Etiket: Yansımaları

  • ABD’deki başkanlık seçiminin Türkiye ekonomisine yansımaları

    ABD’deki başkanlık seçiminin Türkiye ekonomisine yansımaları

    Dünya piyasaları ABD’deki başkanlık seçimlerine kilitlendi. Ülkedeki seçim sonucuyla oluşacak senaryoları Türkiye ekonomisi açısından değerlendiren Dr. Rahmi İncekara, Donald Trump’ın seçilmesinin Türkiye piyasalarının biraz daha iyimser karşılayacağını söyledi. İncekara, Joe Biden’ın seçilmesi durumunda ise Türkiye açısından biraz daha olumsuz bir durum olabileceğini belirterek, “Piyasalar açıldığında dolar/TL’de bir miktar artış söz konusu olabilir” dedi.

    ABD’de 3 Kasım seçimlerinde başkanlık koltuğuna oturmak için mücadele eden Cumhuriyetçi Donald Trump ile Demokrat Joe Biden’ın seçilmesi, Türkiye ve ABD ilişkileri açısından oldukça önem arz ediyor. İstanbul Kent Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Rahmi İncekara ABD’deki seçiminin getireceği sonuçlarına ve senaryolarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Dünyanın ABD’deki seçime kilitlendiğini belirten Dr. İncekara, “Başta piyasalar olmak üzere tüm aktörlerin hepsi ABD’deki seçimin sonucunu merak ediyor. Donald Trump ve Joe Biden arasındaki çekişmede özellikle ekonomi konusunda farklılıklar mevcut. Bu noktada Joe Biden’ın altyapı yatırımlarını artıracağı gerçeği söz konusu. Trump’ta aynı şekilde altyapı konusunda yatırımlar yapacağını ifade etmişti” ifadelerini kullandı.

    “Trump’ın yeniden başkan seçilmesiyle tüm dinamiklerin aynı şekilde devam edecektir”

    Dr. İncekara, Türkiye ekonomisi açısından Donald Trump’ın yeniden başkan seçilmesiyle tüm dinamiklerin aynı şekilde devam edeceğinin altını çizerek, “Trump’ın seçilmesiyle beraber Türk-Amerikan ilişkilerindeki başkanlar nezdindeki olumlu izlenimin aynı şekilde devam etmesi öngörülüyor. Doların değeri Trump’ın açıklamalarıyla dalgalı seyretse de, piyasadaki dinamik ve aktörler Trump’ı iyi tanıdıkları için çok fazla bir değişiklik olmayacaktır” diye konuştu.

    “Seçimlerin tamamlanmaması demek tüm dünya ekonomileri açısından büyük bir çöküş anlamına gelir”

    ABD’deki seçimlerin bitmemesi durumunda piyasaların büyük bir telaşa kapılabileceğini söyleyen Dr. İncekara, “Küresel bazdaki bu dalgalanma piyasaları çalkalayabilir. Hem borsalarda satış söz konusu olur, hem de dolar/TL ilerleyen günlerde artışa geçebilir. Haliyle seçimlerin tamamlanması çok önemli bir konu olarak göze çarpıyor. Seçimlerin tamamlanmaması demek tüm dünya ekonomileri açısından büyük bir çöküş anlamına gelir” şeklinde konuştu.

    “Türkiye’deki piyasalar Trump’ın seçilmesini biraz daha iyimser olarak karşılar”

    Biden’ın seçilmesi durumunda Türkiye açısından biraz daha olumsuz bir durum söz konusu olabileceğini vurgulayan Dr. İncekara, “Özellikle Joe Biden’ın Türkiye’ye yönelik yaptırımlar konusundaki tavrını ve CAATSA yaptırımlarının masada kuvvetli bir şekilde durduğunu görüyoruz. Türkiye’nin özellikle Biden’la olan ilişkilerini üst düzeyde tutabilmesi ve ABD ile dirsek teması olarak ilişkilerine devam etmesi söz konusu olacak. Biden’ın seçilmesi Türkiye açısından dolar/TL’nin artışını beraberinde getirebilir. Biden’ın Türkiye’ye yönelik olan CAATSA yaptırımlarını hala masada tuttuğunu görüyoruz. Türkiye’deki piyasalar genel itibarıyla Donald Trump’ın seçilmesine biraz daha iyimser olarak karşılar. Piyasalar açıldığında dolar/TL’de bir miktar artış söz konusu olabilir. Aynı zamanda da borsa üzerinde bir miktar satış söz konusu olabilir” açıklamalarında bulundu.

