Etiket: YANLIŞ

  • Kalp Hastalarında Yanlış Spor Ani Ölümlere Neden Oluyor

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı ve Avrupa Kardiyoloji Derneği Eğitim Komitesi üyesi Prof. Dr. Bülent Görenek, yanlış sporun kalp hastalarında ani ölümlere neden olabileceği uyarısında bulundu.

    Prof. Dr. Bülent Görenek, kalp krizlerinin günümüzde ani ölümlerin en sık sebebi olduğuna dikkat çekti. Doğru beslenme ve sporun, kalp krizlerin önlenmesinde son derece önemli olduğunu kaydeden Görenek, “Ancak ülkemizde egzersiz konusunda oldukça yanlış uygulamaların olduğunu üzülerek görmekteyiz. Koroner kalp hastası olan bir kişinin egzersiz programı mutlaka hafif olmalıdır. Bu tür riskli kişilere kalp hastalığı olmayan kişilere olduğu gibi yoğun spor önermek yanlıştır. Çünkü kaldıramayacakları seviyede bir spor bu hastalarda ani ölümlere sebep olabilmektedir. Bu bakımdan kalp hastası olan kişiler aşırı egzersizden kaçınmalıdır. İdeal olanı günde 1 saat kadar tempolu yürüme, kendini zorlamadan yarım saat kadar yüzme ya da rampa yukarı olmamak şartı ile yavaş tempoda bisiklete binmektir. Bu egzersizler de yine doktor kontrolü altında yapılmalıdır” dedi.

    “ÖNEMLİ OLAN AĞIR SPOR YAPMAK DEĞİL, DENGELİ VE DÜZENLİ EGZERSİZ YAPMAYI BİR YAŞAM BİÇİMİ HALİNE DÖNÜŞTÜRMEKTİR”

    “Daha fazla egzersiz kalpteki plakların aniden çatlamasına ve ölüme neden olabilmektedir” diyen Görenek, şöyle devam etti:

    “Kalp hastası kişilerin terleyip, soluk soluğa kalacak kadar spor yapması uygun değildir. Bu kişilerin göğüste ağrıya sebep olabilecek spor dallarından da kaçınmaları gerekir. Dolayısıyla, bu kişilerin müsabaka sporlarından ve sağlıklı olduğunu spor yaparak kanıtlamaya çalışmak gibi bir ruh halinden de kesinlikle kaçınması gerekmektedir. Kalp doktorları olarak, kalp damar hastalığı olan kişilerin doktor kontrolü altında yapabilecekleri egzersizleri, kalbi yormayacak şekilde tempolu yürüme, bisiklete binme ve yüzme olarak sıralayabiliriz. Bunun dışında kalan ağır spor dalları, kalp damar hastası bireyler için kesinlikle macera arayışı demektir. Zaten önemli olan ağır spor yapmak değil, dengeli ve düzenli egzersiz yapmayı bir yaşam biçimi haline dönüştürmektir.”

  • Prof. Dr. Aydın: “Epilepsi Toplumumuzda Yanlış Biliniyor”

    Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı Başkanı ve Türkiye Çocuk Nörolojisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Kürşad Aydın, halk arasında sara olarak bilinen epilepsinin toplum tarafından yanlış bilindiğini ve tedavisi olmayan hastalıklar arasında düşünüldüğünü belirterek, “Epilepsili çocukların yüzde 70-80’i, bazı epilepsi türlerinin ise yüzde 100’e yakını tam olarak iyileşmektedir” dedi.

