe girişimi sürecinde yeterli tepkiyi göstermediğini dile getirdi. Tekin, Yunan filozof Platon’un ideal devlet anlayışını hatırlatarak, “Platon’a göre bir ideal kavramlar vardır, bir de bu kavramların bozuk birer kopyası vardır. Bunlar zamanla bozulurlar. Bu bağlamda bugün Türkiye’de yaşadığımız olağan dışı süreçte, insanlığın ortak birikimine sahip çıkmak noktasında AB’den yeterince destek alamayışımızı bununla açıklıyorum” ifadelerini kullandı.

    “Evrensel değerleri birer put haline getirip, işimize gelmediği zaman putları yersek bu insanlığa ihanettir”

    Hz. Ömer’e ait, “İslamiyet öncesi helvadan putlar yapardık, savaş esnasında putlara tapardık, savaş sonrası acıktığımız zaman putlarımızı yerdik” anekdotunu aktaran Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bugün içinde bulunduğumuz durumu bu referansla açıklamak istiyorum. Bu evrensel değerlerin bir emanet olduğuna, bozulmadan yaşanması gerektiğine inanıyorum. Eğer, bunları birer put haline getirip işimize gelmediği zaman bu putları yersek bu insanlığa, evrensel birikime ve tarihsel sorumluluğa ihanettir. İnsanlık olarak demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti gibi evrensel değerlere sahip çıkmalıyız. Biz bu mücadeleyi yürütürken aslında en önemli paydaşımız AB’yi yanımızda görmek isterdik ama Türkiye’de seçilmiş iradeye, demokrasimize, hukuk devletimize yönelik tarihte eşi görülmemiş bir saldırıyla karşı karşıya kaldığımız bir günde AB başta olmak üzere Batılı dostlarımızı yanımızda görmek isterdik. Bu, bizim için AB’nin bu değerlere yeterince sahip çıkmadığı adına bir örnektir. Umarım bundan sonraki süreçte AB bu emanete daha iyi sahip çıkar, aksi takdirde çocuklarımıza öğrettiğimiz değerleri yeterince tanıtmamış oluruz. Bu proje de başarısız olur. Çünkü bir taraftan demokrasi, hukuk devleti gibi kavramların AB’nin bir değeriymiş gibi sunulup, diğer taraftan demokrasimize saldırı olduğunda AB’nin bu süreçte bu değerlere sahip çakmamış olması çocuklarımız için de bir problemdir. Bu değerleri gelecek kuşaklara aktarmak tarihsel bir sorumluğumuzdur.”

    “Bu değerler sadece AB’ye özgü olan değerler değildir”

    Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Funda Kocabıyık ise projenin 25 Aralık tarihi itibarıyla sona ereceğini belirterek, “Öğrenciler AB’yi Öğreniyor Projesi’nin en önemli odak noktası Avrupa Birliği ortak değerleri ve temel haklar konusunda toplumumuzun farkındalığını artırmak ve bilgi düzeyini yükseltmektir. Ancak burada şu konuya açıklık getirmek isterim ki; bu değerler AB ile ortaya çıkan ve sadece AB’ye özgü olan değerler değildir. Bu değerler bugün tüm uygar dünyanın kabul ettiği ve mümkün olduğunca ülke politikalarında yer vermeye çalıştığı evrensel değerlerdir. Temelde bu değerler insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, adalet, ifade özgürlüğü, eğitim hakkı, çocuk hakları, kadın-erkek eşitliği, çevre hakkı, kent hakkı v.b. gibi aslında insan ve uygar bir toplum olmanın bir gerekliliği olan değerleri kapsamaktadır” şeklinde konuştu.

    Söz konusu değerlerin toplum tarafından içselleştirilip güncel hayatta kullanıldıkça anlam kazanacağını ifade eden Kocabıyık, “Gelişmeye açık bir toplumsal dinamiği sağlamanın yolu da ortak değerlerde buluşmaktan ve onları kullanmaktan geçmektedir. Avrupa Birliği de bir siyasi ve sosyal kaynaşma projesi olduğu için bu değerlerin tüm üye ve aday devletler tarafından kabul edilmesine önem vermektedir. Bu evrensel değerlerin önemi hakkında hedef kitlemizi bilgilendirmek için yürüttüğümüz faaliyetlerden biri de ortak değerleri ve temel hakları eğitim sistemine aktarmanın yöntemleri üzerine düşünmek ve tartışmak üzere uluslararası konferanslar düzenlemek oldu” açıklamasını yaptı.