    En kötü senaryonun ABD seçimlerinin belirlenmemesi olacağını vurgulayan Dr. İncekara sözlerini şöyle tamamladı: “İki aday arasındaki fark az olursa eğer, Trump’ın Biden’a yönelik olan eleştirileri ve seçimdeki itirazlarını yapabileceği söz konusudur. Bu da seçimlerin sonucunun hemen belli olmaması anlamına geliyor. Piyasalar bu durumu olumsuz olarak fonlayacaktır. Dolar ve altına yönelik talep daha fazla artacaktır. Dolar ve altının tüm dünyada artışı söz konusu olabilir. Bu durumda özellikle gelişmekte olan ülkelerin piyasalarında dolara karşı bir değer kaybı anlamına gelecektir. Gelişmekte olan ülkeler Trump ya da Biden’ın seçilmesini isteyecektir. Piyasalar, seçim süresinin çok fazla uzamamasını isteyecektir”.

  • Adana’da AB ile Türkiye arasındaki gelişmelerin ekonomiye yansımaları ele alındı

    Adana’da AB ile Türkiye arasındaki gelişmelerin ekonomiye yansımaları ele alındı

    Adana’da düzenlenen toplantıda AB ile Türkiye arasındaki son gelişmelerin ekonomiye yansımaları ele alındı. Adana Sanayi Odası (ADASO) Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç, “Ülkemiz, 1963 tarihli Ankara Anlaşması’ndan bu yana AB topluluğunun etkin bir parçası olmak adına önemli girişimlerde bulunmuştur. Gerçekleştirdiği reformlar ve ekonomik performansla, Gümrük Birliği anlaşmasıyla tam üyeliği fazlasıyla hak etmiştir” dedi.

    Adana Sanayi Odasında “Avrupa Birliği ile Türkiye Arasındaki Son Gelişmeler ve Bunun Türk Ekonomisine Yansımaları” konulu toplantı düzenlendi. Toplantıya Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger ile Almanya Büyükelçisi Martin Erdmann da katıldı. Toplantıda konuşan ADASO Başkanı Zeki Kıvanç, Türkiye olarak toplumun tüm kesimleriyle Avrupa Birliğine tam üye olmak istediklerini belirterek, “Adana Sanayi Odası, Adana ve Türk iş dünyası olarak Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecini destekliyoruz. AB üyelik sürecinin tekrar canlandırılmasını talep ediyoruz. Maalesef Türkiye-AB müzakereleri, 2016’dan beri istenen seviyede ilerlememektedir. Bu anlamda son dönemde gerçekleştirilen Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Ekonomi Diyaloğu ve uzun bir aradan sonra gerçekleştirilebilen Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantılarını oldukça olumlu buluyoruz. İş dünyası temsilcilerinden biri olarak net bir şekilde belirtmek isterim ki Türk ve AB iş dünyası arasında en ufak bir sorun bulunmamaktadır. AB ve Türk ekonomisi açık şekilde ifade etmek gerekirse birbirinden ayrılamayacak kadar içi içe girmiştir” diye konuştu.

    “Türkiye ekonomik boyutuyla tam bir AB ülkesidir”

    Türkiye’nin AB’nin 5. büyük, AB’nin ise ülkemizin en büyük ticaret ortağı olduğunu belirten Kıvanç, ”2018 yılı itibariyle ülkemiz ihracatının yüzde 50’si, yani yaklaşık 84 milyar doları, ülkemiz ithalatının da yüzde 36’sı, yani 80 milyar dolarlık kısmı AB ile gerçekleşmektedir. Doğrudan yabancı yatırımların yüzde 70’i AB kökenlidir. Türkiye özellikle ekonomik boyutuyla tam bir AB ülkesidir. Ülkemiz, 1963 tarihli Ankara Anlaşması’ndan bu yana AB topluluğunun etkin bir parçası olmak adına önemli girişimlerde bulunmuştur. Gerçekleştirdiği reformlar ve ekonomik performansla Gümrük Birliği anlaşmasıyla tam üyeliği fazlasıyla hak etmiştir” ifadelerini kullandı.