    Halk arasında sara olarak da ifade edilen epilepsi tedavi edilebilir olmasına rağmen korkulan ve tedavisi olmadığı düşünülen hastalıklar içinde yer alıyor. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı Başkanı ve Türkiye Çocuk Nörolojisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Kürşad Aydın, epilepsinin toplumda yanlış bilindiğini belirterek, genel olarak epilepsili çocukların yüzde 70-80’inin, bazı epilepsi türlerinin ise yüzde 100’e yakınının tam olarak iyileştiğini ve 2-4 yıllık tedavi süresinin ardından çocukların hayat kalitesinde bozulma olmadan yaşantılarına devam edeceğini ifade etti. Aydın, hastalığın hurafelerden kaynaklı cinlerle ilişkilendirildiğini de belirterek, epilepsinin bir ruh hastalığı veya delilik olmadığına dikkat çekti. Epilepsinin beyindeki elektriksel boşalımlar sonucu ortaya çıkan geçici nörolojik bulguların görüldüğü bir hastalık olduğunu bildiren Prof. Dr. Aydın, nöbetler halinde gelen bilinç değişikliği, kısa süreli dalma, boş bakma, bayılma, yüzde, kollarda veya bacaklarda kasılma, dişlerde kilitlenme, gözlerde kayma, ağızda köpürme ve idrar kaçırma gibi bulgularla kendini gösterdiğini kaydetti. Aydın, hastalığın bulaşıcı olmadığını ve başkaları için de tehlikeli ve zararlı olmadığını belirterek, epilepsinin sık görülen bir rahatsızlık olduğuna da dikkat çekti.

    “ATEŞLİ HASTALIK SIRASINDA YAŞANAN NÖBET EPİLEPSİ DEĞİL”

    Pek çok nedene bağlı olarak gelişen epilepsi hastalığının sıklıkla genetik nedenlerden kaynaklandığını kaydeden Aydın, yüksek ateş, enfeksiyonlar, kafa travması, zehirlenme, kist, tümör, kanama ve beyinin gelişim kusurları gibi pek çok nedene bağlı olarak epilepsi gelişebilse de hastaların yüzde 50-60’ında nedenin genetik olduğunu ifade etti. Ateşli hastalık sırasında görülen nöbetlerin ise epilepsi kabul edilmediğini ve çoğu kez tedavi gerektirmediğini belirten Aydın, pek çok türü olan epilepsi tanısının kolay olmadığını kaydetti. Aydın, “Uzun süre aç kalmak, stres, uykusuz kalmak, alkol, kahve ve kola gibi içecekler epilepsiye yatkınlığı olan çocukların nöbet geçirmesini kolaylaştırabilir” dedi.

    Bilgisayar ve televizyon gibi parlak ışık saçan cihazlara dikkat edilmesi gerektiğini fakat tüm epilepsili çocuklara yasaklamanın doğru ve gerekli olmadığını söyleyen Aydın, ışığa duyarlı epilepsisi olan çocuklarda nöbete sebep olacağından bu duruma dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.

    “EPİLEPSİNİN İLACI VAR”

    Epilepsi tedavisinde kullanılan etkili ilaçların 100 yıldan fazla süredir bilindiğini söyleyen Aydın, son 20 yılda çok önemli, etkili ve yan etkileri az olan ilaçlar keşfedildiğini ifade etti. “Bu ilaçlar sayesinde epilepsi hastalarının yüzde 70-80’i tam olarak iyileşmektedir” diyen Prof. Dr. Aydın, geliştirilmekte olan ve yakın zamanda Türkiye’ de kullanıma girecek olan yeni ilaçların da bulunduğunu kaydetti. Epilepsi için ameliyatın da mümkün olduğunu belirten Aydın, ilaç tedavisine cevap alınamayan ve ameliyata uygun olmayan hastalarda ise epilepsi pilinin tercih edilebileceğini söyledi. Yüksek oranda yağ, çok düşük oranda karbonhidrat içeriğine sahip olan ketojenik diyetin seçilmiş bazı epilepsi hastaları için umut verici olabildiğini bildiren Aydın, bu yöntemi uygulamak zahmetli olduğu için öncelikli olarak diğer tedavilerin uygulanması gerektiğini ve bu yöntemlerden cevap alınamadıysa bu tedaviye başvurulabileceğini ifade etti.