    Avrupa Birliği’nin vatandaşlarının ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda birbirleriyle kaynaşmasını amaçladığını dile getiren Kocabıyık, “Farklı kültürlere, üye ülkelerin ulusal kimliklerine, bölgesel ve yerel kamu otoritelerine saygı göstermek ortak değerlerin en temel özelliğidir. Küreselleşme eğitimin uluslararası hale gelmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla evrenselliği kanıtlanmış ve sadece AB ülkeleri değil, tüm demokratik ülkelerce benimsenmiş ortak değerlere ilişkin öğrencilerin bilgi ve farkındalık düzeyinin artırılması ve Türkiye’nin gelecekteki olası AB üyeliği sürecinde diğer AB vatandaşları ile asgari müştereklerde buluşmasının ilk adımı olan temel değerlerin benimsenmesi önem taşımaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

    Kocabıyık, gerek konferans süresince yapılacak bilgilendirme ve etkileşimli çalışmalarla, gerekse konferans sonrası ortaya çıkacak rapor başta olmak üzere tüm çıktılarıyla konunun tartışılması için uygun bir platform sağlamasını umut ettiklerini kaydetti.

    Konferans, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin, Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ercan Demirci, AB Türkiye Delegasyonu Başkan Yardımcısı Gabriel Munuera Vinals, UNESCO Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz, Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Funda Kocabıyık, 81 ilden İl Milli Eğitim Müdürlüğü temsilcileri, Bakanlık yetkilileri ve ilgili kurum temsilcilerinin katılımlarıyla gerçekleşti.

  • Kütahya’da ’15 Temmuz Darbe Girişiminin İslam Coğrafyasında Yansımaları’ konferansı

    Kütahya’da 15 Temmuz’daki darbe girişiminin Türkiye ve İslam coğrafyasındaki etkilerini konu alan “15 Temmuz Darbe Girişiminin İslam Coğrafyasında Yansımalar” konulu konferans başladı.

    Kütahya Valiliği, Kütahya Belediyesi, Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) ve Kütahya iş dünyasının organizesinde 33 ülkeden 52 bilim adamının katılımıyla gerçekleştirilen konferansın ilk oturumu DPÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Kırmızı Salon’da yapıldı. Konferansa Kütahya Valisi Ahmet Hamdi Nayir, AK Parti Kütahya Milletvekili Şükrü Nazlı, Belediye Başkanı Kamil Saraçoğlu, DPÜ Rektörü Prof. Dr. Remzi Gören, AK Parti Kütahya İl Başkanı Ali Çetinbaş, Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı (KÜTSO) Nafi Güral, ilçe belediye başkanları ile ilçe Ticaret ve Sanayi Odası başkanları, STK temsilcileri, Orta Asya, Afrika, Ortadoğu, Körfez, Balkan, Uzak Doğu, Latin Amerika, Batı Avrupa ülkelerinden ve Rusya Federasyonu’ndan davetliler katıldı.

    İstanbul Medeniyet Üniversitesi öğretim üyesi ve Türkiye’nin eski Çad Büyükelçisi Prof. Dr. Ahmet Kavas, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Yemen eski Temsilcisi Prof. Dr. Faruk Bozgöz ile Mısır’dan Mahmut Fethi, Somali’den Ahmedei Cheickgurei’nin konuşmacı olarak katıldığı konferansın ilk oturumunda 15 Temmuz darbe girişiminin Türkiye ve dünya medyasındaki yansımaları konuşuldu.