    Avrupa Birliğinin üçüncü ülkelerle yürüttüğü müzakerelere de değinen Kıvanç, “Bu müzakereler Türkiye ekonomisini olumsuz yönde etkilemektedir. AB ile serbest ticaret anlaşması uygulayan ülkeler maalesef Türkiye ile benzer bir anlaşma yapmaktan imtina etmekte, kaçınmaktadır. Bu durum da Türkiye ekonomisine, makroekonomik çıkarlarına çok büyük zarar vermektedir. AB ülkeleri tarafından yürütülen STA görüşmelerine, Türkiye’nin de dahil olmasını sağlayacak zorunlu bir mekanizma geliştirilmesini çok önemsiyoruz. Bu bağlamda desteklerinizi bekliyoruz” dedi.

    2019 yılının Avrupa Birliği için zorlu bir sınav niteliğinde olduğunu belirten Kıvanç, ”Brexit süreci tüm AB için önemli bir belirsizlik halini almış durumda. 29 Mart itibariyle nasıl bir çözüm bulunacağı henüz netleşmiş değil. Mayıs 2019 ayında AB parlamento seçimleri ve ardından konsey, komisyon başkanı ve komisyon üye seçimleri var. AB’de giderek güçlenen Türkiye ve İslam karşıtı gruplar, artan popülist ve yabancı düşmanı akımlar hepimiz için büyük bir tehdit. AB, dünyanın en büyük barış projesi olarak, kutuplaşmanın değil, birlikteliğin merkezi olmalıdır. AB’nin siyasi, güvenlik ve ekonomik anlamda dünya politikalarında daha etkin ve belirleyici bir rol oynaması gerekmektedir. Türkiye bu açıdan AB’ye güç katacaktır” diye konuştu.

    “Terör örgütlerine karşı geniş bir işbirliği, ortak geleceğimiz açısından büyük önem taşımaktadır”

    Kıvanç, Türkiye’nin bir NATO üyesi olduğunu, Batı dünyası ve AB’nin ekonomik, askeri ve siyasi çıkarlarının korunmasına yönelik birçok görevde bulunduğunu belirterek, ”Bugün gelinen noktada ülkemizde terör örgütü destekçisi olarak aranan kişilerin AB’nin çeşitli Ülkelerinde ve ABD’de rahat bir şekilde ülkemiz aleyhine çalışmalar yapmakta olduklarını görmekteyiz. DEAŞ, PKK, FETÖ/PYD gibi terör örgütlerine karşı geniş bir işbirliği, ortak geleceğimiz açısından büyük önem taşımaktadır. Bizler, Avrupa Birliği’ni barışın, demokrasinin, ekonomik birlikteliğin ve istikrarlı büyümenin odağı olarak görmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger ise, “Türkiye’deki yapılan bu çalışmalar ve ticaret ve sanayi kuruluşlarına baktığımız zaman AB ile Türkiye arasında ekonominin omurgasını oluşturduğunu görüyorum. Bütün bu çözmeye çalıştığımız siyasi sorunlara rağmen gerçekten çok iyi bir iş çıkarıldığını söylemem gerekiyor” dedi.