    “EPİLEPSİLİ ÇOCUK YAŞANTISINA DEVAM EDEBİLİR”

    Aydın şunları kaydetti:

    “İlaç tedavisi ile nöbetleri kontrol altına alınan çocukların günlük aktivitelerine devam etmelerinde, kreş-anaokulu veya okula gitmelerinde, okul spor faaliyetlerine ve laboratuvar çalışmalarına katılmalarında herhangi bir sakınca yoktur. Yüzme ve bisiklet gibi tehlikeli olabilecek sporların nöbet kontrolü sağlandıktan sonra ve gözetim altında yapılması gerekir. Yine epilepsili çocukların yaşıtlarıyla birlikte normal okullarda eğitimlerini başarıyla tamamlayabilir. Epilepsili çocukların diğer çocuklarla arkadaşlık etmesinde, oyun oynamasında her iki taraf açısından da bir sakınca yoktur.”

    “NÖBET ANINDA YAN YATIRIN”

    Nöbetlerin genellikle birkaç dakika içerisinde kendiliğinden durduğunu kaydeden Aydın, yapılması gerekenlerle ilgili, “Nöbet geçiren birini gördüğümüzde panik yapmadan nöbet esnasında kafasını sert yerlere çarparak kendine zarar vermesini, dilini ısırmasını engelleyin. Sert olmayan düz bir zemine yan yatırarak solunum yolunu açık tutmaya çalışın ve ağızda köpürme ve kusma varsa temizleyin. Eğer nöbet 2-4 dakika içinde sonlanmadıysa 112’yi arayarak en uygun sağlık merkezine ulaştırmaya çalışın” ifadelerini kullandı.

    Halk arasında yaygın olarak uygulanan kasılmayı engellemek için sıkıca tutmanın, yüze su veya kolonya dökmenin, alkol veya soğan koklatmanın hiçbir yararının olmadığını ve bir şey içirmeye çalışmanın ise çok tehlikeli olup akciğerlere kaçmasına ve ölüme dahi sebep olabileceğini anlatan Aydın, “Nöbet sırasında ise çocuğu musluğun altına tutmak veya soğuk duş aldırmanın faydası yoktur. Özellikle ateşli nöbet geçiren çocuklarda soğuk duş vücudun dış kısımlarını hızla soğutmakta, beyine daha fazla kan gitmesine ve beyindeki ateşin daha da yükselmesine neden olarak nöbet için daha zararlı olabilmektedir. Buna karşılık nöbet yokken ateşli çocuğa ılık duş aldırmak yararlı olabilir” diye konuştu.

  • Sandıklı’da Elektrik Sayaçlarının Yanlış Okunduğu İddiası

    Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesine bağlı Baştepe köyündeki vatandaşlar Osmangazi Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi’nin (OEDAŞ) sayaç okumada yanlışlık yaptığını iddia ederken, şirket yetkilileri, yeni dönemde enerji birim fiyatına uygulanacak zamla tüketicilerin mağdur edilmeyeceğini bildirdi.

    Baştepe köyü sakinlerinden Sefa Erdur, İhlas Haber Aajansı (İHA) muhabirine yaptığı açıklamada elektrik sayacı endekslerinin birbirine uymadığını öne sürerek, elektrik dağıtım şirketinin Ocak ayında uygulanacak zammı bir ay öncesinden, Aralık ayında faturalara yansıttığını iddia etti. Erdur, “Faturalarımızın daha önceki aylardan yüzde 40 ila 70 arasında düşük geldiğinin farkına vardık. Saatlerimizin endeksleri ile faturalarımızdaki endekslerini karşılaştırdığımız zaman, elektrik dağıtım şirketinin Aralık ayında endekslerinde düşük yazarak bizi kandırdığını düşündük ve yetkililere haber verdik. Bizim saatlerimizde düşük endeksle Aralık ayındaki faturayı kapatan şirket, Aralık ayında tükettiğimiz elektriği eksik yazıp Ocak ayında faturalandırmayı amaçlayarak, elektrik zammından dolayı haksız menfaat sağlayacaktır. Dolayısıyla elini vatandaşın cebindeki paraya sokmuş olacaktır. Bu yüzden biz gereken yerlere haber verdik. Faturalarımız burada, vatandaşlarımız burada, saatlerimiz evde. Yetkililerin bu işle alakalı tedbir alarak vatandaşın bu şekilde büyük şirketler vasıtasıyla dolandırılmasına engel olmasını istiyoruz” dedi.