    “15 Temmuz İstiklal Zaferi’nin devamıdır”

    Sempozyumda konuşan Vali Nayir, gönül coğrafyasının Kütahya’da bir araya gelmesinden büyük memnuniyet duyduğunu belirterek, konuklara teşekkür etti. Vali Nayir, 15 Temmuz gecesi Türkiye’nin kurtuluş destanını yeniden yaşadığını söyledi. Ülkenin aynı gecede hem ihaneti hem de birlik ve beraberliği gördüğüne dikkat çeken Vali Nayir, “Bugün 24 Ağustos, 6 gün sonra 30 Ağustos. Büyük bir zaferin 94. yıl dönümünü kutlayacağız. Bu zaferde Kütahya’nın özel bir yeri var. Bu zaferle taçlandırılan İstiklal Savaşımız yalnızca bizlere değil, dünyadaki tüm mazlum uluslara, emperyalist güçlere karşı bir cesaret vermiş, ışık olmuş, yol göstermiştir. 15 Temmuz da böyle büyük bir başarının hikayesidir. 15 Temmuz’da yaşanan ihanet, kalkışma, demokrasiye ve milli iradeye saygısızlığın kara bir lekesi. Bir diğer yönden baktığımızda başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın feraseti, basiretiyle ve halkımızın ona verdiği cevapla büyük bir birliğin, beraberliğin, şahlanışın da bir noktası. Aynı gecede hem büyük bir ihaneti, hem de büyük bir birliği ve beraberliği gördük. Dolayısıyla aynı geceyi iki farklı bakış açısıyla değerlendirmemiz gerekiyor. Bu milletin öz evlatları 15 Temmuz gecesinde ümitsiz olmamızı gerektiren bir durumun olmadığını, bu milletin gücünün tankların gücünün önünde geldiğini gösterdi” dedi.

    “Gönül coğrafyamıza 15 Temmuz’u iyi anlatabilmeliyiz”

    15 Temmuz gecesinin iyi analiz edilip aktarılması gerektiğini ifade eden Vali Nayir, “Yaşadığımız bu sıkıntıları bizden olan, bizim gibi düşünen, aynı inancı paylaştığımız İslam coğrafyası nasıl görüyor, oradaki algı ve yansımalar nasıl? Bizler aynı bünyenin uzuvları, aynı binanın tuğlalarıyız. Bu yüzden önce kendimizi onlara anlatıp, onlardan bir yardım beklememiz lazım. Bu yardım bizim bize yardımıdır. Ziya Paşa’nın çok güzel bir beyiti var diyor ki; ’Sana senden olur bir işde dad (yardım) lazımsa zaferden kes ümidin gayriden imdad lazımsa.’ Biz gayriden bir yardım beklemiyoruz ama kendimiz gibi düşünen insanlarda elbette yaşadığımız bu zorluk içerisinde bir ve beraber olmamızın beklentisini oluşturmak istiyoruz. Gönül coğrafyamızda yaşadığımız bu sıkıntıyı birebir hisseden, dualarıyla, ellerinde Türk bayraklarıyla bizim yanımızda olduğunu gösteren, şükran borçlu olduğumuz binlerce, milyonlarca insanımız var” şeklinde konuştu.

    “FETÖ’yü ortadan kaldıracak tek şey milli birlik ve beraberliğimizdir”

    “15 Temmuz’da ulaşılan milli birlik ve beraberliğin devamlılığını sağlamalıyız” diyen Vali Nayir, “Bugün gönül coğrafyamızdaki insanları Kütahya’da bir araya getirdik. Kütahya, Türkiye, demokrasi ve milli irade için yapılacak her şeyde herkes gibi Valiliğimiz de mutlaka görev almak durumundadır. Bu süreçte milli birlik ve beraberliğimizin devamı olarak ilimizde başta Valiliğimiz, Belediyemiz, Üniversitemiz ve Kütahya iş dünyası olarak yine güzel bir birlik ve beraberliği bu sayede gerçekleştirmiş olduk ki bunun devamına ihtiyaç var. Yenikapı’da başlayan ve bütün illerimizde devam eden milli birlik ve beraberlik bizim en vazgeçilmezimiz ve sağlanan bu birliktelik devam etmeli. Aramızdaki nifakı, varsa suni ayrılıkları gidermemiz lazım. İçimizdeki paralel yapılanmaları, FETÖ’yü etkisiz hale getirmemizin tek çaresi milli birlik ve beraberliğimizdir” diye konuştu.