    Türkiye ve AB arasında 1963 yılında yapılan Ankara Anlaşması’nın hala yürürlükte olduğunu belirten Büyükelçi Berger, “Bununla ilgili birkaç gün önce Brüksel de AB konseyimiz toplandı. Sizlerin de bahsettiğiniz tüm bu sorunlar o konseyde konuşuldu. AB ye katılım süreci faydalarından da bahsetmek gerekirse sizin yapmış olduğunuz ticaretler belirli bir kurallara uyması gerekiyor. Türkiye’yi gezerken şunu çok net bir şekilde gördüm. Türkiye zaten şimdiden birçok kurala uymuş vaziyette. Birçok gittiğim ve yapmış olduğum görüşmelerde, Türkiye ticaretinin ve sanayisinin rekabet gücü sadece Türkiye- AB perspektifinde değil dünya çapında da geliştiğini ve arttığını görüyoruz. AB yönetmeliklerine daha katılım sürecinde hemen ayak uydurmuş olmanız sadece AB ve katılım süreci anlamında değil dünya çapındaki ticaretteki rekabetçiliğiniz anlamında da katkısı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu çok net bir başarı hikayesidir” ifadelerini kullandı.

    AB-Türkiye arasında kapsamlı bir havacılık anlaşması imzalanacağını söyleyen Büyükelçi Berger, ”Havacılıkla yapılan ticaret konusunda da yeni İstanbul Havaalanı’nı düşünecek olursak çok ciddi bir gelişim olacaktır. Şuanda bu anlaşmanın çalışmaları yapılıyor. Bu konuda AB-Türkiye arasında hem ekonomik hem de işbirliği konusunda fayda sağlamaya çalışıyoruz” dedi.

  • Efes Bandosu’ndan Kuşadası’nda ’Antik Çağın Yansımaları’ konseri

    Kuşadası Belediyesi’nin davetlisi olarak ilçeye gelen Efes Bandosu, İbramaki Sanat Galerisi’nde “Antik Çağın Yansımaları” isimli muhteşem bir konser verdi. Konserde Efes Bandosu kurucularından İzzet Tokay’a ait Anadolu müziklerinin hikayeleri Hasan Savaşer tarafından seslendirildi.

    Anadolu’da yaşamış tüm kültürlere ait seçme eserlerin icra edildiği konserde Yunan ve Aydın Zeybeği ile Enterpe’ye Ağıt esnasında sergilenen lyric dansı salonu dolduran sanatseverler tarafından büyük bir ilgi ve beğeniyle izlendi. Telli çalgılarda Erkin Akkaya, bas gitarda Aytekin Orhan, piyano ve tuşlu çalgılarda Emrah Şen, ses ve ışıkta Süleyman Doğar, vurmalı çalgılarda Fırat Kemeç, yan flüt ve vokalde Hilal Koçak, nefesli çalgılarda Doğan Kandaniş, davulda İzzet Tokay, kontrbas ve vokalde Tuğba Aysal, vokalde Ayça Gümrükçü ile Nevzat Demirdöven’in yer aldığı “Antik Çağın Yansımaları” isimli konserde Hasan Savaşer ise Anadolu ve Yunan türkülerine seslendirdiği hikâyeler ile eşlik etti.

  • KTO Başkanı Mahmut Hiçyılmaz:”Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminin yansımaları kendisini kısa sürede gösterdi”

    Kayseri Ticaret Odası’nın Nisan ayı meclis toplantısında konuşan KTO Başkanı Mahmut Hiçyılmaz, “Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminin olumlu yansımaları kendisini kısa sürede gösterdi” dedi.

    KTO Nisan ayı Meclis Toplantısı gerçekleştirildi. KTO Hizmet Binası Eğitim Salonu’nda düzenlenen toplantının açılış konuşmasını yapan KTO Meclis Başkanı Ömer Gülsoy, 16 Nisan’da yapılan referandumu değerlendirdi.

    Başkan Gülsoy, “Çok şükür kazasız belasız, en ufak bir olumsuzluk olmadan güzel bir neticeyle seçim süreci geçirdik. Hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bundan sonra ülkemizde inşallah zamanında olan seçimler olacak. İnsanların artık işlerine daha güzel odaklanacağını düşünüyorum. Zamanın kıymetini en iyi bilen iş dünyasıdır. Bundan sonra önümüz daha güzel olacak. 2023 hedeflerini, hedeflenenden daha önce yakalayabileceğiz. Bizler memleket kaygısı taşıyan insanlar olarak seçim olduğu zaman sadece seçime odaklanıyoruz. Seçimin neticesi ne olursa olsun önceden bilinmesi mümkün değil. Önceden bilinse dahi nihayetinde seçimin bir belirsizliği olur. Seçim belirsizliği de ekonomiyi, istikrarı ve güveni de sarsıyor” ifadelerini kullandı.