    Köy kahvehanesi sahibi Mesut Erdur ise 11 aydır 400-450 lira elektrik faturası ödediğini belirterek, “Elektrik faturam, Aralık ayında 225 liraya düşmüştür. Bu son 5 günde de 150-160 kilovat elektrik yaktığım görünmektedir. Bunlar resmen bizim cebimizdeki paraya göz dikmişlerdir. Dolayısıyla bu ay gelen 225 liralık fark ocak ayında 700-750 lira gibi bir fark gelecektir” diye belirtti.

    OEDAŞ’TAN AÇIKLAMA

    Bu arada, İHA muhabirinin sorusu üzerine OEDAŞ’tan konuyla ilgili yapılan açıklamada, mevcut kullanılan Abone Yönetim Sisteminde fatura hesaplamalarının ilk okuma ve son okuma tarihleri baz alınarak yapıldığı belirtilerek, “Bunun nedeni ise, ilk okuma tarihinden itibaren yeni döneme kadar olan tüketimlerin, eski birim fiyattan; yeni dönemden son okuma tarihine kadar olan tüketimleri ise, yeni dönem birim fiyatlarından parçalı olarak hesaplanmasıdır. Bu sayede, iki dönem arasında tarife farkı (birim fiyata zam gelmesi) olması halinde, eski döneme ait enerji kullanımları eski döneme ait birim fiyatlardan hesaplandığından, yeni dönemde enerji birim fiyatına uygulanacak zamlardan tüketiciler mağdur edilmemektedir” denildi.

  • (Özel Haber) Hava Kirliliği Kaloriferin Yanlış Yakılmasından Kaynaklanıyor

    Muş’ta, 60 yaşındaki Mehmet Erol, kalorifer kazanları ve sobalarda bulduğu yakma tekniğiyle hava kirliliğinin önüne geçilebileceğini savundu.

    Hava kirliliğinin tek nedeninin kalorifer kazanları ve sobanın yanlış yakılmasından kaynaklandığını belirten Mehmet Erol, bulduğu teknik ile hava kirliliğinin önüne geçilebileceğini söyledi. Bulduğu kalorifer kazanı ve soba yakma tekniği için Muş Valiliğine dilekçe verdiğini ve tüm kalorifer yakıcılarına eğitim vermek istediğini belirten Mehmet Erol, hava kirliliğinin en büyük sebebinin yanlış yakılmasından kaynaklandığını anlattı. Boş kalorifer kazanına kömür doldurarak tekne şekli veren Erol, kömürü üstten yakarak doğru tekniğin bu olduğunun altını çizdi. Birçok kişinin kazanı ya alttan ya da üstten yaktığını ifade eden Erol, ızgara üstüne bırakılan kömüre tekne şeklinin verilmesi gerektiğini belirterek, “Yanlış yakmanın asıl nedeni alttan tutuşturmaktır. Alttan tutuşturulan kömür üstten yumuşar ve bacadan siyah duman çıkar. Benim dediğim şekilde üstte yakıldığı zaman yüzde 30’a varan tasarruf sağlanır ve ayrıca hava kirliliği önlenmiş oluyor. Yani anlayacağınız tepeden çıkan siyah duman o yanması gereken kaloridir” dedi.

    Hava kirliliğinin yüzde 90’ının yanlış yakmaktan kaynaklandığını dile getiren Erol, şöyle konuştu: “Gerektiği şekilde yakıldığında bacadan o siyah duman çıkmıyor. Beyaz bir duman çıkıyor ve bu da hava kirliliği yapmıyor. Bütün sebep ve yanlışlar yakıştan. Yani tutuşturma üstten yapılırsa, bu hava kirliliğinden kurtuluruz. Ayrıca bir vatandaş olarak vicdanen rahatsız oldum. Buna dayanarak sayın valimize başvurdum dilekçemle beraber. Bana yardımcı ve destek çıkarsanız ben bu ili bu hava kirliliğinden kurtaracağım altına imzamı atarım.”