    Konferansa ilk gününde Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, İran, Afganistan, Tacikistan, Fas, Cezayir, Mısır, Sudan, Etiyopya, Somali, Nijerya, Nijer, Senegal, Libya, Tunus, Kamerun, Güney Afrika, Gana, Lübnan, Suriye, Irak, Filistin, Suudi Arabistan, Katar, Umman, Yemen, Bahreyn, Kuveyt, Bosna-Hersek, Kosova, Makedonya, Arnavutluk, Pakistan, Bangladeş, Hindistan, Endonezya, Malezya, Şili, Kolombiya, Bolivya ve Rusya Federasyonu’ndan 52 bilim adamı katıldı. Konferansın birinci gününde “15 Temmuz Darbe Girişiminin Türkiye ve Dünya Medyasındaki Yansımaları”, “15 Temmuz Darbe Girişimine Nasıl Gelindi” ve “FETÖ/PDY’nin Darbeci Zihniyeti, FETÖ/PDY’nin Hezimeti: 15 Temmuz Darbe Girişimi Nasıl Önlendi?” başlıklı konular ele alındı.

    26 Ağustos’ta sona erecek olan konferansın sonuç bildirgeleri kitap haline getirilerek, ilgili kurum ve kuruluşlara gönderilecek.

  • Vergi cezalarının affedilmesi ve yeniden düzenlemesinin Afyonkarahisar’daki yansımaları

    Hükümetin vergi borçları ile birlikte bir kamu alacağının faizlerini silmesi ve yeniden yapılandırılması Afyonkarahisar’da başta esnaflar olmak üzere toplumun bütün kesimleri tarafından olumlu karşılandı.

    Konu ile ilgili İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine açıklamalarda bulunan Afyonkarahisar Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi (ESKKK) Başkanı Mahmut Emin Birliktir, hükümetin attığı adımın borcu olan esnaflar için büyük bir adım olduğun ifade etti. Vergi alanında yapılacak düzenlemem ile birlikte esnafın büyük oranda rahatlayacağını belirten Başkan Birliktir, piyasanın canlanacağını da dile getirdi. Vergi borçlarının cezalarının silinmesi ve taksitlendirilmesini öngören düzenlemeden Afyonkarahisar’da esnafının yüzde 80’ne yakın kısmının faydalanacağını hatırlatan Başkan Birliktir, “Son zamanlarda bilindiği üzere piyasalarda ciddi anlamda bir durgunluk vardı. yaklaşık 6 aydır da nakit para akışında bir sıkıntı var. Dış kaynaklı ve son zamanlarda yaşanan terör hadisesi, darbe hadisesi piyasaları durma noktasına getirdi. Hükümette bunun farkında zaten, dolayısıyla da vergi cezası affı getirildi. Bugüne kadar böyle gelmemişti. Şimdi afla birlikte cezaların tamamını siliyorlar. Esnaf ve sanatkar açısından son derece önemli olmasına rağmen bizim için önemli olan iş adamının, sanayicinin, ithalatçının ve ihracatçının vergi cezasının silinmesiydi, onlar çalışırsa biz çalışırız. Dolayısı ile inşallah devlete fazla bir yük getirmiyordu, ama ben esnaf ve sanatkar açısından söylüyorum son derece doğru ve iyi verilmiş bir karar. Piyasaları da hareketlendireceği kanaatindeyim” dedi.

    Vergisini zamanında ödeyen esnaflarda kendilerine kolaylık istiyor

    Söz konusu düzenlemeden Afyonkarahisar’da 10 bine yakın esnafın faydalanmasının beklendiğini vurgulayan Başkan Birliktir, açıklamalarına şöyle devam etti:

    “Bu vergi borçlarından dolayı esnafımıza kredide veremiyorduk. Biliyorsunuz maliye e-haczi koyuyordu. Banka hesaplarını ve kredilerini bloke ediyordu. İnşallah piyasanın hareketlenmesi açısından iyi olduğu kanaatindeyim. Yalnız şu var 15 Temmuz herkesçe malum, inanın görüş şu biz başkanlarla, esnafımızla konuşuyoruz ‘devletimize fazla yük getirecekse, devlet zarar görecekse, devlet varsa biz varız yani gerekirse af olmasın yeter ki devletimizi güçlensin’ diyen çok sayıda esnaf ve sanatkarımız var. Eğer hükümetimiz ve devletimiz için çok fazla bir karar getirmeyecekse esnafımız, sanatkarımız, sanayicimiz ve iş adamımız için son derece olumlu bir karar diye düşünüyorum. Afyonkarahisar’da 12-13 bin esnaf var. Bunların yaklaşık yüzde 80’nin maliyeye maalesef borcu var, bunların hepside faydalanacak. Çok yüksek sayıda 8-10 bin civarında var.”

    Kentteki esnaflarda durumun olumlu olduğunu ve piyasaya canlandırma getireceğini söyleyerek, ayrıca hükümetten vergisini gününde ödeyen esnaflar içinde bir düzenleme beklediklerini sözlerine eklediler.

  • ESOGÜ’de ’Suriye Krizinin Türkiye’ye Olan Yansımaları’ Konferansı

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) İktisadi ve İdari Birimler Fakültesi (İİBF) Uluslararası İlişkiler Kulübü tarafından ‘Suriye Krizi ve Türkiye’ye Olan Yansımaları’ adlı bir konferans düzenlendi.

    ESOGÜ Fen Edebiyat Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleşen ve Yrd. Doç. Dr. Ali Onur Özçelik’in moderatörlüğün yaptığı konferansa, ESOGÜ İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cenap Çakmak, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Toğrul İsmayıl ve ESOGÜ İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Levent Baştürk’ün konuşmacı olarak katıldı.

    Konferansın ilk konuşmacısı Prof. Dr. Cenap Çakmak, ‘Arap Baharı’ sürecini ‘Suriye’de kriz nasıl başladı?’, ‘Nasıl uluslararası bir hal aldı?’, ‘Bu krizde aktör ve taraflar kimlerdir?’ ve ‘Şu anda durum nasıl?’ gibi başlıklar altında genel bir çerçevede ele aldı. Suriye Krizi’nin “Arap Baharı”nın etkisiyle ortaya çıkan daha fazla özgürlük ve demokrasi talepleri ile 2011 yılından itibaren başladığını belirten Prof. Dr. Cenap Çakmak, 2012 yılından sonra ise taleplerin değişmesinin iç savaşı tetiklediğini belirtti. Krizin üçüncü aşamasında karşımıza mezhep savaşının çıktığını belirten Prof. Dr. Cenap Çakmak, söz konusu mezhep savaşının ardından ise halen süren mülteci sorununun başladığını ifade etti.

    Öğretim Görevlisi Levent Baştürk ise konuşmasında, Suriye’deki Sünni kesimin krizden önceki ve sonraki durumu hakkında bilgiler verdi. Kriz sonrasında gelişen durumun İran’ın sahneye çıkmasıyla farklı bir boyut kazandığını belirten Levent Baştürk, ‘Mezhep Savaşı’ olarak adlandırılan bu krizin, İran ile Suudi Arabistan arasında bir vekalet savaşına dönüştüğünü ifade etti. Vekalet savaşında ise Türkiye dahil herkesin tuttuğu bir tarafın olduğunu belirten Baştürk, halk ayaklanması olarak başlayan Suriye İç Savaşı’nın Orta Doğu’da soğuk savaşın başlamasına neden olduğunu kaydetti.

    Doç. Dr. Toğrul İsmayıl ise, ‘Suriye Rusya için ne anlama geliyor?’, ‘Rusya bu durumla kendisini nasıl ilişkilendiriyor?’, ‘Suriye’deki çıkar ve menfaatler Rusya’nın Türkiye ile ilişkilerine nasıl yansıyor?’ konu başlıkları çerçevesinde bir sunum yaptı. Rusya’nın Orta Doğu’da varlığını koruyabilmesi için Suriye’nin oldukça stratejik bir öneme sahip olduğunu belirten Doç. Dr. Toğrul İsmayıl, Rusya’nın Orta Doğu politikasının enerji faktörü ve jeopolitik değişimlere bağlı olduğunun altını çizdi. Doç. Dr. Toğrul İsmayıl Rusya’nın Suriye’de sahneye çıkmasının bölgenin enerji kaynaklarından yararlanmak ve bu kaynakları kontrol altına almayı hedeflemenin yanı sıra, IŞİD’i kendi topraklarına karşı bir tehdit olarak görmesi ve yeni askeri teknolojileri denemek istemesi olduğunu ifade etti.