    6 maddenin görüşülüp karara bağlandığı toplantıda konuşan KTO Başkanı Mahmut Hiçyılmaz ise, referandum sonucu ile Türkiye’nin geleceğine yön verecek bir kararın alındığını belirtti. Hiçyılmaz, “Türkiye, geleceğine yön verecek kararın alındığı önemli bir Nisan ayını yaşamıştır. Dışarıdan kaynaklı birçok baskılara ve özellikle bazı Avrupa ülkelerinde yaşanan olumsuzluklara rağmen böyle bir kararın Milletimiz tarafından verilmiş olması, ülkemizin baskılara boyun eğmeyeceğini bir kez daha göstermiştir. 16 Nisan 2017’de yapılan referandum ile milletimizin iradesi sandıkta bir kez daha tecelli etmiş ve ülkemiz tarihi bir dönüm noktasından daha geçmiştir. Sandıkta yüksek katılımla tecelli eden milli irade; Türkiye’nin daha güçlü olma yolundaki tercihini ortaya koymuştur. Yönetim sistemi değişikliği ile Ülkemiz; bilim, teknoloji, sanayi ve tarım alanında küresel kulvarda daha da güçleneceğinin sinyalini vermiştir. Hayata geçecek yeni sistemle, Türkiye’nin değişen küresel ekonomiye tam uyumu sağlanacaktır. Hızlı karar mekanizması ile sürdürülebilir büyümeyle ilgili hedeflere ulaşılması mümkün hale gelecektir. 16 Nisan referandumuna kadar geçen sürede ülkemizin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durum hepinizin malumudur. Yurt dışı ve yurt içi siyasetin getirdiği zorluklardan kurtulmak için Hükümetin almış olduğu bir dizi kararlar kapsamında, son dönemde Eximbank ve Kredi Garanti Fonu kaynakları ile iş dünyasına ve özellikle KOBİ’lere nefes aldırılması çok yerinde bir karar olmuştur. KDV ve ÖTV indirimlerinin de doping etkisi ile piyasalarda yaşanan daralma aşılmaya başlanmıştır. Ekonominin canlanması açısından bu ve benzer uygulamaların çok yerinde olduğu bugünlerde daha net anlaşılmakta ve sonuçları görülebilmektedir. KDV ve ÖTV’deki uygulamaların, diğer sektörlere de yaygınlaştırılmasını, sadece eylül ayına kadar değil, kalıcı olmasını Hükümetimizden talep ediyoruz. Bunun yanı sıra vergi oranlarını yüksek tutarak daha çok vergi alınır anlayışının gözden geçirilmesi de uygun olacaktır. Vergi oranlarını düşürüp piyasalara canlılık kazandırarak gelirlerin artırılabileceğini, tabir yerindeyse; sürümden kazanmanın mümkün olduğunu düşünüyorum. Bu vesileyle, önemli kararları alan hükümetimize, üyelerimiz adına bir kez daha şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu.

    ’Milletimizin tercih ettiği Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi ve diğer Anayasal değişikliklerin yansımaları kısa sürede kendisini göstermeye başlamıştır’ diyen KTO Başkanı Mahmut Hiçyılmaz, konuşmasını şöyle tamamladı:

    “Dövizdeki düşüş ve borsadaki yükseliş trendi buna en güzel örnektir. Piyasalar moral verici etkileri hissetmeye, güven ve istikrar ortamının getireceklerini şimdiden görmeye başlamıştır. Türkiye ekonomisinde 2017 yılının ilk çeyreği sonunda yaşanan olumsuz dalgalanmanın aşıldığı görülmektedir. Nitekim reel kesim güven endeksi Nisan ayında Mart ayına göre yüzde 6,3 oranında artarak 101,3 olurken, tüketici güven endeksi de Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 5,1 oranında artmıştır. Gelişmiş ülkelerde bile önemli bir sorun olarak görülen işsizlik, ülkemiz için de önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Son açıklanan veriler ışığında işsizlik oranı bu yılın ocak ayında yüzde 13 olarak gerçekleşmiştir. İşsizlikle ilgili açıklanan istatistik rakamları, bu sorunu kısa sürede aşmamız gerektiğini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı İstihdam Seferberliği çağrısı, işsizlik oranının kısa vadede aşağıya çekilmesi adına büyük önem arz etmektedir. Devletimizin işsizlikle mücadele kapsamında önemli destekler verdiği bu seferberlikle Kayseri’de de önemli adımlar atılmıştır. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın istihdam seferberliği çağrısına olumlu yanıt verilmiş ve 3 aylık sürede 11 bin 900 kişi iş sahibi olmuştur. Buna göre, Kayseri’nin yılsonuna kadar 25 bin olarak belirlenen istihdam hedefine ulaşabilmesi zor olmayacaktır. Ağırlıklı olarak üyelerimizin oluşturduğu inşaat sektörü başta olmak üzere, diğer sektörlerin de katkısı ile şehrimizin işsizlikle mücadelede üzerine düşen görevi yapacağına inanıyorum. Kayseri, yılsonunda 30 bini aşkın istihdam rakamını sağlayabilecek güçtedir. Asıl kalıcı istihdamın yaratılabilmesi için yatırıma, üretime ve ihracata yönelik desteklerin üyelerimiz tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.”

  • Referandumun ekonomiye yansımaları ve AB ile ilişkilerin geleceği

    AK Parti Genel Merkez MKYK Üyesi ve TBMM Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Üyesi olan Eskişehir Milletvekili Prof. Dr. Emine Nur Günay, 16 Nisan tarihindeki referandumda çıkacak ‘Evet’ sonucunun ekonomiye olumlu yansımaları olacağını belirterek, “Ekonomi istikrarı sever” dedi.

    TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Divan Kurul Üyesi de olan Milletvekili Emine Nur Günay, İhlas Haber Ajansı (İHA) Eskişehir Bölge Müdürlüğü ziyaretinde, referandum sonuçlarının ekonomiye etkisi ve Avrupa Birliği ilişkileriyle ilgili soruları cevaplandırdı. Milletvekili Günay, ekonominin beklenti yönetimi olduğunu ve istikrarı sevdiğini belirtti.

    Umut kaybolduğunda ekonomide bir çöküş başlayacağını anlatan Günay, “Bu tabii ki ekonomiye, istikrara, ihracata bizim şu anda en önem verdiğimiz konulardan bir tanesi yansır. Şimdi 2014 de iki seçim, 2015’te iki seçim ve bir de 7 Haziran-1 Kasım arası belirsizlik dönemi diyelim. Arkadan güçlü bir hükümet, ilk 100 günde bütün seçim vaatlerini hayata geçirmiş bir hükümet. Tam bunlar oldu derken, bir 15 Temmuz hain darbe girişimi ile karşılaştı ülke. Yine ekonomik açıdan baktığımızda biz gerçekten biz 2016’nın üçüncü çeyreğinde birçok verinin çok farklı yöne doğru ivme yapacağını tahmin ediyorduk. Ona göre planlamıştık. Ama tam tersi 15 Temmuz sonrası biz üçüncü çeyreği kaybettik ve dördüncü çeyreğe de büyük bir yansıması oldu. Şimdi ekonomik büyüme verilerine baktığımızda bu darbenin etkisini görebiliyoruz. Sadece çeyrek olarak size örnek vereyim. Şimdi 2016’nın üçüncü çeyreğinde eksi 1,3 ekonomi küçüldü, dördüncü çeyrekte 3,5 büyüme geldi bu muhteşem bir şey ve biz yılı 2,9 ile kapattık. Şimdi bu tablo, bu veri bize şunu gösteriyor. Ekonomi gerçekten konjonktürel gelişmelere çok hassas, ama Türkiye’nin de çık hızlı bir toparlama kapasitesi potansiyeli var” dedi.