    “TÜM KALORİFER YAKICILARINA EĞİTİM VERMEK İSTİYORUM”

    Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü aracılığıyla tüm kalorifer yakıcılarına eğitim vermek ve hava kirliliğine karşı çözüm üretmek istediğini kaydeden Erol, “Bütün çevre illeri kurtarma imkanımız var. Yakıcıları tek bir çatı altında toplayarak eğitim vermek isterim. Doğru yakılırsa hem hava kirliliğinden kurtulmuş oluyoruz hem de tüketici tasarruf sağlamış olur” diye konuştu.

    Kalorifer kazanını yakarak doğru teknik hakkında bilgi veren Erol, daha sonra evde kurduğu sobadan örnekler vererek sözlerini şöyle tamamladı: “Sobanın altında ızgara var. Eğer alttan yakmaya çalışırsanız, yanarak kül haline gelir ve üstteki ağırlığı bastırıp ve havalandırmayı kapatır. Kapattığı zaman soba sönmek zorunda kalıyor. Bir duman çıkarıyor ev içinde kalıyor. Bunun yanı sıra alttan yakılan ateş üstteki kömürü yumuşatıp siyah dumanı bacadan çıkarıyor ve baca normal olarak on günde bir kapanıyor.”

  • Kamalak: “Gömleğin İlk Düğmesi Yanlış İliklenirse Hepsi Yanlış Olur”

    Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak, “Gömleğinizin ilk düğmesini yanlış iliklerseniz ondan sonrası hep yanlış gider. Mevcut iktidar ne yazık ki hem dış politikada, hem iç siyasette gömleğinin ilk düğmesini yanlış ilikledi” dedi.

    Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak, partisinin Bursa il kongresine katılmak için Ankara’dan Bursa’ya giderken İnegöl’de mola verdi. İl ve ilçe başkanları ve yöneticileri tarafından karşılan Kamalak, basın mensuplarının gündeme dair sorularını cevapladı. Kamalak, “Gömleğinizin ilk düğmesini yanlış iliklerseniz ondan sonrası hep yanlış gider. Mevcut iktidar ne yazık ki hem dış politikada, hem iç siyasette gömleğinin ilk düğmesini yanlış ilikledi. Bütün dostlarımız düşman haline geldi, güneydoğuda öyle oldu. Bizim kimseyle alıp veremediğimiz bir şey yoktur. 13 sene önce Türkiye’nin durumu şu an ile mukayese edildiğinde daha iyi bir noktada mıydı, daha kötü bir noktada mıydı? Yanlış politika izlendi, dolayısıyla, Türkiye hem içeride, hem de dışarıda kan kaybetmeye başladı” diye konuştu.

    Çözüm sürecinde dağdaki PKK’lıların şehre indiğini belirten Kamalak, “Şehirde KCK yapılanması diye bilinen unsurlar büyük ölçüde cezaevindeydi, serbest bırakıldı. Bir bütün olarak devletin ruhu çekildi oradan. Bu durum yöre halkının lehine olmadı. Hiç kimsenin lehine olmadı. Kanaatim odur ki PKK’nın da lehine olmadı. Yer altına o bombaların yerleştirilmiş olması patlayıcılarla yolların adeta mayın tarlası haline dönüştürülmüş olması bunların açık göstergesidir. Bundan 10 yıl önce güneydoğu mevcut durumundan daha iyiydi. Öbür taraftan 6-7 yıl önce Suriye, Irak, İran, Libya’yla ilişkilerimiz çok daha düzgündü. Bugün bunların hiçbiriyle kardeşane münasebetler içinde değiliz. Hatta ilişkilerimiz düşman ilişkisine dönüşmüş vaziyette. Eğer milli görüş çerçevesinde hareket edilmiş olsaydı bugün Rusya, Irak, Libya, Mısır, İran’la bir problemimiz olmazdı. Çare ise şüphesiz milli görüştür” diye konuştu.