    Konferans soru-cevap bölümüyle sona erdi.

  • Nehü’de ‘İslam Ve Kadın’ İle ‘Toplumsal Cinsiyet Ve Yansımaları’ Konulu Panel Düzenlendi

    Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi’nde ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ etkinlikleri kapsamında ‘İslam ve Kadın’ ile ‘Toplumsal Cinsiyet ve Yansımaları’ başlıklı iki panel düzenlendi.

    Üniversite Kongre ve Kültür Merkezi Beyaz Salonda akademik ve idari personel ile öğrenciler ve davetlilerin katıldığı panellerin açılış konuşmasını Rektör Prof. Dr. Filiz Kılıç yaptı. Rektör Kılıç, “Benim en büyük arzum, kadın hakları konusunda bundan sonra öyle bir seviyeye gelelim ki bu konular tartışılacak bir konu olmaktan çıksın. Biz, insan haklarını, canlı ve cansız haklarını tartışalım. Kadın-erkek ayrımı yapmaksızın biz, ‘insanlar nasıl iyi bir dünyada yaşabilir’ bunu araştıralım, bunu tartışalım. Herkes işin ucundan kendi gücü nispetinde tutarsa bunu başarabileceğimize eminim. Kadınlarımız bugüne kadar çok farklı konularda gündeme getirildi. İnşallah bunların sonucu, sözde kalmayarak uygulamada ve eğitimde de güzel olur.” diye konuştu.

    Panele katılan gençlere de seslenen Rektör Prof. Dr. Kılıç, “Bizden sonra bu bayrak yarışında bu bayrağı bizden devralacak olan sizlere seslenmek istiyorum. Sizler, bu konuda çok önemlisiniz. Bir birey olarak lütfen ‘bana ne’ demeden, ‘ben de olmasam ne olacak’ demeden kadın-erkek ayrımı yapmadan, insan hakları adına birbirinize destek olun. Bizler için en önemlisi dediğim gibi insan haklarıdır. Çünkü yaratılış gereği biyolojik olarak eşit olmaya biliriz, ama hukuk önünde hepimiz eşitiz. İnşallah bunu net bir şekilde hep birlikte mücadele ederek görebiliriz. Bu vesileyle burada bulunan ve bu etkinliğin gerçekleşmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederken, tüm kadınlarımızın ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü bir kez daha kutluyorum.” ifadelerinde bulundu.

    Rektör Kılıç’ın konuşmalarının ardından başkanlığını Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (NÜKÇAM) yönetim kurulu üyesi Yrd. Doç. Dr. Görkem Birinci’nin yaptığı ‘İslam ve Kadın’ konulu panele geçildi. Panele panelist olarak katılan Acıgöl Müftüsü Muharrem Evirgen ‘İslamiyet’te Kadın’ ve İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Hatice Doğan ‘Dinler Ve Kadın’ konusunda katılımcılara bilgi verdi.

    Etkinliğin öğleden sonraki programında ise moderatörlüğünü NÜKÇAM yönetim kurulu üyesi Yrd. Doç. Dr. Aysel Kekilliğioğlu’nun yaptığı ‘Toplumsal Cinsiyet ve Yansımaları’ başlıklı panele geçildi. Panelin açılışında konuşan Yrd. Doç. Dr. Aysel Kekillioğlu ‘Toplumsal Cinsiyet Kavramının Kadına Getirdiği Zaman ve Mekan Sınırları’ hakkında, Fen Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Mehmet Ali Yolcu ise ‘Toplumsal Cinsiyet ve Geleneksel Kültür’ konusunda konuştu.