    “İstihdamda yaşananlar müthiş bir şey”

    Günay, ekonomi dünyası ile iç içe olduklarını belirterek, “İş insanlarımızla ile iş adamları ile toplantılar yapıyoruz, onların sorunlarını dinliyoruz. Esnafla, KOBİ’ler ile iç içeyiz. Bunu biliyoruz. Ekonomi danışma kurulunda bunlar çok detaylı ele alınıyor. Artıları eksileri konuşuluyor ve bir dizi paketler sunmaya başladık. Üretim paketi ya da seferberliği diyelim. İhracat seferberliği istihdam seferberliği Şubat başında başladı. Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde. Bunların hiç biri tesadüf değil. Bütün bu paketler üçüncü çeyreğin çok negatif geleceğini bildiğimiz için hemen tedbir alındı. Açıkçası dördüncü çeyrekte bu kadar hızlı bir toparlanmayı beklemiyorduk. Bunun yansımaları devam ediyor. Gelelim 17 Nisan’a. Zaten bizim bu paketlerin etkileri çok önemli. Sadece şunu söyleyeyim, üretim var, ihracat var ama istihdam çok önemli. Çünkü yine çift haneli rakamlara çıktık işsizlikte ve biz bunu çok yakından takip ediyoruz. Genç işsizlerimizin oranını düşürmek adına. İstihdam seferberliğinde hedef, Sayın Cumhurbaşkanımız dedi ki, ‘Bütün TOBB üyelerinden bir kişiyi istihdam etmelerini istiyorum.’ Bu yaklaşık 1 buçuk milyon mevcutları çıkarmadan tabi. Artı bir de 500 bin genç işsizlere yönelik istihdam kanalı açıldı. Bunar iş başı programları, mesleki eğitimler, toplumun yararına çalışma programı gibi toplam 2 milyon. Yani biz dedik ki 2017’de minimum 2 milyon yeni istihdam oluşturacağız ve biz bunun meyvelerini gördük. İnanın tahmin ettiğimiz şekilde hızla ilerliyor. İşsizlik şuanda yaklaşık 3 ayda 560 bin daha bu sabahki rakam, yeni istihdam oluşturuldu. Bu muhteşem bir şey” şeklinde konuştu.

    “İş gücüne katılım fazla ama istihdam oluşturma kapasitemiz onun altında”

    2016’yı değerlendirirken istihdamda Türkiye’nin yapısal bir sorunu olduğunu gördüklerini anlatan Emine Nur Günay, şunları söyledi:

    “Bu nedir, iş gücüne katılım istihdam oranının üzerinde. Çünkü alttan genç nesil geliyor. Okuyorlar, mezun oluyorlar ve iş istiyorlar ve oran çok yüksek. İş gücüne katılım fazla ama biz ülke olarak istihdam oluşturma kapasitemiz onun altında. Şimdi böyle olunca onun altında bir makas var zaten hep. Bir de böyle konjonktürel, bu 15 Temmuzdu, küresel krizdi, bir sürü konjonktürel daralma gelince bu makas iyice açılıyor. Yani bizim yaklaşık 2016 da 387 bin artı bir işsizimiz oldu. Şimdi bakın 2017’nin daha ilk üç ayında bu ara kapanmış oldu ve makas içindeki işsizlerde istihdama doğru yöneliyorlar.”

    “Türkiye, ‘kimse beni kontrol edemez’ diyor”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın referandum sonrası Avrupa Birliği ile oturup ilişkileri konuşacakları yönündeki açıklamalarıyla ilgili soruya karşılık Günay, “Avrupa Birliği’nin değerleri, normları, biz oraları aştık artık. Avrupa Birliği uyum sürecinde 2005’ten beri Türkiye gerçekten üzerine düşeni yaptı. Ben mesela ekonomik kriterlerden Maastricht kriterleri vardır bunların çoğunu yerine getirmiş durumda Türkiye ve kendileri şuanda Almanya Fransa dahil, o kriterleri yeni üye ülkeler için koydukları kriterleri kendileri karşılayamaz durumda. Siyasi kriterlerde de gerçekten o normlara uygun adımları Türkiye attı. Ama şimdi ikircikli bir tavır var Avrupa Birliği’nde. Kendileri yaptığında hiçbir şey olmuyor ama Türkiye’ye gelince herkes ahkam kesiyor. Şu anda tamamen yaşadığımız tamamen bu. En önemlisi de bu bölgede istikrarlı bir Türkiye, hem Avrupa hem Batı hem Ortadoğu ülkeleri ve bütün bölge için önemli. Öyle bir Türkiye istiyorlar ki gerektiğinde yönetebilirler. Şimdi burada uzun süredir ben ekonomik ve siyasi gücümü kazandım, bunun kalıcı olmasını istiyorum ve uzlaşmaya açığım, ama kimse beni kontrol edemez diyor. Bütün olay burada ve nereye gidiyoruz. Bütün Avrupa konseyinde ve parlamenterler meclisinde çok büyük bir mücadele veriyoruz tam bir yıldır. 24 Nisanda yine yapılacak olan toplantıda, Türkiye aleyhine bir rapor gelecek ki 2017’nin sonuna adar o raporun süresinin olmasına rağmen. Büyük bir ihtimalle bizi izleme sonrası dönemden bir önceye düşürecek bir rapor bu monitoringe geri düşürecek ve Avrupa konseyinin tarihine olmamış bir şey. Bunun bir yıldır mücadelesini veriyoruz. Her toplantıda acil bir tartışma maddesi olarak aldırmaya çalıyorlar. Bu ne demek Türkiye stratejisini ona göre belirleyecek. Ama bu konsey tarihinde hiç olmamış bir şey. İki burada Türkiye Avrupa Birliği değil, Avrupa konseyi dolayısıyla Türkiye burada kurucu üyelerinde. Yani altı ülkeden biri. Farklı bir durumu var konseyde. Avrupa Birliği Parlamenterler Konseyinde. Kurucu üyelerden beri ve 2016 Ocak ayından itibaren Türkçe çalışma dili oldu. Bunlar çok güzel gelişmelerdi. Bütün bu kazanımlar için geri adım olacak demektir. Türkiye içi mi? Hayır. Sadece Türkiye için değil, çünkü Türkiye artık çok net. Belli bir gücü var çok şükür. 16 Nisandaki sonuç bunun için çok önemli bizim için. Bence oturup Türkiye bakacak” ifadelerini kullandı.

    Brexit sürecinin negatif etkilerini Avrupa Birliği dalga dalga görecek

    Kişisel olarak köprülerin Türkiye tarafından atılması taraftarı olmadığını söyleyen Günay, “Çünkü zaten onlar kendi içlerinde nereye gittiği belli olmayan bir yapıya dönüştüler. Biz bekleyelim. Ki zaten Türkiye üzerine düşeni yaptı. Üzerine düşeni yapmayan Avrupa tarafıdır, Avrupa birliğidir. Ve şimdi bir Brexit yaşadık. Şimdi onların negatif etkilerini Avrupa Birliği dalga dalga görecek. Ekonomik anlamda simülasyon çalışmaları yapıldı ve çok negatif etkiliyor Avrupa Birliği’ni büyüme oranları olarak. Ki zaten krizden henüz çıkmış durumda değiller. Çok kötü durumda olan bir bankacılık sektörleri var. Dolayısıyla Avrupa zaten ekonomik krizi atlatmış değil. Bir de Brexit negatif etkisi gelecek. Şimdi Fransa’da seçimler yapılıyor. Bir görelim Le Pen başa gelirse zaten Frexit diyoruz. Büyük bir ihtimalle öyle bir şey olacak. Eğer Frexit olursa arkadan hangi ülkelerin onu izleyeceği tahmin ediliyor. Dolayısıyla ben burada Türkiye her zaman yaptığı gibi dış siyasette de sakin izleyici durumda olsun. Mücadeleler her platforma veriliyor ama bir görelim bakalım Avrupa Birliği ne olacak. Bence konuşulması gerekiyor. Bu yaşanan normal bir süreç değil Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasında. Avrupa Birliği adayı olan ve birtakım yerlere gelmiş bir ülke için siyasi, ekonomik, diplomatik bu tutum kabul edilebilir bir şey değil. Ekonomik saldırılar devam ediyor” diye belirtti.